Sonbaharın kırıp dökmeden yaptığı örnek alınası o sessiz vedalarının bendeki yeri hep çok başka olmuştur. Ayrıca öyle hissederim ki mevsimlerin en sanatçısıdır. Her ne kadar ismi son olsa da aslında dünyada pek çok şeyin en hareketlendiği zamanlardır da. Festivaller başlar, okullar açılır, tarlalara arpa, buğday ekilip uyutulur, yeni kararlar alınır, hedefler konulur, onlara ulaşılmaya çalışılır. Yazın bıraktığı dağılmışlık, rehavet rafa kalkar ve artık toplanmaya başlanılır. Yani, yaz sonrası ve yeni sene öncesi arası olduğu için de bence yılın en zirvedeki dönemidir. En verimli dönem.
Acelesi olmayan ama içinde müthiş bir devinim olan mevsimin geçtiğimiz günlerinde, Londra’da bir etkinliğe katıldım. Son zamanlarda beynimde bambaşka bilgiler, sorular sorgulamalarla yaşarken, bir anda kendimi ebeveyn, ergen ve çocuk dünyasıyla dolu konuşmalara ittim. Acaba o dünyalarda neler konuşuluyordu?
2017’den bu yana düzenlenen “MomTalks” ilk kez Turkish Global Society ve Qbicart iş birliği ile Londra’da yapıldı. Açılış konuşmalarını MomTalks (Anneler Konuşuyor) kurucusu Bahar Eriş ve platform partneri Zeynep İşman yaptı. Bu platformda alanında en uzman olan kişiler ile ebeveynler buluşturuluyor. Uzmanlar, alanlarına dair anlatılar yapıyor ve konuşmalardan sonra da soru cevap yapılıyor ve şahane bir fikirleşme ortamı çıkıyor ortaya.
Çocuğum yok ancak iyi bir hala ve teyze olduğumu düşündüğüm için açıkçası, “ben ne alabilirim buradan” diye gittim. Elim boş dönmedim. Öğrendiklerimi de hemen abim ve kız kardeşimle paylaştım. Ayrıca işlerini iyi yapan ve bildiklerini çok güzel anlatabilen insanlarla tanıştım. Hatta o kadar bilgi dolu konuşmalardı ki, bir ara zihnimde ben bile kayboldum. Ayrıca konu başlıkları da çok ilgimi çekmişti. Mesela, “epigenetik” ve “nutrigenetik”in çocuklarda ve yetişkinlikteki önemi, yaşlanmamak acaba çocuklukta mı başlar… Bir diğer konu başlığı ise; Yapay Zekâ ile Büyüyen Nesil: Tehlike mi Fırsat mı? Nörobilimden çocuk ve ergen psikolojisine uzanan konuşmaları yapan kıymetli konuşmacıların anlattıklarını not aldıktan sonra, MomTalks’ın fikir annesi akademisyen, yazar Bahar Eriş’le konuşmak istedim. Yankılarının oldukça derin olduğu kitapları var. Korkmasaydın Ne Yapardın?, Her Çocuk Üstün Yeteneklidir, Anne Beynim Aç, Baharın İlk Şarkısı ve yakında okuyucuyla buluşacak yeni kitabı.
- Mom Talks nedir ve fikri nasıl ortaya çıktı? Bu platformu kurarken motivasyonun neydi? Kişisel bir deneyimden mi ortaya çıktı?
MomTalks 2017 İstanbul doğumlu. O dönemde sosyal medyada popüler anne hesapları dikkatimi çekiyordu. Bazı influencer anneler kendi deneyimlerini genel doğrular gibi paylaşıyordu ve bazen paylaştıkları çok kişisel, kendi çocuklarının gerçeğini herkes için geçerliymiş gibi yansıtan, bilimsellikten uzak, “mükemmel annelik” imajlarıydı. Bu da başka ebeveynleri, özellikle de çocuğun sorumluluklarını genellikle omuzlarında taşıyan taraf olan anneleri hem yanlış yönlendiriyor hem de eksik ve yetersiz hissettiriyordu. Oysa mükemmel ebeveynlik bir yanılsama. Dolayısıyla annelerin doğru uzmandan doğru bilgiye ulaşabilecekleri, onlara “eksik, yanlış, yalnız değilsiniz” diyen bir platform olarak başladı MomTalks.
Ayrıca annelik Türkiye’de çok romantize ediliyor, idealize ediliyor ama altını doldurmak lazım. Peki o kadının eğitimi için, refahı için, güvenliği için, yükünü hafifletmek için ne yapıyorsun? Ne gibi destekler sağlıyorsun? Anneliği kutsallık kılıfına sarıp kadınları o kılıfın içinde boğan bir sistem var. “Annelik meselesini konuşalım” anlamını da taşıyor MomTalks.
Etkinlik kendini geliştirmek isteyen herkese açık. Başta sloganımız “Gelecek anneden başlar” şeklindeydi. Her ne kadar biz ne demek istediğimizi anlasak da, herkes bizim gibi algılamadı bu sloganı. Daha sonra “Gelecek aileden başlar” diye revize ettik. “Aile” bizim için çok geniş bir kavram; bazen anne-baba-çocuk, bekâr bir anne, bazen bekâr bir baba, bazen dede-torun, bazen bir kadın ve kedisi bile olabilir. Dolayısıyla kendini geliştirmeyi, bakım verdiği her kim ise onu daha iyi anlamayı isteyen herkes MomTalks’a geliyor.
Babalar çok önemli ama sahada çoğu zaman yoklar. Sadece bizim eğitimimizde değil, neredeyse ebeveynlere yönelik tüm eğitimlerde katılımcıların yüzde 90’ı kadınlar, anneler. Lawrence Cohen, “Babalar hem ebeveyndir hem de erkek; ama ne yazık ki ebeveyn olmaktan çok erkek olma konusunda eğitim alırlar. Bu erkeklik eğitimi özellikle, çocuklar ile oyun oynama yoluyla veya başka yollarla derin bir duygusal bağlantı kurmalarını, bu şekilde babalık etmelerini engeller” diyor. Biz de babaları teşvik etmek için her etkinlikte geldikleri için ayakta alkışlatıyoruz ve “Katılmanızın, bir gün sizi alkışlamayacağımız kadar normalleşmesi dileğiyle” diyerek de eklemede bulunuyoruz. Sonuçta bu müşterek bir sorumluluk. Normal olan sorumluğun paylaşılması, oysa hala “babanın yardım etmesi” gibi ifadeler yaygın maalesef.
- MomTalks’ın nasıl bir duruşu var? Konularınızı neye göre belirliyorsunuz ve katılımcı ebeveynler buradan hangi konularda bilgi ve fikir sahibi olarak ayrılıyor? Ayrıca, gündemde ve haberlerde çocuklara dair olan olaylar da etkili oluyor mu konu başlıklarınızı seçmenizde?
Konularımızı ebeveynlerin en çok merak ettikleri, en çok sordukları temalara göre belirliyoruz. O konunun en güvenilir uzmanlarını bulmaya çalışıyoruz. Mesela 29 Kasım’da Ankara’daki etkinliğimizde akran zorbalığı, ergenlikte sağlıklı ilişki ve iletişim, çocuklara sınır koyabilmek, boşanma ve bekâr ebeveynlik gibi konuları işleyeceğiz. Gündemde olan olaylar da elbette etkili oluyor. Ayrıca sponsor desteğine ihtiyacı olan bir etkinlik, dolayısıyla bazen temalarımızı ve konuklarımızı sponsorlarla ortaklaşa belirleyerek ilerliyoruz.
Londra’da yapılan son MomTalks buluşmasından (Fotoğraf: Büşra Sanay)
“Dünya değişse de ebeveyn-çocuk ilişkisindeki dinamikler aynı”
- Mom Talks’u yıllardan bu yana yapıyorsunuz bunca ebeveyni bu kadar bir arada tutan şey, bu birlikteliği güçlü kılan şey ne? Ayrıca, başladığınız günden bu yana nasıl bir gelişim gösterdi?
Bu dönemde güven çok önemli bir konu. İnsanlar kime güveneceklerini şaşırmış durumdalar. Aileler ve eğitimciler bizi güvenilir bir kaynak olarak görüyorlar, büyük gurur bizim için. Dokuz yıldır bu etkinliği sürdürüyoruz. Zaman içerisinde bir topluluk ruhu oluştu. Eğitime değer veren insan sayısı giderek azalıyor, dolayısıyla burası eğitime ve öğrenmeye değer veren az sayıda ruh arkadaşının bir araya geldiği, kavuştuğu, bazen ilk kez tanıştığı bir ortama dönüştü. İlk başta sadece İstanbul’dayken şimdi farklı illerde ve bildiğiniz gibi çok yakında Londra’da da etkinliğimizi düzenledik. Yavaş ama emin adımlarla büyüyoruz. Ben ebeveyn eğitimini bir memleket meselesi olarak görüyorum, ne kadar çok insan buna katılırsa kardır diye düşünüyoruz. Belki yurtdışında bu ihtiyaç o kadar yüksek olmayabilir, ancak bizim ülkemizde gerçekten büyük bir ihtiyaç. Kurumlardan daha çok destek bekliyoruz bu konuda.
- 2017 senesinde en sık gelen sorulardan bu yana çok değişim var mı merak ediyorum? Çünkü artık teknoloji de hayatımızın bir gerçeği ve yapay zekâ da gelişiyor. Dertler, sorunlar da zamanla şekil değiştirmiş olabilir
Evet, son dönemde teknolojiye dair sorularda artış var. O yüzden ara ara dijital teknolojilerin sağlıklı kullanımı, çocuklara dijital dünyada sınır koyma, siber zorbalık, yapay zekânın hayatımızdaki yeri, sosyal medyanın beden imajı üzerindeki etkileri gibi konuları da programımıza dahil ettik ve etmeye devam edeceğiz. Dünya değiştikçe sorular da değişiyor. Dış dünya değişse de ebeveyn-çocuk ilişkisinde dinamikler ve kurallar hep aynı: Güven ortamı, koşulsuz sevgi, açık iletişim ihtiyacı. Bunlar hiç değişmeyecek.
- Senin çok kıymetli sözlerin var çocuklara ve dönemlerine dair. Ergenlik üzerine bir söz söylemeni istesem bu ne olur?
Ergenlik dönemi bana hep Charles Dickens’in İki Şehrin Hikâyesi romanındaki cümleyi hatırlatıyor, “Zamanların en iyisiydi, zamanların en kötüsüydü.” Ergenlik zamanların en iyisi çünkü yaratıcılık, beyin gelişimi, mizah, coşku zirvede. Hem de zamanların en kötüsü, çünkü dürtüsellik, risk iştahı, başkaldırı, çatışma çok artıyor. Bu dönemde kazalar, yaralanmalar ve mortalite oranı hayatın diğer dönemlerine göre üç kat daha yüksek. Dolayısıyla bu dönem korkutabiliyor ama korku genellikle bilgi eksikliğinden kaynaklı. Ebeveynden ayrışmak sağlıklı. Ergenlik dönemi iyi yönetilirse harika kazanımlar getirir. Ergenlik dönemi ile ilgili farkındalık, korkuyu azaltıp iletişimi ve dolayısıyla çocukla bağı güçlendirebilir.
“Akran zorbalığında bütün suç çocuklarınmış gibi düşünmek çok adaletsiz”
- Son zamanlarda gözlemlediğim kadarıyla, özellikle Türkiye’de ergenlerde sert mizaç çok artmış gibi görünüyor. Akran zorbalığı da buna dahil elbette. Buna dair bir gözlemin var mı? Ve “neden” olarak ne söyleyebilirsin eğer yanıtın evet ise?
Çok boyutlu bir cevap gerektiren bir soru. Zorbalık bir sistem meselesi. Çocuk da o sistemin bir ürünü. Elbette kişisel irade önemli ama sistem de o iradeyi şekillendirmede büyük rol oynuyor.
Teknolojik gelişmelerle artan zorbalık arasında bir bağlantı var mesela. Bugün kaygı dünyasında yaşıyoruz. Sürekli medyada ya da sosyal medyadayız. Çok fazla içerik, çok fazla hikâye var. Bütün bunlar daha fazla kaygı demek. Beyinlerimiz her gün bu kadar bilgi bombardımanına cevap verecek kapasitede değil. Birbirimize yabancılaşıyoruz. Kendimizi başkalarıyla kıyaslayıp eksik hissediyoruz. Nörobilim, “empati sıkıldığımız zamanlarda gelişir” diyor ama sıkılacak zamanımız yok. Aramızdaki bağlar bu ortamda zayıflıyor. Michigan Üniversitesi araştırması var, 2000’den bu yana üniversite öğrencilerinde empati yüzde 40 oranında azalmış. Future Bright araştırma şirketi, 2025 Mayıs’ta Türkiye’de Akran Zorbalığı Araştırması Raporu yayımladı. İlkokul, ortaokul, lise çağında çocuğu olan ebeveynler ve çocuklarıyla 12 ilde yürütülen bir araştırma, hatta Futurebright’tan Başak Abdula 29 Kasım’da Ankara MomTalks’ta bir sunum yapacak. Dünya liderlerinin zorbaca iletişimi, göçmen sorunlarıyla artan milliyetçilik ve kutuplaşma, adalete olan güvenin sarsılmasıyla doğan kolektif öfke ve anksiyete, cezasızlık algısı, yoksulluk ve gelir dağılımı adaletsizliği, aşırı müdahaleci ya da aşırı ihmalkâr ebeveyn tutumları, medyada pompalanan nefret ve öfke, dizilerdeki çeteleşmeler, şiddet içerikli bilgisayar oyunları, sosyal medyada linç kültürü, nefret söylemleri… Bütün bunların sonunda akran zorbalığında bütün suç çocuklarınmış gibi davranılması trajikomik ve adaletsiz. Çocuklar bütün bunlardan olumsuz etkileniyor. Topyekûn bir sistem dönüşümü gerekiyor. Aile, okul ve toplum işbirliği önemli. Biz de bu konuyu sürekli gündemde tutmaya çalışıyoruz.
“Birçok ebeveyn çocuğuna eksik ve yanlış yol gösteriyor”
- Günümüz ebeveynlerinde gördüğün en büyük yanılgı ne? İnsanlar çocuklarını sanki yarıştırıyor gibi. Çocukların başarısına odaklanılırken onların mutluluğunu göz ardı edebiliyor mu o çocuğu yetiştirenler. İkisini bir arada yapmak zor mu?
Çocuklarının başarılı olmalarını, mutlu bir yaşam sürmelerini istiyorlar. Çok doğal ve makul bir istek, ancak izlenen yöntemler yanlış. Birçok ebeveyn çocuğuna garantili başarı gibi görünen yolların peşinden gitmeleri için yol gösteriyor ama çoğu zaman eksik ve yanlış yol gösteriyor.
Birincisi, ebeveynler genellikle çok kısa bir zaman diliminde düşünüyor. Bugün üniversiteye giren öğrenciler muhtemelen 70 yaşına kadar çalışacak ve muhtemelen 90'dan fazla yaşayacaklar. 2075 civarında emekli olacaklar ve belki de bir sonraki yüzyılı görecekler. Ebeveynler bu süre zarfında en iyi, en ödüllendirici ve en tatmin edici kariyerin ne olacağını bilir gibi davranıyorlar, oysa uzmanlar da dahil kimse nasıl bir gelecek olacağını öngöremiyor. Ebeveynler, çocuklarının çok uzun bir çalışma hayatı olacağını unutmamalı. Çocuğu bugünün gözde kariyerlerinden birine itmenin, ömür boyu kendini gerçekleştirme ve mutluluk getirmesi pek olası değil.
Potansiyelini keşfedip işleme iştahına sahip, meraklı ve etik çocuklar yetiştirmek yerine dar bir kariyerizme odaklanıyor ebeveyn. Bunun yerine derin sorular sorma, eleştirel düşünme, temelsiz fikirleri derin kavrayışlardan ayırt etme, yeteneklerini işleme, ilgi alanlarına vakit ayırma yönünden desteklenen çocukların ileride mutlu ve başarılı olma ihtimali daha yüksek. Bu şekilde yönlendirilen insanlardan oluşan bir toplum ve dünya da daha iyi bir yer olur.
“İttirmekle destek vermek iki ayrı şey”
- “Her çocuk kendi hızında ilerler, lütfen arkadan ittirmeyiniz” demiştin konuşmanda. Burada tam olarak ne demek istiyorsun ve bazen de ittirmek gerekmez mi?
“Çocuğu ittirmeyin” demek çocuğa destek olmayın anlamına gelmiyor. Bunu her seferinde vurguluyorum, çünkü herkes ne anlamak istiyorsa onu anlıyor maalesef. Hızına saygı göstererek destek vermekle zorlamak arasında bir fark var. Her çocuğa bulunduğu noktadan ihtiyaç duyduğu düzeyde destek vermek gerekir. Hatta buna eğitim literatüründe “scaffolding” denir araştırmak isterse okurlar. İnşaat işçilerinin bir yapı inşa ederken destek için iskele kullanmaları gibi, öğrenmede de destek araçları kullanarak adım adım ilerlemeye dayanan bir tekniktir. Mesela (iki tekerlekli) bisiklet öğrenmeden önce üç tekerlekli bisiklete binmek ya da alıştırma tekerleği kullanmak gibi. Yüzerken kolluk kullanmak gibi. Böylelikle bazı çocuklar boylarını o anda aşan şeyi yapamadıklarında, biraz destekle, vazgeçmeden, öfkelenmeden ya da yetersiz hissetmeden devam edebilirler. Bir süre sonra da destek aracı her neyse onu kaldırırız.
Anne babalar zorlu bir problem çıkınca çocuklara hemen yardım ettiğinde ya da çocuğu o anki hazır oluş düzeyinin ötesinde zorladığında bu kendi kaygılarını rahatlatıyor ama çocuğun kaygısını arttırıyor. Kaygılı anne baba, eyleme geçerek kontrol duygusu sağlıyor, bu şekilde kenarda durup kendini çaresiz hissetmemiş oluyor ama çocuk kendini etkisiz eleman gibi hissediyor ve stres yaşıyor.
Çocuğun hızının, kapasitesinin çok üstünde ya da çok altında giderseniz bir faydası olmaz. Dolayısıyla her çocuğun kendi hızında ilerlediği gerçeği ile örtüşen bir durumdur bu, aksi değildir. En azından ben bu şekilde yorumluyorum.
Bir ikincisi de, bu cümlenin öğrenme güçlüklerinde erken müdahalenin önemini gölgelediği yönünde. Tabii ki belirgin bir farklılık varsa bir uzmana danışmak ve erkenden gerekli desteği sağlamak çocuğun faydasınadır. Erken müdahale her zaman hayat kurtarır. Ancak bu esnada asıl mesele çocuğu başkalarıyla kıyaslamamak, “herkesin çocuğu hızlı, sen yavaşsın” gibi kırıcı cümleler kullanmamak, sevgiyle destek vermektir. Yani ittirmekle destek vermek iki ayrı şeydir.
Sonuç olarak, her çocuk kendi hızında ilerler. Lütfen arkadan ittirmeyiniz. İhtiyacını tespit edip, sevgiyle destek veriniz!
Bahar Eriş (solda) ve MomTalks partneri Zeynep İşman
- Katılan ebeveynlerin, çocuklarına dair en ortak sıkıntısı ya da sorusu ne oluyor?
Nasıl sınır koyacaklarını bilemiyorlar. Kendisine sınır koyamayan, birey olma sürecini tamamlamamış, kendisi hayır demeyi bilmeyen insan çocuğuna da sınır koymakta güçlük çekiyor. Özellikle de dijital teknolojilerin kullanımı konusunda çok büyük çatışmalar yaşanıyor. Duyguları ifade etmeye izin verme ve davranışa sınır koyma arasındaki farkı anlatmak önemli.
Akran zorbalığı da yaygın bir sorun. Bunlar genel sıkıntılar.
“İtaatkâr olmasını beklediğiniz çocuk ileride özgüvenli olmaz”
- Eminim yanıtı uzun konuşulacak bir soru olacak şimdiki ama çocuğunu özgüvenli yetiştirecek ebeveynlere ne önerirsin? Ve, teknolojiyle büyüyen çocuklar için ebeveynlerin en kritik sorumluluğu nedir?
Duyguları açıkça ifade etmeye ortam hazırlayıp davranışlara sınırlar getirmek özgüven için çok önemli. Çocukların küçük yaşta uyumlu ve itaatkâr olmasını bekleyip daha ileride özgüvenli ve atılgan olmasını bekleyemeyiz.
Öte yandan özgüven sınırsız özgürlük demek de değil. Sınırsızlığı özgürlük sananlar var. O özgüven değil; saygısız, egosu şişkin, narsistik insanlar özgürlük ve sınırsızlık arasındaki farkı bilmeyen aile ortamlarından çıkıyor.
Üstelik çocuğun kendisi de bu sınırsızlıktan zarar görüyor; çocuklar ebeveyn sağlam sınırlar belirlediğinde rahatlar. Nihayetinde ebeveyn ailenin lideridir; çocuklar liderlerinde bu sağlamlığı görmek isterler. Hayır diyemeyen ebeveyn olmak, benliği ve özsaygısı olmayan bir lider tarafından yönetilmek gibidir. Çocuk kolayca alt edebildiği bir lider karşısında kendi güvenliğinden endişe duyar.
Çocuklara ne kadar özel ya da ne kadar önemli olduklarını söylemekle özgüven ya da özdeğer kazanılmıyor. Bunu sağlamanın iki temel yolu, çocukların kendi kendine başarmaları ve etraflarına yaptıkları anlamlı katkılar. Başkalarına fayda sağlamak, hizmet etmek en güvenilir özsaygı kazanma yöntemlerinden biri. Bir işi kendi kendine başarmasına izin vermek de özgüven için çok önemli. Ebeveynler her problemi çocuk için çözüp çocuğu acizleştiriyorlar, sonra ileride özgüvenli bir girişimci olmasını bekliyorlar!
Diyelim ki çocuğunuz TikTok hesabı açmak istiyor. Baktınız, çocuğunuz sizce hazır değil, yani cevabınız hayır, bundan eminsiniz. Endişelenmeye başlıyorsunuz, çünkü protesto edeceğini, ağlayacağını, bağıracağını biliyorsunuz. “Çocuğum bana çok kızacak” diyorsunuz. Sonra aklınıza kendi görevinizi getiriyorsunuz ve kendinize şunu söylüyorsunuz: “Benim işim sınır koymak ve çocuğumun duygusunu onaylamak. Çocuğumun işi duygularını ifade etmek, bana tepki vermek.”
“TikTok istediğini biliyorum, gerçekten seni anlıyorum. Benim bir numaralı görevim senin güvenliğin ve şu anda bunun içinde sana hayır demen gerekiyor. İstersen sonra bu konuyu konuşabiliriz, başka bir zaman tekrar bu kararı gözden geçirebiliriz ama şimdi hayır.”
Çocuğunuz tabii ki “Bu kadar iyi bir ebeveyn olduğun için teşekkür ederim” demeyecek. Sıkıntısını, öfkesini ifade edecek. Biz çocuğun o duygusunu tolere edebilirsek çocuk da kendisinde aynı duygulara tolere etmeyi zamanla öğrenecek. Ebeveyn çocuğun sıkıntısına katlanamazsa, çocuk kendi sıkıntısına katlanmayı öğrenemez.
- Yeni kitabın “Boyun Eğmeyen Kadınlar” yakında Alfa Kitap’tan çıkacak. Okuyucu bu kitapta ne bulacak?
Yaklaşık dört yıldır aylık edebiyat dergisi OT’ta köşe yazarıyım. Doktora alanım üstün zekâ ve yetenek gelişimi olduğu için, yıllar içinde çok fazla deha hikâyesi okudum ve okumaya da devam ediyorum. Bu hikâyeleri paylaştığım “Dâhice Dedikodular” diye bir köşem var.
Dâhi denilince akla gelen isimlerin hep erkek olması sinirimi zıplatan bir durum. Tarih, kadınların bastırılma, eğitimden men edilme, eve kapatılma, sessizleştirilme hikâyeleriyle dolu. Buna karşın yaşadıkları dönemin kısıtlamalarına meydan okuyan, kendilerine dayatılan rolleri yok sayarak içindeki potansiyeli ortaya koymak için çabalayan, boyun eğmeyen, cesur kadınlar var. Onlar başka kadınlar için de farkında olarak ya da olmadan yolu açmışlar. Ağırlıklı olarak onların hikâyelerine odaklandım.
Ayrıca zekâ ve yeteneğin belli kalıplara sıkıştırılmasından da oldum olası rahatsızlık duydum. Otizmli dâhiler, disleksili dâhiler, hiperaktif dâhiler, engelli dâhiler, ruhsal sıkıntıları yeteneklerini gölgede bırakan dâhiler çok fazla bilinmiyordu. Onların hikâyelerini görünür kılmak istedim.
Dergiye yaklaşık dört yıl önce yazmaya başladım; bu zamana kadar yaklaşık 50 yazı olmuş. Bu kitapta özellikle kadınların hikâyelerini bir araya getirmeye karar verdim. Belki daha sonra diğer dâhice dedikoduları ayrı bir kitapta toplarım. Dergi yazıları aylık bazda yayımlandığı için, her bir yazıyı birbirinden zaman ve mekân olarak ayrı düşmüş aile üyeleri gibi düşünüyorum; uzun zamandır onları aynı çatının altında buluşturmaya dair bir arzu duyuyordum. Bu kitapla birlikte ilk adımı attım. Okurların “lütfen yazıları kitaplaştırın” talebi de kararımda etkili oldu.
- Son bir not?
Her çocuk biricik. Herkesin ilişkisinin dinamikleri farklı. Her ailenin koşulları farklı. Son olarak MomTalks’a katılın diyorum! Zaten kurulma amacımız bu bilgi kirliliğine karşı güvenilir, kaliteli bilgi küratörlüğü yapmak.
|
Bahar Eriş

