Çevreyi koruma sorumluluk ve görevi sadece devlet kurumlarının görevi olabilir mi ya da devlet tek başına çevreyi koruyabiliyor mu?
TEMA’nın son rakamlarına göre 29 ilin yüzölçümünün en az yüzde 67’sine maden arama ruhsatı verildi. Bu izinler altın, gümüş gibi madenlerin aranması için verilen ruhsatlar. Bu madenlerin suyu, toprağı nasıl zehirlediğini, insanları nasıl öldürdüğünü Erzincan-İliç faciasından biliyoruz. Çevreyi korumakla görevli olan devlet; dağını, taşını, ağacını, bitkisini, kuşunu, böceğini, çiçeğini, suyunu korumaya çalışanları koruyabiliyor mu?
Bu soruya İnsan Hakları İzleme Örgütü'nün (Human Rights Watch) son raporundan yola çıkarak yanıt vermeye çalışalım.
İnsan Hakları İzleme Örgütü, Ağustos 2026’da çevre protestolarına katılmış 23 kişiyle görüştü. Yetmedi, yargı süreçlerini de inceledi. Görüşmecilerin ağırlığını Muğla-Akbelen’de kömür madenciliğine karşı çıkanlarla Doğu Karadeniz bölgesindeki Perşembe Yaylası ve çevresinde altın madeni arama faaliyetlerine karşı çıkanlar oluşturuyor. 8 saate varan alıkoymalar, gözaltılar, tutuklamalar, para cezaları, tehditler doğa mücadelesi verenlerin karşı karşıya kaldıkları durumların genel çerçevesi…
Özelde neler yaşanmış, onlara kulak verelim…
Ordu-Perşembe Yaylası’nda altın madeni için sondaj çalışmalarına karşı mücadele verenlerle ilgili raporda şu bilgiler yer alıyor:
"40 yaşındaki Leyla Acerce protestoya eşi ve 4 çocuğuyla katılmış. Acerce; jandarmaların kalkanlarını dışa doğru tutarak geniş bir çember oluşturduğunu, kendisini bu çemberin içine ittiklerini ve orada bayıldığını anlatıyor. Sürüklendiğini ve bir sandalye üzerinde, açık havada, şiddetli yağmur altında, saatlerce bekletildiğini söylüyor. Daha sonra yalnız başına ambulansla Korgan Devlet Hastanesine götürülmüş. Acerce, hastaneden polisi arayarak jandarmalar tarafından darp edildiğini bildirmiş. Polis hastaneye gelmiş. Hastane, Acerce’nin yaralanmalarını belgeleyen tıbbi raporu polise vermiş ancak Acerce’ye raporun bir kopyasını vermeyi reddetmiş.
Eşi 47 yaşındaki Ali Acerce, eşine yardım etmeye çalıştığında 3 jandarmanın kendisini kelepçelediğini, kolunu büktüğünü ve zorla bir konteynere soktuğunu anlatıyor. Burada yaklaşık 2 saat tutulmuş, ardından Korgan’daki Tepealan Jandarma Karakoluna götürülmüş ve burada da 6 saat tutulduktan sonra serbest bırakılmış. Acerce, 22 yaşındaki oğulları İlyas’ın da yaklaşık 6 saat alıkonulduğunu belirtiyor. Jandarmaların kendilerine yönelik muamelesini şikâyet etmek için karakola gittiklerinde, polis aileyi saatlerce bekletmiş. Şikâyetleriyle ilgili herhangi bir işlem yapılıp yapılmadığını bilmiyorlar.
48 yaşındaki Nuriye Dilek ile ailesinin başına bir şey gelmesinden korktuğu için isminin açıklanmasını istemeyen 50’li yaşlarındaki başka bir kadın, 4 jandarmanın kendilerini protesto alanından sürükleyerek üzerinde herhangi bir işaret bulunmayan beyaz bir minibüse zorla bindirdiğini anlatıyorlar. Nuriye Dilek, 'Beni bir çuval gibi minibüsün içine fırlattılar. Kollarımızı öyle büktüler ki kıracaklar zannettim.' dedi."
Çevre mücadelesi verenler hakkında açılan soruşturmaların yıllarca açık tutulduğu bilgisi de raporda yer alıyor. Akbelen avukatlarından ve hakkında 2 soruşturma açılan İsmail Atal, "Soruşturmalar yıllarca [açık] tutulunca, ceza davası açılması tehdidi protestocuların başlarının üzerinde Demokles’in kılıcı gibi sallanıyor; bu da onları yeni protestolara katılmaktan caydırıyor." diye konuşuyor.
Akbelen’de kömür madenine karşı çıkan, zeytin ağaçları kesilmesin diye nöbet tutanların da sesinin yer aldığı rapordan devam edelim...
63 yaşındaki Ahmet Tatar çok kez gözaltına alınıyor, hakkında 10 soruşturma açılıyor. Bunların çoğu kamu görevlilerine direnme suçlaması. Bu soruşturmaların 8’i hâlen sürüyor. Yargılandığı 2 davadan da beraat ediyor. Ancak savcı beraat kararlarına itiraz ediyor. Şu ana kadar beraat kararlarından biri onanıyor. Tatar, "Elbette protestolara katılmaya devam edeceğim, bu benim için insanlığa karşı ahlaki bir yükümlülük. Ama bütün bu soruşturmalarla uğraşmak taşıması zor ve ağır bir yük." diyor.
Tatar, 13 Eylül 2023’te kamerasının jandarmalar tarafından kırıldığını, sırtına ve ayak bileklerine elle vurulduğunu, yüzüstü yere yatırıldığını, boynuna ve sırtına bastırıldığını, ellerinin arkadan kelepçelendiğini ve çadırının arandığını anlatıyor. Jandarmaların isimlerini tespit edip yaralanmalarını belgeleyen tıbbi raporlarla desteklenen suç duyurularında bulunuyor ancak mahkemenin suç duyurularını reddettiğini belirtiyor.
Akbelen aktivisti 85 yaşındaki başka bir vatandaş da Cumhurbaşkanına hakaret iddiasıyla yargılanıyor ve beraat ediyor.
Başka bir avukat da bölge sakinlerine Akbelen protestoları sırasında çadır kurmak ve pankart asmak gibi eylemler nedeniyle 40.000 TL ila 250.000 TL para cezası kesildiğini anlatıyor.
Doğayı korumaya çalışmanın nasıl karşılık bulduğuna ilişkin ahvalden bazı kesitler bunlar.
Türkiye, 9-20 Kasım arası Antalya’da Birleşmiş Milletler İklim Zirvesi’ne ev sahipliği yapacak. "Doğa savunucularının başlarına neler geliyor?" konusu bir oturum olarak keşke yer alsa ya da birileri bunu gündem yapsa.
İnsan Hakları İzleme Örgütü Avrupa ve Orta Asya araştırma görevlisi Deniz Bayram’ın şu sözleri COP31’e şimdiden ulaşsın:
"BM’nin her yıl düzenlenen iklim değişikliği zirvesine ev sahipliği yapmaya hazırlanan Türkiye’nin çevre protestolarına yönelik baskıları, muhalif seslere tahammülsüzlüğünün çarpıcı bir göstergesi. Yetkililer, protestocuları gözaltına alıp haklarında ceza davaları açmak yerine, insanların yaşadıkları bölgelerdeki madencilik gibi faaliyetlerin çevresel etkilerine ilişkin kaygılarına kulak vermeli ve bu kaygıları gidermek için çaba sarf etmeli."
T24’ÜN ARKASINDA HİÇBİR GÜÇ YOK; TEK GÜÇ SİZ OLUN, REKLAMSIZ T24’E ABONE OLUN
|


