Hafta sonu olması hasebiyle yazı/haber içeriklerimin biraz dışına çıkacağım. Yazmasam da olmaz!
Şehirlerin mimari yapısı gerçek ve mecazi anlamda görüş ufkunu daraltan nitelikte, bir tür cezaevi... Yaşadığı şehrin dışında nelerin olduğunu görmeye izin vermeyen bir döngünün içinde kent insanı. O döngüde gündeliğin vasatı kadar, dönemin sarsıntıları, krizleri, baskıları var. Metropol, insanı öğüten bir makina adeta… Mahalleye sıkışmışlık başka ihtimallere, başka karşılaşmalara izin vermiyor gibi…
Zihnimde daha çok deprem ve maden facialarıyla, Binali Yıldırım ismiyle yer etmiş Erzincan’ın kılcal damarlarına girdiğinizde, örneğin Kemaliye’de pansiyon işleten bir kadın size Rusya-Ukrayna savaşını, güncel politikanın ayrıntılarını anlatıyor; şaşırmanın kendisindeki gizli kibri geride tutarak gitmediğiniz, görmediğiniz, bilmediğiniz ya da yargılarınızın esiri olduğunuz için bildiğinizi varsaydığınız yerlerde güzel insanlarla karşılaşmalara ne kadar hasret kaldığınızı fark ediyorsunuz.
Yanlış bir yoldan iyiye varılır mı gibi bir soruya mutlak bir yanıt üretmek zor. Ama Erzincan-Kemaliye’nin Ocak Köyü’ne giderken navigasyonun yönlendirmesiyle girdiğimiz yanlış yolda iyi bir hikâyeyle karşılaştık.
Rıza Erman… Alevi-Bektaşi Ocak Köyü’nden… Çocuk yaşlarda işçi oluyor, köyden çıkanların mobilya atölyelerinde çocuk işçilik yapıyor. Şimdi kendi deyimiyle uluslararası piyasası olan bir mobilyacı ve ihracat yapıyor.
Rıza Erman ve Eda Erman
Ama kökler, çocukken terk ettiğiniz topraklar size geri çağırır ya… Rıza Erman için de öyle olmuş. Mobilya işini oğluna devretmiş, köyün biraz dışındaki arazide 6 bin badem ağacı dikmiş. “Buralara siyanür değil, badem lazım. Benim sloganım var: Ceviz badem dut, geleceğe umut... Çocukluğumuz burada geçti. İnanılmaz bir göç başladı. Köylerimiz, Ocak Köyü boş. Ekonomiyi canlandırmak, insanlarımızı geriye döndürmek için örnek olalım diye başladık. Burası kendi tapulu yerim. Arazilerimizin bir kısmı ormana gitti yıllar içinde. Devletin tanıdığı bir fırsatla kiralama bedelini ödeyerek 49 yıllığına kiraladık bir kısmını.”
Badem konusunda son yıllarda Tarım Bakanlığı’nın teşviki gündemde… Rıza Erman’a “Neden badem” sorusun sorduğumda yanıtı şu oldu:
“Araştırdım, badem konusunda açık olduğunu öğrenince bunu yaptık. 6 bin badem ağacı diktim. Türkiye'nin üretmesi şart. Son beş yılda 400 milyon dolarlık badem ithal etmişiz. Yazık, bu para bu topraklarda kalmalıydı. Tarımda reform yapılması lazım. Çiftçinin araç gereç konusunda eksiği var. Her araç gereci almak zorundasın çiftçiysen. Buna da para yetmiyor. Ama üretim yayılmış olsa kooperatif usulu araçlar alırız, ortak kullanırız. Bu hayat böyle giderse herkes dönecek bu topraklara. Şehirde yaşamak çok maliyetli. Devletin bu toprakları ekip biçmeyi desteklemesi lazım.Dönüş olacak diye düşünüyorum. Şehirde yaşamak çok maliyetli. Devletin teşvikle bu toprakları ekip biçmeye destek vermesi lazım.”
Bademler için bir tesis kuruyor Rıza Erman. Evine çok yakın. Kırma ve paketleme yapılıyor burada. Kapasitesi şu an düşük. Yılda 1 ya da 2 ton badem üretebiliyor. Bildiğiniz konu komşuya satış şimdilik… Satış işini de “Anne ve babamın emeğini devam ettiriyorum” diyen yazılım mühendisi kızı Eda Erman yapıyor.
Badem kırma ve paketleme fabrikası
“Burası maneviyat gibi geliyor. Benim de iki çocuğum var. Doğal ve güvenilir yerlerden ürünler almak önemli. Doğal yaşamı desteklemeye çalışıyorum.”Mobilyacılık bilgisi ile tarım bilgisini bir araya getiren Rıza Erman bir de Ar-Ge ile ilgileniyor. Badem kabuklarını, dediğini göre kanserojen olmayan bir kimyasalla presleyerek tuğla üretiyor. En büyük hayali de bunun üretimini yapabilmek. “Bungalov, lego tipi evlerde kullanılabilir. Maliyeti de düşürecek bir tuğla bu. Dekoratif.”
Badem kabuklarından üretilen tuğla
Rıza Erman gibi, tek tük de olsa pekmez fabrikası kuran, alıç sirkesi için tesis kuranlar da var o bölgede. Chobani markasının yaratıcısı Hamdi Ulukaya’nın da o bölgelere geldiği, yerinde gözlemler yaptığı, yatırım yapacağı konuşuluyor. Girişimcilerin yaş ortalaması yüksek anladığım. Gençlerin tarım ve topraktan neden koptuğu ise siyaset ve sosyololojinin konusu. Eğer Rıza Erman’ın karısının ısrarı olmasaydı bu karşılaşma olmazdı. Onun misafir severliği olmasaydı bu öyküyü yazamazdım.
Tipik bir köy olmayan Ocak Köyü’nden de söz etmek istiyorum.
Erzincan Kemaliye'ye 58 kilometre uzaklıkta Alevi-Bektaşi bir köy. Köy dememe bakmayın, kütüphanesi, kent standartlarına yakın etnoloji müzesi, helikopter pisti olan bir köy.

Hacı Bektaş Veli’nin dervişlerinden Hıdır Abdal Sultan Ocağı'nın kurduğu, Türk kimliğinin öne çıktığı köyün tarihinden bir kesit cemevi girişinde yazılı:
“Selçuklu ve Osmanlı döneminde Türk egemenliğinin yayılmasında hizmeti geçen dervişlere, babalara ve Alp Erenlerine bedelsiz verilen topraklar üzerinde tekke ve zaviyeler kuruldu. Ayrıca bunlara bir takım hak ve muafiyetler tanındı. Aşar ve avarız vergilerinden bağışıklık kazandılar. Hıdır Abdal Zaviyesi de verilen padişah fermanları uyarınca bu haklardan yararlandı. Ehli- Beyt Yolu'na mensup Hıdır Abdal Sultan'ın Türlük ve İslamın yayılmasında görülen hizmetleri nedeniyle tanınan haklar onun ölümünden sonra da yüzyıllar boyu yürürlükte kaldıb. Tahta geçen her padişah düzenlediği bir fermanla hakları yenilendi.”
O fermanlar müzede sergileniyor şimdi.
Türklük ve İslam'ın yayılmasındaki rolü nedeniyle Osmanlı döneminde vergiden muaf tutulan Ocak Köyü’nü ziyaret edenler de dikkatimi çekti. Dönemin Başbakanı Yıldırım Akbulut, dönemin Erzincan Valisi Recep Yazıcıoğlu, dönemin 3. Ordu Komutanı Teoman Koman, dönemin Malatya Valisi Saffet Arıkan Bedük…

Navigasyonun yönlendirmesiyle yanlışlıkla girdiğim yolda doğru bir karşılaşma yaşandı. Teşekkürler hayat!
T24’ÜN ARKASINDA HİÇBİR GÜÇ YOK; TEK GÜÇ SİZ OLUN, REKLAMSIZ T24’E ABONE OLUN
|


