Mehmet Akif Ersoy duruşmasından notlar: Şikâyetini çeken kadınlar ve adaletin gözü

Mehmet Akif Ersoy duruşmasından notlar: Şikâyetini çeken kadınlar ve adaletin gözü

Duruşmayı izleyen kadınların çoğu bu davanın artık arkalarından gelmesini istemiyor gibiydi. Zira isimleri özel hayatları ihlal edilerek haberlere konu oldu. Kimi çocuk sahibi olmuş, kimi evlenmişti, kimi çocuklarının “Anne kan testin temiz çıkmış” cümlesine muhatap olmanın travmasını yaşıyordu

Mehmet Akif Ersoy duruşmasından notlar: Şikâyetini çeken kadınlar ve adaletin gözü
Mehmet Akif Ersoy

Adliyelerden de tanırsınız bir ülkeyi…

Çünkü toplumun bütün kesimlerinin yolu geçer oradan… Öyle bir aynadır ki adliyeler her meslek grubuna dair de çok şey söyler.

Gazeteciler, avukatlar, hakim ve savcılar, yargılananlar…

Çağlayan Adliyesi’nin güvenlik bariyerlerine takılarak başladı yine bir duruşma.  Özel güvenlikçiler “Basın alınmayacak, bize öyle bildirildi” cümlesini her tekrar edişinde “yargılamaların aleni olduğu” ilkesini hatırlatmaktan yılmış bir grup gazeteci olarak ısrarla bekledik. Sonunda salona girebildik. Ama birçok gazeteci adliyeden ayrılmıştı, gelmek için birbiriyle haberleşenler de “basına kapalı” bilgisinin dolaşımıyla adliyeye gelmemişti. Belki de istenen buydu, bilemiyorum.

Sözünü ettiğim dava; günlerce hakkında yayın yapılan, “uyuşturucu”, “cinsel saldırı” iddialarının “pornografik” ifadelerle uçuştuğu eski Habertürk TV Genel Yayın Yönetmeni Mehmet Akif Ersoy’un da yargılandığı davaydı.

Telsim isimli GSM şirketinden savaş muhabirliği ve TRT temsilciliğine yolu uzanan,  sonrasında Habertürk TV Genel Yayın Yönetmenliği gibi siyasetin de gözünün üstünde olduğu bir görevden, hakkındaki iddialar nedeniyle alınan Ersoy’un yargılandığı davadaki temel savunusu “hata yaptığı, hayatları kendisiyle kesiştiği için sevgilileri ve arkadaşlarının bedel ödediği, alayhte ifadelerin baskı altında verildiği…”

Mehmet Akif Ersoy’un iddiası da altı çizilmesi gereken bir iddia:

“Ben ilk ifademde uyuşturucu kullandığımı reddettim. Kabul etmememin sebebi,  uzun zamandır kullanmamamdı. Savcı bana aynen şunu söyledi, avukatlarım da yanımdaydı; Mehmet Akif biz senin uzun zamandır kullanmadığını biliyoruz, bir hafta daha seni almasaydık testin negatif çıkacaktı, operasyonu erkene aldık!”

“Mağdur” sıfatıyla duruşmaya katılan kadınlar, biri dışında, Ersoy’dan ve diğer sanıklardan şikâyetçi olmadıklarını söylediler. Bu şaşırtıcıydı. Zira iddianamedeki kimi beyanlarında kadınlar “manipüle edildiklerini, alkol ve uyuşturucu teşviki olduğunu, travma yaşadıklarını, tedavi gördüklerini” söylemişlerdi.

Duruşmayı sonuna kadar takip eden, salondan ayrılmayan, “Şikâyetimin arkasındayım” diyen M.A.Ö. duruşmada gizli kameralardan, o kameraları nasıl fark ettiğinden söz etti. M.A.Ö sanık ifadelerinde “psikolojisi bozuk” kadın olarak nitelendirildi. Ne kadar bildik!

Duruşmayı izleyen kadınların çoğu bu davanın artık arkalarından gelmesini istemiyor gibiydi. Zira isimleri özel hayatları ihlal edilerek haberlere konu oldu. Kimi çocuk sahibi olmuş, kimi evlenmişti, kimi çocuklarının “Anne kan testin temiz çıkmış” cümlesine muhatap olmanın travmasını yaşıyordu.

Bir avukatın şu sözü kulağımda:

“Duruşmaya basın alındı, kadınlar nasıl konuşabilir ki…”Sadece basının varlığı mı bunun nedeni, emin değilim. Yargı pratikleri, avukatların savunma içeriklerinin niteliği… Hepsi neden olmuş olabilir.

Evet, kadınların konuşması erkeklerin güçlü olduğu bu sistemde çok zor. Zira rıza/onay meselesi çetrefil bir konu. İradeyi etkileyen o kadar çok faktör, dış etken olabiliyor ki…

Soruşturmaya ilişkin olarak şu gariplik de duruşmada dile getirildi: “Mağdur sıfatını taşıyanlar önce şüpheli oldular.”

“Masumiyet karinesi”nin paramparça edildiği bir dönemden geçiyoruz. “Etkin pişmanlık” adı altında insanların ifadelerinin nasıl yönlendirildiğini başka davalardan da biliyoruz. Örneğin İBB davasında baskı ve korku ile ifadelerini değiştirmek zorunda kaldıklarını söyleyen sanıklar da oldu, “Hakkını helal et” diyenler de…

Lekelenmeme hakkının parça parça edilmesine imza atan gazetecilik pratiklerini de biliyoruz. Tutukluluğunun devamına karar verilen Ersoy da bir zamanlar kendi terazisine göre kimin ekranlara çıkıp çıkmayacağını malumu ilam ederek kanalında söylemiş, o dönemdeki “gücünü” göstermişti. Ama açıktan söyledikleri “cesaret” değil “icazet” işiydi.

İfade özgürlüğünü, hukuku, lekelenmeme hakkını, nefret söylemine  hedef olanları en çok gazeteciler korumaya çalışmalı. Zira güç geçer ilke kalır ve her şey bir yana, ayarını bozduğunuz kantar gün gelir size de tartar!

Elbette, kim olursa olsun, adil yargılanma hakkına karşı bir hatırlatma değil bu. Adaletin gözü kimliklere değil sadece hukuka, sadece kitaba bakmalı.


T24’ÜN ARKASINDA HİÇBİR GÜÇ YOK; TEK GÜÇ SİZ OLUN, REKLAMSIZ T24’E ABONE OLUN

İlgili İçerikler