Eski MASAK Başkan Yardımcısı Ramazan Başak: Fatma Betül Sayan Kaya’lar çok; SPK bir saat içinde ‘insider trading’ yapanların hepsini ortaya koyabilir

Eski MASAK Başkan Yardımcısı Ramazan Başak: Fatma Betül Sayan Kaya’lar çok; SPK bir saat içinde ‘insider trading’ yapanların hepsini ortaya koyabilir

"Bu yapı siyaset, yargı ve bürokrasiden çok güçlü seviyede destek görmeseydi sermaye piyasasında son 45 yılın en büyük tahribatı yaratılamazdı. Cumhurbaşkanının meselenin boyutlarını sonradan öğrendiğini düşünüyorum. SPK yönetiminin ve üyelerinin görevden affını istemesi lazım"

Eski MASAK Başkan Yardımcısı Ramazan Başak: Fatma Betül Sayan Kaya’lar çok; SPK bir saat içinde ‘insider trading’ yapanların hepsini ortaya koyabilir
Eski MASAK Başkan Yardımcısı Ramazan Başak

Türkiye’de bazı skandallar patladığında ilk soru genellikle “Bu noktaya nasıl gelindi?” oluyor. Oysa çoğu zaman asıl sorulması gereken başka: “Bu noktaya gelinmekte olduğu hakikaten de fark edilmemiş olabilir mi?” Son günlerde sermaye piyasalarında yaşanan ve yüz binlerce yatırımcıyı doğrudan ilgilendiren fon skandalını eski MASAK Başkan Yardımcısı Ramazan Başak’la konuşurken benim aklımda en çok bu soru vardı. Çünkü Başak bugün ortaya çıkan tabloyu bugün konuşmaya başlamış biri değil. Sadece söyledikleriyle değil söylediği için yaşadıkları nedeniyle de aslında bu hikâyenin derinliğinin nerdeyse bizatihi kanıtı haline gelmiş bir aktör. 

Ramazan Başak, Tera Yatırım ve Emre Tezmen’le ilgili şüphelerini en az 10 ay önce kamuoyuna taşıdı. Haziran 2025’te Vergi Denetim Kurulu’na, ardından CİMER üzerinden MASAK ve SPK’ya başvurdu. Ocak 2026’da ise İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’na kapsamlı bir dosya verdi. İşin bu boyutlarını zaten Ramazan Başak’ın sosyal medya paylaşımlarından biliyoruz. Eski X hesabının erişime engellenmesi onu durdurmadı, yeni hesabından bildiklerini aktarmayı, sorular sormayı sürdürüyor. Onunla da yetinmiyor kendisini davet yapan bütün televizyonların yayınlarına katılıyor. Hatta sohbetimizde “Yeni Akit kapımı çalsa, onlara da konuşurum çünkü doğruların anlatılmasını ömrünü devlet hizmetine vermiş bir bürokrat olarak ‘görevim ve sorumluluğum’ olarak görüyorum” dedi. 

Bu söyleşi sırasında ortaya çıkan birkaç yeni önemli detay var. Ramazan Başak sadece devlet kurumları nezdinde girişimlerde bulunmuyor, bugün devletin nasıl işlediğini çok iyi bildiği için bizzat Cumhurbaşkanı Erdoğan’a ulaşabileceğini düşündüğü bazı tanıdıklarıyla da irtibata geçiyor: AKP MKYK üyelerinden Fahrettin Yahşi ile Dr. Cemil Erten’e anlatıyor bildiklerini. Yine yanıt alamıyor. Uyarılarının konusu olan kişiler ifadeye çağrılmazken kendisi Emre Tezmen’in şikâyetleri üzerine iki kez gözaltına alınıyor. Hakkında adli kontrol uygulanıyor, yurt dışına çıkış yasağı konuluyor. Bir kez de daha bir ay önce polis karakoluna ifadeye çağrılıyor ancak bu kez gözaltına alınmadan. Bütün bunları yaşamış biri olarak Ramazan Başak, Tera’nın 17 Eylül’de gelinen bu son aşamaya kadar “yargı tarafından korunduğunu” düşünüyor. 

Şimdi ise tablo tersine dönmeye başlamış olabilir. SPK 17 Eylül’de yedi portföy yönetim şirketine ait 131 fonun tasfiyesine karar verdi. Ardından soruşturmanın kapsamı genişledi. İsimler ortaya çıkmaya başladıkça mesele finans piyasalarının sınırlarını aşıp Ankara’nın içine doğru ilerledi. Son olarak AKP Genel Başkan Yardımcısı Fatma Betül Sayan Kaya’nın adının tartışmaya girmesi ve ardından görevlerinden affını istemesi, uzun süredir kulislerde konuşulan siyasi bağlantılar meselesini artık görmezden gelinmesi güç bir noktaya taşıdı.

Başak ise bugün bile soruşturmanın başlangıç tarihinin yanlış olduğunu düşünüyor. Savcılığın soruşturmaya 2024’ten değil, 2021’den başlaması gerektiği konusunda ısrarcı. Çünkü ona göre bugün gördüğümüz hikâyenin ilk izleri, Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığı’nın o tarihte hazırladığı bir iddianamede ve aynı yıl kurulan Tera’nın kapalı fonunda bulunuyor.

Başak bazı iddialarını bilgiye, bazılarını mesleki tecrübesine, bazılarını ise açıkça kendi tahminlerine dayandırıyor. Nitekim “Fatma Betül Sayan Kaya’lar çok” derken kendisine özellikle “Bunu bilgiye dayanarak mı söylüyorsunuz, tahmin ederek mi?” diye sordum. “Yüzde 99,9 tahminle” dedi. Ama ardından çok daha ağır bir iddiada bulundu: “Bürokrasi, siyaset ve yargı içinden bu yapı çok güçlü seviyelerden destek görmemiş olsaydı, Türkiye’nin 45 yıllık sermaye piyasası tarihindeki en büyük tahribatı ve en yüksek mağdur sayısını yaratamazdı. Mümkün değil.” 

Bu söyleşiyi bir hüküm metni olarak değil, devletin finansal suçlarla mücadele mekanizmasının en kritik noktalarından birinde yıllarca görev yapmış bir bürokratın tanıklığı, iddiaları ve soruları olarak okumak gerekiyor. Çünkü sonunda dönüp dolaşıp aynı yere geliyoruz. Devlet bugün bu fonlara kimlerin ne zaman girdiğini ne kadar parayla girdiğini ne zaman çıktığını ve ne kadar kazandığını zaten bildiğine göre, asıl soru artık yalnızca “Kimler kazandı?” olamaz. 

Sistemi kimler kurdu? Kim biliyordu? Kim sustu? Ve neden bu kadar geç kalındı?

kasım garipoğlu emre tezmenKasım Garipoğlu ve Emre Tezmen

“Bugün fon skandalında ortaya çıkan tahribatın miladı 2021, bugünkü soruşturma o yıla kadar geri gitmeli” 

-Sermaye Piyasası Kurulu 17 Eylül'de yedi portföy yönetim şirketine ait 131 fonu tasfiye kararı verdi. SPK'ya göre bu fonlarda 455 binden fazla tekil yatırımcı bulunuyordu. 21 Eylül'de ise dokuz şirket ve bunların yöneticilerinin mal varlıklarını dondurdu. Bu  Tera Yatırım Menkul Değerler ve Tera Portföy Yönetimi hakkında uzun zamandır finans kulislerinde kuvvetli söylentiler dolaşıyordu ama siz şüpheleri kamuoyuna açık biçimde gündeme getiren belki de ilk kişi olmuştunuz. Dolayısıyla da oradan başlamak istiyorum;  Temmuz 2025’te CİMER’e Tera hakkında suç isnadı içeren bir başvuru yaptınız. O başvuruyu hangi veriye ya da duyuma dayalı olarak yaptınız? 

Sürekli biçimde her katıldığım yayında söylediğim gibi, yine 2021’e gitmek zorundayım. Çünkü 2021, bugün yaşananların ve ortaya çıkan tahribatın miladı. 2021 ve 2022’de bu hatalar yapılmamış, bu önemli izinler verilmemiş olsaydı Temmuz 2025’e gelinmez, bugünkü tahribat da yaşanmazdı. 2021’de ne oldu? Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığı’nın bir iddianamesi var. Kasım Garipoğlu’nun Türkiye’de SPK lisansı olmadan faaliyet gösteren GKFX isimli bir şirketi var. Lisansı olmamasına rağmen faaliyetlerine devam edebilmiş. Bu şirkete çeşitli gruplardan çanta ve valizlerle para taşınıyor. Paralar Vietnam ve Kamboçya gibi Uzak Doğu ülkelerine gönderiliyor. Niçin gönderildiğini, bu konuda bir inceleme yapılmadığı için henüz bilmiyoruz. Ama ortada dikkat çekici, şüpheli ve çok büyük bir para trafiği var.

Kasım Garipoğlu bir gün savcılığa başvurup şirketinin üst düzey yöneticilerinin kendisinden 30 milyon dolar çaldığını söylüyor. Savcılık da bu paranın çalınıp çalınmadığını araştırmak üzere soruşturma başlatıyor. Doğal olarak paranın kaynağına, GKFX’e kimlerin para getirip götürdüğüne bakılıyor. Bu soruşturma sırasında Tera Yatırım, Asco ve Venbey gibi şirketlerle GKFX arasında çanta ve valizlerle gerçekleştirilen yaklaşık 350 milyon dolarlık para trafiği ortaya çıkıyor. Bu, tespit edilebilen rakam. Daha fazlası da olabilir. Sözünü ettiğim, 2020–2021 dönemindeki para hareketleri. Sonuçta 30 milyon doların çalındığı iddiasıyla ilgili dava açılıyor. Sanıyorum geçen yıl sonuçlandı ve herhangi bir para çalınmadığı yönünde karar verildi. İstinaf edilip edilmediğini bilmiyorum. Benim üzerinde durduğum ise o davanın konusu olan 30 milyon dolar değil. Asıl incelenmesi gereken, onun öncesindeki para trafiği. Bu paralar nereden geldi? Kimler getirdi, kimler götürdü? Kaynağı neydi? Bunların araştırılması gerektiğini düşündüm.

-Burada bir virgül koyarsanız, aslında Kasım Garipoğlu’nun şikâyetinin gerçekte başka bir hamle için kılıf olduğunu mu düşündünüz? 

Hayır, ben meselenin o kısmıyla hiç ilgilenmedim. Hesabından para çalınmış mı, çalınmamış mı; benim ilgilendiğim bu değil. Esas mesele, GKFX ile kimlerin bu yasa dışı para trafiğinin içinde olduğuydu.

“Savcılık 2021’de sadece Garipoğlu’nun hırsızlık iddiasını soruşturuyor, çantalarla yapılan anormal para trafiğini görmesine rağmen peşine düşmüyor”  

-Aslında savcılık, Garipoğlu’nun kendisinden 30 milyon dolar çalındığına dair şikâyeti sayesinde şaibeli tüm para trafiğini görmüş oldu ama o trafiğin kendisi ayrı bir soruşturmanın konusu yapılmadı. Buraya kadar doğru mu? 

Evet, savcılık 30 milyon doları araştırırken şirkete kimlerin para getirip götürdüğünü de tespit ediyor. Paraların çanta ve valizlerle taşındığı görülüyor. Fakat savcılığın hazırladığı iddianame, paranın çalınıp çalınmadığı meselesiyle sınırlı kalıyor. Gelen paranın kaynağı, nasıl getirildiği, kimlerin ne kazandığı soruşturulmuyor. Bu yüzden de bugün hâlâ bugünkü soruşturmanın başlangıç tarihinin 2021 olması gerektiğini söylüyorum. Ama 2021’i işaret etmemin bir nedeni daha var. Aynı yıl Emre Tezmen’in 12 kişilik bir grupla kapalı bir fon oluşturduğunu görüyoruz. Bu iki olayı yan yana koyduğunuzda, özellikle de bu alandaki uygulamalara ilişkin tecrübeniz varsa, aralarındaki olası bağlantı dikkatinizi çekiyor. Savcılık bugün incelemeyi 2024’ten başlatıyor. Ben ise 2021’den başlanması gerektiğini söylüyorum.

“Tera ile GKFX arasındaki yasa dışı para trafiğindeki paralar büyük ihtimalle kapalı fonda aklandı” 

-Bir tuhaflık ya da tesadüf daha var; Tera’nın kapalı fonunun Kasım Garipoğlu’nun şikâyeti üzerine düzenlenen iddianamenin hazırlandığı yıl olan 2021’de kurulmuş olması. Bu da sizin şüphelerinizi tetikliyor anladığım kadarıyla.

Evet. Dolayısıyla çok büyük ihtimalle -bunu ancak inceleme ve soruşturma sonucunda kesinleştirebiliriz- Tera’nın GKFX ile arasındaki yasa dışı para trafiğinde yer alan paralar bu kapalı fonda işleme tabi tutuldu ve aklama amacıyla kullanıldı. Benim değerlendirmem bu. Fon iki üç sığ hisseyi alıyor. Halka açık olmayan bu fonun içindeki hisselerin fiyatları olağanüstü seviyelerde yükseliyor. 2025’e gelindiğinde 12 kişiyle oluşturulan bu fonun içindeki hisselerde 524 kat artış görülüyor.

“Kara para aklamanın en bilinen yöntemi yasa dışı paranın borsa kazancı olarak gösterilmesidir”

-Bir fon içindeki hisselerin fiyatında üç dört yıl içinde 524 kat artış olması teknik olarak otomatikman “aklama” anlamına mı gelir? 

Çok kuvvetle muhtemel bir aklama mekanizmasına işaret ediyor. Çünkü kara para aklamanın bilinen yöntemlerinden biri, kaynağı yasa dışı paranın borsa kazancı olarak gösterilmesidir. Bir taraf kaybederken diğer taraf kazanır, kazanan taraf parayı borsadan elde edilmiş yasal bir kazanç gibi gösterebilir. Benzer şekilde paravan şirketler arasında gerçekte yapılmamış ticaret, fatura ve işlemler üzerinden para ticari kazanç gibi gösterilebilir. Bu fondaki 524 kat artışın da söz konusu paraların sistem içinde yasallaştırılmasında ve yapının büyütülmesinde kullanılmış olabileceğini düşünüyorum. Bu benim kişisel değerlendirmem. Elimizde 2021 tarihli iddianame, o dönemdeki para trafiği ve aynı yıl oluşturulan kapalı fon var. Bunların arasındaki bağlantının soruşturmayla ortaya çıkarılması gerekiyor. 12 kişinin isimleri kamuoyuna açıklanmadı. İlgili kamu kurumları biliyor; biz bilmiyoruz. Ancak tahminlerde bulunabiliyoruz.

“SPK fonu kuranların isimlerini zaten en baştan biliyor, MASAK hepsi hakkında mali analiz yapmıştır”

-Anladığım kadarıyla bu 12 kişinin isimleri Başsavcılığa gönderilmiş.

Gönderilmesine gerek yok. Böyle bir fonun kuruluşunda bu kişilerin isimleri zaten başlangıçtan itibaren SPK’ya bildirilir. MASAK’ın ayrıca isimleri göndermesine gerek yok. SPK bu isimleri biliyor ve savcılık da SPK’dan bunları zaten alabilir. MASAK’ın yaptığı başka bir şey. Bu kişiler hakkında mali analiz çalışması yapılır. İncelenmesi istenen kişi ve şirketlerin bütün parasal hareketleri ile mal varlığı dökümleri çıkarılır. Çok muhtemeldir ki bu 12 kişi hakkında da böyle bir mali analiz çalışması yapılmıştır. Gönderilen bilgiler isimlerden ziyade bu analizleri içeriyordur çünkü isimler zaten belli.

“Problem 12 kişinin isminin açıklanmaması değil, neden başka soruşturmalarda bütün bilgilerin servis edildiğidir; çünkü bir kesim soruşturulduğunda hukuk farklı işliyor” 

-Şimdi tabii burada da hiç alışık olmadığımız bir gizlilik prensibi işletiliyor gibi duruyor. Türkiye’de devam eden başka soruşturmalarda -belediyelerle ilgili soruşturmalar, uyuşturucu soruşturmaları, bahis soruşturmaları ve daha pek çok başka soruşturmada- daha gözaltı anından itibaren şüphelilerin fotoğrafları, ifadeleri ve her türlü mahrem bilgileri medyaya servis ediliyor. Yarım milyon insanı, aileleriyle birlikte çok daha büyük bir kesimi ilgilendiren bir meselede ise toplum devletin zaten bildiği bu isimlerin açıklanmasını bekliyor ama isimleri ancak muhalif siyasetçilerin iddiası olarak öğrenebiliyoruz. Bu 12 kişinin isimleri neden “sır” gibi gizlendi 10 gün boyunca?  

Çünkü bir kesim soruşturulduğunda hukuk başka türlü, başka bir kesim incelendiğinde başka türlü işliyor. Başka soruşturmalarda isimler açıklanıyor, hatta bilgiler servis ediliyor. Ama şunu da söyleyeyim; bugün yapılan aslında doğru olan. Soruşturmalar gizlidir. Dolayısıyla bu kişilerin isimlerinin soruşturma devam ederken açıklanmaması gerekir. Problem, bunların açıklanmaması değil. Problem, başkaları söz konusu olduğunda neden açıklandığıdır.

-İsimlerin günlerce açıklanmaması kamuoyunda “Bu 12 kişinin arasında devlet bürokrasisine ya da hükümete dokunan insanlar mı var?” şüphesini iyice büyütmedi mi? Nitekim işte Fatma Betül Sayan Kaya’nın olayın parçası olduğuna dair iddialar üzerine hiç gecikmeden istifa edince, kuşkular daha da güçlenmedi mi? 

Üstelik 12 kişinin daha sonra 160–170 kişiye çıktığı da konuşuluyor. Buradan daha sürpriz isimler de çıkabilir. Çünkü çok büyük bir rant dağıtımından söz ediyoruz. Üç dört yıl gibi çok kısa bir sürede bu büyüklükte bir rant yaratılması olağanüstü bir durum. Dolayısıyla birtakım ayrıcalıkların belli kesimlere verildiğini ve bu ayrıcalıklardan yararlananların ciddi servet sahibi olduklarını düşünüyorum.

dEski MASAK Başkan Yardımcısı Ramazan Başak ve T24 yazarı Cansu Çamlıbel

“Emre Tezmen ile yolum ikimiz de finans sektöründe çalıştığımız için kesişti, Mehmet Şimşek’in ismini çok sık kullanan biriydi, bunu geçen yıl CİMER’e yazdığım dilekçede belirtmiştim” 

-İşin ülkeyi yöneten iktidarın mensuplarını ilgilendiren boyutuna döneceğim ama önce sizin Emre Tezmen hakkında 17 Eylül 2026’dan çok önce dile getirmeye başladığınız iddialara dönelim. Geçen yıl Emre Tezmen ve Tera hakkında CİMER’e yaptığınız başvuruda, Tezmen’in Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’le yakın ilişki içinde olduğuna dair konuşmalarına bizzat tanık olduğunuzu dile getirmiştiniz. Devletin en üst makamına ulaşması hedefiyle bir dilekçeye bu iddiayı hangi gözlem ya da duyuma dayanarak yazdınız? Emre Tezmen’i nereden tanıyorsunuz?

Finans sektöründe çalıştığımız için yollarımız çeşitli vesilelerle kesişti. Ben de finans sektöründe danışmanlık yapıyorum, eğitim veriyorum, zaman zaman mevzuat danışmanlığı yapıyorum. Emre Tezmen, Sayın Mehmet Şimşek’in ismini çok kullanan, onunla çok yakın arkadaş olduğunu, İngiltere’den gelen bir ilişkileri bulunduğunu söyleyen biriydi. Ben de buna birkaç kez, üç beş defa şahit oldum. Ama sözünü ettiğim dönem Sayın Şimşek’in yeniden bakan olmasından önce. Bakan olduktan sonra bu ilişkinin devam edip etmediğini bilmiyorum. Zaten dilekçemde de “doğrudur, yanlıştır bilmiyorum” diye belirttim. Bunun araştırılması son derece kolay. Sektörde de konuşulan bir konudur zaten. 

“Son bir yılda iki kez gözaltına alındım, bir ay önce de polis karakoluna ifadeye çağrıldım; üçünde de şikâyet sahibi Emre Tezmen’di” 

-Finans sektöründe uzun zamandır başka üst düzey kamu görevlilerinin isimleri de fonlarla bağlantılı olarak dolaşıyor. Gazeteciler olarak bizim dahi kulağımıza geliyor. Sizin de geçtiğimiz bir yıl içinde doğrudan Adalet Bakanı Akın Gürlek’i aynı çerçevede ima eden bazı açıklamalarınız olduğunu görmüştüm. Ancak daha önceki X hesabınız ulaşılamaz hale geldiği için eski iddialarınızın hiçbirine şu an ulaşamıyoruz. Tam olarak ne demiştiniz ve neden demiştiniz hatırlatır mısınız?

Benim böyle bir paylaşımım olmadı. Ben o konuda bir gazeteciyle aramda geçen konuşmayı anlattım. Bakın, ben iki kez gözaltına alındım: Kasım 2025 ve Nisan 2026. Ayrıca bundan yaklaşık bir ay önce polis karakolundan arandım, hakkımda bir şikâyet daha olduğu söylendi ve gidip ifade verdim. Üçü de aynı kişinin şikâyeti üzerine olan olaylar.

“Hâlâ yurt dışına çıkış yasağım var” 

-“Aynı kişi” dediğiniz Emre Tezmen.

Evet. Hâlâ yurt dışına çıkış yasağım var. Cep telefonuma el konuldu. Daha sonra herhangi bir suç unsuruna rastlanmadığı yönünde karar verildi ama telefonumu henüz geri almadım; İstanbul dışında olduğum için gidip alamadım. İlk gözaltında bir gece nezarethanede kaldım. Beni torunumun yanında gözaltına aldılar. Ben bunların hukuki girişimler olmadığı, gözdağı verme amacı taşıdığı kanaatindeyim.

“Hükümete yakın bir televizyoncu, ekranda benimle ilgili anlattığı bilgileri kendisine verenin Akın Gürlek olduğunu söyledi”

Hükümete yakın gazeteciyle olan konuşmanız Kasım 2025’te mi Nisan 2026’da mı? Olayların kronolojisini anlamak adına soruyorum. Kronoloji bu şekilde mi? 

Tarihleri karıştırıyoruz. Ben bunu daha sonra X’te paylaşmış olabilirim ama anlattığım olay ilk gözaltından sonra, Kasım 2025’te yaşandı.

-Hangi olay?

İlk gözaltına alındığımda bir gece nezarethanede kaldım. Çıktığımda telefonumu elime aldım ve hakkımda haberler yapıldığını gördüm. Gazeteci ve televizyon programcısı olan bir kişi benim hakkımda “bürokrat eskisi” gibi ifadelerle yayın yapmıştı. Hükümete yakın medyada çalışan biriydi. Ama şunu da söyleyeyim; ikinci gözaltı sonrasında kendisini “sosyal demokrat” olarak tanımlayan bir gazeteci de benim için “tuz koktu” diye manşet attı. Dolayısıyla meseleyi sadece o açıdan değerlendirmiyorum. 

Neyse asıl konuya dönersek; ilk gözaltından sonra sözünü ettiğim hükümete yakın televizyoncuyu aradım. Dedim ki: “Meseleyi bilmeden niçin böyle yazıyorsunuz? Benim söylediğim şu: 2021 tarihli bir iddianame var. Savcı burada ‘şaibeli para trafiği’ tespiti yapmış. Ben de buradan hareketle bu gruba halka arz izni verilmesinin ve daha sonra banka kurma izni verilmesinin doğru olmadığını söylüyorum. Siz buna katılmıyor musunuz?” Yaklaşık 40 dakika, son derece medeni bir konuşma yaptık. Daha sonra bu konuşmanın tamamını, ilgili kamu kurumuna dakika dakika yazdım. O programcıya ayrıca, benim gözaltına alındığım gün adliyede kendisini gördüğümü söyledim. O sırada bunun olayla bağlantısını kurmamıştım. Daha sonra telefonu elime alıp yaptığı yayınları görünce ilişkiyi kurdum. Kendisine, “Bu bilgileri size kim verdi?” diye sordum. Hiç tereddüt etmeden bir isim söyledi.

-O televizyoncu siz gözaltından bırakıldıktan sonra size telefonda “Sizinle ilgili televizyonda anlattığım bilgileri bana Akın Gürlek verdi” diyor. Öyle mi?

Evet ama adım adım gidelim. Ben o gece nezarethanede kaldım. Ertesi sabah kalbim için anjiyo olmam gerekiyordu. Değerlerim çok yüksek çıkmıştı ve doktorum acilen anjiyo olmamı söylemişti. Çapa’dan randevu almıştık. Sağlık durumumu ilgili makamlara bildirmemize rağmen anjiyoya gitmeme izin verilmedi. “Polis nezaretinde götürün, sonra geri getirin” dedim, buna da izin verilmedi. Daha sonra basına, kalp rahatsızlığım olduğu için bırakıldığım yönünde bir bilgi yansıdı. Bu bilgiyi nereden aldığını o gazeteci-programcıya sordum. Yine aynı kişinin ismini söyledi.

“Bana Akın Gürlek ile ilgili iddiaları aktaran televizyoncu, Emre Tezmen ile de çok yakındı”

-Yani o televizyoncu sizin gözaltından kalp rahatsızlığınız nedeniyle serbest bırakıldığınıza dair bilgiyi de Akın Gürlek’ten aldığını söyledi. Doğru mu?

Evet. Ben de çok şaşırdım. O tarihte kendisi İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı’ydı. “Bu programcı yalan mı söylüyor?” diye düşündüm. Ama bunu son derece kesin bir ifadeyle söyledi. Üstelik ertesi gün kendisi de adliyedeydi. Daha sonra bu kişinin Emre Tezmen’le çok yakın olduğunu öğrendim.

-Kim yakınmış Emre Tezmen’e?

Bahsettiğim gazeteci-televizyoncu. 

“O televizyoncuyu nezaretten çıktığımda adliyede gördüm, meğer beni takip etmeye gelmiş; kendisiyle yaptığım tüm konuşmaların kayıtları telefonumda, telefon zaten devletin elinde, istenirse incelenebilir” 

-Peki sizin nezaretten çıkarıldığınız gün neden adliyedeymiş? Onun da mı ifadesine başvurulmuş?

Hayır. Beni takip etmek için geldiğini kendisi söyledi. Hatta daha sonra Başsavcıvekiliyle de görüştüğünü söyledi. Ne görüştüğünü bilmiyorum. Bunların hepsi telefon görüşmelerinde geçti. Telefonumu incelemeye verdim; eski telefonum da var. Konuşmaların kayıtları incelenebilir. Söylediklerimin dışında bir şey çıkarsa sorumluluğunu almaya hazırım.

Benim anlam veremediğim şu; eğer anlattıkları doğruysa, bu kişi Emre Tezmen’le çok yakın. Benim gözaltına alındığım akşam hakkımda üç paylaşım yapıyor, ertesi gün adliyede. Beni polislerin arasında görünce de “Sizin için çok üzüldüm” diyor. Ben kendisine, “Paylaşımlarımın dayanakları bunlar, lütfen hakkımdaki paylaşımlarınızı silin” dedim. O da paylaşımlarını sildi. Ben de onun paylaşımlarını referans alarak haber yapan bazı medya kuruluşlarını arayıp, “Kaynak aldığınız kişi paylaşımlarını sildi” dedim. Birçoğu haberlerini kaldırdı. Bunlarla neden uğraşmak zorunda kalıyoruz? Siz bir konuda uyarıda bulunuyorsunuz, hakkınızda ithamlar ortaya atılıyor, sonra onları temizlemek için uğraşıyorsunuz.

-E siz zaten ikinci gözaltı sırasındaki ifadenizde bunları savcılığa anlatıp kayda geçirmişsiniz. Dahası, zaten o televizyoncunun sizinle yaptığı yazışmaların kaydı telefonda var ve telefon zaten savcılığın elinde. Yani sizin bugün ısrarla bana vermediğiniz o televizyoncunun ismi devletin kayıtlarında var. Neden hâlâ ismini açıklamıyorsunuz?

Eski paylaşımlarımda ismi olabilir. Kapatılan X hesabımdaki paylaşımlarda vardı.

Tera Holding'e operasyon

“Emre Tezmen’in suç duyuruları üzerine bana işlem yaparak gözdağı vermek istediler, hiçbir tereddüte yer bırakmayacak derecede net bu” 

-Emre Tezmen’in hakkınızda suç duyuruları nedeniyle iki kere gözaltına alınıp, son olarak bir kez de ifadeye çağrılmanızı biraz önce “gözdağı” olarak nitelendirdiniz. Yani sizde aslında size gözdağı vermek isteyenlerin Emre Tezmen’den “daha önemli konumlarda olan” kişiler olduğunu mu düşündünüz? 

Çok net. Hiçbir tereddüde yer bırakmayacak derecede net. Neden? Haziran 2025’te önce Vergi Denetim Kurulu’na bu şaibeli para trafiğini bildirdim. Çünkü bankacılık kanalından geçmeyen, vergisel boyutu da olan bir para trafiğinden söz ediyoruz. Daha sonra CİMER’e başvurdum, MASAK ve SPK’ya gönderilmesi için. SPK’dan başvurumuzun alındığına ilişkin cevap geldi. Bütün bunlardan sonra Kasım 2025’te ben gözaltına alındım. Kimin şikâyeti üzerine? Emre Tezmen’in. Ardından 5 Ocak 2026’da İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’na çok geniş bir dosya sundum. Bu gelişmelerin tamamını, şaibeli para trafiğini, borsada yapılmaya çalışıldığını düşündüğüm piyasa dolandırıcılıklarını ve ortaya çıkabilecek mağduriyetleri, kendi tecrübelerimi de ekleyerek anlattım. İlgili savcıyla görüşüp dosyayı teslim ettim. Nisan 2026’da ise ikinci kez gözaltına alındım. Şimdi insan ne düşünür? 

“Beni nezarethanede tutmaları, betonda yatırmaları hukuksuzdu; bu muamelenin peşini bırakmayacağım” 

-Ne düşünür? 

Siz defalarca şikâyette bulunuyorsunuz, sosyal medyada uyarılar yapıyorsunuz, resmi makamlara yazılı başvurular yapıyorsunuz; bir şey olmuyor. Buna karşılık sizin şikâyet ettiğiniz kişinin başvurusu üzerine iki kez gözaltına alınıyorsunuz. Üstelik ben “devlet büyüklerine hakaret” gibi bir şeyden söz etmiyorum. Ortada daha önce bir Cumhuriyet Başsavcılığı iddianamesine girmiş tespitler var. Böyle bir durumda bir insanı çağırıp ifadesini alabilirsiniz. Ama gece gözaltına alıp sabaha kadar nezarethanede tutmak, sabıkalı muamelesi yapmak, fotoğraflarını çekmek, beton üzerinde yatırmak ne demek?

Bize gözdağı vermek yerine şikâyetlerimiz ve uyarılarımız dikkate alınsaydı, sözünü ettiğimiz kişileri gözaltına almayı bırakın, hiç olmazsa çağırıp ifadeleri alınsaydı; bütün bu uyarılara ve iddianamelere rağmen gerekli izinler verilmeseydi, Türkiye bugün sermaye piyasası tarihinin en büyük mağduriyetlerinden birini yaşamak zorunda kalmazdı. Ben bunun bana gözdağı vermek amacıyla yapılmış hukuksuz bir muamele olduğu kanaatindeyim. Bunun hukuk çerçevesinde takibini yapacağım. Peşini bırakmayacağım.

“Başvuruma HSK’dan yine ‘ret’ gelirse Anayasa Mahkemesi’ne kadar giderim, bir insanın şerefini bu şekilde harcayamazsınız” 

-Ne yaptınız ya da yapacaksınız?

Bu konularla ilgili iki kez HSK’ya yazdım. Ret cevapları geldi. Son ret cevabı üzerine tekrar dilekçe verdim ve bunu geçen hafta X’te de paylaştım. HSK’dan yine ret gelebilir. O zaman yasal yollar neyse, Anayasa Mahkemesi’ne kadar giderim. Sonuna kadar takip edeceğim. Çünkü bir insanın onurunu, şerefini bu şekilde harcayamazsınız. O yetki size bunun için verilmedi.

İkinci gözaltımda bana “halkı yanıltıcı bilgi” suçlaması yöneltildi. Şenol Babuşçu’nun Tera Yatırım’ın bir yılda yüzde 10 bin 128 getiri elde ettiğine ilişkin paylaşımını yeniden paylaşmıştım. Üstelik yorum da yapmamıştım. Bunun halkı yanıltıcı bilgi olmadığını, Takasbank verisine dayandığını söyledim. Buna rağmen gözaltına alındım ve basına yansıyan bilgilerde “borsa manipülasyonu” ifadesi kullanıldı. Borsa manipülasyonu dediğiniz şey, piyasa dolandırıcılığıdır. Ben yıllarca bunun denetimini yaptım, eğitimini verdim. Piyasa dolandırıcılığında işlem bazlı ve bilgi bazlı yöntemler vardır. Emir verirsiniz, alırsınız, emri iptal edersiniz; spekülatif amaçlarla yanlış bilgi yayarsınız. Ama sonuçta bunun bir ekonomik menfaat boyutu vardır.

“Bu noktaya gelinmesinde birincil sorumluluk SPK’dadır; DDK Başkanı Tanrıkulu ve SPK üyesi Elif Gülşah Gürlek görevde kalmaya devam ettikçe ‘soruşturma yapılmıyor’ algısı oluşuyor”

-Geldiğimiz noktada “sorumluluk” açısından ilk sıraya bir kurumu yazacak olsanız bu hangisidir? 

Sermaye Piyasası Kurulu’dur. 

-Burada kurumsal sorumluluk açısından hassas bir durum daha var. Adalet Bakanı Akın Gürlek’in eşi Elif Gülşah Gürlek, Sermaye Piyasası Kurulu üyesi. Devlet Denetleme Kurulu Başkanı Salih Tanrıkulu ise aynı zamanda Borsa İstanbul Yönetim Kurulu Başkan Vekili. Bu iki durum, yapılacak incelemenin bağımsızlığına duyulan güven bakımından sizce nasıl ele alınmalı?

Biz hep liyakatsiz atamalardan şikâyet ediyoruz. Ben de “Bazen liyakatli atamalar bile sorunun bir parçası olarak görülebilir” diyorum. Örneğin bu olayda kim devreye girebilir? Öncelikle Devlet Denetleme Kurulu. BDDK, SPK ve MASAK’ın koordinasyonunda, DDK’nın başkanlığında bu olay 15 günde aydınlatılabilir. İstenirse 15 gün içerisinde bütün resim ve bütün sorumlular ortaya çıkarılabilir. Fakat DDK Başkanı hatırlattığınız gibi aynı zamanda Borsa İstanbul’da yönetim kurulu üyesi. Adalet Bakanı’nın eşi de SPK Kurulu üyesi. Bunlar liyakatsiz insanlar mı? Hayır, tam tersine liyakatli insanlar. Ama ortaya bir görüntü sorunu çıkıyor. DDK nasıl soruşturacak? Yargı nasıl soruşturacak? Ben görevlerini yapmadıklarını söylemiyorum. Ama bu kişiler o görevlerde bulunduğu sürece kamuoyunda “Bu nedenle soruşturma yapılmıyor” algısı oluşuyor. Bunun görüntü ve algı itibarıyla olumsuz bir tarafı var. 

Bugün yine de bu soruşturmanın bir noktaya kadar gideceğine inanıyorum. Bugüne kadar bu soruşturmanın başlayabileceğine bile çok fazla ihtimal vermiyordum çünkü çok şey yaşadım. Çok sayıda somut başvuru yaptım, ihbarlarda bulundum, görüşmeler yaptım. Nisan 2026’da Başsavcılığa yaptığım ihbardan sonra Cumhurbaşkanlığı’na da bir dosya gönderdim. “Çok kötü şeyler oluyor. Size ya da görevlendireceğiniz bir kişiye bunları anlatabilirim” dedim. Özel Kalem’i de arayıp dosyamın ulaşıp ulaşmadığını sordum. Bununla da yetinmedim. Dosyanın Cumhurbaşkanı’na ulaşmayabileceğini düşünerek AK Parti MKYK’da bulunan, eski meslektaşım ve yaklaşık 40 yıldır tanıdığım bir kişiye de bütün bunları aktardım.

“AKP MKYK üyesi Fahrettin Yahşi’ye defalarca ulaştım, sınıf arkadaşım Cemil Erten’e de yazdım; yanıt alamadım” 

-Kime yazdınız AKP içinden? 

Fahrettin Yahşi. Kendisine defalarca, “Fahrettin, çok kötü bir noktaya gidiyor. Çok ciddi mağduriyetler var. Bu, sosyal sonuçları da olabilecek bir mesele. İnsanlar ‘mahvolduk’, ‘intihar edeceğim’ diyor. Bu dalga dalga yayılacak. Bir an önce bu sorunu çözmezseniz çok kötü bir noktaya gider. Bizim sesimiz ancak bir yere kadar ulaşıyor; lütfen bunu Sayın Cumhurbaşkanı’na ve ilgililere aktar” diye yazdım. Bununla da yetinmedim. Sınıf arkadaşım Dr. Cemil Erten’e de yazdım. Oradan da bir cevap gelmedi. Dolayısıyla ben bugün atılan adımı önemsiyorum. Bu soruşturmanın başlayabileceğini bile düşünmüyordum. Sonuna kadar gider mi? Orada hâlâ soru işaretlerim var.

“SPK bir saat içinde ‘insider trading’ yapanların hepsini ortaya çıkartabilir, Fatma Betül Sayan Kaya’lar çok” 

-Şu ana kadar eski bir büyükelçi, eski bir Merkez Bankası Başkan Yardımcısı, eski Kültür Bakan Yardımcısı, bir Cumhurbaşkanı danışmanının bu skandalda adı geçti ama hiçbiri AKP Genel Başkan Yardımcısı Fatma Betül Sayan Kaya kadar “kuvvetli bir siyasi bağ” değildi muhtemelen. Nitekim isminin ortaya atılmasından kısa bir süre sonra hükümete yakın bazı çevrelerden sosyal medyada “istifa” çağrıları yükseldi. Fatma Betül Sayan Kaya da saatler içinde görevlerinden affını istedi ve Erdoğan tarafından pek tabii kabul edildi istifası. Bu gelişme fon mağdurları açısından ne anlama gelebilir? 

Kendisinin açıklamasının ardından SPK, bu tür kazançları elde edenleri bir saat içerisinde ortaya çıkarabilir. Bakın sadece bir kişiden nereden baksanız, yaklaşık 2 milyar liralık bir kaynak elde ediliyor. Bu 2 milyar lira binlerce küçük yatırımcının kaybını karşılayabilir. Buradaki amaç öncelikle insanların ana parasını kurtarmak, kaybedilen kısmı bu şekilde takviye etmek olmalı. Üstelik bunun için Hazine kaynaklarına başvurulmasına gerek de yok. SPK, Fatma Betül Sayan Kaya gibi parasını alıp gidenlerin kimler olduğunu, benzer yüzlerce kişiyi, hatta binlerce kişiyi bir saat içerisinde ortaya çıkarabilir. 

SPK'nın, Kaya çifti hakkında Sermaye Piyasası Kanunu'nun 106. maddesi kapsamında suç duyurusunda bulunmuş olması gerekir. Muhtemelen bulunmuştur da. Aksi halde SPK doğrudan sorumlu olur. Eğer kararlı biçimde üzerine gidilirse, 106. maddeye aykırı biçimde, yani “insider trading” yoluyla çok yüksek miktarlarda kazanç elde eden başka kişilerin de ortaya çıkacağını düşünüyorum.

“‘Insider trading’ bilgi suiistimalidir, içerden alınan bilgiye dayalı işlem yapılmasıdır” 

-Hazır yeri gelmişken sorayım; “insider trading”in Türkçe karşılığı tam olarak nedir?

Kanundaki karşılığı bilgi suiistimalidir. Yani içeriden öğrenilen bilgiye dayanarak işlem yapılması. Tera Portföy’ün Yönetim Kurulu Başkanı Erdin Özel ile Fatma Betül Sayan Kaya’nın çok yakın ilişki içerisinde olduğu iddia ediliyor. AK Parti’de sadece bugün değil, geçmişte de görevleri olmuş bir isimden, bakanlık yapmış bir isimden söz ediyoruz. Ama Fatma Betül Sayan Kaya’lar çok.

-“Fatma Betül Sayan Kaya’lar çok” derken bunu bilgiye dayanarak mı söylüyorsunuz, tahmin ederek mi?

Tahmin ederek söylüyorum. Ama yüzde 100’e yakın bir tahminle söylüyorum, yüzde 99,9 diyelim.

“Bu yapı siyaset, yargı ve bürokrasiden çok güçlü seviyede destek görmeseydi sermaye piyasasında son 45 yılın en büyük tahribatı yaratılamazdı” 

-Yani “Fatma Betül Sayan Kaya’lar çok” derken, iktidar partisinde resmi görevi olan başka insanların da bu tür ilişkiler içinde bulunduğunu mu söylemeye çalışıyorsunuz?

Tabii, bürokrasi, siyaset ve yargı içinden bu yapı çok güçlü seviyelerden destek görmemiş olsaydı, Türkiye’nin 45 yıllık sermaye piyasası tarihindeki en büyük tahribatı ve en yüksek mağdur sayısını yaratamazdı. Mümkün değil. Onun için de yüzde 99,9 olasılıkla söylüyorum ki Fatma Betül Sayan Kaya’lar çok. Hem yargıda hem siyasette hem bürokraside Fatma Betül Sayan Kaya’lar çok. Üstelik bunlar aslında bilinmiyor da değil. Ben 45 yıl bu masanın her tarafında görev yaptım. Devletin en kritik makamlarında görev yaptık. İstenildiği anda bunlar ortaya çıkarılabilir. SPK bunları bir saat içerisinde çıkarabilir. Daha önce yaptığım bütün paylaşımlarda da “DDK devreye girsin; SPK, BDDK ve MASAK koordinasyonunda bütün işlemler ve bütün tablo 15 gün içerisinde ortaya çıkarılabilir” dedim. Bir ay içerisinde de rapora bağlanır ve sonuçta savcılığa suç duyurusunda bulunulur. Böyle çok daha hızlı ilerler.

“Zeynel Emre ve Ahmet Şık’a bilgilerin içerden sızdırıldığını düşünüyorum” 

-Yeni Parti Sözcüsü Zeynel Emre, Fatma Betül Sayan Kaya ile eşi İlyas Kaya’nın Özata Denizcilik Sanayi ve Ticaret AŞ (OZATD) paylarında yaptığı öne sürülen işlemlere ilişkin tarih ve tutarlar açıkladı. Bu bilgilerin kaynağını bilmiyoruz. Bu bilgiler herhalde sistem içerisinde yaşananlardan rahatsız olan kişiler tarafından aktarılmıştır, değil mi? Emekli bir bürokrat olarak ne düşünüyorsunuz? 

Kamuda, yargıda, siyasette, bürokraside vicdanı olan o kadar çok insan var ki… Çoğunluk vicdanı olan insanlardan oluşuyor. Bu vicdansız ve gayriahlaki tutumları sergileyen insanlar çoğunluk değil. Kesinlikle çoğunluk değiller ama güçlüler. Kirli bir azınlığın işlediği suçlar maalesef 86 milyonu olumsuz etkiliyor. Bir de güçlü olmaları, dediğiniz gibi, ayrı bir mesele. Ben de bu bilgilerin kendisine içeriden sızdırıldığını düşünüyorum.

-Türkiye İşçi Partisi Milletvekili Ahmet Şık da Zeynel Emre’den sonra X’te bazı kritik paylaşımlar yaptı. Dün akşamki paylaşımlarında özellikle ilgimi çeken bazı maddeler var. Örneğin, söz konusu kişilerin hisselere giriş ve çıkış tarihleri ile alış ve satış fiyatlarının ne olduğunu soruyor.

Bu soruların cevaplarının tamamı, yetkili kurumlar tarafından istenirse bir saat içerisinde ortaya çıkarılabilir.

“Rahatsızlık duyan namuslu bürokratlar veya çevreler tarafından bilgi akışı vardır”  

-Ahmet Şık sonra şöyle devam ediyor: “Akın Gürlek, tutuklu şüphelilerden Emre Tezmen, Muhammed Yarız ve tutuksuz Erdin Özel’le Adalet Bakan Yardımcılığı döneminden bugüne kadar, 2024, 2025 ve 2026’da İstanbul’daki belirli otellerde kaç kez görüşmüştür?” Bir milletvekilinin bu kadar spesifik bir iddiayı gündeme getirmesine yol açan şeyin de içeriden aldığı bir duyum olduğunu mu düşünürsünüz?

Tabii. Sayın Ahmet Şık başka türlü bu bilgilere nasıl ulaşacak? Ya da Sayın Zeynel Emre açıkladığı bilgilere nereden ulaşacak? Bakın, MKK, yani Merkezi Kayıt Kuruluşu, son derece önemli ve kritik verilerin kaydedildiği bir merkez. Siz bu merkeze, bütün bu sistemin yaratıcılarından ve mimarlarından biri olduğunu düşündüğünüz bir kişiyi getiriyorsunuz. Şimdi diğer oyuncular bunu sormaz mı? Serbest rekabet diyorsunuz. Oyunculardan birini alıp devletin en kritik kurumlarından birine getiriyorsunuz ve o oyuncu rakiplerinin bütün işlemlerini görebilecek bir konuma geliyor. Böyle bir şey olabilir mi? Bunun da soruşturulması lazım. Dolayısıyla içeriden bilgi gitmeden ne Sayın Ahmet Şık ne de Sayın Zeynel Emre bu bilgilere ulaşabilir. Mutlaka içeriden, bu durumdan rahatsızlık duyan namuslu bürokratlar veya çevreler tarafından bir bilgi akışı olduğunu düşünüyorum.

“Bazı soru işaretlerim yok dersem doğru olmaz çünkü şikâyet ettiklerim korundu”

-TİP Milletvekili Ahmet Şık da geçen hafta Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in yanıtlaması istemiyle verdiği soru önergesinde, Akın Gürlek’in Tera Portföy’ün TLY kodlu fonunun kapalı döneminde yer alıp almadığının araştırılmasını istedi. Ancak öte yandan Bakan Gürlek’in bir haftadır “Sorumluların bulunmasında sonuna kadar gideceğiz” şeklinde çok kararlı açıklamaları var. Sizin Gürlek’in adının geçtiği iddialara bakışınız nedir?

Bu konuda bugün çok açık bir şey söylemek mümkün değil. Bunlar soruşturmaların sonucunda belli olacak. Ama bazı tereddütlerimin ve soru işaretlerimin olmadığını söylersem doğru olmaz. Bakın, bu kadar resmi başvuru yapmış olmama rağmen —bunu bu kariyer ve tecrübeye sahip birisi olarak söylüyorum— iki defa gözaltına alındım. Üçüncü defa polis karakolunda ifadem alındı. Hakkımda yurt dışına çıkış yasağı ve adli kontrol tedbirleri uygulandı. Buna karşılık benim yaptığım şikâyetler hiçbir şekilde değerlendirilmedi. Benim şikâyet ettiğim kişinin şikâyetleri üzerine ise ben bütün bu muamelelere maruz kaldım. Bu durum doğal olarak bende bu kişilerin korunduğuna ilişkin bir düşünce oluşturuyor.

fatma betül sayan kayaGörevden affını isteyen ve af talebi kabul edilen eski AKP Genel Başkan Yardımcısı Fatma Betül Sayan Kaya

“Yaşadıklarım sonucunda bende Tera’nın yargı tarafından korunduğu düşüncesi oluştu; siyaset yargıya etki etmiş olabilir ya da yargı kendiliğinden etki altında kalmış olabilir” 

-Tera’nın kurucularının ve yöneticilerinin bizzat yargı tarafından korunduklarını mı düşünüyorsunuz?

Tabii ki bende yargı tarafından korundukları düşüncesi oluştu. Siyaset yargıya etki etmiş olabilir, yargı kendiliğinden bu etkinin altında kalmış olabilir, Emre Tezmen’in kendi etkisi olmuş olabilir… Hangi senaryonun gerçekleştiğini bilemem. Ama ben sonuca bakıyorum. Etki yargıdan mı, siyasetten mi, bürokrasiden mi geldi benim açımdan fark etmiyor.

“Uyarılarım dikkate alınmış olsaydı olayın bu boyuta ulaşmasının önüne geçilebilirdi ama şikâyet ettiklerimin ifadesi bile alınmadı” 

-Sizi bu sonuca götüren en somut şey ne?

Ben 2021’den itibaren uyarılarda bulundum, ilgili makamlara bilgi verdim ve resmi başvurular yaptım. Buna rağmen benim hakkımda işlem yapıldı; benim şikâyet ettiğim kişilerin ise ifadeleri bile alınmadı. Eğer onlarla ilgili de işlem yapılmış olsaydı böyle düşünmezdim. Bütün bunları yan yana getirdiğimde, Emre Tezmen’in etkisiyle ve birilerinin de buna aracılık etmesiyle benimle uğraşıldığını düşünüyorum. Bu nedenle yaşadıklarımı masum görmüyorum. Bu uyarılara zamanında kulak verilmiş olsaydı, sermaye piyasası tarihinin en büyük tahribatlarından ve en fazla mağdur yaratan olaylarından birinin bu boyuta ulaşmasının önüne geçilebilirdi.

“Cumhurbaşkanının meselenin boyutlarını sonradan öğrendiğini düşünüyorum, belli duyumlarım var; bu elbette sorumluluğu ortadan kaldırmıyor” 

-Siz en son Nisan ayında gözaltına alındınız. Yani yalnızca dört beş ay öncesinden söz ediyoruz. Yargının araçsallaştırıldığını düşündüğünüz bir süreci bundan dört beş ay önce bizzat yaşadığınızı detaylarıyla anlatıyorsunuz. Bugün aynı kurumların başında aynı insanlar var; aynı savcılar, aynı bakan görevde. Bizzat bunları yaşamış biri olarak, bugün aynı yargının bu soruşturmayı samimiyetle, bizim gerçekleri öğrenebileceğimiz şekilde sonuna kadar götürebileceğine güveniyor musunuz? Yoksa yine bazı şeylerin üzerinin örtüleceğine ilişkin şüpheniz var mı?

Sonuna kadar gidilmeyebilir ama önemli bir adım atıldı. Yavaş yavaş devamı da geliyor gibi. Umut verici bazı adımlar görüyorum. Bakın, hep “Sayın Cumhurbaşkanı’nın haberi vardı, ondan habersiz olmaz” denir ya… Ben bu olayda Sayın Cumhurbaşkanı’nın meselenin boyutlarını daha sonradan öğrendiğini düşünüyorum. Şimdi bu birçok insana tuhaf gelebilir. “Olur mu, ondan habersiz kuş uçmaz” denebilir. Ama benim birtakım duyumlarım var. Bu konuda bilgi sahibi olan arkadaşlarımdan da duyduklarım var. Bu elbette sorumluluğu ortadan kaldırmıyor. 

“SPK yönetiminin ve üyelerinin görevden affını istemesi lazım; bu sıradan bir olay değil, ihmali olanlar sorumluluk üstlenmeli” 

-Biraz önce DDK Başkanı’nın aynı zamanda Borsa İstanbul’da yönetim kurulu üyesi olduğunu ve Adalet Bakanı Gürlek’in eşinin de SPK Kurulu üyesi olduğunu hatırlatarak, bu kişilerin hala görevde olması nedeniyle kamuoyunda “Bu nedenle soruşturma yapılmıyor” algısı oluştuğuna dikkat çektiniz. Bir bürokrat bakışıyla size göre bugün hangi görevdeki bürokratlar “görevden affını” istemeli? 

Ben SPK yönetiminin yerinde olsam kesinlikle görevden affımı isterdim. Çünkü ortada çok ağır bir tahribat var. Bu sıradan bir olay değil. Başta SPK Kurul üyeleri ve SPK üst yönetimi istifa etmeli. Bazı bürokratlar, bazı Kurul üyeleri bu yanlışlara karşı çıkmış olabilir. Ben hepsini suçlamıyorum. Keza DDK Başkanı da bu konuları gündeme getirmiş, “Ben devreye gireyim” demiş olabilir. Bunları bilmiyoruz. Bunlar ancak soruşturmalar sonucunda belli olacak. Ama Cumhuriyet tarihinin en önemli tahribatlarından birini yaratan; ekonomik, siyasi ve sosyal açıdan çok büyük sonuçlar doğurabilecek bir olaydan söz ediyoruz. Burada ihmali bulunan insanların doğal olarak sorumluluk üstlenmesi gerekir.


T24’ÜN ARKASINDA HİÇBİR GÜÇ YOK; TEK GÜÇ SİZ OLUN, REKLAMSIZ T24’E ABONE OLUN



 

Asko Holding'den açıklama

"Haberde şirketimiz ASKO’nun (“Asko”) ismi belirtilmiştir. Öncelikle belirtmek isteriz ki Türkiye’nin sektöründe önemli kuruluşlarından biri olan  ASKO’nun  söz konusu haberde adı geçen GKFX, Kasım Garipoğlu, Tera Yatırım, Venbey veya diğer kişi ve şirketler arasında herhangi bir ticari, hukuki ve sair ilişkisi bulunmamaktadır."

İlgili İçerikler