Siyasi itirazın sınırları ve muhalif yoklamasına dönüştürülen bir düğün

Siyasi itirazın sınırları ve muhalif yoklamasına dönüştürülen bir düğün

Velev ki böyle bir anda Davutoğlu’nun yanında görünmeyi çok riskli bulan çok sayıda AKP’li bakan ve milletvekili oğlunun düğününden uzak durdu… Bunun iktidar açısından ne tür bir “kazanım” olduğu yine de hayli tartışmalı. Bir kere iktidar “ifade” hamlesiyle Haliç Kongre Merkezi’ndeki o salonun üzerine büyük bir siyasi projektör tuttu. İki gencin evlenmesinin kutlanacağı tören de haddinden fazla siyasallaştı. Salondaki her siyasetçi olduğundan daha görünür hale geldi. Sıradan bir evlilik töreni, rejimin karakterinin sergilendiği bir siyasi sahneye dönüştü. Muhafazakâr-dindar mahalledeki zaten yüksek sesli olmayan “itiraz”ın sönümlenip sessizliğe gömülmüş olduğunu varsaymak iktidar açısından büyük bir hata olur. Bir kez daha fark ettim ki sessiz ama koyu bir itiraz damarı var muhafazakâr siyaset alanının; fazla bağırmadan varlığıyla direnen bir yanı var

Siyasi itirazın sınırları ve muhalif yoklamasına dönüştürülen bir düğün
Eski TBMM Başkanı Bülent Arınç, Yeni Parti Genel Başkanı Özgür Özel, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, Saadet Partisi Genel Başkanı Mahmut Arıkan, Yeniden Refah Partisi Genel Başkanı Fatih Erbakan ve Demokrat Parti Genel Başkanı Gültekin Uysal da düğüne katıldı| Fotoğraf: Candan Yıldız / T24

Türkiye’de muhalif olmanın giderek tuhaflaşan bir hikâyesi var, Ahmet Davutoğlu’na dahi sanki “azılı bir muhalif” gibi bir pay düşebilen bir hikâye bu. Geçen cumartesi öğleden sonra Haliç Kongre Merkezi’nin kapısına doğru yürürken şunu düşündüm; iktidar artık siyasi alanı kafasına göre hizaya sokmakla da yetinmiyor, siyasetçilerin sosyal ilişkilerine de belli sınırlar biçme gibi bir derdi var.

Bir anlamda üzerine çarpı atılan bir düğün merasiminin girişindeki upuzun kuyrukta ev sahiplerinin elini sıkmak için beklerken, hayatlarının en önemli günlerinden birini Türkiye siyasi tarihindeki buruk bir sayfa olarak yaşamak durumunda bırakılan Ravza ve Mehmet adına hüzünlendim. Bir zamanlar işim nedeniyle ailemden daha çok gördüğüm bir siyasetçinin o günlerin hatırasıyla, bambaşka bir politik evrenin mensubu olmama ve kendisinin dış politika ve siyaset tercihlerini çok da eleştirdiğimi bilmesine rağmen özel bir gününe beni davet etmesinin zamanın ruhuna denk olmayan bir nezaket olmasında ise bir nebze teselli buldum.

Aynı yolu geçmişte kim bilir kaç defa Ahmet Davutoğlu’nun “Türkiye Cumhuriyeti’nin Dışişleri Bakanı” sıfatıyla düzenlediği Suriye gündemli “gazeteci bilgilendirme” toplantısına katılmak için adımlamıştım. 2011 ile 2014 arasındaki o dönemde, Türkiye medyasının dış politika yazan neredeyse tüm kalemleri kurum filtresi uygulanmadan o tür toplantılara davet edilirdi. Katılmak, eğer ideolojik aktivizm gibi bir önceliğiniz yoksa, bir gazeteci için son derece sıradan ve olağan bir eylemdi. Nitekim aynı senelerde hükümetin en kuvvetli pozisyonlarından birini tutan bir siyasetçinin çocuğunun düğününe gitmek de aynı derecede olağan ve sıradan bir işti gazeteciler için. Benim için hala da öyle, elbette davet edildiysem. Ülkenin nasıl ve kimler tarafından yönetildiğini ya da kimlerin ülkeyi yönetmeye talip olduğunu anlamak ve topluma anlatmak için meclisin ve siyasi parti genel merkezlerinin dışındaki hayatlar asıl hazinedir.

Fotoğraf: T24

Davutoğlu’nu AKP iktidarının kilit isimlerinden biri olarak önce “Dışişleri Bakanı” sonra da “Başbakan” olarak izlediğim dönemin üzerinden 10 sene geçti. Aradan geçen çok da uzun olmayan bu dönemde mesleğim iktidar tarafından, basit gazetecilik faaliyetlerinin ötesinde anlamlar yüklenen keskin bir hizalanma aracı olarak formatlandı. Siyasetin kodları da dramatik olarak değiştirildi. Eskiden devletin en üst düzey konumlarında rol üstlenmiş bir siyasetçinin mutlu ya da acılı özel günleri, siyasetin sert kapışmalarından azade bir yerde tutulabiliyordu. Oysa bugün artık siyaset alanındaki asgari insani reflekslerin dahi bir nevi meydan okuma olarak okunduğu, okunabileceği bir tekinsizlik ikliminde var olmaya çalışıyor siyasetçiler de. Yurttaşlara uzundur reva görülen tarife işte siyasi elitlere kadar ulaştı.

Ekrem İmamoğlu’nun tutuklandığı Mart 2025’ten beri, muhalefetteki siyasetçilerin adeta tümünün bünyesine, iktidarın çizdiği sınırlar içinde “oynamadıkları” takdirde, artık kendi partilerinin içinde dahi huzur kalmadığı mesajı zerk ediliyor.

Ahmet Davutoğlu’nun AKP’den koparak 2019’da kurduğu Gelecek Partisi’ni feshetme ve siyaseti bırakma kararını, muhalefet alanının da giderek daha şiddetli biçimde formatlanacağının artık açıkça ortaya çıktığı bu siyasi iklimden bağımsız okumak mümkün değil. Zaten seçmen nezdinde hakiki bir varlık gösterememiş olan bir partiyi yaşatmakta ısrar etmek yerine Davutoğlu’nun yedek kulübesine çekilme kararının elbette başka bir anlamı da olabilir. Pek muhtemeldir ki Davutoğlu, bu geri çekilmeyi Erdoğan sonrası dönemde yeni bir pozisyonun tasavvuru için kendi adına bir “reset dönemi” olarak görmüş olabilir. Siyaseti bırakma ilanının Davutoğlu’nu Erdoğan’ın hedefi olmaktan koruyamamasının arkasında tam da bu şüphenin olduğunu düşünüyorum.

Davutoğlu’nun beş sene önce, Erdoğan iktidarını “haram lokma yemek”le eleştirdiği sözlerinin birden sosyal medyada dolaşıma sokulması, ardından da “Cumhurbaşkanı’na hakaret” suçlamasıyla ifadeye çağrılması adeta zaman ayarlı bir ültimatomdu. Zaman ayarlıydı çünkü tam da Davutoğlu’nun eski partisi AKP’den de yüzlerce ismi davet ettiği oğlu Mehmet’in düğünü yaklaşıyordu. Davutoğlu üzerinden ülkenin gidişatından rahatsız tüm muhafazakâr-dindar siyaset alanına bir çeşit ayar verilmek istenildi. Mahalleye “düğüne gidecekleri not ediyoruz bilesiniz” mesajı da hoyrat biçimde verilmiş oldu. Yani AKP bir düğün katılımını bile yoklamaya, kendine sadakat testine çevirdi.

Eğer maksat Davutoğlu’nun çevresinin de şüphelendiği gibi düğün vasıtasıyla Erdoğan’ın içinden çıktığı siyasi mahallede güçlü “bir başka siyasi fotoğraf” verilmesinin engellenmesi idiyse, belli ölçüde hasıl olmuş olabilir. Hâlâ AKP’de siyaset yapanların düğüne katılımı Davutoğlu’nun kriminalize edilmesi üzerinden sayısal açıdan sınırlandırılmış olabilir pekâlâ. Belki AKP içindeki bazı isimler, salonda çekilecek tek bir fotoğrafın siyasi kariyerlerinin önüne konulacağını düşündü. Belki dış dünyadan bazı konuklar törenin siyasi gerilimin parçasına dönüşmesini istemedi.

İktidarın halen görevdeki bazı ağır topları salonda görünmek yerine mesaj ve telgraf göndermekle yetinmiş oldu. Mesaj gönderenlerden Numan Kurtulmuş, Hakan Fidan, Yaşar Güler, Efkan Ala ya da Fahrettin Koca, Davutoğlu “Cumhurbaşkanına hakaret” suçlamasıyla ifadeye çağrılmış olmasa bizzat salonda bulunurlar mıydı muhtemeldir ki hiçbir zaman bilemeyeceğiz.

Fotoğraf: T24

Velev ki böyle bir anda Davutoğlu’nun yanında görünmeyi çok riskli bulan çok sayıda AKP’li bakan ve milletvekili düğünden uzak durdu… Bunun iktidar açısından ne tür bir “kazanım” olduğu yine de hayli tartışmalı. Bir kere iktidar “ifade” hamlesiyle Haliç Kongre Merkezi’ndeki o salonun üzerine büyük bir siyasi projektör tuttu. İki gencin evlenmesinin kutlanacağı tören de haddinden fazla siyasallaştırılmış oldu.

Ahmet Davutoğlu’nun davetlileri yalnızca bir ailenin mutlu gününe iştirak etmedi, ifadesinin alınması için oğlunun düğünün geçmesi dahi beklenmeyen eski bir başbakanın yanında görünmeyi göze aldılar. Bu yüzden salondaki her siyasetçi daha görünür hale geldi.

Nikah şahitlerinden Bülent Arınç’ın normal şartlarda bir kutlama konuşması olarak kalabilecek sözleri de doğrudan iktidarın uygulamalarını hedef alan bir itirazın kreşendo anı oldu. Yani Davutoğlu’nun ifadeye çağrılması aslında arzu edilenin tam aksi istikametinde bir sonuç üretti. AKP’li bazı isimler sosyal medyaya koşup Arınç’a tepki sergilemek durumunda kaldı.

Sıradan bir evlilik töreni, rejimin karakterinin sergilendiği bir siyasi sahneye dönüştü.

Muhafazakâr-dindar mahalledeki zaten yüksek sesli olmayan “itiraz”ın sönümlenip sessizliğe gömülmüş olduğunu varsaymak ise iktidar açısından büyük bir hata olur. Kısa sohbetler ettiğim bazı eski Adalet ve Kalkınma Partililerin hepsi içinden geçtiğimiz bunaltıcı zorlu dönemden şikâyetlerini ele veren kısa cümleler kurdular. Sanki bir düğünde değil cenazedeydik. Herkes neyin ne olduğunu biliyor, başına gelebileceklerin farkındalığı içinde. Herkes çok da konuşmadan, bakışlarıyla anlatma işinde iyice ustalaşmış. Kamusal alanda söylenemeyen sözler, bir düğün salonundaki mahremiyetin sağladığı görece güven içinde bile iktisatlı sarf ediliyor.

Bir kez daha fark ettim ki sessiz ama koyu bir itiraz damarı var muhafazakâr siyaset alanının; fazla bağırmadan varlığıyla direnen bir yanı var.

Siyaset alanına çöken kara bulutların gölgesinde yapılan düğündeki manzara tersten okunduğunda ise, Altılı Masa’nın bakiyesinin tamamen tarumar olmadığı şeklinde de pek tabii okunabilir. Çünkü bugün dahi iktidarı en çok geren şeyin farklı siyasi görüşlerin hala korkmadan bir araya gelmesi olduğunu tahmin edebiliriz.

Nihayetinde Mehmet ile Ravza’nın düğününde muhafazakâr ve seküler siyasi elitler yeniden bir “dayanışma” görüntüsü vermiş oldu. 2023’ün nahoş finalinden sonra sekteye uğrayan o hat bir daha yekpare hareket edemez belki ama dar zamanda yan yana durabilmenin hala azımsanmayacak bir anlamı var.

Öte yandan bu düğün vesilesiyle yan yana gelen sadece sağ ve solun tonları değildi. Özgür Özel ve Kemal Kılıçdaroğlu da bu düğün vesilesiyle yan yana durmak durumunda kaldı. Zaten AKP’lilerin yokluğunda düğünün magazini de Özel ve Kılıçdaroğlu’ndan çıktı. Özel ve Kılıçdaroğlu nikahtan önce siyasetçilerin buluştuğu küçük salona neredeyse aynı anda girince salondakiler önce kime selam verip kiminle sohbet edecekleri konusunda bocaladı. Özgür Özel’in etrafındaki geniş halkayı fark eden Kılıçdaroğlu, çeperden dolanıp kendisini hızla İlhan Kesici ile Hüsamettin Özkan’ın yanına attı. Kemal Bey’in gerginliğini gizleyemediğini düşündürten bir andı açıkçası. Salondan çıkarken Candan Yıldız’la bana “Beni çekiştiriyorsunuz herhâlde” diye takılması da sanki ruh halinin yansımasıydı.


T24’ÜN ARKASINDA HİÇBİR GÜÇ YOK; TEK GÜÇ SİZ OLUN, REKLAMSIZ T24’E ABONE OLUN

İlgili İçerikler