‘Ortam odaklı sanat’ üzerine (1): Yer-mekân-ortam odaklı sanat

‘Ortam odaklı sanat’ üzerine (1): Yer-mekân-ortam odaklı sanat

Kavramsal sanat, süreç sanatı, beden sanatı, performans, video sanatı, yeryüzü sanatı, yerleştirme sanatı ve ortama özgü sanat arasında etkileşim artmıştır. Ortama özgü sanat kavramsaldan, süreç sanatından, bedenden, performanstan, video sanatından, yeryüzü ve yerleştirme sanatından beslenir, yani hangi disiplinlerden yararlanmışsa bünyesinde onlardan izler taşır, ancak ortam odaklı içerikleriyle de yeni anlamlara açık hale gelir

‘Ortam odaklı sanat’ üzerine (1): Yer-mekân-ortam odaklı sanat

Öncelikle bu konuyla ilgili kişisel bir bilgi vereyim. 2013 yılında Hacettepe Üniversitesi’nde sorumluluğumda yürüttüğüm Duvar Resmi Atölyesi dersinin adını “Ortam Odaklı Sanat Atölyesi” adıyla değiştirdim. Amaç bu dersi güncel sanat stratejileriyle baş edebilecek bir içeriğe kavuşturmak ve öğrencilerin ilgisini diri tutmaktı. Başarılı da oldu. Özellikle lisansüstü öğrenciler arasında ilgiyle karşılandı ve birçok öğrenci sanatsal tercihlerini bu yönde kullandı ve tez çalışmalarını bu konu üzerine yaptılar ve hala yapmaya da devam etmekteler. Yaklaşık 13 yılın sonunda, şu tarih itibariyle sanırım beş üniversitede çoğu öğrencim olan akademisyen arkadaşlarım “Ortam Odaklı Sanat Atölyesi” adıyla bu dersi programlarına koydular. Bu kadar kısa sürede başarılı geri dönüşler olması, bu dersin programa alınmasının doğru bir karar olduğunu gösteriyor.

Gelelim bu dersin adı ve çağdaş sanat stratejilerinden biri olarak ortam odaklı sanatın (site-specific art veya in situ art), adının neden yere, mekana özgü sanat değil de “ortam” tercihine. Türkçesini ben önermiş olmayı isterdim, ama öyle değil. Orhan Pamuk’un Yeni Hayat roman kahramanının “bir kitap okudum hayatım değişti” ilk cümlesindeki gibi, site specific art cümlesini “ortam odaklı sanat” çevirisiyle karşılaşınca (Hal Foster’ın Gerçeğin Geri Dönüşü kitabında (çeviren: Esin Hoşsucu, yayına hazırlayan: Barış Acar), “yer-mekan-alan-saha” yerine “ortam” sözcüğünün daha kapsayıcı olduğunu düşünerek ben de kullanmaya başladım.

Türkçede yaygın kullanım “mekana özgü sanat”tır. Bazı kaynaklarda “ortam odaklı sanat” veya “ortama özgü sanat” (Foster, Gerçeğin Geri Dönüşü), bazı kaynaklarda ise “yere özgü sanat” ve yer yer de “mecraya özgü sanat” (Hal Foster, Mimarlık Kompleksi, çeviren: Serpil Özaloğlu, editör: Ali Artun, yayına hazırlayan: Elçin Gen, Hal Foster, Tasarım ve Suç, çeviren: Elçin Gen) olarak çevirilmiş. Aynı yazardan iki farklı çeviride iki farklı öneriler: “ortam odaklı”, “yere özgü” ve “mecraya özgü”. Çevirilerin tamamı “site specific art veya in situ art”ın karşılığı olarak düşünülmüş. Dolayısıyla kapsamları ve bağlamları aynı şeye işaret ediyor. “Ortam odaklı sanat” ile “mekana özgü sanat” ayrı ayrı kavramsal çerçevesi olan sanat stratejileri değildir. Site specific art’ın Türkçe karşılıkları olarak önerilmiştir. Bu konuda meslektaşım Erdem Oğuz yazdığı bir makalede, ortam odaklı sanatı yabancı dildeki “environmental” kavramı ile içeriğini oluşturmaya çalışmış ve sınırlı bir kavramsal çerçeve çizmiş. Ortam odaklı sanatı “site specific art”ın karşılığı olarak literatüre kazandıranları ise çeviri hatası ve yeterince alana hakim olamadıkları iddiasıyla eleştrmiş. Ancak Oğuz, “ortam odaklı sanat” ile “mekana özgü sanat”ın kavramsal çerçevesini ayırmaya çalıştığı metin boyunca iki başlığın birbirinden net olarak ayrılamayacağını ve iç içe geçmiş “gri alanlar” değerlendirmesini yaparak, alan hakimiyetinden kaynaklı! benzer sonuca varmış. 

Brian O’Doherty’nin Beyaz Küpün İçinde kitabının önsözünde (aynı zamanda kitabın çevirmeni) Ahu Antmen, Environment’ın “çevre düzenlemesi” olduğunu belirtmiş ve Türkçe’de başka anlamlara gelebileceğini düşünerek “mekan düzenlemesi” terimini tercih etmiş; “çünkü sözü edilen environment’lar, mekan içinde gerçekleştirilen düzenlemelerdir. ‘Çevre düzenlemesi’ terimi ise, açık alanlarda gerçekleştirilen arazi sanatı projeleri için daha uygun görünmektedir” iddiasında bulunmuş. Çevresel Sanat’ın kavramsal olarak arazi sanatından daha geniş ve politik bir kapsayıcılı vardır. Çevresel sanatta her türlü doğa malzemesi veya nesneleri yerinden alınarak mekanlara, kamusal alanlara taşınır ve sanatın neliği sorgulanır. Ya da yerinde düzenlenerek yerle, ortamla iletişime sokularak anlamı sorgulanır. Ayrım ancak çevresel sanat başlığı altında yapılabilir: Kamusal iç ve dış mekanlar ve çevre dendiğinde araziyi de içine alan yerinde uygulamalar. Bu konu hakkında Semra Ögel’in 1977 yılında yazdığı Çevresel Sanat: Çağımızda Çevre Yaratma, Etkileme ve Yorumlama kitabında çevresel sanatın, yalnızca “mekan düzenlemesi” veya mekana taşınan sanatla sınırlı olmadığı ayrıntılı olarak incelemiştir. Yanı sıra Land and Environmental Art kitabının yazarları Jeffrey Kastner ve Brian Wallis de çevresel sanatı yalnızca mekanlara taşınan sanat olarak sınırlamamıştır.

Özellikle çevresel sanatın kamusal ve yerinde pratikleri, sınırları genişletme ve ekolojik eleştirel yaklaşımları nedeniyle yerinde uyumlu ve görsel şölene dönüşen arazi sanatından belli noktalarda ayrılır. Elbette 1960’lı yıllardan itibaren sanatlar arasında etkileşim artmış, sınırlar kaybolmuş ve disiplinlerarası diyalog yaygın bir anlayış haline gelmiştir. Kavramsal sanat, süreç sanatı, beden sanatı, performans, video sanatı, yeryüzü sanatı, yerleştirme sanatı ve ortama özgü sanat arasında etkileşim artmıştır. Ortama özgü sanat kavramsaldan, süreç sanatından, bedenden, performanstan, video sanatından, yeryüzü ve yerleştirme sanatından beslenir, yani hangi disiplinlerden yararlanmışsa bünyesinde onlardan izler taşır, ancak ortam odaklı içerikleriyle de yeni anlamlara açık hale gelir. Örneğin, Agnes Denes’in Ağaç Dağı - Yaşayan Bir Zaman Kapsülü işi (Görsel 2) kavramsal, süreç ve yeryüzü sanatının ekolojik bağlamıyla bütünleşerek ortam odaklı boyuta geçer. 

Ortam odaklı sanat kendi içinde bazı noktalarda farklılık gösterir. Robert Irwin, 1970’li yıllarda atölyede üretme düşüncesinden vaz geçerek, doğrudan kamusal alanda çalışma yönündeki radikal kararını verdikten sonra, ortamın ışığı, floresan armatürler ve kumaş perdeler gibi malzemelerle ilgilenir ve düşündüğü sanat hakkında notlar almaya başlar.  Koşullu Bir Sanata Yönelik Notlar’ında Irwin, site specific kavramını ilk kullanan sanatçılardandır. Irwin, eser-ortam bütünleşikliğini, ortam odaklı (site-specific), dominant ortam (site dominant), ayarlanmış ortam (site adjusted) ve koşullu ortam (site-conditioned/determined) sanat olarak dört başlıkta sınıflandırır.

Dominant ortam odaklı sanat, anıt heykel, duvar resmi gibi tarihsel içeriği ile çevreye baskın bir yapı oluşturan uygulamaları kapsar.

Ayarlanmış ortam odaklı sanatta ise, eser mekana-yere-alana göre ayarlanır, yerin - mekanın ölçeği önemsenir, ancak eser hala atölyede hazırlanır ve alana taşınır. Bu yönüyle Dominant ortam odaklı sanatla benzerlik gösterir. Ayarlanmış ortamda eserin sergileme biçimi, geleneksel yöntemlerle merkeze veya bir kaide üzerine koyma eğilimi ağır basar. Yerden çok sanatçının eserine vurgu yapılır. Kaidesi yere paralel olarak ve gerçek insan boyutlarıyla alana yerleştirilmiş Auguste Rodin’in, Calais (Kale) Burjuvaları, (1884-95) heykel grubu buna örnek gösterilebilir. Ya da  Claude Monet’nin, Paris Orangerie Müzesi için yaptığı oval Nilüferler’i, 1920–1926, 200x650 cm (8 parça) örnek gösterilebilir. Kaidesiz yerleştirildiği ortamda çevresiyle diyaloğa giren, yerden çok esere vurgu yapan Claes Oldenburg ve Coosje Van Bruggen’in Testeresi (1995)  ayarlanmış ortam odaklı çağdaş sanat örneklerinden biridir (Görsel 1).

Claes Oldenburg ve Coosje Van Bruggen, Testere, 1995,  Tokyo Uluslararası Fuar alanı, Big Sight, Tokyo

Koşullu Ortam odaklı sanat, bugünkü anlamda ortam odaklı sanatı da büyük ölçüde tanımlayan koşullu ortam; nesneyle yerin simbiyoz oluşturduğu, anlamını yerin belirlediği, sanatçının eserinin yarattığı etkinin değil, yerin - mekanın - ortamın eserde yarattığı birlikte etkinin anlamı olarak tanımlanabilir. Ortamda varlık bulan eser, artık o ortamın bir parçası olur ve geleneksel disipline ait özelliğine yeni bir boyut eklenir. Buna örnek olarak Irwin’ın, Gezi: Kareye Saygı 1998 ve 2015, New York’ta (Görsel 2)  gerçekleştirdiği iş gösterilebilir.  

Robert Irwin, Excursus: Homage to the Square 3, (Sapma: Kareye Saygı 3) 1998 ve 2015, Dia: Beacon, Riggio Galeri, New York 

Ortam odaklı sanata Kevin Melchionne, estetik çerçeveden bakar ve bunu üç kategoriye ayırır: “İlk olarak bir sanat eseri “yer için değil yer hakkındadır” (manzara resmi gibi). İkinci olarak ortam odaklılık “yer içindir fakat yer hakkında değildir” (kaide üzerine oturtulmuş anıt heykeller, kamusal alanlarda veya iç mekanlarda yapılmış, ölçeği dışında yer hakkında herhangi bir bağlantısı olmayan duvar resimleri, rölyefler gibi).  Son olarak “yer  hakkında ve yer içindir” tespitini yapar. Bu tanımla Melchionne, büyük ölçüde ortam odaklılık (site specificity) içeren eserleri merkeze alarak değerlendirir.

Agnes Denes, Ağaç Dağı - Yaşayan Bir Zaman Kapsülü - 11.000 Ağaç, 11.000 Kişi, 1992-96, (420 x 270 x 28 metre) Ylojarvi, Finlandiya (kalıcı eser).
Agnes Denes, 1982, Buğday Tarlası – Bir Yüzleşme: Battery Park Çöp Depolama Alanı, Aşağı Manhattan (geçici eser) 

İşlerin kalıcı veya geçici yapılması (Görsel 3 ve 4), galeri veya müze mekanlarında sergilenmesi, performatif denemeler (Görsel 5, kurumsal eleştiri ve emek sömürüsü), arazi veya kamusal alanlarda yapılan eserler, eğer ortam odaklı kaygılarla yapılmışsa tamamı ortama özgü sanat (site specific art) başlığı altında değerlendirilir.  Site specific art çoğunlukla Amerikalıların, in situ art (Daniel Buren) ise Avrupalıların tercih ettikleri kavramlardır. Kavramların özel kullanımlar dışında terim olarak günlük kullanımları da vardır. Site specific ve in situ da öyle. Günlük kullanımda site specific, bir şeyin bir ortam için özel planlandığını, tasarlandığını ve o ortama bağımlı olduğunu belirtir; in situ ise ‘yerinde’ ‘doğal konumunda’, ‘özgün yerinde’ değiştirilemez anlamında kullanılır. Türkçede farklı başlıklarda kullanılmasının nedeni yabancı dilde kullanımının kapsayıcığılındandır. Örneğin İngilizce “site” kelimesinin Oxford Sözlüğüne göre anlamları;

"Site: (isim) 1- Belirtilen bir şeyin işgal ettiği yer [ortam], pozisyon, mevki, mekan, sahne, frekans, orijinal veya sabit konumu ima eder.

2- Bir yer, kasaba, binanın özellikle çevredeki ilçe veya bölge referans alınarak durumu veya konumu.

3- Bir bina, kasaba vb. üzerine inşa edilmiş veya bazı amaçlar için ayrılan zemin, alan, yerleşim yeri.

4- Bir web sitesi

Site: (fiil) 1- Yerini belirlemek veya yerleştirmek, konum, oturtmak, açmak.

2- “Yerleşmek veya yerleştirmek” (Oxford 1978, cilt: IX, 118)

 “Site-specific: (sıfat) Belirli bir yerde veya belli bir ortama ilişkin olarak tasarlanmış ve kullanılmaya hazır: a site-specific policy (yerel, iç pazara yönelik politikalar), a site specific analysis (mühendislik- Tıp ‘yere veya kişiye özel tespitler’), site-specific installation, site-specific mural gibi.

Ortam Odaklı Sanat başlığında sınıflandırma yapılmadan önce ortam odaklı işleri de kapsayan sürece bakalım:

                                      Disiplinlerarası Sanat         Interdisciplinary Art

                                                      Arazi Sanatı          Land Art

                                                 Çevresel Sanat         Enviromental Art

                                                 Kamusal Sanat         Public Art

                                Genişletilmiş Sanat Alanı         Art in The Expanded Field

                                                        Yerleştirme         (Enstalasyon) Installation                                                                       

                                                       Performans

                                       Ortam Odaklı Sanat          (Site Specific Art) 

Ortam Odaklı sanat, sabitlendiği veya yerleştirildiği mekânın yapısal - toplumsal – bellek (tarihsel) yönüyle ilişkilendirilmiş her türlü sanat nesnesini tanımlar. Geleneği içinde bakıldığında mağara resminden, kayalara kazınmış rölyeflere, heykellere, duvara veya tavan, zemin gibi yüzeylere sabitlenmiş değişik tekniklerde yapılmış eserlerin tümü bu bağlamda değerlendirilebilir. Ortamla bütünleşik yapıtın arkasındaki düşünceler, sanatçının yeniyi arayışındaki deneysel tavır, çoğulcu yaklaşım, yeni teknolojiler, yeni malzeme ve teknikler önemli bir rol oynamıştır. Disiplinlerarası sanat, arazi sanatı, çevresel sanat, kamusal sanat, genişletilmiş sanat alanı, enstalasyon ve ortam odaklı sanat 1970’lerden itibaren bu alt başlıkların tamamı içinde ortam odaklı yapılmış eserlerin kavramsal çerçevesini oluşturmak için önerilmiş ve benimsenmiştir. Konunun odağında yapıt -yer-mekan-ortam simbiyozu vardır. Ortam burada belirleyici unsur. Gösterim alanlarında yapıt ortamla birlikte ortaya çıkıyor. “Su yatağını bulur” veya “su kabına göre biçim alır” deyimlerindeki bütünleşme metaforları gibi yapıtın mekanıyla tamamlanması ortam odaklı sanatı açıklıyor. Yapıtın bulunduğu yer-mekan-ortamla ilişkiye girerek dönüşme düşüncesi deneysel ve çoğulcu bakışın bir yansımasıdır.

Mierle Laderman Ukeles, İzleri Yıkamak, 1973, 12 fotoğraf, Ronald Feldman Fine Arts, New York. 

Elbette ortama özgü sanatta ölçek de önemlidir ve birinci derecede kavramsal çerçevesine giriş yapmamızı sağlar. Dolayısıyla ölçek temelli iç ve dış alanlara yapılmış enstalasyonlar, duvar, tavan, zemin, giriş ve pencereler gibi işler de ortama özgüdür. “Mekana özgü” çoğunlukla mimarinin fiziki ve bütüncül yapısını anımsatır. Böyle bir sınırlandırma ile de kavramsal bir çerçeve oluşturulabilir. Örneğin, Hal Foster Sanat Mimarlık Kompleksi – Küreslleşme Çağında Sanat, Mimarlık ve Tasarımın Biriliği kitabında mimari yapılarla bütünleşen sanat örneklerine mimari-heykel-resim temellli bütünlük oluşturan tasarımlara değinir. Kamusal ve çevresel sanatla farklı bir kavramlaştırma sınırlaması yapılabilir. Daniel Buren galerinin sınırlarını aşarak sanatı sokaklara, panolara ve kamusal alanlara taşımıştır. Robert Smitson arazi koşullarına göre kalıcı olmayan süreçle yok olan eserler ortaya koymuştur. Bir yapının mevsimsel ya da coğrafik özelliği, uzamında değişen zamansal farklılıklar, ilgili ortamın tarihsel katmanları, görsel hafızası, mesafeli seçimleri (örneğin, Cornelia Parker’ın Geçiş Nesnesi -PsychoBarn- eseri, Görsel 6) mekan söcüğünün çağrışımının ötesinde anlamlara alan açar.  

Cornelia Parker, Çatı Bahçesi Komisyonu: Geçiş Nesnesi (Psycho barn), 2016, Metropolitan Müzesi, New York

Eser, Metropolitan müzesinin açık alanına geçici olarak yerleştirilmiş. Eserde mesafeli ilişkilendirmeler ve tarihsel simgeler ortam odaklılığı açığa çıkarır. Çatı Bahçesi Komisyonu: Geçiş Nesnesi (Psycho barn), Alfred Hitchcock’un “Sapık – 1960” filmindeki ev, Amerikalı sanatçı Edward Hopper’ın Tepedeki Fener (1927) eserindeki evden esinle yapılmıştır. Parker, Amerikalı sanatçı ve yönetmenin filmindeki o evin temsilini birebir inşa etmiş, evin yapımında kullanılan malzemeler ise Amerikadaki bir çiftliğin ahırından sökülmüş kereste parçalarıdır. Kullanılmış malzemenin “anı nesnesi” bağlamından esinle kültürel kodları, çoklu, tarihsel ve mesafeli seçimler esere ortama özgü özellik kazandırır. Eser hem yer için hem de yer hakkındadır. O yer, yalnızca Metropolitan müzesinin eseri sergileme mekanıyla sınırlı değildir.


T24’ÜN ARKASINDA HİÇBİR GÜÇ YOK; TEK GÜÇ SİZ OLUN, REKLAMSIZ T24’E ABONE OLUN

İlgili İçerikler