Murat Çelik dostumun ölümünün üzerinden dokuz yıl geçmiş. Zaman, acımasız hızıyla akmış. Anılar dün gibi belleğimde. Hüzün ve sevgiyle anıyorum. Muradım, Hangar Sanat Oluşumunun heyecanlı ve hareketli bir sanatçısıydı. Her ne yapıyorsa üst düzeyde istek ve duygu yoğunluğuyla yapardı, yaşardı. Mersin’de birlikte çalıştığımız yıllarda hem okuldaki işlerde yardımcı hem atölye değerlendirmelerinde hevesli bir tartışmacı hem de kişisel atölye ortamımızın coşkulu neferi gibi yeri geldiğinde çalışan, yeri geldiğinde varlığını hissettirmeyen, her şeyi sakin ve sabırla karşılayan bir karaktere sahipti. Onun için zamanın önemi yoktu, geceymiş, gündüzmüş fark etmezdi. Sabahın üçünde kapını çalar, yaptığı resim hakkında düşüncemizi merak ederdi veya tersi olurdu. Başka arkadaşlar veya ben bir şeyler yapmışsak zamansız dalardı atölyeye. Dayanışmayı, birlikte bir şeyler yapmayı çok severdi. Birlikte çok anı-hikâye biriktirdik. Anılarımız arasında paylaşımcı yanını görebileceğimiz birini buraya alıyorum.
Sene 1996 veya 1997 net olarak anımsamıyorum. O dönemlerde Mersin ve Adana’da çalışan, yaşayan öğrenci, sanatçı ve akademisyenlerle iyi ilişkiler kurmuşuz. Bir birimizin etkinliklerine gider, gelir ya da birlikte yaptığımız etkinliklerde bir araya gelirdik. Mustafa Okan, Suat Karaaslan, Cem Demir, Ali Doğan gibi sanatçı akademisyenlerle ve Halil Altındere, Şener Özmen gibi o dönemin öğrencileriyle bir araya gelirdik. Handan Tunç hocamız önce Adana’nın sonra Mersin Üniversitesinin hocası olduğundan, bu ilişkilerin sıklaşmasında öncülük üstleniyordu. Murat, ben, Veli Mert, Yusuf Güven, Murat Ulutaş, Zerrin Demirsoy, Mustafa Kibarkaya gibi Mersin Üniversitesinde birlikte çalıştığımız dostlarla enerjisi yüksek ortamlar, paylaşımlar yaşardık. Daha sonraları Mersin Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesinde Tiyatro Bölümü kurulunca bu güzel ortama, dostluğa Cezmi Koca, Beliz Güçbilmez, Zerrin Yanıkkaya ve Hakan Altun da dahil oldular.
Yine bir gün bir etkinlik sonrası Murat, ben ve bir öğrencimizle (Ayşegül Sertli) Adana’dan Mersin’e trenle dönüyoruz. Hava yağmurlu. Mersin tren garına yaklaştığımızda uzakta simsiyah kum tepeleri gördüm. Yeşil alanın içinde küçük siyah tepeler. Çok etkili görünüyorlardı. Hemen Murat’a döndüm ve- benim bu kumlardan bir miktar almam gerekiyor dedim. Murat’tan yeter ki bir şey iste, ikiletmezdi. Planladık. Üçümüz gece bir arkadaştan ödünç aldığımız arabayla tren garına, siyah tepelerimize ulaştık.
Elimizde torba ve kürekle kum tepelerine doğru seğirttik. Yaklaşınca ne görelim! tepelerin etrafı dikenli tellerle çevrili. Sağa sola bakındık ve içeri girebileceğimiz küçük bir yarık bulduk. Biraz çekiştirerek yarığı genişlettik, içeri daldık. Simsiyah kum tepelerine ulaştık. Torbalarımızı taşıyabileceğimiz ağırlıkta kumla doldurduk ve açmış olduğumuz dikenli tel duvarın yarığına doğru yola koyulduk. Birden kulakları sağır eden bir düdük sesi, uzaktan üzerimize tutulmuş ışık ve -kim var orada diye bağıran birilerini duyduk. Üzerine ışık tutulduğunda donup kalan tavşan misali yerimize çakıldık. Ben – merak etmeyin, konuşuruz, derdimizi anlatırız, dedim. Nihayetinde birkaç yarım çuval kum, kim ne diyecek! Tam ben sesin ve ışığın geldiği tarafa doğru yöneliyordum ki Murat kolumdan çekti. –Hocam, kaçalım. Bunlara derdimizi anlatamayız, dedi. Ayşegül de aynı fikirde olduğunu söyleyince, tereddüt etmeden kaçmaya başladık. Adamlar arkamızda biz yine de torbalarımızı bırakmıyoruz. Adamlar bize yaklaştı yaklaşacak derken tel örgünün yarığına ulaştık, geçtik. Araba da hemen açtığımız yarığın yanında olduğu için adamlar bize ulaşamadan gaza bastık (tabi ne zaman araba bulsak şoförlük görevi Murat’ındı. Zaten bana araba sürmeyi de Muradım öğretmişti) ve ben o tarihten itibaren yıllarca kullanacağım siyah kumlarıma kavuşmuştum.
Tehlike geçtikten sonra insanın ruh halini bilirsiniz. Kendimizi gülmekten tutamıyoruz. Yok, kim korktu, yok, kimin yüzünün rengi değişti, yok, kimin altı ıslak filan. Güle oynaya yola koyulduk. O gece kutlama için içkilerimizi ve gerekli nevalemizi aldık, atölyeye ulaştık. Bir yandan servet bulmuş gibi kumlara bakıyoruz, elliyoruz, bir havaya saçmadığımız kaldı. Bir yandan içiyoruz. Gece ve keyfimiz yerinde olduğundan olsa gerek, arakladığımız kumlarda bir tuhaflık vardı, ama fark edemedik ne olduğunu…
Neyse, sonraları öğrendik ki arakladığımız kum değil, krom madeniymiş…
2023 yılında Murat’ın, Ankara Çankaya Çağdaş Sanatlar Merkezinde kapsamlı bir retrospektif sergisini yapmış ve Atilla İlkyaz, Cezmi Orhan ile hazırladığımız “Murat Çelik (1966-2017)” Ütopya yayınevinin basımını yaptığı kitapta da bu anımızdan söz etmiştim.
Resimgeselin gizemli sanatçısı: Murat Çelik
Murat için hazırladığımız kitabın benim yazdığım bölümünde yukarıdaki ara başlığı kullandım. ‘Resimgesel’ deneysel bütünleşik bir kavramlaştırma denemesidir. Resim, imge ve simge bütünleşikliğini aynı bağlamda vermek için, bu kavramı Murat 1992 yılında bir deneme yazısında kullanmış, aynı yazıyı 1993 yılında Hangar Sanat Defteri’nin ilk sayısında yayınlamıştı. Murat’ın yazısının içinde ‘Resimgeseller öldü mü?’ sorusu vardı ve soru, dönemin sanat hiyerarşisindeki algıya yönelik bir sorgulama cümlesiydi. Ben de bu kavramı 1994 yılında “Atilla İlkyaz’da Resimgesel Yaklaşımlar” adlı bir makalede (Hangar Sanat Defteri, sayı 5, 1994, Ankara) ve 2015 yılında “Hangar/Ölüm: Ölümün Resimgesel Şiddeti” başlıklı makalemde yeniden ele aldım (Ölüm Sanat Mekân Sempozyum kitabı, MSGSÜ- Haz. Gevher Gökçe, 2014). Murat’ın sorgulama içeriğiyle öne sürdüğü Resimgesel kavramının, hala güncel gelişmelerle kavramsal çerçevesini genişletebilecek bir öneri olduğunu düşünüyorum.
Hangar 1995, İbrahim Çiftçioğlu, Murat Çelik, Atilla İlkyaz, Cezmi Orhan, [Cebrail Ötgün’le Mersin’de]

Murat Çelik öğrencileriyle (Mersin Üniversitesi)
Murat Çelik, eserlerinde yaşamın çelişkili gerçekliklerini, çarpıcı görsellikleri coşkuyla boyanın enerjisiyle buluşturan, fotoğraf ve enstalasyonlar da gerçekleştiren bir sanatçıydı. Murat’ın resimleri ruhsal ve psikolojik dramlara odaklanan dışavurum etkili figüratif resimlerdir. Sanatçı konularını, kendi kişisel miti üzerinden genellikle sistem dışına itilmiş, ötekileştirilmiş bireyin ruhsal gelgitlerini kent, nesne üzerinden metaforik imgelerle eserlerine yansıtmıştır. Geleneksel boya malzemesini dışavurumcu reflekslerle kullanmasının yanı sıra başta fotoğraf olmak üzere malzeme çeşitliliği eserlerinde öne çıkar.
Görsel 1. Murat Çelik, resimlerinden malzemeler ve asamblajlar
Boyanın sürülüşündeki coşku, film kareleri, çay posası, ip, ağaç ve kullanılmış giysi parçaları gibi malzeme ve nesneleri de Murat’ın kurgularının arasında gerilim yaratan estetik mesafe imgeleridir (Görsel 1). Bu estetik mesafe imgeleri hem kendisinin esere yaklaşım niyetini hem de izleyicinin hemen eserin hikayesine veya aldatıcı görselliğine kapılmasını engelleyen bilinçli bir yaklaşımdır. ‘Mesafe’ sanata bilinçli yaklaşımın olmazsa olmazıdır diye düşünüyorum. Sanat yapma bilincinin parametrelerinin inşasından, yani Rönesans’tan bu yana, eserlerde ‘mesafe’ yaratacak yan anlamların çeşitliliği, bu bilinçli yaklaşımın yansımalarıdır. Sanatta yan anlamlar olarak alegori, metafor, başkalaşım, ironi, pastiş, parodi ve simge kullanımını sayabiliriz. Seçici olma, kurgu-kompozisyon, üslup ve eleştirel bakış da ‘mesafe’nin ölçüsünü verir. Albenisi yüksek gerçekçi anlatımlar, düşünceden yoksun illüstrasyonlar, içi boş soyutlamalar, vıcık vıcık tekrarlar mesafeden yoksundur ve yalnızca üretim odaklıdır.
Eleştirel bakış, gerçeklik referanslı düşünce, resimgesel duyguyla biçimlendirme, düşsel atmosfer Murat’ın sanatının özünü oluşturur. Bu özün dinamizmi, kolajdan asamblaja deneysel tavır, seçtiği nesnelerle kişisel ya da toplumsal bağlantılar ve boyasal macera Murat’ın sanatsal üslubuna yansır.
Sanatçının konularında eleştirel yaklaşım, sanatçının seri başlıklarında ve eserlerin içeriklerinde kendini ele verir. En dikkat çekenler arasında; “Sıfır Kenti” Görsel 2), “Turkish Art Mafia” (Görsel 3), “Objem beni tehdit ediyor” (Görsel 4), “Lağım İşleri Yapılır” Görsel 5-6) gibi seriler bulunmaktadır.
Görsel 2. Murat Çelik, Sıfır Kenti, 1996, tuvale karışık teknik, 155x285 cm
Görsel 3). Murat Çelik, Turkish Art Mafia,1997, tuvale yağlıboya,120x140 cm
Görsel 4. Murat Çelik, Objem beni tehdit ediyor (Tetik Sendromu), 1993, tuvale yağlıboya, kolaj, asamblaj, diptik, her biri, 250x95 cm
Lağım İşleri Yapılır
Mersin’de birlikte çalıştığımız yıllarda (1995-2006) Murat, Lağım İşleri Yapılır başlığıyla kapsamlı, sürece dayalı bir dizi çalışma gerçekleştirdi. Tanıklığımın avantajıyla bu dizi hakkında bir şeyler söyleme gereği duyuyorum. Çünkü bu eserlerin bütünlüğü maalesef bir şekilde günümüze kalmamıştır. Lağım İşleri Yapılır serisinin görsel keşfi gözlem ve fotoğraflarla belgelenmiş, karanlık oda filmleri değerlendirilmiş, fotoğrafları doğrudan ya da manipüle edilerek düzenlenmiş, ilgili nesnelerin kullanılmış orijinalleri enstalasyon olarak sergilenmiş ve resim dizisiyle devam etmiştir. Eğer korunabilseydi, işin izleğine uygun çok yönlü bir sergi gerçekleştirilebilecek niteliğe uygun bir seri idi.
Bu eserlerin, sanatçının bulunduğu yerin (kentin) ayrıntılarında saklı bir gerçekliği alıp, fazla ayrıntılara boğmadan özünü koruyarak yeni bir gerçeklik alanına taşıması ve zamanın ruhunu yansıtması açısından önemli olduğunu düşünüyorum. Şimdilerde Mersin’de bu iş kolunun çok sınırlı, hatta yok olduğu düşünüldüğünde bu imgelerin günlük yaşamın (toplumsalın) tarihsel kanıtı olma özelliği de kazandığını belirtebiliriz.
Görsel 5. Murat Çelik, Lağım İşleri Yapılır, negatiflerden görüntüler ve kartvizitlerden biri
Lağım İşleri Yapılır duyurusu, Mersin kentinin coğrafi ve toplumsal özel bir durumunu ve özellikle de yoksul, eğitimsiz ve emekçi kesimin iş bulamadığında sığındığı bir iş kolunun varlığını gösterir. Aynı zamanda bu grubun Türkçe ile sınavına işaret eder. Bir iş duyurusu olarak bu cümle, Mersin’in cadde ve sokaklarının herhangi bir duvarına genellikle el yazısıyla yazılır veya bir plakaya yazılarak asılırdı. Mutlaka o duyurunun yanında da rulo halinde çelik halatlar bulunurdu. Bazen de bir kürek veya kazma olurdu. İşin özü bu kurgu, kentin tıkanan altyapısını açmak, temizlemek amaçlıydı. Bir anlamda kentin lağım kokan, çürümüş sistemine müdahale etmekte geç kalan bürokrasinin yerini dolduran emekçilerdi. Murat da eleştirel bakışının bir kazanımı olarak yaptığı tespit ve uygulamalarıyla halkayı tamamlayan bir başka emekçiydi. Bu seriden bastırdığı kartvizitlere adres, telefon numarası ve ek bir cümle eklemişti: “Türkiye resminin altyapı sorunları için Lağım İşleri Yapılır.” Bu kartvizitler, sanatçının -tarihini hatırlayamadığım- İstanbul -Tüyap sergisinde yaptığı enstalasyonun bir parçası olarak izleyicinin alabileceği bir düzenekle sunulmuştu.
Duvara veya tabelaya yazılı Lağım İşleri Yapılır ifadelerinin her biri kendine özel bir grafiti ile yazılır ve yazılanların çoğu doğru Türkçeyle yazılamazdı: Laam işi Yapilir, Lağam İşeri yapılır, Lam işleri Yapılır, Kanalvizyon işleri yapılır, Lagam işleri yapılır gibi ifadelerdi (Görsel 5). Sonuçta emekçiler meramlarını anlatmış oluyorlardı, ama bir yandan da kentin toplumsal yapısını gösteren önemli bir göstergeydi. Mersin’e ilk geldiği günlerde Murat’ın hemen dikkatini çeken şeylerden biriydi bu. Murat Çelik fotoğraf makinası ve bisikletiyle sürekli kent içi turlar yapar, bu görüntüleri belgelerdi. Bunun gibi birkaç başlıkta toplanacak kent imgeleri vardı Murat’ın: Yıkık dökük iskeleler, hırçın ya da olabildiğince durgun deniz görüntüleri, tehditkâr görüntüleriyle inşaat vinçleri, her türlü yoksunluğu çağrıştıran moloz yığınları gibi. Bunların tamamı, Murat’ın ilk yıllarından itibaren sık kullandığı “objem beni tehdit ediyor” izleği ile yaptığı işlerinin atmosferini çağrıştıran imgelerdi. Son zamanlarda araştırmalarımla çok duyarlı olduğum Ortam Odaklı Sanat yaklaşımını, Murat’ın bu izlekte yaptığı işlere çok uyduğunu söyleyebilirim. Hem yer için hem yer hakkında (Kevin Melchionne). Tek eksiği işlerin tamamının Mersin’de galeri dışında alternatif bir mekanda sergileme olanağını bulamamasıdır.
Görsel 6. Murat Çelik, Lağım İşleri Yapılır, üç parçalı tuvale yağlıboya, kolaj, asamblaj, 100x150 cm
Lağım İşleri Yapılır üzerine topladığı arşivden esinle ortaya çıkardığı eserlerin bir kısmı parça parça çeşitli sergilerde yer aldı. Ne yazık ki bu radikal ve yaratıcı çıkış pek de hakkettiği ilgiyi göremedi. Şimdi bu eserlerden geriye birkaç iş, birkaç görsel kalmış. Sanırım Murat, bir öfke krizi esnasında bu işlerinin çoğunu yok etmiş. Bir anlamda Lağımdan aldıklarını lağıma iade etmiş!
|
Murat Çelik (Çorum 1966 - 2017) “İşlerimi, mezarlığa götürmeden önce görmek ve göstermek istedim. Hepsi bu…” Murat Çelik (1993). Murat Çelik Lisans eğitimini 1991 yılında Gazi Üniversitesi Resim İş Eğitimi Bölümünde tamamladı. 1995 yılında Hacettepe Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Resim Anasanat Dalında Yüksek Lisansını tamamladı. 1995 yılından ölümüne kadar Mersin Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesinde Öğretim Görevlisi olarak çalıştı. Atölye derslerinin yanı sıra fakültenin Fotoğraf derslerini yürüttü. Murat Çelik Hangar Sanat Oluşumunun kurucu üyelerinden ve Hangar’ın varlığını etkin kılan önemli sanatçılarından biriydi. Hangar etkinliklerinin yanı sıra 6 kişisel sergi açtı ve çok sayıda ulusal ve uluslararası grup sergilerine katıldı. Sanatçının 1993 yılında Devlet Resim Heykel Yarışması, 1998 AÇS Resim yarışması ve 2001 Çevre Vakfı Resim Yarışması ödülleri bulunmaktadır. Hacettepe Üniversitesi Sanat Müzesi, Halkbank Resim Koleksiyonu, Gazi Üniversitesi Resim Heykel Müzesi ve özel koleksiyonlarda eserleri bulunmaktadır. |
T24’ÜN ARKASINDA HİÇBİR GÜÇ YOK; TEK GÜÇ SİZ OLUN, REKLAMSIZ T24’E ABONE OLUN
|


