Gelecek şimdi olmadan… Orwell’in 1984 romanında uyardığı tehlike günümüzde gerçek mi oluyor?

Gelecek şimdi olmadan… Orwell’in 1984 romanında uyardığı tehlike günümüzde gerçek mi oluyor?

ABD’den Hindistan’a uzanan coğrafyada aşırı sağ iktidarda. Pek çok ülkede aşırı sağ muhalefet yükselişte. 1984 yılının üstünden kırk iki yıl geçti, Orwell’in 1984’ü güncelliğini hâlâ koruyor

Gelecek şimdi olmadan… Orwell’in 1984 romanında uyardığı tehlike günümüzde gerçek mi oluyor?

George Orwell, romanının geçtiği yıl olarak başlangıçta 1980’i seçmiş, kitabın tamamlanması biraz da hastalığı yüzünden uzadıkça ilkin 1980’i 1982 olarak değiştirmiş, daha sonra 1984’te karar kılmıştı. Sonradan, yakın dostu, yazar Julian Symons’a, “Kitabın yazımını 1948 yılında tamamladığım için, 1948’in son iki rakamının yerlerini değiştirmeye karar verdim,” diyecekti.

Platon’un Devlet’inde, Thomas More’un Ütopya’sında, Tommaso Campanella’nın Güneş Ülkesi’nde, Francis Bacon’ın Yeni Atlantis’inde toplumsal, ekonomik, felsefi ya da dinsel açıdan “kusursuz bir düzen” betimleniyordu. 1984 ise Jack London’ın Demir Ökçe’si, Yevgeni Zamyatin’in Biz’i, Aldous Huxley’nin Cesur Yeni Dünya’sı, Ray Bradbury’nin Fahrenheit 451’i gibi bir karşı-ütopyaydı. Ütopyalarda insanlığa bir “düş” sunuluyordu, karşı-ütopyalarda ise bir “karabasan”, bir “büyük gözaltı”.

* * *

1984’ün yayımlandığı günlerden bu yana, “1984” rakamı milyonlarca insana gerçekten de bir karabasanı çağrıştırıyor. Güç ve iktidarın sınırsızca uygulandığı, yalnızca geçmişin, belleğin, düşünmenin, dilin değil, aşkın da silinip iğdiş edildiği bir karabasanı. Düşünce ve ifade özgürlüğüne ağır baskılar uygulanan, insan haklarının ayaklar altına alındığı, adalet kurumlarının iktidarın oyuncağı olup çıktığı bir ülkeden söz açılmayagörsün, “Tam bir 1984!” deyiveriyor insanlar. Böyle ülkelerde yaşayanlar, “Gerçekten de 1984’ü yaşıyoruz!” demekten kendilerini alamıyorlar. 1984, bir rakam olmaktan çıktı, bir kavram oldu.

* * *

Evet, Orwell’in, yayımlandığı dönemde pek çok eleştirmen tarafından gerek Hitler’in gerek Stalin’in kişilikleriyle özdeşlenen totalitarizm heyulasına karşı bir protesto çığlığı olarak nitelenen 1984 romanı bugün hâlâ bir dehşet öyküsü gibi okunuyor; aşırı sağın aşağı yukarı son yirmi yıldır yalnızca Avrupa’da değil, neredeyse dünyanın dört bir yanında gözlemlediğimiz yükselişi karşısında güncelliğini koruyor.

* * *

İkinci Dünya Savaşı öncesi döneminden bu yana, sanırım, bugünkü kadar aşırı sağcı hükümet iş başında olmamıştı. Bazıları çok tartışmalı da olsa her yeni seçimle birlikte otoriter, göçmen karşıtı, yabancı düşmanı, homofobik, ırkçı, dahası seksist olarak tanımlanabilecek yönetimler iktidara geliyor. Bu tür yönetimlerin öfke ve nefret söylemi çok sayıda insanı kendine çekiyor ve harekete geçiriyor. Siyasetbilimciler ve toplumbilimciler bu hızlı sayılabilecek yükselişin nedenlerini çözümlemeye, açıklamaya çalışıyorlar. Örneğin, toplumbilimci Walden Bello, Karşıdevrim: Aşırı Sağın Küresel Yükselişi adlı kitabında, aşırı sağın şu anda yalnızca neoliberalizmin başarısızlıklarına karşı bir tepki olarak değil, aynı zamanda liberal demokrasinin sendelemeleri yüzünden de yükselişe geçtiğini ileri sürüyor.

Peki, aşırı sağcı siyaset dalgasının son zamanlardaki küresel yükselişi, faşizmin güncel bir kılığa bürünerek geri dönme eğiliminde olduğunu mu gösteriyor? İncelenmeye muhtaç bir konu.

George Orwell

* * *

1920’ler ve 1930’larda Avrupa’da egemen politika aşırı sağa kaymış, giderek İtalya, Almanya ve İspanya’da faşist rejimler iktidara yürümüştü. Bu yürüyüş, dönemin sanayileşen Japonya’sının gittikçe militaristleşerek istilacı, yayılmacı, saldırgan bir tutum benimsemesiyle iyiden iyiye küresel bir nitelik almıştı.

Bu faşist yönetimlerin en önemli özelliklerinden biri, ülke tarihlerini efsaneleştirerek yeniden yazmak, geçmişi değiştirerek “görkemli bir tarih” yaratmak, siyasal amaçları uğruna ulusal belleği ve tarihi çarpıtarak gönüllere kutsal sular serpmekti. Orwell’in 1984’ünün önyargılardan, hoşgörüsüzlüklerden, bağnazlıklardan, baskı ve zorbalıktan geçilmeyen Okyanusya’sında da öyle değil midir?

Winston’ın “Gerçek Bakanlığı”ndaki küçük odasında bulunan basınçlı borulardan birinden eski gazetelerin düzeltilmesi gereken sayıları, birinden de yazılı mesajlar gelir. Mesajlarda, nelerin düzeltilmesi gerektiği yazılıdır. Örneğin, Times gazetesinin belirli bir sayısında gerekli görülen bütün düzeltmeler bir araya getirilir getirilmez o sayı yeniden basılır, asıl sayı yok edilir ve arşivde asıl sayının yerini düzeltilmiş sayı alır. Üstelik bu değiştirme işlemi yalnızca gazeteler için değil, siyasal ya da ideolojik bakımdan önem taşıyabilecek her türlü kitap ve belge için de geçerlidir. Giderek geçmiş, günü gününe “güncellenir”. Böylece hem iktidarın tüm öngörülerinin ne kadar doğru olduğu belgeleriyle kanıtlanmış olur, hem de günün gereksinimleriyle çelişen haber ve görüşler kayıtlardan silinir. Artık tüm tarih, “gerektikçe sık sık kazınan ve yeniden yazılan bir palimpseste dönüşmüştür. Yok edilmesi gereken belgeler ise bellek deliği denen bir yarıktan içeri atılır, binanın gizli bir köşesindeki dev fırınları boylar…

* * *

Yirminci yüzyılın ilk yarısında bellek yıkayıcılıktan, tarih çarpıtıcılıktan, ırk üstünlüğü ve etnik dışlayıcılıktan beslenen yönetimlerin yöntemleri, kendini neofaşizmde, neonazizmde, şovenizmde, yabancı düşmanlığında açığa vuran günümüz aşırı sağ ideolojilerine miras kaldı. Geçmişten aldıkları mirasla neredeyse 1984’ün Okyanusya’sını taklit eden bu tür yönetimler terörizmle mücadele ettiklerini söyleseler de, aslında kendi halklarına politik şiddet uyguluyorlar. Irkçı grupların çokkültürlülüğe ve “Avrupa’nın İslamlaştırılması”na karşı bireysel saldırılarının ise ardı arkası kesilmiyor. Aşırı sağcı terörizm de ülkülerini demokratik yollardan değil, politik şiddetle gerçekleştirmeye kalkışıyor.

* * *

Diyeceğim, günümüz dünyasında otoriter, totaliter yönetimler altında yaşayan insanlar, 1984’ün karabasanının ürkünç labirentinde, gerçek dünyadaki baskı ve zorbalıklarla yüz yüze geliyorlar. Orwell’in yapıtı geleceğe ilişkin bir uyarıydı, gelecek şimdi olduğunda artık çok geç olacağına ilişkin bir uyarı.     

İlgili İçerikler