Nesim Ovadya İzrail’le tiyatro tarihimize ön yargısız bir bakış: Tiyatronun tarihi ile toplumsal ve siyasi tarih birbirine ışık tutar

Nesim Ovadya İzrail’le tiyatro tarihimize ön yargısız bir bakış: Tiyatronun tarihi ile toplumsal ve siyasi tarih birbirine ışık tutar

Osmanlı ve Cumhuriyet dönemi Ermeni tiyatro sanatçıları üstüne yepyeni bilgiler içeren çalışmalar gerçekleştiren, tiyatronun tarihini toplumsal ve siyasal tarihin ışığında kaleme alan Nesim Ovadya İzrail, kendini Geç Osmanlı Ermeni tarihçisi olarak tanımlıyor

Nesim Ovadya İzrail’le tiyatro tarihimize ön yargısız bir bakış: Tiyatronun tarihi ile toplumsal ve siyasi tarih birbirine ışık tutar
Simon ve Mari piyesinde Mınakyan elinde silahı ile sol ortada

Benim tiyatroyla tanışmam 1960’lı yıllarda Beyoğlu Elhamra Sineması’ndaki İstanbul Tiyatrosu’yla olmuştur. Dedem ve anneannem, Toto Karaca’lı, Celal Sururi’li, Ali Sururi’li, Muzaffer Hepgüler’li, Alev Sururi’li, Asuman Arsan’lı, İlhan Daner’li, Selim Naşit Özcan’lı İstanbul Tiyatrosu’nun komedi ve vodvillerini çok severler, beni de götürürlerdi. Zamanla, Asaf Çiyiltepe’nin kurduğu Arena Tiyatrosu’nda Genco Erkal’ın oynadığı “Aslan Asker Şvayk”la tanıştım. Çok geçmeden kendimi tiyatromuzun doruklarından biri olan Ankara Sanat Tiyatrosu’nun müdavimleri arasında buldum. Ardından Genco Erkal’ın Dostlar Tiyatrosu, Ferhan Şensoy’un Ortaoyuncular’ı…

Nesim Ovadya İzrail’in Osmanlı ve Türkiye tiyatrosundaki Ermeni sanatçılar üstüne titiz ve özenli bir uğraş vererek hazırladığı kitaplar ise beni yetişemediğim bir döneme, yetişemediğim ama tiyatromuzun temel taşlarının döşendiği bir döneme götürdü: Osmanlı ve Türkiye Tiyatrosunda Şahinyanlar (bgst Yayınları), Düşler Sahnesinde: Rejisör Aşod Madatyan ve Kozmopolitizmden Milliyetçiliğe Türkiye’de Tiyatro 1902-1962 (Aras Yayıncılık) ve Tanzimat, İstibdat ve Meşrutiyet Tiyatrosunda Mardiros Mınakyan (Kor Kitap).

Kuşkusuz, bunlara Nesim Ovadya’nın, Beyazıt Devlet Kütüphanesi’nin arşivinden günümüze taşıdığı Aşad Madatyan’ın Sahnemizin Değerleri (Aras Yayıncılık) kitabını da eklemek gerekiyor.

“Kitabın yazarı Aşod Madatyan’ın adının kitapta neden A. Madat şeklinde geçtiğinin nedenini çözmek benim için zor değildi,” diyor Nesim Ovadya. “Ülkemizde yaşayan gayrimüslim vatandaşların pek çoğunda var olan, kimliğini toplumun gözlerinden kaçırma, gizleme, göz batmama isteği, çok iyi tanıdığım bir şeydi (…) A. Madat’ı Aşod Madatyan yaparak özgürleştirmeye karar verdim.”

Sahnemizin Değerleri’ni önemli kılan, Osmanlı-Türkiye tiyatro tarihinin Ahmet Fehim, Bedia Muvahhit, Cahide Sonku, Mardiros Mınakyan, Naşit Özcan, Halide Pişkin gibi benzersiz oyuncularıyla ilgili birinci ağızdan tanıklıklar ve incelemelerden oluşması.

Nesim Ovadya İzrail

* * *

Bütün bu kitapları, onca yıl büyük bir uğraş vererek hazırlayan Nesim Ovadya İzrail’e sordum, o da sağ olsun yanıtladı:    

- “Şahinyanlar”, “Madatyan” ve “Mınakyan” kitaplarınız, Osmanlı ve Türkiye Ermeni tiyatro tarihine ışık tutuyor, bu tarihin pek çok bilinmeyen yanını aydınlığa çıkarıyor. Ama bu kitapların tiyatro tarihiyle sınırlı kalmadığı, ele alınan dönemlerin toplumsal ve siyasal ortamına da ışık tuttuğu söylenebilir mi?

Ortaoyunu ve Tuluat’ın Osmanlı toplumunda geçmişi olan Geleneksel Sahne Sanatları olduğunu tespit ettikten sonra, Batı tarzında sahne sanatlarının on dokuzuncu yüzyılın ilk yarısında Osmanlı başkenti İstanbul’a Avrupa ülkelerinden ithal olarak geldiğini söyleyebiliriz. Yüzyılın neredeyse tam ortasında Osmanlı vatandaşları tarafından tiyatronun ilk adımları atılmaya başladı. Bu yıllardan başlayarak tiyatro sahnesi, Osmanlı ve Türkiye Cumhuriyeti devletlerinde toplumu şekillendirmede en önemli etkileyici olarak görev yaptı. Bilgi iletişim araçlarından yoksun olan, okuma ve yazmanın oldukça geri olduğu toplumda, basının ve basımın, eğitim kurumlarının yetersiz olması nedeniyle, halkı bilgilendirmede en hızlı olanaklara sahip olan tiyatronun başat bir yeri oldu. Tiyatronun kapılarını açmak veya kapatmak, kapıyı aralık veya kontrol altında tutmak, toplumu yönlendirmeye hizmet ediyordu. Böylece tiyatronun tarihi ile toplumsal ve siyasal ortamın tarihinin birbirine ışık tuttuğu görülür.

- Tiyatromuzdaki bu ilk gelişmeler Batı etkisiyle mi oldu?

Aydınlanma kültürüyle öncülüğünü ispatlamış Avrupa’nın ışığı ile gözleri kamaşan Osmanlı elitleri, Batı’dan tiyatro kültürünün İstanbul’a gelmesine kapıları açtığı gibi, ekonomik ve siyasal krizlerle bunalıma giren yönetimin tiyatroya fren yapması, yasaklar koyması, sahneye çıkmamak için her türlü engele takılan Türk toplumunun sonradan meşruti özgürlükler ortamında birden ayağa kalkarak İstanbul’un her tarafında piyes oynamaya başlamasını başka türlü açıklamak mümkün değildir.

- Bu durumda sizi nasıl bir tarihçi olarak tanımlayabiliriz?     

Tiyatro tarihini yazarken, toplumsal tarihle paralel olarak anlatmak, karşılıklı etkileşimlerini de göstermek gerekmektedir. Zaman zaman, tiyatro tarihini anlatırken sosyal tarih analizlerine dalıp, diğer tarafı ihmal ettiğim veya tersi olduğunu tespit etmişimdir. Ürettiğim eserlerimin, bir bölümü Ermeni siyasal tarihi, diğer bölümü Ermeni tiyatro tarihi olduğu göz önüne alınırsa, kendimi Geç Osmanlı Ermeni tarihçisi olarak tanıtmamın daha doğru olduğunu düşünüyorum.     

- Osmanlı devletinden Türkiye Cumhuriyeti’ne evrilen dönemde Ermeni tiyatrosuna nasıl bir yaklaşım benimsediniz?

Çok kültürlü bir toplum olan Osmanlı toplumu içinde tiyatro sahnesi Ermeniler tarafından kuruldu, geliştirildi ve II. Meşrutiyet’in ilan edilmesine kadar rakipsiz olarak devam etti. Ermeni tiyatro tarihi ile ilgili kapsamlı eser çok az sayıda. Cumhuriyet’ten sonra bu konuda çalışan iki-üç tiyatro tarihçisinden bahsetmek mümkün.

İlk yıllarda, Türkiye Cumhuriyet’ini Osmanlı’dan ayrı yeni bir devlet olarak tanımlama kültürü hakimdi. Cumhuriyetle birlikte, Osmanlı’da Ermeni tiyatrosunun izleri de tamamen silinmiş, inkâr yoluna gidilmişti. Günümüzde, Türkiye Devleti’nin Osmanlı Devleti’nden tamamen ayrı, yeni bir devlet olduğu anlayışından vazgeçilmiş ve birbirinin devamı olduğu tanımlamasına geçiş yapılmıştır. Ancak, Ermeni tiyatrosu konusunda, Türk tiyatrosu ile bir devamlılığı olduğu gereği kadar kabullenilmemiştir.

- Bu alanda bugüne kadarki çalışmaların yeterli olduğu söylenebilir mi?

Günümüzde Türk tiyatrosunu kuranların Ermeni tiyatro insanları olduğu genellikle çok kısa açıklamalarla geçiştirilmektedir. Türk tiyatrosunun tarihini yazanların bu konuda adil olmadıklarını söylemek mümkündür. Halbuki 1858’de ilk Batılı anlamda tiyatro olan Şark Tiyatrosu’ndan itibaren Meşruti Anayasa rejiminin yeniden yürürlüğe girdiği 1908’e kadar, yaklaşık elli yıl Osmanlı’da tiyatro tamamen Ermeni sanatçıların omuzlarında yol almıştır. Bu tarihten sonra yavaş yavaş Türk tiyatrolarının kısa periyotlar için kurulmasına ve Türk aktörlerinin (aktrislerinin değil) sahnede yer almaya başlamalarına rağmen, Cumhuriyet’e kadar geçen yıllarda önlerine çıkarılan Darülbedayi gibi bir “engel”e rağmen, sahnede Ermeni sanatçıların oluşturduğu tiyatro kültüründen çok fazla bir şey değişmemişti. Bu yılların tarihi ile birlikte yazılmadan Türk tiyatrosunun tarihi köklerini doğru olarak yerine yerleştirmek mümkün değildi.

- Peki, bu yetersizliği gidermek için nasıl bir yol izlediniz?

Kişisel olarak bu yetersizliği gidermek üzere yaptığım planlamamın köşe taşları olacak araştırmalarımı şu şekilde planlamış bulunuyorum:

1- Osmanlı’da Tiyatronun Başlangıcı Şark Tiyatrosu - Anadolu’da Tiyatronun İlk Adımları,

2- Türk Tiyatrosu’nun Kuruluşu Güllü Agop/Hagop Vartovyan,

3- Tanzimat, İstibdat, Meşrutiyet Tiyatrosunda Mardiros Mınakyan,

4- Düşler Sahnesi’nde Rejisör Aşod Madatyan ve Kozmopolitizmden Milliyetçiliğe Türkiye’de Tiyatro 1902-1962,

5- Osmanlı ve Türkiye Tiyatrosunda Şahinyanlar.

Beş ayrı çalışmadan 3, 4 ve 5 nolu olanlar tamamlandı ve yayımlandı. 1 nolu çalışma olan Şark Tiyatrosu da tamamlandı ve basılmayı bekliyor. 2 nolu çalışma halen devam ediyor.

- Mardiros Mınakyan’ın tiyatro uğraşı Osmanlı’nın Tanzimat, İstibdat ve Meşrutiyet gibi üç önemli dönemini kapsıyor. Sizce Mınakyan’ın tiyatromuza başlıca katkıları neler olmuştur?

Mardiros Mınakyan, Osmanlı’da tiyatronun başlamasından itibaren, sahnede aktör olarak en alt görevlerden en üst yönetici ve girişimci görevlere, ölünceye kadar 60 yıldan fazla bulunmuştur. Mınakyan, Şinasi’nin ilk tiyatro eserini yazıp yayımladığı yıllarda sahneye çıkan ilk Osmanlı sanatçı grubu içindedir. Osmanlı Tiyatrosu’nu kuran ve Türk tiyatrosunun temellerini atan Güllü Agop’un sahneden çekilmesinden sonra, Sultan Abdülhamit’in istibdat yıllarında zorlu görevi devralarak, Cumhuriyet’in önüne kadar taşıyan Mınakyan olmuştur. Abdülhamit ile paralel olarak taşıdığı tiyatro sahnesinin bayrağını Türkiye Cumhuriyeti’nin kapısına dikmiştir. Siyasi altüst oluşların yaşandığı ve altı yüz yıllık Osmanlı İmparatorluğu’nun yıkım koşullarında, tiyatro için her türlü zorluğu aşarak, örnek olmuş, Türk tiyatrosunun yeni aktörlerini, yöneticilerini ve seyircilerini yetiştirmiş, hazırlamıştır. Batılı anlamda tiyatroyu Osmanlı vatandaşlarına sevdirmiş, alıştırmıştır. Cumhuriyet’in Türk tiyatrosuna her şeyiyle hazır bir sahne teslim etmiştir. 1885’te başına geçtiği Osmanlı Tiyatrosu’nun önüne çıkan engellere takılıp kenara çekilseydi, Cumhuriyet Türkiye’sinin tiyatrosu çok daha gerilerden başlamak zorunda kalacaktı.  

Mardiros Mınakyan’a ve şahsında Ermeni tiyatrosuna çıkarılan engellere ise hiç değinmiyorum. Basılmış eserim bu konuda oldukça kapsamlı bilgiler içermektedir.

Mardiros Mınakyan ve Turyan Armenyan

- “Rejisör Aşod Madatyan” üstüne kitabınız da tiyatroyla sınırlı kalmıyor, tiyatronun dışında kalanları ya da “bırakılanları” gündeme getiriyor. Bu kitabın da tiyatro üzerinden yakın tarihimize bir bakış getirdiğini söyleyebilir miyiz?

Yukarıda başlıklarını verdiğim kitaplar, ilk bakışta biyografik çalışmalar izlenimi verebilir. Başlıklarda yer alan, Güllü Agop, Mardiros Mınakyan, Aşod Madatyan, Şahinyanlar hakkında yapılan bilgilendirmeler, esasen, birbirini takip eden dönemleri, sosyal ve siyasal tarih anlatımıyla birlikte tiyatro tarihi ile ilgilidir.

Güllü Agop döneminin koşulları tiyatro tarihi açısından iyimserdir, Osmanlı yönetiminin daha sorunsuz olduğu, Ermenice oyun oynamanın engellenmediği, piyese ve aktöre daha fazla desteğin verdiği yıllardır. Güllü Agop bu olumlu koşullarda tiyatro yaptı ve Türk tiyatrosunun kurucusu vasfına layık bulundu. Mardiros Mınakyan ise, Ermenice tiyatro yasağının, sansürün, baskının geçerli olduğu istibdat koşullarında tiyatro faaliyetini yürüttü. Şahinyanlar ve Aşod Madatyan, Osmanlı’nın son çeyreği, diğer bir ifade ile yirminci yüzyılın ilk çeyreğinden başlayarak, Cumhuriyet döneminde kısmen sahnenin dışında bırakılarak, kısmen de kendi dilleri olan Ermeniceden uzak kalarak, Türkiye ve Ermeni tiyatrosunda sahne faaliyeti yürüttüler.

Aşod Madatyan Çar Voki (Kötü Ruh) piyesinde

- Öyleyse, hazırladığınız bu kitapların yepyeni bilgiler sunduğu söylenebilir mi?

Evet, Şahinyanlar ve Aşod Madatyan, Cumhuriyet’in koşullarında Ermeni tiyatrosunu anlatan yeni, bugüne kadar derli toplu yazılmamış bilgilerin açığa çıktığı eserlerdir. Cumhuriyet dönemi için, yeni yayımlanmış Yervant Tolayan’ın Ermeniceden Türkçeye tercüme edilmiş anıları ve Aşod Madatyan’ın bizzat kaleme aldığı Sahnemizin Değerleri başlıklı eseri, benim kaleme aldığım, Şahinyanlar ve Aşod Madatyan çalışmalarım ile birlikte, Cumhuriyet döneminde Ermeni tiyatro tarihi için önemli bir külliyat oluştuğu söylenebilir.        

- Güllü Agop’tan Mardiros Mınakyan’a, Mınakyan’dan Aşod Madatyan’a uzanan bir tiyatro serüveni. Ermeni tiyatro sanatçıları ve yönetmenlerinin tiyatromuzun bir dönemi üstündeki etkilerini nasıl açıklayabilir ya da tanımlayabiliriz?

Şark Tiyatrosu’nun Mıgırdiç Beşiktaşlıyan, Sırabyon Hekimyan ve Bedros Mağakyan’dan Güllü Agop’a, Güllü Agop’tan Mardiros Mınakyan’a, Mardiros Mınakyan’dan Aşod Madatyan ve Şahinyanlar’a uzanan tiyatro serüveni Türk tiyatrosunun tarihinin serüvenidir. Türk tiyatrosu, Muhsin Ertuğrul, Vasfi Rıza Zobu, Bedia Muvahhit vb. ile 1908’den itibaren başlamadı. Bu serüvenin halkalarını doğru bir şekilde birbirine bağlamak zorundayız.

Muhsin Ertuğrul’un babası oğlunu Mardiros Mınakyan’ın oyunlarını izlemeye götürmeseydi, Muhsin Bey nereden çıktı diye sormayacak mıydık? Muhsin Bey, bu doğrultudaki düşüncelerini döne döne yazmış ve anlatmıştır. Osmanlı vatandaşı Ermeni Mıgırdiç Beşiktaşlıyan ile yine Osmanlı vatandaşı Vasfi Rıza Zobu, Eliza Binemeciyan ile Bedia Muvahhit arasındaki devamlılığı, sahnedeki rolleri birbirlerinden görerek üstlendiklerini anlatarak Türk tiyatrosunun tarihi yazılabilir.

İlk Türk tiyatro sanatçıları, sahnede rol yapmayı, Ermeni tiyatro sanatçılarından öğrenmişlerdi. Ermeni tiyatro sanatçıları da Batı’dan tercüme ettikleri piyesleri, yine Batı’daki tiyatro sahnelerinden izledikleri oyunculardan öğrenerek sahnede Osmanlı seyircisine sunuyorlardı.

Batılı tarzda tiyatro eserlerini, yabancı dil bilen Osmanlı vatandaşları görüp okuduktan sonra, Ermeni olsun, Türk olsun, Osmanlı vatandaşları tarafından Türkçe telif piyesler yazmaya başlamışlardı.

Tiyatro tarihi yazarları bu gerçekleri ön yargısız olarak ele almalıdır.

* * *

Nesim Ovadya İzrail’in hazırladığı bu kitaplar tiyatro okullarında, üniversitelerimizin tiyatro bölümlerinde ne kadar okutuluyor, bilmiyorum. Ama mutlaka okutulmalı diye düşünüyorum. Tiyatro tarihimiz ancak bu kitapların açığa çıkardığı bilgiler ışığında sağlam bir temele oturtulabilir.         

İlgili İçerikler