Sürüler İçinde Sürmeli Koyun

Sürüler İçinde Sürmeli Koyun

Bugün babamın doğum günü. Her yerde 7 Temmuz yazıyor ama 5’i aslında. Nüfusa geç, doğuma erken gidilmiş. Babaannem, erken doğumu “Sırrı şeffaf doğmuştu, daha derisi olmamıştı organları görünüyordu” diye tarif eder. İyi ki doğdun sürüler içinde sürmeli koyunum.

Sürüler İçinde Sürmeli Koyun

Merhaba dostlar. Ne olacak benim bu hâlim?

Konuştum iyi gelir diye, buraya yazdım uğurladım iyi gelir diye, bir iki tane şiir bile yazdım iyi gelir diye. Ne yazık, hiçbir şey ilaç olmuyor. Yazmaktan başka iş de bilmiyorum, müzmin bir sözelciyim.

Hatta geçen gün “durmadan babasından bahsediyor, giden tek senin baban mı kızım?” demesinler diye izlediğim bir filmi yazayım dedim, olmadı.

Cenaze evinde her şey bittikten, 40 da uçtuktan sonra anılardan konuşma -bazen gülüşme- faslı başlıyor. Masadaki en komik kişi gittikten sonra ise gülmek bir şeye benzemiyor. Yine de evlerde toplanıp, gidenden konuşmak insana beş dakikalığına fena gelmiyormuş. Belli ki bir süre daha, evde toplanıp konuşur gibi sizinle konuşacağım. Cano az daha büyük olsaydı, onun kafasını şişirirdim.

Yine de sanmayın ki dertleşmeye bahanesiz geldim. Bugün babamın doğum günü. Her yerde 7 Temmuz yazıyor ama 5’i aslında. Nüfusa geç, doğuma erken gidilmiş. Babaannem, erken doğumu “Sırrı şeffaf doğmuştu, daha derisi olmamıştı organları görünüyordu” diye tarif eder.

Kendisinden bir önce doğan rahmetli abisi bebekken ölünce, dedesi korkusundan onu doğduğu gibi şeftali ve karpuzla beslemiş. Can’a altıncı aya kadar içme suyu vermediğim, gece saat başı nefes alıyor mu diye kontrol ettiğim evham dolu lohusalık dönemimde anlatmıştı babam bunu. Öyle böyle hayata tutunuluyormuş, merak etmeyeyimmiş.

Bazen telefonunu kurcalarken buluyorum kendimi. Arkadaşlarıyla mesajlarını okuyorum (suç değil ya?), fotoğraflarına bakıyorum. Gizlisi saklısı olmadığı için kötü de hissetmiyorum bunu yaparken.

Hani insan adıyla yaşardı? Bizimkinin pek bir sırrı yokmuş. Mesela en çok Pervin (Buldan) ablayla olan konuşmalarını okumayı seviyorum. Okurken sanki bir anlığına ikisiyle birlikte oturur gibi oluyorum, yüzüme bir gülümseme yerleşiyor.

Pervin Buldan ile Sırrı Süreyya Önder

Birbirlerine gönderdikleri komik videolar, Zelal’i (Buldan) ve beni çekiştirdikleri mesajlar… Sanki Meclis’in iki ciddi karakteri değiller de, sınıfın arka sırasında oturan afacan çocuklar gibiler. Bir bakıyorsun babam Pervin ablaya karikatür göndermiş, bir bakıyorsun beş saat sonra İmralı yolundalar. Hayatı çekilir kılıyordu işte. İki yoldaşın yolculuğuna misafir oluyorum öyle bazı akşamlar.

Bazen de (bu kısımla sonra psikologlar ilgilensin) kendi telefonumdan mesaj atıp, onunkinden cevap yazıyorum. Ufak ufak deliriyor muyum? “Yapayım mı sence şunu bunu” diyorum, çat cevap geliyor “yap kızi aaamaaan ne olacak”

Sonra doktorlarla konuşmaları ilişiyor gözüme. “Hemen bir şey olmaz herhalde?” yazmış, kapatıyorum. Twitter’ını açıyorum, çoook eski tweetlerini okuyorum. O sırada gözüme 2011’de attığı şu tweeti çarpıyor: “Allah’ın rahmeti ve bereketi Alevi, Sünni, Kürt, Türk, Arap, kadın, erkek, eşcinsel cümle insanların üzerine olsun. Zatınıza hoşça bakın.” Aklıma ara ara söylediği türkünün sözleri geliyor; sürüler içinde sürmeli koyun.


Türkünün geneline pek düşkün değildi ama bu cümleyi çok severdi. Sevdiği birini tarif etmek için kullanırdı. “Sürüler içinde sürmeli koyunsun.” Şimdilerde bir çırpıda ve hiç düşünmeden “azınlık, marjinal” deyip geçiverilen herkesi ne güzel tanımlıyor bu tarif. Allah’ın rahmeti tüm sürmeli koyunların üzerinde olsun.  

Sonra geçiyorum YouTube’a. Bir senaryo üzerine çalışıyordu en son. “Sevgi mi emek mi” sorusuna emek değil sevgi cevabını veren bir hikayeye kafayı takmıştı. “Emek tabii ki” dediğimde, “Ne emeği lan, aşk öyle bir şey değil ki” dediği ve herkesi buna ikna edeceğini söylediği bir hikayeydi. O filmin senaryosunu bitirmeden -her zamanki gibi- müziğini kurmuştu kafasında. Telefonundaki YouTube hesabında hemen o şarkı karşılıyor beni. İsterseniz şimdi hep birlikte açalım: Eylem Korkmaz & Tara Jaff – Küsüb Getdi. 

Finalde bu çalacaktı, orası kesin. Bu şarkı şimdi finalde olamayacak olsa da, “Axı niyə öz eşqimi düz demədim mən ona?” diye düşünenlere ilham olabilir. Belki de emeğe sırtımızı yaslamayıp salt sevmek üzerine düşünürüz, benim aklıma hâlâ yatmıyor ama bunu biraz tartışmamızı istemişti sonuçta. 

Uzun lafın kısası, iyi ki doğdun sürüler içinde sürmeli koyunum. Bu sefer de Sezen Aksu’yla bitirelim. “Her sabah güneş doğarken, yeni bir güne başlarken, ne zaman ki güzel bir şey görürüm, sensiz içime sinmiyor.” Beni bu berbatlıkta yalnız bırakmayan herkese teşekkür ederim. Şarkıyı açtıysanız, şimdiye bitmiştir, o ne biçim ses değil mi?

 

İlgili İçerikler