Gülşah Durbay, Manisa’daki ilk kadın belediye başkanı olmayı kendi kendine başarmış bir kadın.
Tırnakları ile kazıya kazıya gelmiş, siyaset gibi ataerkil bir alanda, bu kadar gencecik yaşında önemli başarılar etmiş güzel, başarılı, akıllı, hayat dolu bir kadın. Ülkesinin geleceği için, Atatürk’ün mirasını daha ileriye taşımak adına mücadele eden bir Cumhuriyet insanı.
Fakat sadece genç, güzel, başarılı ve CHP’li olduğu için akıl almaz bir itibar suikastı ile karşı karşıya kalışına birkaç ay önce hepimiz tanık olduk. Durbay, kız kardeşinin riskli hamileliğini kendi itibarının önüne koyarak, hastaneye gidiş geliş sebeplerini dahi açıklayamamış, kemoterapi sürecini kamoyu ile paylaşmakta güçlük çektiğini kendi sözleri ile anlatıyor.
"Kız kardeşim etkilenmesin diye anlatmadım. Teşhis sonrası, tüm uzman kadrolarla hem görevimi en güçlü şekilde devam ettirmek hem de en iyi tedaviyi alabilmek adına değerlendirmelerde bulunduk. Tüm süreci şeffaf bir şekilde sizlerle paylaşmak istiyordum. Fakat kız kardeşim riskli bir hamilelik geçirdiği ve erken doğum risk olması nedeniyle açıklama yapmayı onun ve doğacak olan yeğenimin sağlığını etkilememesi adına ertelemiştim. Bana alçakça iftiralar atanlar yüzünden dün İzmir Medicana Hastanesi’nde ilk kemoterapimi alırken ailem bu haberler nedeniyle, apar topar İstanbul’a, kardeşimin yanına gidip durumu açıklamak zorunda kaldı. Kendi hastalığımı, karnı burnunda bebek bekleyen kardeşime kendim açıklayamadım. Kendisiyle konuşamadım. Bunun acısını da asla unutmayacağım. Asla affetmeyeceğim.”
Ne kadar da zor bir süreçten geçmiş Durbay, hem sağlık sorunları, hem şerefine dil uzatılması ve sadece kadın olduğu için maruz kaldığı ayrımcılıklar.
Türkiye’nin siyasi ortamında CHP mensubı olmak her geçen gün parti mensuplarının hayatını gerçekten de zora sokuyor. Zaten iftira, adeta bir siyasi silah olarak meşru kılınmış vaziyette. Cinsel kimlikleri, dinleri, mezhepleri, inançları iftira dedikodu malzemesine dönüşebiliyor.
Ancak kadın olmak ayrıca türlü türlü ithamların çeşitlenmesine neden oluyor. Bir de Özgür Özel’in gösterdiği ağabeyliği anlamak, siyasetin kodunu başka türlü öğrenmiş insanlar için hiç kolay değil, hele bir de kadın-erkek eşitliğine inanmayanların hiç harcı değil. İşte bu yüzden ağır hakaretler, küfürler çok kolay ağızdan çıkıyor, yazılıyor, çiziliyor. Sosyal medyada kadınlara karşı yorumlar hep daha sert, hep daha ayrımcı, daha küfür ve hakaret dolu, bulundukları konumlar hep bir erkeğin esirgemesine bağlı gibi gösteriliyor.
Üstelik son günlerde yaşanılan medyadaki skandallar, kadın spikerlerin, sinema, dizi sektöründe yaşanılanlar erkek egemen dünyada kadınların yalnızca cinsel obje olarak var olabilecekleri, güç pozisyonlarında olan erkeklere itaat ile iş, konum sahibi olabileceklerinin dayatılmasına, sistemsel olarak zorlanmalarına en iyi örnekler değil mi?
Son yıllarda artan, sözde ahlakçı anlayışın en büyük dayatması kadınlara olmadı mı?
Dizi senaryolarında, yalılarda süs bebekleri gibi erkeklerin kollarına takıp dolaştırdıkları kadın karakterlere ne demeli peki? Dedikodu, şeytani planlarla, metres olarak sahip oldukları konumlar, ana kanallarda izlenme rekorları kırmıyor mu? En yakın dostlarının, akrabalarının ayaklarını kaydırdıklarını görmüyor muyuz? Bizler, bekar ve bağımsız kadınları filmlerde, dizilerde ancak umutsuzca eş ararken resmedildiklerini görüyoruz. Kadınların başarılarını, erkekler üzerinden kabul ediyoruz. Türkiye’nin yeni düzeninde aşk yok, sadakat yok, dostluk yok. Narkotrafik toplumsal düzeni ele geçirirken, şiddet hayatımızın her alanına nüfuz etmiş vaziyette.
İşte tüm bu hoyratlık arasında Gülşah Durbay gibi masum bir savaşçı, kendi idealleri ile parlayan genç insanlar çıkınca, o iki yüzlü ahlakçılığın öfkesi iyice artıyor çünkü onlar asla Durbay gibi olamazlar… En çok kendileri bunu bildiği için öfkeleri çok büyük.
Bu mücadele ve ilham dolu hikayeyi tanıdığımız için çok şanslı, erken kaybettiğimiz için de bir o kadar bizler. Tüm şanssız yarım hikayelerin bu “acıklı” yanını tamamlayabilenler, ismini yaşatacak olan dostları, yoldaşları, çalışma arkadaşları, şehrinin, ülkesinin güzel insanları olacaktır.
Kim bilir, belki de onun gibi siyasi başarılar elde etmek isteyecek, kız öğrencilere belki de bir siyaset okulu kurulur, burs verilir…
Hiç tanımadan, içimize dokunan bir yaşama saygıyla…


