Noel değil, sembol meselesi: Bir çam ağacıyla kavga ediyoruz

Noel değil, sembol meselesi: Bir çam ağacıyla kavga ediyoruz

Her Aralık ayı geldiğinde, Türkiye’de aynı tartışma tekrar başlıyor. Noel mi kutluyoruz, yılbaşı mı? Noel ağacı süslemek günah mı, değil mi? Noel pazarı açıldıysa bu bir “Hıristiyanlaştırma” hamlesi mi? Sosyal medya bu sorularla dolup taşarken, kavramlar yine birbirine karışıyor. O yüzden en baştan, sakin sakin bir tanım yaparak başlamakta fayda var

Noel değil, sembol meselesi: Bir çam ağacıyla kavga ediyoruz

Noel, Hıristiyanlıkta Hz. İsa’nın doğumunun anıldığı dini bir gündür. 24 Aralık gecesi Noel arifesidir, 25 Aralık ise Noel günüdür. Hıristiyanlar için bu günler, bizde sanıldığı gibi “vur patlasın çal oynasın” geceleri değildir; daha çok aileyle geçirilen, sakin, ritüel ağırlıklı yemeklerden ibarettir. Yılbaşı ise bambaşka bir şeydir. 31 Aralık gecesi eski yıl biter, 1 Ocak’ta yeni yıl başlar. Dini değil, takvimsel bir eşiktir. Biz Türkiye’de Noel’i değil, yılbaşını kutlarız. Onu da genelde evde, kuruyemiş–tombala–televizyon üçgeninde karşılarız. Ekonomik koşullar sağ olsun, dışarı çıkabilenlerin sayısı da her yıl biraz daha azalır.

Ama işin ilginç tarafı şu: Biz yılbaşı kutluyor olmamıza rağmen, her yıl aynı eleştiriyi duyarız. “Noel ağacı süslemek Hıristiyan âdetidir.” Bu cümle neredeyse otomatikleşmiştir. Oysa bu iddia, tarihsel olarak pek de sağlam bir zemine oturmuyor.

Geçtiğimiz günlerde Yıldız Teknik Üniversitesi’nde yaşananlar da bu tartışmanın ne kadar semboller üzerinden yürüdüğünü bir kez daha gösterdi. Kampüste öğrenciler tarafından süslenen yılbaşı ağacı, daha önce de protestolara sahne olmuştu. Aralık 2024’te öğrenciler ağacı süslemek isterken, buna karşı çıkan bir grup kampüs içinde namaz kılmış, gerginlik polisin müdahalesiyle büyümeden bastırılmıştı. Bu yıl ise iş daha da çirkin bir noktaya taşındı. Kasım ayında, süslenen ağacın dibine kezzap döküldüğü, ağacın bilinçli olarak kurutulmaya çalışıldığı iddia edildi. Yani mesele artık “sevmiyorum”dan çıkıp doğrudan tahribata evrildi.

Ve bu gerilim sadece Türkiye’ye özgü de değil. Daha birkaç gün önce Polonya’da, Noel pazarına yönelik IŞİD’den ilham alan bir terör saldırısı planının güvenlik güçleri tarafından engellendiği açıklandı. 19 yaşında, Katolik eğitim almış bir üniversite öğrencisinin, Noel pazarında patlayıcıyla saldırı planladığı ortaya çıktı. Ailesi Katolik olan, ancak son dönemde radikal İslamcı ve aşırılık yanlısı içeriklere yöneldiği belirtilen bu genç, saldırı gerçekleşmeden gözaltına alındı. Yani mesele bazen “Noel mi, yılbaşı mı?” tartışmasının çok ötesine geçip, sembollerin kimlik savaşına dönüştüğü bir noktaya varabiliyor.

Ne ağaç ne hindi Hristiyan icadı

Şimdi işin gerçekten ilginç kısmına gelelim. Tartışılan bu sembollerin neredeyse hiçbiri Hıristiyanlığın özgün icadı değil.

Önce şu meşhur “Noel ağacı”ndan başlayalım. Hıristiyanlıktan çok önce, Avrupa’nın pagan toplumları için hep yeşil kalan ağaçlar –çam, köknar gibi– hayatın ve sürekliliğin sembolüydü. Cermenler, Keltler ve İskandinavlar, kışın ortasında bile yapraklarını dökmeyen bu ağaçları yeniden doğuşun işareti olarak görüyordu. 21 Aralık civarında kutlanan kış gündönümü, yani Yule döneminde evler yeşil dallarla süslenir, ateşler yakılır, doğanın geri dönüşü simgelenirdi. Hıristiyanlık Avrupa’da yayılırken bu gelenekleri tamamen yok etmek yerine, onlara yeni anlamlar yükledi. 16. yüzyılda Almanya’da Protestan toplulukların evlerine çam ağacı koymaya başlamasıyla, bugün bildiğimiz Noel ağacının temelleri atıldı. Yani bu ritüel, Kudüs’ten değil Almanya’dan çıktı.

Hindi meselesi de farklı değil. Noel ve yılbaşı sofralarının vazgeçilmezi sanılan hindi, Avrupa’ya 16. yüzyılda Amerika kıtasından geldi. Başlangıçta egzotik bir hayvandı. Ancak büyük olması, kalabalık sofralara uygunluğu ve görece ucuz yetiştirilebilmesi sayesinde hızla yaygınlaştı. Özellikle 19. yüzyıl Viktoryen İngiltere’sinde, kalabalık aile yemekleriyle birlikte Noel sofralarının merkezine yerleşti. Aynı dönemde kaz ve sığır eti de pişiriliyordu; hatta kaz hâlâ bazı ülkelerde gelenektir. Hindi ise pratik olduğu için öne çıktı. Dini bir anlamdan çok, mutfak ekonomisinin bir sonucuydu.

Viktoryen İngiltere’sinde bir Noel kutlaması

Hatta Katolik toplumu Hindi dahi yemez. Dini ritüeller gereği Noel arifesi akşamı mütevazi bir yemek hazırlamak için et ürünleri yenmez, deniz ürünlerine yönelinir.

Noel pazarları da romantik kartpostalların anlattığı kadar masalsı değil, oldukça pragmatik bir geçmişe sahip. Orta Çağ Avrupa’sında uzun kış aylarında tarım durur, yollar kapanır, gündüzler kısalırdı. İnsanların yiyecek, içecek, mum, yakacak ve sıcak tutacak eşyaları temin edebilmesi için yılın sonuna doğru kış pazarları kurulurdu. Şarap üreticileri sıcak içecekler satar, kasaplar tuzlanmış et getirir, zanaatkârlar eldiven, pelerin ve ahşap ev eşyaları sunardı. Bu pazarlar sadece alışveriş değil, kış öncesi sosyalleşme alanlarıydı.

Tarihi kayıtlara baktığımızda, 1296’da Viyana’da kurulan “December Market” bu geleneğin en eski örneklerinden biri. 1384’te Almanya’nın Bautzen kentinde benzer bir pazar var. 1434’te Nürnberg’de kurulan ve bugün hâlâ devam eden Christkindlesmarkt ise bu geleneğin en bilinen örneği. Strasbourg’un 1570’lerden bu yana düzenlenen pazarı, kente “Noel’in başkenti” unvanını kazandırdı. Yani Noel pazarları, önce ekonomik bir zorunluluktu; sonradan Hıristiyan takvimiyle örtüştü ve “Noel” etiketi aldı.

Türkiye’ye döndüğümüzde ise tablo bambaşka. Avrupa’daki gibi belediyelerin kurduğu, ücretsiz, kamusal Noel pazarları yok. Bunun yerine özel organizasyonlar, AVM etkinlikleri, otel ve restoran bahçeleri ya da festival formatları var. Bu yüzden giriş ücreti, bilet ya da minimum harcama şartı konuyor. İstanbul’da Zorlu’da düzenlenen pazar genelde ücretsiz. Galataport’ta giriş serbest ama stant fiyatları cep yakıyor. Vadi İstanbul’da Winter Wonder, Life Park’ta Winter Village, Fişekhane’de Winter Fair gibi etkinlikler var. Beyoğlu’nda ise St. Antuan Kilisesi’nde 18–20 Aralık tarihleri arasında düzenlenen ve gerçekten Hıristiyan cemaatle özdeşleşen bir pazar bulunuyor. İzmir’de de benzer ölçekli etkinlikler yapılıyor.

Türkiye’de Noel pazarlarının paralı olmasının nedeni dini değil; kamusal alan eksikliği ve organizasyon modeli. Belediyeler bu tür pazarlar kurmuyor, kamusal bir “kış festivali” kültürü yok. Organizasyonlar alan kirası ödüyor, güvenlik, sahne ve sanatçı maliyetlerini karşılıyor. Sonuç: biletli etkinlik.

Ve tam bu yazıyı bitirirken bir haber daha okudum: İstanbul’da yılbaşı gecesi için 10 yıl aradan sonra sağanak kar ihtimali olacakmış. Belki de yıllardır aradığımız o “masalsı yılbaşı” bu sefer gerçekten gelir. Kim bilir. Herkese, sembollerden korkmadan, anlamları karıştırmadan, sakin ve güzel bir yeni yıl dileğiyle.

İlgili İçerikler