Donald Trump’ın göç politikası denildiğine aklımıza Meksika sınırı, duvar, ICE operasyonları, gözaltılar ve sınır dışı etmeler geliyor. Bunların hiçbiri yeni değil. Trump’ın ikinci döneminde bir yandan daha az konuşulan başka bir şey oluyor. Trump yönetiminin bu kez hedefi yalnızca düzensiz göç değil, düzenli göçü de sistematik olarak zorlaştırmaya çalışıyor.
Bunun en görünür örneklerinden biri H-1B vizeleri. Trump yönetimi aslında Eylül 2025’te, Amerikan şirketlerinin yüksek nitelikli yabancı çalışan istihdam etmek için kullandığı bu vize kapsamında bazı başvurulara 100 bin dolarlık ödeme şartı getirmişti. Federal mahkemenin Haziran 2026’da bu uygulamayı engellemesinin ardından yönetim geri adım atmadı. Tam tersine, birkaç gün önce yeni bir hamle geldi. İç Güvenlik Bakanlığı bu kez 103 bin 265 dolarlık yeni bir H-1B ücreti önerdi. Aradaki üç bin küsur dolardan çok daha önemli olanı, düzenlemenin artık farklı bir hukuki zeminde ve kalıcı bir federal kural olarak hayata geçirilmeye çalışılması.
H-1B, sınırı izinsiz geçen insanların kullandığı bir göç yolu değil. Tam tersine, Amerikan ekonomisinin dünyanın dört bir yanından mühendisleri, yazılımcıları, araştırmacıları ve diğer yüksek nitelikli çalışanları çekebilmesini sağlayan en önemli yasal göç kanallarından biri. Dolayısıyla buradaki konu artık sınır güvenliği değil.
Üstelik bahsedilen 103 bin 265 dolar rastgele belirlenmiş bir rakam da değil. ABD İç Güvenlik Bakanlığı, farklı federal kurumların yasal göç sistemine ilişkin yıllık maliyetini yaklaşık 8,8 milyar dolar olarak hesaplamış ve bunu yıllık 85 bin kişilik H-1B kotasına bölmüş. Yapılan öneriye göre buradan yıllık elde edilecek gelirin yaklaşık 1 milyar doları ICE’a, yaklaşık 3 milyar doları göç mahkemelerini yöneten kuruma, kalan kısmı ise sınır güvenliği, Dışişleri ve Çalışma Bakanlığı gibi göç sisteminin farklı kurumlarına aktarılacak.
Kısacası bir Amerikan şirketi ABD’ye tamamen yasal yollarla yüksek nitelikli bir yabancı çalışan getirmek istediğinde, ödediği ücret aynı zamanda Amerikan göç denetim sisteminin finansmanına katkıda bulunacak.
Bundan daha önemlisi, İç Güvenlik Bakanlığı, düzenlemenin gerekçesini açıklarken yüksek ücretin işverenleri, gerçekten gerekli olmadığı durumlarda H-1B çalışanı istihdam etmekten caydıracağını söylüyor. Caydırmak… Bu kelime önemli.
Trump yönetimi H-1B programını ortadan kaldırmıyor. Yabancı profesyonellerin ABD’de çalışmasını yasaklamıyor. Bunun yerine, onları istihdam etmenin maliyetini öylesine yükseltiyor ki şirketler Amerikalı çalışanları tercih etsinler.
H-1B tek örnek de değil. Trump yönetimi uluslararası öğrencilerin eğitimleri sırasında staj yapabilmelerini sağlayan Curricular Practical Training, yani CPT programının denetimini de sıkılaştırıyor. Burada henüz kurallar değişmiş değil. Yönetim sadece mevcut kuralları daha sert uygulayacağını söylüyor. Sorun şu ki bu duyum bile bazı Amerikan üniversitelerinin bazı CPT başvurularını geçici olarak durdurmasına yetmiş durumda. Mezun yabancı öğrencilerin belirli bir süre ABD’de çalışmasını sağlayan Optional Practical Training, yani OPT konusunda da yeni kısıtlamalar ve yüksek ücretler tartışılıyor.
Başka bir cephede ise turist veya iş vizesiyle ABD’ye yasal olarak girdikten sonra sığınma başvurusu yapanların vizeleri hedefte. Trump yönetiminin 200000 kadar B1/B2 vizesini iptal etmeye hazırlandığı söyleniyor. Vizenin iptal edilmesi kişinin sığınma başvurusunu otomatik olarak ortadan kaldırmasa da siyasi mesaj oldukça açık: ABD’ye yasal olarak girmiş olmak artık göç politikasının kısıtlarından muaf olma anlamına gelmiyor.
Bir yandan bunların her biri ayrı ayrı bakıldığında oldukça teknik göçmenlik düzenlemeleri. H-1B başka bir hukuki kategori. CPT ve OPT başka. Turist vizesi başka. Mültecilik ve sığınma ise bambaşka hukuki rejimlere tabi.
Öte yandan hepsini yan yana koyduğumuzda farklı bir resim ortaya çıkıyor. Trump’ın ilk dönemindeki göç tartışmasının temel sorusu “ABD’ye izinsiz girenleri nasıl durduracağız?” iken Trump 2.0’ın sorusu ise giderek “ABD’ye daha az yabancının gelmesini nasıl sağlarız?”a dönüşüyor.
Aradaki fark önemli. Trump 1.0 sınır güvenliğiyle ilgiliyken Trump 2.0 ülkede nasıl bir toplum ve ekonomi dizayn etme isteğiyle ilgili.
H-1B bence en çarpıcı örnek. Onlarca yıldır dünyanın yüksek nitelikli işgücünü kendisine çekebilmesi Amerika’nın ekonomik gücünün önemli unsurlarından biri. Silikon Vadisi’nin hikâyesi aynı zamanda bir göç hikâyesi. Amerikan üniversiteleri, araştırma merkezleri, teknoloji şirketleri ve sağlık sistemi dünyanın dört bir yanından gelen insanların emeğine dayanıyor.
Bugün aynı hareketlilik başka bir siyasi mercekten görülüyor. Göçmen, Trump 2.0’da artık yalnızca sınırı izinsiz geçen kişi değil. Bir Amerikan teknoloji şirketinde çalışan Hintli mühendis de, Amerikan üniversitesinden mezun olup ülkede çalışmak isteyen yabancı öğrenci de giderek aynı siyasi sorunun farklı parçaları haline geliyor:
Amerikan işini kim alacak? Amerikan devletinin kaynaklarından kim yararlanacak? Kim Amerika’da kalabilecek? Burada “America First” yaklaşımının göç politikasındaki daha kapsamlı karşılığını görüyoruz. Abartmayın, düzenli göç tamamen yasaklanmıyor diyebiliriz ama kesinlikle daha pahalı, daha belirsiz, daha zor ve daha kısıtlayıcı hale getiriliyor.
Amerika’nın Trump 2.0 göç politikası bir ülkenin göçü azaltmak için sınırlarını tamamen kapatması gerekmediğinin örneği. Vizelerin maliyetini yükseltebilirsiniz. Başvuru kriterlerini ağırlaştırabilirsiniz. Geçici statüleri gerçekten geçici hale getirebilirsiniz. Mezuniyet sonrasında çalışma imkânlarını daraltabilirsiniz. İşveren açısından yabancı çalışan istihdam etmeyi ekonomik olarak anlamsız hale getirebilirsiniz.
Sonuçta da insanlar gelmemeyi, şirketler yabancı çalışan almamayı, öğrenciler başka ülkelere gitmeyi tercih edebilir. Göç çalışmalarında bu mantığa aşinayız: caydırıcılık.
Farklı olan şu, uzun yıllar caydırıcılığı daha çok düzensiz göç bağlamında yazdık ve konuştuk. Daha sert sınır kontrolleri, gözaltı merkezleri, sınır dışı edilme ihtimalleri veya üçüncü ülkelerle yapılan anlaşmalar, insanların belirli göç rotalarını kullanmasını caydırmayı amaçlıyordu.
Trump 2.0’ın dikkat çekici tarafı bu mantığın düzenli hareketliliğe doğru genişlemesi. Bu yüzden bugün ABD’de yaşananlar için yalnızca “Trump göç politikasını sertleştiriyor” demek eksik bir okuma olur. Daha kapsamlı bir dönüşüm oluyor. Trump yönetimi, düzensiz ile düzensiz göç arasındaki siyasal ayrımı giderek azaltıyor. Mülteci, sığınmacı, uluslararası öğrenci veya yüksek nitelikli çalışan olmak hukuken hâlâ çok farklı şeyler. Fakat siyasal olarak giderek aynı sorunun içine yerleştiriliyorlar: Amerika’daki yabancıların sayısı nasıl azaltılabilir?
Bir süre önce bu köşede “kalıcı çözümler” sisteminin nasıl aşındığını yazmıştım. ABD’nin mülteci kabul programını askıya almasının, zaten son derece sınırlı olan küresel yeniden yerleştirme kapasitesini daha da kırılgan hale getirdiğini söylemiştim. Şimdi geriye baktığımızda bunun yalnızca mültecilere ilişkin bir karar olmadığı daha açık görünüyor. Mültecilerden yüksek nitelikli çalışanlara, uluslararası öğrencilerden aile birleşimiyle gelenlere uzanan daha büyük bir hareketlilik anlayışının parçası.
Trump 1.0’ın göç politikasının sembolü duvardı. Trump 2.0’ın sembolü yakında vize başvuru formunun üzerindeki fiyat etiketi olacak gibi görünüyor.
T24’ÜN ARKASINDA HİÇBİR GÜÇ YOK; TEK GÜÇ SİZ OLUN, REKLAMSIZ T24’E ABONE OLUN
|


