Ölümü yenmeye çalışan adamın göremediği hastalık

Ölümü yenmeye çalışan adamın göremediği hastalık

160 yaşına kadar yaşamayı hatta ölümü büsbütün çözmeyi hedefleyen milyoner Bryan Johnson, geçtiğimiz günlerde, "Midem kendini yiyor" diyerek tıbbın çaresiz kaldığı bir hastalığa yakalandığını açıkladı. Tanısı ‘’Otoimmün gastrit’’. Peki, "Kendini yemek" derken… Tam olarak ne oluyor? Ne kadar biliyoruz, ne kadar bilmiyoruz?

Ölümü yenmeye çalışan adamın göremediği hastalık

Bryan Johnson'ı tanıdığınızı varsayıyorum. Tanımıyor olma ihtimaline karşı kısaca anlatayım. Sağlığına yılda yaklaşık 2 milyon dolar harcayan, her gece sekiz saatten fazla uyuyan, saat 14:00’den sonra yemek yemeyen, evde özel aşçısının yaptığı ve makro ve mikro besinleri ayarlanmış vegan yemeklerle beslenen, sürekli kan testleri ile beslenme ve günde yüz adedi bulan takviyelerinin vücudundaki etkilerini ölçen, kök hücre tedavilerini deneyen, neredeyse en ünlü bio-hacker ve longevity gurusu. 48 yaşında olmasına karşın "biyolojik yaşını" yirmilerine çektiğini söyleyen milyoner teknoloji girişimcisi. Hedefi de mütevazı değil, 160 yaşına kadar yaşamayı hatta ölümü büsbütün çözmeyi hedefliyor. Ama geçtiğimiz günlerde, "Midem kendini yiyor" diyerek tıbbın çaresiz kaldığı bir hastalığa yakalandığını ve ileride kanser olma riskinin olduğunu açıkladı.  

Tanısı ‘’Otoimmün gastrit’’. İşin sarsıcı yanı ise şu: Gezegendeki muhtemelen her türlü tanı yöntemi ile en çok ölçülen, sağlığı en çok taranan insan ve bu hastalığın on yıldan uzun süre boyunca içinde sessizce ilerlediğini fark edemedi. Her sabah kan testleri yaptıran biri bile bunu göremedi ise geri kalanımız için buradan çıkacak ders ne olmalı? Bence korku değil, biraz tevazu.

"Kendini yemek" derken… Tam olarak ne oluyor?

Aslına bakarsanız tabii ki mide kendini yemiyor. Bağışıklık sistemimizi binanın güvenlik ekibi gibi düşünün. Normalde içeri sızan davetsiz misafirleri yakalar. Otoimmün hastalıklarda ise bu ekip, nedense, kendi çalışanlarını düşman belleyip işten çıkarmaya başlar. Otoimmün gastritte hedefteki kadro, midenin üst bölümündeki asit üreten fabrika işçileri, yani pariyetal hücreler.

Bu hücrelerin iki işi var. İlki mide asidini üretmek. İkincisi ‘iç faktör’ denen özel bir geçiş kartı dağıtmak. Bağışıklık sistemi bu hücrelerin üzerindeki asit pompasını hedef aldığında, iki şey yavaş yavaş, sessizce çöker. Önce mide asididüşer. Oysa demiri besinden ayrıştırıp emmek için o aside ihtiyacınız var (evet uzun süre mide koruyucu kullanma konusu da aslında bu noktada önemli). Konumuza dönelim, B12 vitamininin bağırsak kapısından geçmesini sağlayan o geçiş kartı artık dağıtılmaz olur, çünkü B12, iç faktöre bağlı olmadan içeri alınmaz. (Aynı nedenle folik asit, kalsiyum ve D vitamini de zamanla azalabilir.) Siz bu hastalığa yakalandığınızı fark etmezsiniz ama önce demiriniz düşer. Çoğu zaman başka hiçbir belirti yokken, aylar ya da yıllar boyunca kişinin demir değeri hep düşüktür. B12 açığı ise genellikle çok daha sonra sahneye çıkar çünkü karaciğerdeki B12 deposu geniştir ve tükenmesi yıllar alabilir. Johnson'ın hikâyesi tam da bu. 11 yıl boyunca inatla düşük kalan ferritin (vücudun demir deposunu gösteren protein) ve ağızdan kullanılan demir haplarının etkisiz kaldığı veya kalıcı biçimde yükseltemediği değerler. Nitekim nedeni bulunamayan demir eksikliği anemilerinin yarısı kadarında altta bu hastalık çıkabiliyor. Bu noktada daha önce tanıştığım ve tedavi edilemeyen demir eksikliği olan bir hastam aklıma geldi. Bu yazıyı tesadüfen okuyorsa o da aynı soruyu soracaktır. Acaba altta yatan sorun bu muydu? Tüm demir ilaçları ve tüm formları denenmiş ama demiri yükseltmek asla başarılamamıştı.

Ne kadar biliyoruz, ne kadar bilmiyoruz?

Burada dürüst olmak gerek, çünkü Bryan Johnson’ın her iddiası aynı sağlamlıkta değil. En sağlam iddiası, mekanizmanın kendisi. Pariyetal hücre kaybının asit ve iç faktör üzerinden demir ile B12 emilimini bozması iyi çalışılmış bir konu; genç kişilerde ve kadınlarda demir eksikliğinin B12'den önce gelmesi de öyle. Hastalığın otoimmün tiroidit ile sık birlikte gitmesi de sık görülen bir birliktelik. Johnson'ın 21 yaşından beri tiroit tarafında da bir otoimmün süreci var, ki bu ikisinin birlikteliği gerçekten de rastlantı değil. 

Biraz temkinle konuşmamız gereken kısım ise, kanser meselesi. Haberlerde çokça geçen "mide kanseri riskini artırır" cümlesi büyük ölçüde eski çalışmalara dayanıyor. Oysa alanın en güncel derlemesi bu riski eski tahminlerin altına çekiyor. Hastalık varlığı biliniyor ve düzenli endoskopiyle izleniyorsa risk düşük ve bununla ilişkili tümörlerin çoğu da yavaş seyirli ve erken yakalandığında öldürmüyor. Yani buradaki mesaj panik değil, sakin bir takip. Riskin asıl yükseldiği yer, hastalığın hiç fark edilmediği ve kimsenin bakmadığı durumlar.

Ve en zayıf zemin bu hastalığa neyin sebep olduğu. Dürüst cevap şu: Bilmiyoruz! Bu derleme de açıkça bunu söylüyor. Tartışılan adaylar arasında bir mide bakterisi (Helicobacter pylori) ile "moleküler taklit" denen bir mekanizma, genetik yatkınlık ve başka otoimmün hastalıkların varlığı var. Listede olmayan şey ise ilginç: çocukluktaki abur cubur. Johnson kendi tahmininde şekerli gevrekleri, gazlı içecekleri ve fast food'u, aldığı kiloları işaret etti. Sebebi ‘o gevreklerdi" demek kulağa mantıklı gibi geliyor ama ben öyle duymuyorum. İşlenmiş gıda tüketmeyi bu hastalıkla ilişkilendiren bir kanıt yok. Bu şekilde konuşmasını ise taraflı buluyorum ve hoşuma gittiğini söyleyemem. Çünkü bu ayrıntı bana çok şey anlatıyor. Zekâsı ve disipliniyle öne çıkan biri bile, hastalanınca bir sebep-sonuç hikâyesine sarılıyor. Oysa dürüst yanıt şu: bazen hatta çoğu zaman neden hasta olduğumuzu bilmiyoruz. Ve bunu söyleyebilmek bir zayıflık değil, olgunluk. Bu arada kendisi gibi yaşayan kız arkadaşının da ‘Endometriyozis’ tanısı aldığını da eklemeliyim.  

Sonuç olarak hastalık hakkında ne biliyoruz? Mekanizmayı ve onu nasıl yöneteceğimizi biliyoruz. Eksileni yerine koymak (çoğu zaman iğneyle B12, gerektiğinde damardan demir) ve mideyi zamana yayılı biçimde endoskopi ile izlemek. Ne bilmiyoruz? Sürecin neden başladığını ve bugün için nasıl tedavi edeceğimizi. Elimizde otoimmün süreci durdurup geri çeviren bir ilaç henüz yok, şimdilik sonuçları yönetiyoruz. Zamanla göreceğimiz ne? İmmünoloji hızlailerliyor, hedefe yönelik tedaviler araştırmaların öncelikleri arasında ve Bryan Johnson da kendi vakasını bir deneye çeviriyor. Belki bu hastalıktan tamamen kurtulan ilk hasta olacak. Gerekirse milyon dolarlar harcayabilecek kadar zengin olması ve tedaviyi bulmayı hedefleyecek kadar iddialı olması her şeyi denemesine olanak sağlayacak.

Aslında iyi haber, kulağa ters gelse de, erken yakalanmasında. Johnson bu hastalığı henüz erken evrede, hasar dar bir alanla sınırlı iken saptadı ve fark edilen bir hastalık, yönetilebilen bir hastalıktır. Buradaki asıl ders belki de şu: her şeyi ölçebilirsiniz, yine de bedeniniz sizi şaşırtabilir. Bu bir başarısızlığı değil; biyolojinin bizim gösterge panolarımızdan daha büyük olduğunu gösteriyor. Sağlık verilerimizi sürekli ölçmek güçlü ve yol gösterici bir araç, ama asla bir güç kalkanı değil. Sağlıkla kurduğumuz ilişkinin kontrol etme hırsıyla değil, aynı zamanda dikkatle ve tevazuyla beslenmesi gerektiğini düşünüyorum.

Bu yazı yalnızca bilgilendirme amaçlıdır; kişisel bir tıbbi tavsiye değildir. Her insanın sağlık durumu, kullandığı ilaçlar ve öyküsü kendine özgüdür. Burada okuduklarınızı kendi hekiminize danışmadan uygulamamanızı; inatçı bir demir eksikliği ya da açıklanamayan bir bulgunuz varsa bunu bir uzmanla değerlendirmenizi ve sağlığınızı genel bilgilerle riske atmamanızı rica ederim.


 Referanslar:

Hershko, C., Ronson, A., Souroujon, M., Maschler, I., Heyd, J., & Patz, J. (2006). Variable hematologic presentation of autoimmune gastritis: Age-related progression from iron deficiency to cobalamin depletion. Blood, 107(4), 1673–1679. https://doi.org/10.1182/blood-2005-09-3534

Lenti, M. V., Miceli, E., Vanoli, A., & Di Sabatino, A. (2026). Autoimmune gastritis: Emerging insights and clinical management. Nature Reviews Gastroenterology & Hepatology. Advance online publication. https://doi.org/10.1038/s41575-026-01200-0

Lenti, M. V., Rugge, M., Lahner, E., Miceli, E., Toh, B.-H., Genta, R. M., De Block, C., Hershko, C., & Di Sabatino, A. (2020). Autoimmune gastritis. Nature Reviews Disease Primers, 6(1), Article 56. https://doi.org/10.1038/s41572-020-0187-8

Haber kaynakları:

Northeastern Global News. (2026, 6 Temmuz). How did Bryan Johnson end up with an autoimmune disease? https://news.northeastern.edu/2026/07/06/bryan-johnson-autoimmune-gastritis/ 

STAT. (2026, 8 Temmuz). Bryan Johnson's autoimmune gastritis diagnosis, explained. https://www.statnews.com/2026/07/08/bryan-johnson-autoimmune-gastritis-diagnosis-explained/

İlgili İçerikler