Her yıl eylül ayında aynı tartışma yaşanıyor, Contemporary İstanbul’un biletleri neden bu kadar pahalı? Bu yıl hafta içi giriş 2.660, hafta sonu 3.135, VIP ön izleme ise 5.272,50 liradan başladı. Geçen yıl 1.250 liralık bileti şair Birhan Keskin “sanat züppe olamaz” diye eleştirmiş, tartışma Fazıl Say ile İzzet Çapa arasında bir sosyal medya kavgasına dönüşmüştü.
Tekneniz yoksa, tekneye ilginiz de yoksa tekne fuarına gitmezsiniz. Kimse de Boat Show’un girişinin neden ücretli olduğunu tartışmaya açmaz. Çünkü orada ne satıldığı ve fuarın kime hitap ettiği herkes için açıktır.
Sanat fuarı da bir ticaret fuarıdır, sergi değildir. Bilet fiyatı tek başına bir kusur değil, fuarın hedef kitlesini belirleyen bir filtredir. Öğrenci bileti zaten var. Sanat görmek isteyip para vermek istemeyenler içinse yalnızca sadece İstiklal Caddesi’nde şu anda neredeyse on ayrı ücretsiz sergi bulunuyor.
Peki, dünyada bu iş nasıl yürüyor? Geçen hafta Londra’da Frieze London ve Frieze Masters’daydım. Londra örneği, bilet tartışmasına başka bir açıdan bakmamızı sağlıyor.
Aynı hafta, üç ayrı Londra
Frieze London ve Frieze Masters her ekim Regent’s Park’ta yapılıyor; bu yıl tarih 14–18 Ekim’di. Fuarı gazeteci olarak ziyaret etmek için haftalar öncesinden akredite oldum. Aynı hafta Londra’da iki Türk sahnesi daha vardı. Frieze’in VIP açılış günü olan 14 Ekim akşamı, Arda Turan’ın çalıştırdığı Shakhtar Donetsk, Stamford Bridge’de AEK’yı 3-1 yendi. İki gün sonra Manifest, ilk Birleşik Krallık konserini OVO Arena Wembley’de verdi. Bir hafta önce de İKSV, Doğa Tarihi Müzesi’nde “Istanbul Calling” galasını yapmıştı.
Stadyumlar kitleseldir, çünkü binlerce kişi bilet alır, tribünde herkes aynı maçı izler. Sanat etkinlikleri öyle değildir. Frieze’de gördüğüm alıcı kitlesi çok elit ve daha küçüktü. Bu bir eleştiri değil, tespit tabii ki, çünkü sanat fuarları kitlesel bir etkinlik olarak tasarlanmıyor. Birçok Türk de fuarı görmek için Londra’daydı.
Frieze’in kapanış bültenine göre iki fuarı beş günde 108 ülkeden 95 bin kişi gezdi. Yani fuarın iki ayrı izleyicisi vardı, binlerce kişi bilet alıp eserleri görmeye geliyor, eserleri satın alanlarsa çok küçük bir kesim. Üstelik Londra’da kimse “Bu bilet neden bu kadar pahalı?” diye bir tartışma başlatmadı.
Bianca Jagger, Frieze-London-2026
Frieze Londra’da kimler vardı?
Frieze, açılış gününün sonunda basına neredeyse 100 koleksiyonerin adının yer aldığı bir liste dağıttı. Fuar başarısını ziyaretçi sayısıyla değil, bu listeyle ölçüyor. Listede Arles’daki LUMA vakfının kurucusu İsviçreli milyarder Maja Hoffmann’dan Tate’in Uluslararası Konseyi üyesi Irene Panagopoulos’a uzanan isimler vardı. Körfez’den Şeyh Zayed bin Sultan bin Khalifa Al Nahyan üç eser aldı.
Çadırın bir de ışıltılı yüzü vardı. Frieze’in kapanışta açıkladığı konuk listesine göre kraliyet ailesinden Kral Charles’ın yeğeni Prenses Eugenie ve Prenses Margaret’in oğlu Snowdon Kontu David Armstrong-Jones fuardaydı. Pedro Pascal, Tilda Swinton ve Bianca Jagger da koridorlarda dolaşan dünya yıldızları arasındaydı. Ünlüler fuarın vitrinini süslüyor ama alışverişi çoğunlukla koleksiyonerler yapıyor. Onların çoğu öğlende fuarın içindeki Nobu’da yemek yiyordu.
Sanat fuarları sanatın Selfridges’i mi?
Büyük stantlar, Contemporary İstanbul’un katılımcı listesinde hiç göremediğimiz mega galerilere aitti. Gagosian, Albert Oehlen’in altı soyut resminin tamamını ilk gün sattı, basına yansıyan bilgilere göre her biri yaklaşık 1,2 milyon euroydu. Manşet satış ise Frieze Masters’tan geldi: Hauser & Wirth, Jan Brueghel’in 1607–1608 tarihli çiçek natürmortunu yaklaşık 5 milyon sterline sattı. Masters’ta Picasso, Warhol, Chagall ve Basquiat yan yana duruyordu.
Dün Frieze basın ofisinden bana gelen kapanış bültenine göre Masters’ta Alice Neel’in dört tablosu, tanesi 1,6–1,8 milyon dolardan satıldı. Frieze London’da David Zwirner, Michaël Borremans’ın yeni bir resmini 1,5 milyon dolara yerleştirdi. Burada yalnızca eser sergilenmiyor galeriler, koleksiyonerler ve müzeler arasında yüksek bedelli bir ticaret yapılıyor.
Bu modelin eleştirmenleri de var ve eleştiriler sanat dünyasının içinden geliyor. The Guardian’ın eleştirmeni Jonathan Jones, Frieze’i Londra’nın ünlü lüks mağazasına gönderme yaparak “sanatın Selfridges’i” diye tanımladı ve fuarı “süper zenginler için vasat resimlerle dolu bir kermes” olarak nitelendirdi. Pulitzer ödüllü eleştirmen Jerry Saltz, fuarların yüzde birlik kesim için “VIP canavarlarına” dönüştüğünü yazıyor.

İskender endeksine göre Contemporary İstanbul mu Frieze Londra mı pahalı?
Frieze de ucuz değil ve erişimi açıkça kademelendiriyor. Genel giriş 48, öğrenci bileti 32 sterlin, perşembe günkü ilk ön izlemeye girmek isteyenler iki fuar için 250 sterlin ödüyor.
Bugünkü kurla Contemporary İstanbul’un hafta sonu bileti yaklaşık 47 sterlin, yani Frieze’in genel girişiyle neredeyse aynı fiyat. Asıl fark, bu fiyatın asgari ücretli bir çalışana maliyetinde. Her ülkeyi kendi asgari ücretiyle ölçtüğümüzde, Londra’da asgari ücretli bir çalışan Frieze’e yaklaşık dört saatlik emeğiyle girebiliyor. İstanbul’da ise Contemporary İstanbul’un hafta sonu bileti üç iş gününe yakın emek istiyor.
Bunu daha gündelik bir ölçüyle de anlatabiliriz. The Economist ülkeleri yıllardır Big Mac fiyatıyla karşılaştırıyor ya biz de kendi endeksimizi kuralım: İskender Endeksi! Bursa’nın 159 yıllık Kebapçı İskender’i birkaç hafta önce Londra’da, Harrods’a birkaç adım mesafedeki Knightsbridge’de şube açtı. Orada bir porsiyon İskender 29 sterlin, yani bu asgari ücretle iki saatten biraz fazla çalışma demek. Bursa’daki tarihî dükkânda ise 1295 lira, asgari ücretle neredeyse dokuz saat, yani bir iş gününden fazla. Londra’da Frieze’in bileti iki porsiyon İskender bile etmiyor; İstanbul’da Contemporary İstanbul’un bileti yaklaşık iki buçuk porsiyona denk geliyor.
Sonuç olarak Contemporary İstanbul’un bileti Londra standardında bir bilet olabilir ancak Türkiye’nin gelir standardına göre pahalı. Sorun fuardan çok, ülkenin ekonomik tablosunda yatıyor. Bu tablonun ağırlığını tek bir rakam anlatıyor ki yetkililerin açıkladığına göre eylüldeki fon krizinde, 214 kişi ve şirket 187,6 milyar liralık haksız kazanç elde etti. Frieze’in dünyadaki 8 fuarı ve dergisiyle birlikte geçen yıl 200 milyon dolara el değiştirdiğini düşünürsek, bu parayla 19 Frieze alınabilirdi.
Fatoş Üstek
Frieze’in Türk küratörü, Fatoş Üstek
Londra modelinde ücretsiz bir katman da var, ama çadırın içinde değil. Frieze Sculpture, 16 Eylül–1 Kasım arasında Regent’s Park’ta açık ve ücretsiz; bilet almayan ziyaretçi parktaki heykelleri gezip Mayfair’deki galerilere geçebiliyor.
Fuarın heykel bölümünün bizim için ayrıca bir anlamı var. Frieze Sclupture'ın Küratörlüğünü dört yıldır Fatoş Üstek yapıyor. Onun seçkisinde Dirimart’ın iki Türk sanatçısı Özlem Günyol ve Mustafa Kunt da yer alıyor. Sanatçılar, Londra’daki üç ünlü heykelin jestlerini ziyaretçinin uygulayacağı talimatlara dönüştürüyor; talimatı okuyup heykel pozuna giren ziyaretçileri izlemek işin en eğlenceli tarafı.
Kapanış bültenine göre fuara 51 ülkeden 426 kurumun temsilcisi geldi, bu bir rekor. Müzeler de doğrudan galerilerden eser aldı, Frieze’in fonları da Tate, V&A ve Arts Council Collection’a eser kazandırdı. Yani fuar yalnızca koleksiyonerlerin değil, müzelerin de alışveriş yeri, çadırda satılan eserlerin bir kısmını yarın bir kamu müzesinde görebiliriz.
Teknesi olmayan, tekne fuarının biletine kızmaz
Derdim, her eylül tekrarlanan tepkilerin arkasındaki yanlış varsayım. “Neden bu kadar pahalı?” diye soranlar, bir sanat fuarının ne olduğunu hesaba katmadan konuşuyor. Fuar müze değil, bienal değil, kamusal sergi hiç değil, galerilerin stant kiraladığı, koleksiyonerlerin eser satın aldığı bir ticaret alanı.

Johnny Deep’in Londra’dan önce İstanbul’daydı
Üstelik Contemporary İstanbul dünyanın gerisinde değil, bazı açılardan önünde bile olabiliyor. Johnny Depp’in ilk heykeli The Bunnyman, dünyada ilk kez eylülde Tersane’de, Contemporary İstanbul’da gösterildi. Üç hafta sonra Depp’in en büyük uluslararası sergisi, Frieze haftasında Londra’da Halcyon Gallery’de açıldı. Frieze bu yıl okullara ve sivil toplum kuruluşlarına 1.000 ücretsiz bilet dağıttı, Contemporary İstanbul’da ise ücretsiz öğrenci saatlerinden 1.250 kişi yararlandı.
Bütün bunlar, biletin Türkiye’deki gelir düzeyine göre pahalı olduğu gerçeğini ortadan kaldırmıyor. Ama bu gerçek, fuarın ticari niteliğiyle karıştırılmamalı. Bunlar ilişkili ama birbirinden farklı meseleler.
Johnny Depp’in Tavşan Adam’ı, oğlunun beş yaşında çizdiği bir figürden doğmuş, yarı insan, yarı tavşan, elinde bir “hakikat kılıcı” taşıyan bir koruyucu. Bilet tartışmasının da biraz o kılıca ihtiyacı var. Hakikat şu ki fuar bir ticaret alanıdır. Contemporary İstanbul’un bilet fiyatlarından şikâyet edenler sanat görmek istiyorlarsa İstiklal Caddesin’deki birçok sergiyi ücretsiz gezebilir.
Benim teknem yok, tekne fuarına gitmiyorum, bilet fiyatına da kızmıyorum.
Meraklısına Taksim’deki (ücretsiz) sergilerden bir seçme;Meşher, Seyahat Sanatı, Galeri Nev, 40 yılda Bir/ Mike Berg ve Nermin Er, Salt, Denizaşırı: Özer Kabaş ve Zamanları, Yapı Kredi Sanat, Yüzyılın İzleri: Koç Topluluğu ve Sanat, Galerist, Gönül işi, Match Art Project Pera, Mustafa Boğa’nın “Bu Baktığın Son Şey Olabilir, Casa Botter, Bir Renk Ressamı: İhsan Cemal Karaburçak, Art On İstanbul, Hayatta ve Fotoğrafta En İyi Pozu Yalnızlar Verir, Zeki Demirkubuz. |


