"Roma İmparatorluğu’nun geniş sınırları içinde, eğer biz bir şehrin yeryüzünden silinmesine karar verdiysek, hangi şehir varlığını güvenlik içinde sürdürebilir, fethedilemeyeceğini düşünebilir?"
- Attila
“Flagellum Dei -Scourge of God- Tanrı'nın Kamçısı” olarak bilinen Attila, M.S. 445'te Hun İmparatoru olur. Bu tarihten yaklaşık beş yıl sonra, Priscus, Attila’yı kendisi gibi elçilere verdiği bir yemek daveti sırasında tanımış, katıldığı davet öncesini, ziyafeti, Attila ve Hun İmparatorluğu ile ilgili gözlemlerini kitabına aktararak tarihe önemli bir not düşmüştür.
Priscus, bir Bizans tarihçisi ve diplomatıdır. 410 ile 420 yılları arasında Trakya'da, Panion'da doğduğu söylenir. 450 yılında İmparator II. Theodosius'un temsilcisi olan Maximinus’la beraber Attila'nın sarayına diplomatik bir görevle giderken, Tuna üzerindeki Viminacium’un Hunlar tarafından yağmalanması sırasında yakalanan bir Yunanlı tacirle tanışır. Onunla uzun uzadıya konuşma fırsatı bulur. Yunanlı tacir, Viminacium şehrinin yağmalanmasından sonra Onegesius adlı bir Hun soylusunun kölesi olduğunu, ancak özgürlüğünü elde ettikten sonra Hunlar arasında yerleşmeyi seçtiğini anlatır. Yazılarından anlaşılacağı üzere, Priscus ile Yunanlı arasında Bizans İmparatorluğu ile barbar olarak adlandırılan diğer komşu devletlerin ilişkileri ve günlük yaşamları üzerine ilginç tartışmalar yaşanmıştır.
Yunanca sekiz ciltlik bir tarihsel eser yazan Priscus’un bu kitabı genellikle Bizans Tarihi olarak bilinir. Kitabı büyük olasılıkla Attila'nın Hun tahtına yükseldiği tarihten başlayarak, İmparator Zeno dönemine kadar geçen süreci, yani 433-474 yılları arasını kapsamaktadır. Priscus'un yazı tarzı oldukça sade olup, eseri Attila'nın sarayı ve Roma elçilerinin kabulü hakkında güvenilir bir çağdaş anı olarak değerlendirilmektedir. Klasik bir tarihçi olarak kabul edilen ve eseri Hristiyanlık döneminde yazılmasına rağmen, neredeyse tamamen seküler olarak değerlendirilen Priscus’un yazı dilinin, milattan önce beşinci yüzyıla kadar uzanan bir tarih geleneğinin tarz ve kelime seçimlerine dayandığı ifade edilir.
Priscus’un verdiği bilgilere göre, Attila’nın verdiği ziyafette en önemli karakterlerden biri daha önce tanıştığı Yunanlı tacirin eski sahibi Onegesius’tur. Attila’nın baş danışmanı ve fiilen sağ koludur. Bazı tarihçiler bugünkü politik ünvanlar dikkate alınırsa, onu Hun İmparatorluğunun Başbakanı olarak da ifade ederler.
Atilla'nın ziyafetteki görüntüsü
Priscus'un Attila ile birlikte akşam yemeği
Priscus kitabında, Attila'nın şehirdeki birçok evinden herhangi birinde gerçekleşen akşam yemeğinin hikayesini anlatır. Bu evin, yapılacak kutlama için özel olarak tasarlanması nedeniyle diğerlerinden daha büyük olduğunu ifade eder. Küçük, basit bir saray görünümündeki bu binanın dekoratif cilalı ahşaptan yapıldığı ve savunma amaçlı herhangi bir önlemin alınmadığı anlaşılmaktadır. Akşam yemeği saat üçtedir.
Priscus, Attila’nın eşi Kreka’ya getirdikleri hediyelerle birlikte gittikleri binanın girişinde bir süre beklediklerini yazar. Daha sonra bizzat Attila tarafından karşılanır. Geleneklere uygun olarak sunulan ilk kadehin toprağa dökülmesinden sonra yemek salonuna doğru yol tutarlar. Salonda, Attila’nın üç oğlu da vardır. Yemek düzeninde Priscus, Doğu Romalı elçiler ve diğer yabancı davetliler Attila'dan en uzaktaki masanın ucuna yerleştirilirler. Bunun anlamının, Attila'nın halkına kendisinin Romalı misafirlerden daha üst seviyede olduğunu ve daha önemli gördüğünü işaret ettiği, şeklinde değerlendirilir.
Yemek öncesinde Priscus ve Doğu Romalı elçiler, geleneğe uyarak ayakta beklerler. İşaret edilen masaya oturmalarından önce dua edip içki içmeleri gerekmektedir. Oturma koltukları duvarlarla paralel olarak düzenlenmiştir. Attila ortadaki basit kanepede oturmaktadır. Sağ tarafı onurlandırılan yöneticileri için ayrılmış, diğer katılanlar, Priscus ve Roma elçileri de dahil olmak üzere sol tarafa yerleştirilmişlerdir. Verilen işaret üzerine oturmalarına izin verildikten sonra herkes karşılıklı kadeh kaldıracaktır. İlk tur tamamlandıktan sonra, Attila'nın sağlığına içmek için tekrar ayağa kalkıldığında, yemek resmi olarak başlamıştır. Akşam saatlerine gelindiğinde meşaleler yakılarak, Attila'nın zaferleri hakkında yakılan şarkıların yüksek sesle söylendiği duyulur.
Attila
Şimdi yemek öncesini ve protokolü bir de Priscus’un kendi ifadelerinden aktaralım.
“Tüm sandalyeler odanın iki yanına, duvar kenarlarına dizilmişti. Bizler içeri girdiğimizde Attila bir kanepenin üzerinde oturuyordu; arkasında ikinci bir kanepe daha vardı. Birkaç basamak daha yukarıda, evlilik törenlerinde Grekler ve Romalıların kullandıklarına benzer süslü perdelerle kaplı yatağı bulunuyordu. Sanırım en saygın konuklar Attila'nın sağ tarafındaydı. İkinci sıradakiler sol tarafta ve bizimle birlikte olan İskitlerin tanınmış şahsiyeti Berichos'un yanındalardı. En etkili kişilerden olan Onegesios, Attila'nın kanepesinin sağında yer almıştı. Onların tam karşısında Attila’nın iki oğlu oldukça basit görünümdeki sandalyelerde oturuyorlardı. En büyük oğulun, Attila’nın kanepesinin ucunda, babasından korkarak ve gözlerini yere dikmiş şekilde oturduğunu fark ettim. İlgiyle izlemeye çalıştım.
Herkes yerini aldıktan sonra, yemeği düzenleyen bir görevli Attila'ya sarmaşıktan yapılmış ahşap kadehi ile şarap getirdi. Bu kişi ayağa kalkarak, Attila’nın tüm şarabı içip, kadehi geri vermesini bekleyene kadar tekrar yerine oturamadı. Konuklar da kendi kupalarıyla aynı şekilde ona kadeh kaldırarak, içkilerini yudumlamaya başladılar. Şarap seremonisi tamamlandıktan sonra Attila bizleri de oturma sıramıza göre aynı şekilde selamladı.
Attila'nın önünde diğer gruplar için üç veya dört kişilik masalar konulmuştu. Bu, her konuğun yerinden kalkmadan kendisine yiyecek almasını sağlıyordu. Attila'nın mutfak hizmetlileri ilk önce et dolu tabakalarla girdiler; diğerleri de masalara ekmek ve pişirilmiş yemekler koydular. Bizler ve diğer konuklar için gümüş tepsilerde zengin bir ziyafet hazırlanmıştı. Dikkatimizi en çok çeken şey, Attila'nın kendisinin sadece ahşap bir tabakta önüne konulan eti yemesiydi. Bu, onun öz-disiplininin bir yönüydü. Diğer konuklara altın veya gümüş kupalar sunulurken, onun kendi kupası ahşaptandı. Giysileri de son derece sade ve özenliydi. Hiç abartı yoktu. Yanındaki kılıcı, çizmelerinin tokmaklarıyla atının gem takımları da altın, değerli taş veya başka süslemelerden yoksundu. Genelde diğer İskitler bunlarla süslenirdi. İlk tabaklar bitince herkes ayağa kalktı ve daha önce olduğu gibi, sırayla Attila'nın sağlığına kadehler kaldırılana kadar oturmadı. Sonra ikinci servis yapıldı ve yeniden yerlerimize oturduk. Her masaya ikinci tabaklar kondu. Bunlar da bitince herkes kalkıp bir kez daha içki içti, sonra tabağındaki nefis etleri yemeğe başladı.
Alacakaranlık çökerken meşaleler yakıldı ve iki davetli Attila'nın önüne gelip onun zaferlerini ve savaştaki kahramanlıklarını anlatan şarkılar söyledi. Konuklar büyük bir dikkatle dinlediler. Kimisi şarkılardan hoşlanırken, kimisi savaşları hatırladığı için heyecanlandı, ama yaşlılığından dolayı güçsüzleşmiş olanlar ağlamaya başladılar. Şarkılardan sonra, saçma sapan ve tamamen yalan hikâyeler anlatan bir İskit delisi ortama girdi. Onu Moor Zerkon izledi. Kılık kıyafeti ve sözleri dağınık bir halde. İtalyanların, Hunların ve Gotların dillerini karıştırarak herkesi kontrolsüz gülmeye sevk etti, ama yine de Attila'yı etkileyemedi. Attila, ifadesiz ve hareketsiz duruyordu. Sadece en küçük oğlu Ernas yanına geldiğinde, nazikçe kendisine doğru çekti ve ona dikkatlice baktı. Diğer oğullarına hiç ilgi göstermediği için çok şaşırmıştım. Sadece o oğluna, en küçüğe zaman ayırmıştı.
Ben dikkatle bakarken, yanımda oturan, İtalyancayı anlayan ve küçük oğlu hakkında söylediklerimi duyan biri, sesimi çıkarmamam konusunda beni uyardı. Kahinlerin Attila'ya ailesinin sürgün edileceğini, ama bu oğlu sayesinde geri getirileceğini söylediğini belirtti. Gecenin büyük bölümünü partide geçirdikten sonra, içkiyi daha fazla kaçırmak istemediğimden ayrıldım.”
Priscus, bu olaydan sonra ülkesinin en uzak köşelerine seyahat eder. İskenderiye’ye ve hatta çok daha güneye, Thebaid'e kadar gider. Bir süre şehir dışında yaşar. 456 civarında, İmparator Marcianus'un en yüksek ünvanlı görevlisi (Magister Officiorum) Euphemios'un da katıldığı törenler sırasında, Bizans’ta görüldüğü söylenir.
Attila’yı yazan tarihçi Priscus 472 yılında ölür.
Modern Tarihçilerin Attila’nın verdiği yemekle ilgili yorumlarına gelince:
Edward Gibbon, Priscus’u tarafsız bir gözlemci ve abartıya kaçmayan bir yazar olarak görür. Onun anlatımıyla, Atilla’yı gösterişsiz ama mutlak otorite sahibi bir hükümdar olarak tanımlar. Gibbon’a göre, Priscus’un anlattığı sahne “Atilla’nın Roma aristokrasisinin lüks ve ahlaki çöküş içinde bulunan kültürüne bilinçli bir karşı duruşudur.”

İngiliz tarihçi ve siyasetçisi Edward Gibbon
Peter Heather, ziyafet sahnesini siyasi bir tiyatro gibi yorumlar. Ona göre Attila elçilere “Ben servetimle değil, gücümle hükmediyorum” mesajını vermiştir. “Tahta kap bir semboldür, gücün kaynağı zenginlik değil, itaat ve korkudur.”
Hyun Jin Kim’e göre ise Attila Hun devlet yapısını küçümseyen “barbar” anlatılarına karşı çıkmaktadır. Priscus’un ziyafet tasviri, Hunların yerleşik diplomasiyi, saray protokolünü ve ritüellerini bildiklerini kanıtlayıp, görselleştirmiştir.
Bu sahnenin tarihsel anlatımına gelince, Priscus’un aktardığı akşam yemeği sayesinde Attila’nın sert ama oldukça ölçülü, gösterişsiz ama mutlak otoriter bir lider olduğu anlaşılıyor. Hunlar, bilinenin aksine “Yağmacı Sürüler” değil devlet geleneği olan bir imparatorluk oluşturmuşlardır. Liderleri Attila ziyafette en sade kişiliktir. Gücünü ispatlamaya, sergilemeye gereksinimi yoktur.
Kaynakça:
- THE FABER BOOK OF REPORTAGE, “Dinner with Attila the Hun, AD 450”, Priscus. Edited by John CAREY
- GEORGETOWN UNIVERSITY, Priscus at the court of Attila, https://faculty.georgetown.edu>jod>texts>priscus, (Priscus, fr8 in “Fragmenta Historicorum Graecorum” Translated by J.B. BURY)
- THE DECLİNE AND FALL OF THE ROMAN EMPIRE, Edward GIBBON, WORDSWORTH CLASSICS OF THE WORLD LITERTURE, Tom GRIFFITH


