Amerika Birleşik Devletleri’nin 26. Başkanı Theodore Roosevelt’in unutulmayan bir sözü vardır. “Yumuşak konuş, eline büyük bir sopa al. Bu seni her zaman ileri götürür”. Bu sözün Afrika kökenli eski bir deyiş olduğu söylenir. Siyasi ifadesi “Büyük Sopa Politikasıdır.” Daha sonraki yıllarda Gambot (Gun Boat) Diplomasi olarak adlandırılan tehdit politikalarının fikir kaynağı olacaktır. Bazı yazarlar Gambot Diplomasisini “Masada konuşurken limana savaş gemisi göndermek” olarak da tanımlarlar.” Sanki 90 yıl öncesinden Roosevelt’in şimdiki Başkan Trump’a yol gösterdiğini düşünüyor insan. Sevgi dolu, yumuşak sözlerle başlayan diplomasi dili, savaş gemileri, F35’ler ve helikopterlerle korku dolu bir rüyaya dönüşüyor adeta.
1900’lü yıllarda Orta ve Güney Amerika. Büyük Sopa Diplomasisi
Gambot diplomasisine ilk örnek: Kuzey Afrika kıyılarında Osmanlı-ABD Savaşı
Amerika Birleşik Devletleri’nin henüz dünya milletler arenasına katılmadığı günlerde, Akdeniz’e çıkan ticari gemileri Osmanlının güçlü olduğu sularda, özellikle de Afrika kıyılarında büyük sorunlar yaşar. Bağımsızlık öncesinde İngiliz bayrağı altında güvenle seyreden ticaret gemileri artık bu korunmadan yoksundur. Onlarcası Türk korsanlar tarafından ele geçirilir, isimleri değiştirilir. (1). Gemi kaptanları ve yüzlerce mürettebatı gemilerde forsa olarak kürek çekmekte, arasına sirke dökülen kuru ekmeklerle beslenerek esaret günlerini sürdürmektedirler. Bu zor günlerde ABD’nin İngiltere Temsilcisi John Adams ile Fransa Temsilcisi Thomas Jefferson arasında korsanlarla mücadele yöntemi konusunda ciddi bir görüş ayrılığı çıkar. Her ikisi de ilerde sırayla ikinci ve üçüncü Başkan olacaklardır.
Thomas Jefferson ve John Adams
Ele geçirilen kaptan ve mürettebatın esaretleri, Benjamin Franklin’in ABD siyasetini de yönlendiren kölelikle ilgili tezlerine konu olur. (2)
John Adams Başkanlığı döneminde Türk korsanlarına fidye vererek geçici bir çözüm üretirse de sonuç alamaz. Thomas Jefferson’un yıllar sonra Amerikan Başkanı olmasıyla işler biraz değişir. Jefferson fidye ödemenin doğru bir çözüm olmadığına başından beri inanmaktadır. George Washington gemisinin Cezayir Beyi Baba Mustafa’nın talimatıyla limandan kaçırılarak onlarca aslan ve kaplanla İstanbul’a götürülmesi olayı dahil yaşanan bin bir türlü aşağılamayı kendine yediremez. Jefferson yaptırdığı yeni gemilerle Akdeniz’e saldırmayı planlar. Trablus Beyi Karamanlı Yusuf Paşa’nın tehditlerine aldırmayarak, limanları ablukaya alır, bombalamakla korkutur. Kanımca bu olay tarihteki ilk Gambot diplomasidir. Tehdit ve arkasından gemilerle bombalanma ihtimali Yusuf Paşa’yı yıldırmış, sonunda anlaşma yolunu seçmiştir.
Yapılan anlaşmalar sonrasında Kuzey Afrika’daki yöneticilere gereken güvenceler verilip, ödemeler yapıldıktan sonra ticaret gemileri Akdeniz’de güvenle seyahat etmeye başlamış, sonunda Jefferson haklı çıkmıştır. Tehdidi büyük olan ve sopayı gösteren kazanmıştır.
İngilizler Beyaz Saray’ı yakıyor
Bu olaydan yaklaşık on yıl kadar sonra Birleşik Krallık ile A.B.D bir savaşa girişirler. Amerikalıların 1813 yılında Kanada’daki York (bugünkü Toronto) şehrini yakması ve Amerikan ticaret gemilerine İngiliz donanmasının sürekli engel çıkarması savaşın temel nedenlerindendir. İngilizler, Amerikalıları ülkelerini basmakla tehdit ederler. Sonunda olan olur. Savaş gemileriyle, kara birlikleriyle baskını yaparlar. Korkutma ve yıldırma amaçlı bu olay bana göre ikinci Gambot diplomasisidir.
İngilizler Beyaz Saray’ı yakıyor
Yapılan savaşta Amerika yenilir. İşin doğrusu İngilizler tarafından ciddi bir şekilde aşağılanır. 24-25 Ağustos 1814 tarihlerinde İngiliz kuvvetleri General Robert Ross’un komutasında Washington D.C.’nin en önemli savunma noktası olan Chesapeake Körfezine çıkarma yapar. Bladensburg Muharebesinde Amerikalıları müthiş bir yenilgiye uğratırlar. İngiliz Birlikleri artık Washington yolundadır. Kanada’daki York’un yakılmasına misilleme olarak Beyaz Saray’ı, Kongre ve Hazine binasını, devamında diğer kamu binalarını ateşe verirler. Başkan James Madison şehirden kaçar. Karısı Dolley Madison can havliyle George Washington’un portresini kaparak Beyaz Saray’dan kaçacaktır. Beyaz Saray bu olayda büyük hasar görür. Yeniden inşası 1817 yılına kadar sürer. Yanmış duvarlarını kapatmak için bina beyaza boyanmıştır. Bazı tarihçiler binaya “Beyaz Saray” denilmesini bu boyama işine bağlarlar. 1814 yılındaki Gent Anlaşmasıyla savaş sona erecektir.
Amerikalılar, İngilizlerin bu baskınını unutmak ve unutturmak için olayı tarih kitaplarında beklendiği şekilde yazmazlar. Bu acı tecrübe, Amerikalıları bundan sonrası için Güney Amerika dahil bütün kıtaya ve hatta Pasifik Okyanusuna sahiplenme konusunda hırslandıracaktır.
Bir başka Gambot Operasyonu
Şimdi tarihi biraz ileri sararak tecrübesiz Amerikan yönetiminin Pasifikte yaptığı bir kabadayılık öyküsüne gidelim.
1639 yılında kapılarını kapatan Japonya’yı dış dünyaya tekrar açan Amerika’dır. Japonya’ya ilgi duyulmasının nedeni ekonomik çıkarı içindir. Amerikalı balıkçıların Japonya yakınlarında balina avına gittiklerinde karşılaştıkları engeller birinci nedendir. Yeni sefere çıkmaya başlayan buharlı gemilerin Çin yolunda mola için yeni limanlara gereksinim duymalarının ikinci bir gerekçe olarak söylenir.
1846 yılında önce Commodore Biddle birkaç savaş gemisiyle Japonya’ya gönderilir. Tokyo limanında 10 gün bekleyen Amirali imzasız ve tarihsiz bir mektupla kovalayan Japonların bu tutumu Amerikan yönetimini düşündürür. Bir çözüm yolu aramaya çalışırlar. 1849 ve 1851 yıllarında iki denemede daha bulunduktan sonra, Commodore Matthew Calbraith Perry komutasındaki filo, dönemin Başkanı Fillmore’un mektubuyla Tokyo Körfezindeki Uraga Koyu’na 7 Temmuz 1853 günü demir atar. Mektup, bu defa büyük telaş yaşayan Japon yetkililerden Shogun Iyeyoshi’ye verilir. Commodore Perry tehditle karışık yumuşak bir ifade kullanıp, mektubu muhatabına teslim ettikten sonra, düşünmeleri için süre vererek, Çin’e döner.
Commodore Matthew Clbraith Perry
Perry’nin gemi doktoru Wells Williams o günün anılarında, “Japonya tarihinde yer alacak o unutulmayacak gün bu şekilde sona erdi. Anahtarı nihayet kilide sokmayı başardık” diye yazar. Bir diğer Gambot Operasyonu başarıyla sonuçlanmış ama bitmemiştir. Commodore Perry 13 Şubat 1854 günü Yedo (Tokyo) Koyu’na tekrar demir atar. Bu defa on parçalık bir donanma ile Japonya’ya gelmiştir. İlk görüşmeler 8 Mart’ta başlar. 31 Mart 1854 tarihinde iki ülke arasında Kanawaga Anlaşması imzalanacaktır.
Tokya Limanına gelen ABD gemilerinden birinin temsili resmi
Tehdit bu kadarla bitmiyor, 91 yıl sonraki hatırlatma; aynı bayrak yine gönderde
İkinci Dünya Savaşı’nın son günü, 2 Eylül 1945 tarihinde Tokyo’da dört siyah limuzin Yokohama istikametinde limana doğru hızla gitmektedir. Birinci araçta bulunan General Umezu, hiç istememekle beraber İmparator’un emriyle teslim anlaşmasını imzalamakla görevlendirilmiştir. Limana vardıklarında İkinci Dünya Savaşını sona erdirecek anlaşmanın imzalanacağı Missouri zırhlısına transferi beklemeye başlarlar.
Missouri’nin komutanı Amiral William Halsey bu anı daha da unutulmaz yapmak için tören öncesinde oldukça ilginç bir karar alır. Japonya kilidini açan Commodore Matthew Perry’nin 91 yıl önce Tokyo’da dalgalandırdığı Amerikan Bayrağını Annapolis’teki Deniz Akademisi Müzesinden Sagami körfezindeki Missouri’ye getirir. Törende bulunan Japon subaylar için en acı olan ise Perry’yle 92 yıl önce Japonya’ya gelen tarihi Amerikan bayrağının korku ve tehdidin yeni bir göstergesi olarak yine gönderde olmasıdır.
Monroe Doktrini
Beyaz Saray’a İngiliz baskınından 9 yıl sonra, 2 Aralık 1823 tarihinde Monroe Doktrini Amerikan Başkanı James Monroe tarafından Kongre’deki yıllık konuşmasında açıklanır. Amerika kendi bölgesinde dayılık yapmak için gerekli ortamı bulmuş gibidir. Metnin fikir babası Dışişleri Bakanı John Quincy Adams’tır. Monroe Doktrini üç ana mesaj içerir:
-Avrupa devletleri, Kuzey ve Güney Amerika’da yeni sömürgeler kuramazlar.
-Batı Yarımküre (Kuzey ve Güney Amerika) artık Avrupa sömürgeciliğine kapalıdır. ABD var olduğu sürece bu bölgeye kimse karışamaz. Karışması bile düşünülemez.
-ABD, Avrupa’nın kendi iç savaşlarına ve siyasi meselelerine karışmayacağını ilan ederek, Avrupa’nın halihazırda sahip olduğu kolonilere müdahale etmeyeceğini taahhüt etmiş, Avrupalılara bu konuda garanti vermiştir.
Lois Dalrymple’ın Sam Amca ve Monroe Doktrini Karikatürü 1824-1905 (Sopa Askeri Gücün Metaforudur)
Monroe Doktrininin ortaya çıkmasının nedenleri arasında ilk sırada Latin Amerika’daki İspanyol ve Portekiz sömürgelerinin zamanla bağımsızlıklarını kazanmaya başlamış olmaları yatar. Avrupa monarşilerinin bu bölgeleri her an yeniden ele geçirme ihtimalinin bulunması ile ABD’nin kendi güvenliğini ve ticari çıkarlarını korumak istemesi, diğer nedenlerdir. Monroe Doktrinin, serbest ticaretle ilgili prensiplerinin kendi çıkarlarına uygun olması nedeniyle İngiltere tarafından da dolaylı olarak desteklediği bilinir.
Monroe Doktrininin temel prensipleri Başkan Theodore Roosevelt döneminde kısmen genişletilir. “Avrupa ülkelerinin müdahalesini önlemek için gerekirse ABD Latin Amerika’ya müdahale eder” prensibi ilave edilir. Bu yeni ilke, ABD’nin bölgesel jandarma rolünü üstlenmesinin yolunu açmıştır. Sovyet devrimi ertesinde de devrimin Batı Yarım Küreye yayılmasını engelleme gerekçesiyle aynı prensip kullanılacaktır. 1962 yılında yaşanan Küba Krizi bu anlayışın tipik örneğidir.
Latin Amerikalılar kuzeyden gelen desteği takdir edip, övseler de on dokuzuncu yüzyılın ilk yarısında bağımsızlıklarının teminatının hala İngilizlerin güçlü donanmasının elinde olduğunu farkındadırlar. ABD’nin Latin Amerika’ya sahte ilgisi üzerine Şilili iş insanı ve siyaset adamı Diego Portales bir arkadaşına şöyle yazacaktır, "Aman çok dikkatli olmalıyız: Kuzeydeki Amerikalılar için tek Amerikalı kendileridir."
Şili’de özgürlük günleri
20. yüzyılın başlarından itibaren Amerika Birleşik Devletleri kendi icat ettiği doktrini başarıyla uygulayacaktır. Ulysses S. Grant, Theodore Roosevelt, John F. Kennedy , Ronald Reagan dahil de olmak üzere birçok devlet adamı ve ABD başkanı tarafından bu ilkeler savunulur. 2020'lerde, ilk döneminde Donald Trump tarafından yeniden yorumlanarak, günümüzdeki durumuna evrilmeye başlar. İkinci döneminde Monroe’nün adının da değiştiği, Donald Trump’dan ötürü “Donroe Doktrini” haline dönüştüğü iddia edilir.
Donroe Doktrini: Trump’ın Batı Yarım Küresini kontrol etme mücadelesi
Jack Nicas, 17 Kasım 2025 günü The New York Times’da yazdığı makalede (7) “Başkan Trump’ın 2025 yılını Panama Kanalını ele geçirme, Grönland’ı kontrol etme (8) ve Meksika Körfezinin ismini değiştirme tehditleri ile açtığını, son günlerde de Güney Amerika’yı dünyanın en güçlü deniz filosu ile çevreleyerek, Karayiplerde büyük bir savaş hazırlığına giriştiğini yazmıştı. Makalesinin başlığı da “The Donroe Doctrine-Donroe Doktrini” idi. Nicas’a göre artık Monroe Doktrini önemini ve geçerliğini kaybetmiş, yeni bir dönem başlamıştır. Trump, işin boyutunu da değiştirerek, tarifeler yoluyla ülkeleri cezalandırma kararı almış, ambargolar uygulamış ve her türlü askeri/ekonomik baskı politikasını deneme yolunda adımlar atmıştır. “Burası bizim de yaşadığımız komşuluk bölgesi. Dünyanın güçlü bir ülkesi olacaksan, önce kendi bölgende güçlü olacaksın” mesajını daha ilk döneminde defalarca vurgulamıştır.
Amerikalılar 2. Dünya Savaşı'nda Grönland’dalar
Bilindiği üzere, ABD uzunca bir süredir başta Latin Amerika olmak üzere dünyanın birçok bölgesine çok sayıda siyasi ve askeri müdahalede bulundu. Küba, Honduras ,Panama, Şili, Haiti, Dominik Cumhuriyeti, yeniden Küba. Son yıllarda Nikaragua ve nihayet Venezüella 2026. Bu müdahalelerden İran’da 1950’lerde CIA’nın vekaleten gerçekleştirdiği ilk operasyon, Musaddık darbesi, 1970’lerde Şili’deki yaşananlar ve sonrasındaki o acı günler, olaylar hala hafızalarımızda.
Trump’ın ilk döneminde Ulusal Güvenlik Danışmanlığı görevinde bulunan John Bolton, bir konuşmasında Trump yönetiminin Amerika kıtasındaki politikasını tanımlarken Monroe Doktrinine atıfta bulunarak "Bu yönetimde, Monroe Doktrini kelimesini kullanmaktan korkmuyoruz... Başkan Ronald Reagan'dan bu yana Amerikan Başkanlarının amacı tamamen demokratik bir Yarım Küreye sahip olmaktır.” vurgulamasını yapmaktan çekinmemiştir. İkinci dönemin başladığı 2025 yılı Ulusal Güvenlik Stratejisinin son taslağı açıklanırken, bu metin, “Amerika'nın Batı Yarım Küre'de üstünlüğünü yeniden tesis etmek için Monroe Doktrinini yeniden ileri sürmesi” şeklinde ifade edilmiştir.
Dış politika uzmanları bu hamleyi, dünyayı Amerika, Rusya ve Çin arasında "etki alanlarına" bölme arzusu olarak tanımladıkları gibi, Trump'ın büyük ölçekli deniz konuşlandırmaları ve Karayiplerde iddia edilen uyuşturucu teknelerine karşı askeri saldırılarını, silahlı diplomasi örnekleri (yeni nesil Gambot diplomasisi) (5) olarak tanımlanmışlardır. 3 Ocak 2026’dan yaklaşık 1,5 ay önce uyuşturucu kartellerinin terör örgütü olarak nitelendirilmesi ve Trump'ın askeri saldırı tehdidi, Venezuela'da olası askeri eylem ve rejim değişikliği için yasal bir gerekçe olarak önceden ileri sürülmüş, tescillenmiştir.
Hatırlanacağı üzere Trump ikinci dönemi başlar, başlamaz Güney Amerika dahil tüm dünyada uygulanmakta olan Amerikan Yardım Organizasyonlarını feshederek, binlerce çalışanını işten çıkardı. Onlarca yıldır markalanmaya çalışılan iyi Amerikalı tanımını, iyi niyetli yardım çabaları ve mesajları sürdürmek yerine, askeri müdahale, silahlı saldırı, Başkan kaçırma gibi despotluğu ve Güney Amerika seçimlerine doğrudan müdahalede gibi moral olmayan yöntemleri tercih etti. Bu çabalarını gittikçe yoğunlaştırıldı. Kendine yakın olmayan ülkeleri cezalandırılırken, yakın duranları ödüllendirerek, pasifize etmeye çalıştı.
Şimdi bu olayları Nicas’ın yorumuyla sıralayalım:
-Arjantin Devlet Başkanı Javier Milei “Make Argentina Great Again-Arjantin’i Yeniden Büyük Yapalım” sloganı ve Trump karşıtlığı ile kaybettiği ilk seçimin ardından, gelen tehditlerle yönünü çevirdi. Amerika’dan gönderilen 20 milyar dolarlık destek sonrasında ara seçimi kazanmayı başardı. Amerika dostu oldu. Fırsatı kaçırmayan Amerika, Arjantin’deki ender metaller konusunda öncelikli ülke statüsü yakalayarak, ticari konularda oldukça avantajlı fırsatlar yakaladı.
-El Salvador Başkanı iki yüz Venezüellalı mahkümu ülkesinin en korunaklı hapishanesine kabul ederek, Trump’ın gönlünde taht kurdu. Trump, El Salvador’a daha önce konulan Turizm Yasağını kaldırarak, ödülünü hemen verdi.
-El Salvador, Ekvator ve Guatemala yeni ticaret anlaşmaları ile ABD’den ödüllerini koparmaya başladılar.
-Panama, Trump’ın geçen yılın başlarında savurduğu tehdit sonrasında yapılan müzakerelerle oldukça rahatladı. Beklediğinin ötesinde ekonomik yardım aldı.
-Siyasi müdahale sonrasında Bolivya’da yirmi yıldır süren sol iktidar seçimi kaybetti. Amerikalılar seçim sonuçlarından çok mutlu olduklarını bir bildiriyle duyurdular.
-Şili’de de yapılacak yeni seçimde sağ iktidarın yolu açıldı
-Peru’da sağ eğilimli Porky’nin Başkan olması için Amerika bütün yeşil ışıkları yakmış durumda.
-Kolombiya’da solcu lider Petro için bütün alarm zilleri çalıyor gibi. Petro hakkında, aynı Moduro’da olduğu gibi “Uyuşturucu Trafiği Yöneticisi” söylentileri yayılarak, itibarsızlaştırma süreci hızla sürdürülüyor. İktidarının sonu yakın gibi.
-ABD’nin kendi kıtasındaki iki büyük ticari partneri Kanada ve Meksika bugünkü durumlarıyla Trump’la uyum halinde görünmeye çalışsalar da Amerika kıtasının diğer liderlerine omuz vermeyi hala sürdürüyorlar.
-Güney Amerika ülkelerinden en zor durumda olanlarından biri Brezilya idi. Trump’ın kendi yandaşı, yakın dostu eski Başkan Jair Messias Bolsonaro’nun yargılanmasının sona erdirilmesi için yaptığı baskılar (tarife artırımı ve mali ambargo) yeni Başkan Luiz Inacio Lula da Silva’nın kamuoyundaki gücünün daha da artmasına yol açtı. Silva büyük bir cesaret örneği göstererek, baskılardan yılmadı. Yargıya müdahale etmedi. Sonunda eski Başkan mahkemeden 27 yıl ceza aldı. İşin garip tarafı, Trump bu defa Başkan Lula’yı arayarak onu çok sevdiğini ve her iki ülke arasındaki tarife engelinin aşılabileceğini iletti. Sempati mesajları gönderdi.
Dünya, yirminci yüzyılda iki kez yaşanan ve yeni paylaşımlara neden olan savaşların ertesinde dengesini sağlamakta büyük zorluklar yaşadı. Güç dengelerinin yerine oturması oldukça uzun zaman aldı. Hatta dengeler yerine hiç oturmadı. Adil olmayan paylaşımlar, sürekli değişen, renk değiştiren sömürü düzenleri yeni mücadelelere ve savaşlara neden oldu. Yeni bin yıla girmeden biten soğuk savaş sonrasında umulan barış bir türlü gerçekleşemedi. Aksine ortam daha da gerildi ve bulanıklaştı. Trump’ın ilk dönemi dahil Başkanlığı süresince gösterdiği kabadayı tavırları bu dengesiz sürecin doğru bir yansıması sanki. Grönland, Panama ve Kanada’ya attığı salvolardan, Gazze’de ve İran’da yaşananlardan yaklaşık bir yıl sonra, 2026 yılının hemen başlarında Venezüella’da yapılan baskın ve adam (Başkan) kaçırma eylemi tüm dünyada yansımalarını sürdürüyor. Korkutma ve yıldırma politikası ile dünyadaki taşlar yerinden oynatılmaya çalışılıyor. Gambot diplomasisi artık başka yönlere evriliyor görüntüsünü veriyor. Donroe’den sonra nasıl bir yöntem değişikliği olacağı, herkesin merak konusu oldu.
Tarihin bir cilvesi, belki de tarihin tesadüfleri sevmesi olarak değerlendirilebilir, 3 Ocak 1990 günü, Moduro ile aynı gün Panama’da alıkonulan Manuel Noriega’nın (10) yargılama süreci ve mahkemede sürülen yetkisizlik iddialarının yeni tutuklu Başkan’ın durumu ve savunmasını nasıl etkileyeceği, yine heyecanla beklediğimiz bir süreç olacak gibi.
Venezüella Başkanı Moduro
Panama Diktatörü Noriega
(1) Amerika’nın İlk Savaşı: İlk Düşman Yusuf Karamanlı Paşa, Enver GÜNEY,26 Nisan 2020, T 24 Haftalık Yazıları, Orijinal ismi BETSEY olan Amerikan gemisinin ismi Mesudiye olarak değiştirilmiştir. (E.G.)
(2) Benjamin Franklin, Selected Writings. Fall River Press- Sidi Mehemet Ibrahim on the Slave Trade, March 23rd 1790
(3) Thomas Jefferson and the Tripoli Pirates, The Forgotten War That Changed American History, Brian KILMEADE-Don YAEGER
(4) Pirates of Barbary, Corsairs, Conquests, and the Captivity in the 17th Century Mediterranian, Adrian TINNISWOOD.
(5) 3 Ocak 2026 günü Venezüella’ya yapılan saldırının, yeni nesil Gambot (Gun Bot) Diplomasisi olduğunu düşünüyorum. (E.G.)
(6) Son Dünya Savaşı Biterken Japonya’da Neler Oldu? Enver GÜNEY, 7 Haziran 2020, T 24 Haftalık Yazıları.
(7) The ‘Donroe Doctrine: Trump’s Bid to Control the Western Hemisphere, The New York Times, Jack NICAS, 17 Kasım 2025.
(8) Trump, Kanada, Grönland ve Panama için Neden Israrlı? Enver GÜNEY, 19 Ocak 2025, T 24 Haftalık Yazıları.
(9) The New York Times Güney Amerika Muhabiri Jack NICAS’ın Monroe Doktrininin yeni versiyonu olarak kullandığı başlık.
(10) Manuel NORIEGA, yine aynı güne tesadüf eden 3 Ocak 1990 günü Panama’da alıkonularak, Amerika Birleşik Devletleri’ne getirilmiş ve uyuşturucu ticaretinde büyük rol oynadığı iddiasıyla yargılanmıştı. (INDEPENDENT Türkçe-Derleyen Eren UMURBİLİR


