Geçtiğimiz günlerde Gazze’nin on yıl önceki durumunu gösteren bir haberi izlerken, yıllar önce 1999 yılında Gazze’ye yaptığımız bir iş seyahatini hatırladım. Tel Aviv’de yapılan Türk-İsrail İş Konseyi’nin yıllık toplantıları sırasında Türk-Filistin İş Konseyi’nin kuruluş çalışmalarını tamamlamış, Filistinlilerle Gazze’de ilk toplantımızı gerçekleştirmiştik. Konseyin Türk tarafının ilk başkanı, 2023 yılında kaybettiğimiz değerli insan, emekli büyükelçi Ekrem GÜVENDİREN’in Filistinli iş insanlarına Gazze ve Filistin’in biz Türkler için önemini vurgulayan değerlendirmeleriyle başlayan toplantının hemen ertesinde program gereği Gazze ve sahil şeridi boyunca bir seyahat gerçekleştirilmişti.
Muhteşem güzellikteki sahil boyunca yaptığımız bu seyahat sırasında içinden geçtiğimiz küçük kasabalardaki Türk markalarını görünce çok heyecanlandığımı ifade etmeliyim. Bu yeni girişimin bölge ve Türkiye için çok önemli olacağını, geçmişte yarım kalan bir hikâyeyi tamamlayabileceğini hayal etmiştim.
Akdeniz’in doğu sahilinde yaklaşık kırk beş kilometre boyunca yolculuk yaparken Cemal Paşa’nın 1917 yılında yaptığı büyük ve eşsiz savunmayı hatırladım. Filistinli yazar Rashid KHALIDI’nin yıllar sonra “The Hundred Years’ War on PALESTINE- Filistin’in Yüzyıllık Savaşı” başlıklı kitabında da (1) yazdığı üzere, binlerce Filistinli genç kutsal toprakların savunması için Türk askeriyle birlikte canla başla çarpışmıştı. Gazze ve kutsal şehir Kudüs İngilizlere düştükten kısa bir süre sonra, bugünlerde yakından izlediğimiz felaket süreci varlığını yöre insanına hissettirmeye başlamış ve İngiliz kontrolündeki Yahudi göçüyle Filistinliler zamanla kendi ülkelerinde esir durumuna düşmüşlerdi.
Cemal Paşa
Gazze sahilindeki seyahat süresince Cemal Paşa’nın kısıtlı olanaklarıyla İngilizlerle yaptığı mücadeleyi adeta yüreğimde hissettiğimi söylemeliyim. Doğu’da Rus işbirlikçisi, fırsatçı Ermeni ve Kürt isyanları sürerken, Libya’da, Balkanlar’da ve Kafkasya’da çarpışan Osmanlı ordusu, Filistin’deki kutsal topraklar ve Gazze’nin savunması için de büyük bir mücadeleye girişmişti. Filistin’de, Cemal Paşa’nın ordusundaki Türk ve Filistinli kahramanlar üstün bir başarı gösterip birinci kuşatmada İngilizleri püskürtmeyi başarmış; bu savunma, Osmanlı tarihinin en özel sayfalarındaki kahramanlıklar arasında yer almıştı. İngilizlerin üstün asker, silah ve cephane avantajına rağmen Mart-Kasım 1917 arasındaki sekiz ay boyunca düşmanı durdurmayı başaran ordunun Gazze Grubu savunmasının en büyük kahramanlarından biri şüphesiz 125. Piyade alayının kumandanı Binbaşı Hayri Bey’dir. Hayri Bey, Alayı ile Mantar Tepe olarak bilinen stratejik noktayı iki defa İngilizlerin elinden almış, canı pahasına onlara bir daha bırakmamıştır. Savunma sırasında Alman makineli tüfek grubu komutanı Teğmen Cordier ve Avusturya batarya komutanı Yüzbaşı Şövalye von Truschkowski kahramanca mücadele vererek hayatlarını kaybetmişlerdir.
Binbaşı Hayri Bey
Cemal Paşa’nın anılarında (2) ilk savunma sırasında Türklerin ve Filistinlilerin toplam kaybının 8.000 yaralı ve şehit olduğu ifade edilir. İkinci savunmadaki kayıp daha fazladır. Cemal Paşa, muhtemel bir Sina Çölü seferi için yeni bir saldırı planı yapmasına rağmen, Alman generalleri tarafından yanıltılan Genelkurmay’ın Bağdat stratejisi onu oldukça önemli bir askerî güçten mahrum etmiş; askerlerinin büyük bir kısmı, bir inat uğruna ve gereksiz yere doğuya, Bağdat’a kaydırılmıştır.
17 Nisan günü İkinci Gazze Savunması başlar. Bu defa İngiliz donanması olağanüstü zırhlı gemileriyle savaşa dahil olmuş, batıdan deniz yoluyla muharebeye katılarak Gazze’yi ateş ve demir yağmuru altında boğmaya çalışır. Yeterince ikmalin olmadığı bu savunma sırasında ordu ciddi bir şekilde gıda ve su sıkıntısı yaşamış, ancak sabırla savaşmıştır.
Cemal Paşa anılarında Çanakkale’de bozguna uğrayan İngilizlerin bu yenilgiye bir de Gazze’yi eklememek için savaşı sonbahar ve kış aylarına kadar ertelediklerini yazar. Savaşın arasında iki çatışmada da başarısız olan İngiliz General Murray görevinden alınmış, oldukça tecrübeli bir subay olan General Allenby bölgeye gönderilmiştir. General Allenby daha sonra 9 Aralık 1917 günü Kudüs’ü ele geçiren komutandır.
Cemal Paşa mücadelesi sırasında Alman Generali Falkenhayn’ın neden olduğu yenilgiden üzüntü duyar. Kendi emrindeki askerlerin Falkenhayn’ın emri ve baskısı ile Bağdat’a, doğuya kaydırılmasının ve bu duruma Enver Paşa dahil Osmanlı Genelkurmayı’nın engel olmamasının Filistin’deki nihai yenilginin en büyük nedenlerinden biri olduğunu anlatır.
Falih Rıfkı Atay aynı günlerde Kudüs’ün Ali Fuat Paşa tarafından nasıl amansızca savunulduğunu anlatır. Ali Fuat Paşa, dört bin kişilik birliğiyle iki tümenden oluşan İngilizlere karşı müthiş bir savunma yapmıştır.
“Korku ve heyecanla geçirdiğimiz bu cehennemî günlerde bir sabah Cemal Paşa’nın evine gitmiştim. Odasına girince, henüz okuduğu bir şifreyi elinde buruşturduğunu gördüm. Yüzünde şiddetli bir gerginlik vardı. Kudüs mü düştü? diye sordum. Yüz ifadesi çözüldü ve ilk defa ağladığını gördüm. Bu yaşlar artık kırları çoğalan sakalına karışmaya başlamıştı. Bir öksüz çocuk gibi içini çekerek “Evet, Kudüs düştü!” dedi”. Ve Cemal Paşa o gün düştü. Çünkü Cemal Paşa'nın bütün hırsı harp nihayet buluncaya kadar bu vilayetleri imar ve müdafaa etmek ve milletten aldığı emaneti daha zengin, daha güzel bir halde iade etmekti.” (3)
Falih Rıfkı Atay
Gazze ve Filistin’deki İngiliz saldırıları ve yayılmacı tutumu nedensiz değildir. İngiliz Dışişleri’nin 61 yıl önce öngördüğü bir plan hayata geçirilmiştir. Bu planı, daha doğrusu bu kehaneti bütün çıplaklığıyla 8 Nisan 1856 günlü New York Daily Tribune gazetesinde “The Fall of Kars-Kars’ın Düşüşü” yazısı ile ilk yayınlayan Karl Marx’tır.
Karl Marx’ın Kars’la ile İlgili Yazısı
1855 yılının ikinci yarısında yaşanan ve dünya tarihindeki en önemli kuşatmalar arasında yer alan Kars kuşatması, Karl Marx’ın 8 Nisan 1856 günü New York Daily Tribune gazetesinde yayımladığı makalesinin konusu olur.
Marx, Ekonomi Politiğin Eleştirisine Katkı kitabının önsözünde, Londra’da bulunduğu 1850’li yıllarda ciddi bir maddi sıkıntı yaşadığını ve bu eserini tamamlamak için ek iş aradığını yazar (4). 1851 Ağustos - 1862 Mart ayları arasında New York Daily Tribune dahil olmak üzere birkaç gazete ve dergide yazmaya başlar. Gazetecilik yaptığı bu dönemde İngiliz dış politikası ve Doğu Sorunu adı altında makaleler yazan Marx, Osmanlı İmparatorluğu ile ilgili yazdığı makalelerde Kırım Savaşı sonrası siyasi gelişmelere ve bu arada Kars’ın Ruslar tarafından kuşatılmasına geniş yer verir. Yazısının bir bölümünde Osmanlı İmparatorluğu’nun geleceği hakkında, sonraları gerçeğe dönüşecek bir kehanetten bahseder.
Karl Marx
Marx, Doğu Sorunu adı altında yazdığı yazılarında genelde İngiliz İmparatorluğu’nun Balkanlar, Rusya, bugünkü Avrasya ve Hindistan’daki emperyalist çıkarlarını inceleyen değerlendirmeler yapar. Bu değerlendirmeler gelecekteki paylaşım sürecinde nelerin olabileceğine dair ciddi sinyaller vermektedir.
Marx, Kars’ın Rusların eline düşmesinden önce, Erzurum’un yalnızca Anadolu’nun ticari değil, aynı zamanda askerî kaynaklarının merkezi olduğunu dikkate almayan, yanlış kararlarıyla Kars’ın da düşmesine neden olan Lord Clarendon’un anlamsız politikalarından bahseder. Kars düştükten hemen sonra, Aralık 1855’te Lord Cowley’e yazdığı ifadeyi önemle vurgular. Clarendon’un kullandığı bu ifade Osmanlı İmparatorluğu’nun, hatta genç Türkiye Cumhuriyeti’nin yakında başına gelecek olayların adeta habercisi, bir kehanet gibidir.
“Eğer derhal ve kararlı tedbirler alınmazsa, mevcut gidişat en kötü sonuçları doğurabilir. Erzurum’u tehdit eden Ruslar, Kürdistan’ın tamamını ve Ermeni nüfusunu Sultan’a karşı kendilerine yardım etmeye zorlayabilir. Müttefikler, Osmanlı İmparatorluğu’nu Avrupa’dan ziyade Asya’dan çok daha büyük tehlikelerin beklediğini kısa süre içinde öğrenebilirler.”
Lord Clarendon
Marks’ın hatırlattığı bu ifade kısa bir süre sonra imparatorluğun Asya topraklarında ortaya çıkan isyan ve ihanetlerle kendisini gösterir. 1839’da başlayan reform çalışmaları bütün hızıyla sürerken, Doğu Anadolu’da İngiliz-Rus rekabetinin olduğu topraklarda, Rusya’nın Hindistan’a açılma yolu olan bölgede ciddi bir hareketlenme başlar. Ruslar İran’ı da etki alanlarına dahil etmeyi başarırlar. Bu arada, Azerbaycan ikiye bölünmüş; 1878 Berlin Anlaşması yeni ve yapay bir milliyetçilik tanımı yaratarak ortalığı altüst etmiştir. Bu tanımın yarattığı kargaşa sonrasında özellikle Müslüman olmayan Ermenilere sağlanan eşit haklar Kürtler arasında panik yaratır. Osmanlı’ya karşı ilk isyanı Şeyh Ubeydullah başlatır. 1880 yılında Osmanlı-Rus sınırı boyunca isyana kalkışır. Ubeydullah isyana başlamadan önce, İngiliz hükümetine başvurarak Kürtler için bağımsız bir devletin kurulması yönünde destek ister.
Ruslar bu defa 1885 yılında Osmanlı Ermenilerini kışkırtarak, Van ve çevresinde siyasi bir hareketlenme yaratırlar. Sırasıyla 1887 yılında Ermeni Devrimci Hınçak Partisi ve 1890 yılında Taşnaksutyun Ermeni Partisi faaliyete geçerler. Ermeni Patriği Ayastefanos görüşmeleri sırasında Rus yetkililerle görüşerek bağımsız Ermenistan için destek ister. Ermenilerin siyasi hareketliliği Kürtleri şüpheye düşürerek doğuda yeni bir ikilemi ortaya çıkaracaktır. Daha önce Osmanlı’ya bağlı olan Kürt aşiretleri de isyana başlamıştır.
1908 yılında devlete bağlı bir Kürt ağası ve eski bir Hamidiye Alayı komutanı olan Milli İbrahim Paşa, İkinci Meşrutiyet’in ilanını duyar duymaz isyana başlar. Onun ölümü ertesinde Kürt isyanları yayılmaya devam edecektir. Kürtler, Müslüman olmayan Ermenilere kendileriyle eşit hakların sağlanmasını, Osmanlı’nın kendilerine ihanetiyle eş görmektedir. Meşrutiyet onlara iyi gelmemiştir. Bu arada, Doğu Anadolu’daki Rus konsolosları Osmanlı Kürtleri arasındaki huzursuzluğu fark ederek, bunu kendi imparatorluklarının çıkarına nasıl kullanabileceklerinin planlarını yapmaya çoktan başlamışlardır.
Rus desteği ile yazılan Kürtçe ilk dilbilgisi kitabı
Bazı yazarlar Rus Çarlığı’nın Kürtlere olan ilgisini 1787 yılına kadar götürür. Çariçe Katerine o günlerde bir Kürtçe dilbilgisi kitabının Kiril alfabesiyle yazılması talimatını verir. 1880’li yıllarda ise göçebe Kürt aşiretlerinin yağma ve soygunları üzerine Kafkas sınırlarında yaşanan ciddi güvenlik probleminin farkında olan Kars’ın ilk Rus valisi Viktor Antonoviç Frankini, Osmanlı topraklarından Kürtlerin Kars’a ve Rusya’ya geçişini yasaklar.
Ruslar sonrasında daha da ileri giderek Kürt etnografyasıyla ilgili çalışmalarını hızlandırırlar; Doğu Anadolu ve İran’da yaşayan Kürtlerin sayıları ve özellikleri üzerinde ciddi bilimsel çalışmaları sürdürürler. Rus arşiv kaynaklarında (AVPRI) (6) yer alan bir Rus subayının raporunda “Anadolu ve Kafkasya’ya komşu Karadeniz sahilleri ile Ermenistan-Kürdistan’daki bölgeler bizim için hayati derecede önemli siyasi meseledir…” ifadesi yer alır. Ruslar Anadolu’dan topladıkları Kürt gençlerini Moskova ve St. Petersburg’a eğitim için götürerek, devşirmeye başlamışlardır.
İttihat ve Terakki yönetimi hareketlerinin ilk yıllarında yakınlık kurdukları Ermenilerin baskı ve telkinleriyle Doğu Anadolu’da yeni bir politika geliştirir. İkinci Meşrutiyetle birlikte Kürt Hamidiye Alayı komutanlarının bir kısmı çeşitli nedenlerle hapsedilir. Erzurum gibi önemli merkezlere Ermeni dostu valiler atanır. Bu yeni uygulamalar Kürtleri şaşkına çevirir. Yeni Meşrutiyet rejiminden nefret eden Heyderanlı Aşireti ağası Kör Hüseyin Paşa İran sınırını geçerek Rusya’ya sığınır ve Rus Kafkasya Genel Valisi’ne başvurarak Kürtlerin Rusya’ya bağlanması yönünde bir teklifte bulunur.
Eski bir Osmanlı diplomatı Abdürrezzak Kürdistan için mücadeleye başlıyor
Bu süreç sırasında Ruslar, kendilerine yakın, iyi eğitimli ve devlet tecrübesi sahibi bir işbirlikçi olan Abdürrezzak Bedirhan’ı bulmakta güçlük çekmeyeceklerdir.
Van yakınlarındaki Botan’ın son bağımsız emirinin torunu olan Abdürrezzak, toplumda çok itibarlı bir aşiretten gelmektedir. Abdürrezzak, dedesinin emirliğinin 1847 yılında ortadan kaldırılmasından ve aile mirasından mahrum bırakılmasından dolayı devlete içten içe kin duymaktadır. İstanbul’da büyümesine ve iyi bir eğitim almasına rağmen ata toprağıyla bağını sürdüren Abdürrezzak, 1906 yılında İstanbul Şehremini’nin öldürülmesi olayına karıştığı gerekçesiyle yakalanmış, Trablusgarp’a sürülerek hapsedilmiştir. 1910 yılında çıkan afla geri dönen Abdürrezzak, yakın arkadaşlarına “halkını medenileştirmek” için Kürdistan’a gideceğini söyleyerek bir süre sonra İstanbul’dan ayrılacağını belirtmiştir.
Abdürrezzak Bedirhan
Abdürrezzak’ı Rusya’ya yaklaştıran diğer şey, Rus kültürüne duyduğu hayranlıktır. Genç yaşlarda Osmanlı Hariciye Nazırlığı’na girerek 1890’ların başında St. Petersburg’a gönderilen Abdürrezzak, Kürtlerin sadece siyasi olarak Ruslarla birlikte olmasının değil, Rus kültürünün, dilinin ve edebiyatının da Kürtler arasında yayılmasının sadık bir taraftarı olacaktır. Kürtlerin medenileşmesinin tek yolunun bu olduğuna inanan Abdürrezzak’ın Van’a dönüşünden sonraki ilk işi, Rus Konsolosu Sergey Olferyev’le irtibat kurarak özerk bir Kürdistan’ın nasıl kurulabileceğini sormak olacaktır. Sonrasında, 1910 Ağustos ayında, doğu vilayetlerinde etnik açıdan tanımlanmış bir Kürdistan Beyliği veya eyaleti fikrini ve “Rus hakimiyetinin önemini” anlatan risaleler dağıtmaya başlayacaktır. 1910 yılının Eylül ayında Erivan’a yerleşmek için Rus yetkililerinden izin isteyen Abdürrezzak’ın bu talebi Rus İçişleri Bakanlığı’ndan gelen özel izinle kabul edilecektir.
Rusya ile iş birliği konusunda öne çıkan diğer Kürt beyleri Simko Ağa ile Şeyh Seyyid Ali’dir. Her ikisi de 1911 yılında İtalyanların Trablusgarp’a savaş ilanını fırsat bilerek aynı yıl Siirt, Van ve Bitlis yörelerinde isyan çıkarır. İsyanlar arasında eşgüdümü sağlamak için harekete geçen Abdürrezzak, 1912 Mayıs ayında yapılan toplantıda Kürt bağımsızlığının temini için 70 bin kişilik bir silahlı kuvvet kurulmasını talep edecektir.
Tüm bu olaylar gelişirken Rus bürokrasisinde Kürtlere verilecek destek konusunda ciddi bir ikilem ortaya çıkar. O günlerde Rus toprağı olan Kars ve ilçesi Hasankale’ye girerek soygun ve yağma işlerine girişen Kürtlerin Kars Valiliği tarafından engellenmeye çalışılması, verilmesi düşünülen destek konusunda kısmi endişeler yaratmıştır. Maliye Bakanı Vladimir Kokovtsov ile Genel Vali Vorontsov-Daşkov mali ve siyasi nedenlerle destek verilmesi konusunda ayak sürümeye başlarlar.
Olayların diğer bir yönü toprak reformu çalışmalarından duyulan endişedir. Ermeni topraklarına yıllardır el koyan Kürt toprak ağaları, İttihat ve Terakki yönetiminin planladığı reformun gerçekleşmesi durumunda el koydukları toprakların geri verileceğinden endişelidir.
Diğer yandan, Abdürrezzak’ın askeri mücadelesi siyasi anlamda St. Petersburg’da da sürmektedir. Aldığı büyük destekle Cihandani Cemiyetini (Havar) kuran Abdürrezzak’ın kurduğu Cemiyet’in hedefleri arasında Kürtçe kitaplar basmak için yayınevi kurmak, haftalık bir gazete çıkarmak ve Kürtler için okullar açmak da vardır. Abdürrezzak, genç Kürtlerin Ruslar içinde yetişmesinin onların yaşam seviyelerini de yükselteceğine derinden inanmaktadır.
Abdürrezzak, sonunda kültürel olarak farklı bir yola daha girerek, Kürtlerin Hint-Avrupa dil grubundan olduğunu, ancak Türk ve İran despotları yüzünden Avrupa medeniyetiyle iletişim kuramadığını dillendirmeye başlayacaktır. (Benzer bir ifade bu olaydan elli yıl sonra Şeyh Sait tarafından İngiliz ajan E.W.C.Noel’e yazılan bir mektupta da yer alır.)
Kiril alfabesinin Kürtler tarafından da kullanılmasını savunan Abdürrezzak, bu şekilde aklın doğru yolu gösterdiğini iddia ederek, Ruslara adeta yol göstermeye çalışmış ve ilk Rus-Kürt okulunu Kasım 1913’te Hoy’da açmıştır. Açılışa Rus askeri yetkililer, diplomatlar ve Kürt eşraf ile tüccarlar da katılarak büyük bir propaganda yapacaklardır.
1923 yılında Cumhuriyet sonrası isyanlar bir tarafa bırakılırsa, Cihan Savaşı öncesinde son isyanı Molla Selim Efendi el-Hizanı çıkaracak isyan 2 Nisan 1914 tarihinde Osmanlı ordusu tarafından bastırılacaktır.
Bu gelişmelerin Lord Clarendon’un Aralık 1855’te Lord Cowley’e yazdığı mektuptaki kehaneti doğruladığını düşünüyorum. Berlin Anlaşması'nda yaratılan zorlama ve yapay milliyetçilik tanımı ile Düvel-i Muazzama’nın (Büyük Devletlerin) bu tanımı bahane ederek Balkan devletlerini Osmanlı'dan koparma operasyonu İmparatorluğun Asya’daki topraklarını tehlikeye sokmuş; doğuda, Arabistan, Irak, Suriye ve Anadolu’da modern vilayet yapılanmasına girişildiği yıllarda (5) Midhat Paşa, Ebubekir Hazım Tepeyran ve Cemal Paşa gibi devlet adamlarının öncülük ettiği büyük reformların zarar görmesine neden olmuştur.
(1) THE HUNDRED YEARS’ WAR ON PALESTINE- Filistin’in Yüzyıllık Savaşı”-Rashid KHALIDI
(2) HATIRALAR-Cemal PAŞA, Yayına Hazırlayan: Alpay KABACALI
(3) FALİH RIFKI ATAY’IN “ŞEHİD CEMAL PAŞA MAKALESİ, 30 Temmuz 1922- Murat BARDAKÇI’nın “ İTTİHATÇININ SANDIĞI”
(4) “…Neue Rheinische Zeitung'un 1848-49'da yayınlanması ve bunu izleyen olaylar, iktisat üzerine incelemelerimi kesintiye uğrattı…bu konuya, ancak 1850'de Londra'da dönebildim. British Museum'da toplanmış olan ekonomi-politiğin tarihi ile ilgili malzemenin bolluğu, burjuva toplumunun gözlemi için Londra'nın elverişli mevkii ve nihayet Kaliforniya ve Avustralya altınının bulunmasından sonra burjuva toplumunun girer gözüktüğü yeni gelişme aşaması, işe baştan başlamanın ve yeni malzemeyi eleştirici bir anlayışla derinliğine incelemeye karar vermemin nedeni oldu. Bu incelemeler, beni, kısmen kendiliğinden asıl konumdan uzaklaştırır gibi görünen ama gene de üzerinde az ya da çok bir zaman süresi durmam gereken bilgi kollarına doğru yöneltti. Ama bu çalışmaya ayırmak istediğim zamanımı kısaltan şey, para kazanmak için çalışmak zorunda olmam oldu. İlk İngiliz-Amerikan gazetesi olan New York Tribune'deki artık sekiz yılı bulan işim, asıl gazetecilikle ancak istisnai olarak uğraştığım için, incelemelerimin olağanüstü dağılmasının nedeni oldu. Bununla birlikte, İngiltere'de ve kıtadaki kayda değer iktisadi olaylar üzerine makalelerim, bu gazeteye katkılarım arasında öyle önemli bir yer tutuyordu ki, asıl ekonomi politik biliminin alanına girmeyen pratik ayrıntılar hakkında bilgi edinmek zorunda kaldım…” (İlk kez “Zur Kritik der politischen Ökonomie” kitabının ön sözünde yer almıştır - Berlin 1859) - Karl MARX - EKONOMİ POLİTİĞİN ELEŞTİRİSİNE KATKI- Önsöz.
(5) Katar, Kuveyt, Kosova… Her şey böyle başladı- Enver GÜNEY, T24 Haftalık. 20.09.2020
(6) AVPRI-Foreign Policy Archive of Imperial Russia-Rusya Kraliyet Dış Politika Arşivi
(7) DISRAELI, GLADSTONE, AND THE EASTERN QUESTION -R.W.SETON-WATSON
(8) THE CONGRESS OF BERLIN AND AFTER, W. N. MEDLICOTT
(9) Michael A. REYNOLDS – SHATTERING EMPIRES-The Clash and Collapse of the Ottoman and Russian Empires-1908-1918
T24’ÜN ARKASINDA HİÇBİR GÜÇ YOK; TEK GÜÇ SİZ OLUN, REKLAMSIZ T24’E ABONE OLUN
|


