Tanrının ışık huzmesindeki işaretinden Konstantin'in rüyasına: İznik Konsili

Tanrının ışık huzmesindeki işaretinden Konstantin'in rüyasına: İznik Konsili

Bir söylentiye göre tarafların savaş meydanında karşılaşmalarından bir gece önce Konstantin rüyasında İsa’yı görür. Rüyasında, İsa’yı Latince tanımlayan X ve P (eski Yunanca da Chi ve Rio) harflerinin askerlerin kalkanlarına yazılmasının telkin edilmesi üzerine savaş kalkanlarına haç sembolü işlenerek savaşa gidilmiştir

Tanrının ışık huzmesindeki işaretinden Konstantin'in rüyasına: İznik Konsili

“Korumalar ve muhafızlar kılıçlarını çekerek, sarayın girişinden itibaren İmparatoru selamlayan konumda beklemektedirler. İmparator Konstantin muhafızların tam ortasından bir tanrı edasıyla salona girerken, seremoninin baş aktörü olarak katılanları selamlar. Hayran bırakır. Saray erkanının bir kısmı masada otururken, diğerleri geniş koltuklara yaslanarak töreni izlemeyi tercih ederler… Neron’un, Roma Sarayının bahçelerinde Hristiyanları meşale gibi kullanarak yaktığı acı günler artık geride kalmıştır.”  

- Caesarea Metropoliti Eusebius

1054 yılının sıcak bir Temmuz sabahı. Ayasofya’nın rengarenk çiçeklerle bezenmiş geniş bahçesinde çalışan işçiler kısa bir süre sonra gelecek ziyaretçilerin ibadet sonrası dinlenecekleri alanda hummalı bir faaliyet içindeler. Ayasofya (Holy Wisdom-Kutsal Bilgelik) Kilisesinin içinde de sabah ayini için hazırlıklar tüm titizliğiyle sürdürülürken kısa bir süre önce şehre gelen Papalık Temsilcisi Kardinal Humbert’le iki adamı ansızın büyük mabede girip sunağa “Aforoz Belgesi”ni bırakırlar. Çevresindekilerin endişe dolu bakışları arasında Batı kapısına doğru yönelen Kardinal ayağının tozunu silkeleyerek “Tanrı şahidimiz olsun, biz görevimizi yaptık” diye haykırınca, bir din görevlisi sunağa bırakılan belgeyi hızla okuyup, telaşla arkalarından koşar. Görevli belgeyi sunaktan almaları için Kardinale yalvarmaya başlamıştır. Ayasofya’dan bir an önce çıkmaya çalışan Humbert ve ekibi bu yakarışa aldırış etmeyince, Aforoz belgesi kilise görevlisi tarafından sunaktan alınıp, pencereden dışarı fırlatılacaktır.

Bu olay Doğu Ortodoksları ile Katolik Batı arasındaki ayrılığın kesinleştiği gün olarak düşünülürse de tarihçiler ayrılığın kesin bir tarihi olmadığını, bunun en az beş yüz yıllık bir süreç olduğunu kabul ederler.

Ayasofya

İlk ayrılık

Yüzyıllarca mağaralarda (Catacomb Church) gizli ayinlerle sürdürülen Hristiyanlık inancında bölünme yaklaşık beşer yüzyıllık aralıklarla üç farklı aşamada gerçekleşir. İlk bölünme beş ve altıncı yüzyıllar arasında gerçekleşir.

Başlangıçta Oryantal Ortodoks Kiliseler olarak tanınan Hristiyan alemi:

 “Doğu Suriye Kiliseleri” (Irak, İran, bazen de Süryani (1), Nestorian ve Kaldean olarak bilinen)

“Monofizit Kiliseler” (Suriye Antioch, Hindistan’daki Suriye, Mısır Koptik, Ermeni ve Ethopya) olmak üzere, iki gruba ayrılırlar.  

İlk grupta yer alan Doğu Kiliselerinin günümüzde 600.000 civarında inançlısı olduğu bilinir. Monofizit kiliseler grubunun ise 35 milyona yakın inananı olduğu söylenir. Evrensel bir din olarak gelişmeye devam ederken, üç farklı kültür: Semitik, eski Yunan ve Latin kültürleri içinde evrilen Hristiyanlıkta ikinci büyük ayrılık ise yaklaşık beş yüzyıl sonra Doğu Ortodoksları ve Katolik Batı olacak şekilde 1054 yılında gerçekleşir.

Dokuzuncu yüzyıla gelindiğinde, 863 yılında Aziz Cyril ile Aziz Methodius’un Bizans İmparatorluğunun kuzeyindeki Slavlar üzerinde yürüttükleri misyonerlik çalışmaları sonrasında Bulgarlar, Sırplar ve Ruslar Hristiyan inancını benimseyeceklerdir. Bizans’ın öneminin gittikçe azalması ve Türklerin İstanbul’u 1453 yılında fethetmesiyle birlikte, bir önceki yazımda bahsettiğim üzere Moskova Prensliği Bizans’ın yerini almaya çalışacak, sonrasında Rusya Çarlığı kimliği ile Ortodoks aleminin koruyucusu olarak ön plana çıkacaktır.

Haç’ın Hristiyan dinini temsil eden bir sembol olarak ortaya çıkışı: Konstantin Hristiyan oluyor

Milattan sonra 312 yılında Roma tarihinde kesin bir dönüm noktası yaşanır. Konstantin, Roma yakınlarındaki Milvian Köprüsünde kendisini imparator ilan eden Maximian’ın ordusu ile karşılaşır. Savaşı Konstantin kazanır.

Milvian Savaşı

Bir söylentiye göre, Konstantin savaş meydanında iken bir ara gökyüzüne baktığında haç şeklinde bir ışık hüzmesi görür. Işık hüzmesinin önünde “In this sign conquer - Bu işaretle zafer kazan” yazısı belirmiş, Konstantin’i çok etkilemiştir. Konstantin danışmanları ile görüştüğünde bunun Tanrının bir işareti olduğunu düşünür. Savaş sırasında kalkanların üzerindeki çift başlı Bizans kartalı silinerek, haç işareti dini sembol olarak kullanılmıştır. (2)

Konstantin

Haç sembolüyle kazandığına ikna olan Konstantin savaşın ertesinde Hristiyan olduğunu ilan eder.

Konstantin, savaştan bir yıl sonra, 313 yılında batıdaki Eş İmparator Licinius’la birlikte tarihi “Edict of Milan- Milano Fermanını” imzalayarak, imparatorlukta yaşayan Hristiyan nüfusa inanç konusunda geniş bir dini özgürlük sağlandığını ilan edecektir. Bu olaydan hemen sonra Licinius’un kız kardeşi Konstantia ile evlenir. İmparatorluk her iki imparator tarafından kısa bir süre birlikte yönetilir.

323 yılında bir ihaneti üzerine önce Selanik’e sürdüğü Licinius’u bir yıl sonra idam ettirerek, tek başına imparatorluğunu ilan eden Konstantin, döndüğünde hem Diocletian (3) hem de Licinius’un başkent olarak kullandığı İznik’e gider. Bir yıl İznik’te kalır. Bu süre içinde 324 Fermanını yayınlayarak Hristiyan mahkumları affeder, el konulan mallarını iade eder.  Milano’daki imparatorluk bürokrasisini İznik’e getirir. Ama aklı, birçok defa içinden geçtiği muhteşem güzellikteki Byzantium’dadır.

İmparator Licinius

Aynı yıl imparatorluğun başkentini resmi olarak Roma’dan Byzantium’a taşıyarak, şehre “Konstantinopolis” olarak ismini verir.  330 yılında çıkarılan kanunla şehrin başkent oluşu resmen ilan edilerek, pagan inancı kesin olarak yasaklanır. Hristiyanlık resmi bir din haline geldikten sonra, de facto olarak Ortodoksların merkezi Konstantinopolis, Katolikliğin merkezi ise Roma olur. Dini liderler Konstantinopolis Piskoposu (Patrik) ve Roma Piskoposu şeklinde anılmaya başlanır. 381 yılına gelindiğinde Ortodoks Patrik, Roma’yı ziyaret ettiğinde Piskopos Siricius’a Papa unvanını verecektir. Papalık unvanını çok seven Katolikler, daha sonraları batıda daha etkin ve belirgin olarak dini liderlerini Papa olarak tanıyıp, anacaklardır.

Türklerin fethinden önce tarihçiler tarafından Konstantinopolis olarak adlandırılan şehre o günlerde “Yeni Roma” da denilmektedir. Başkentin eski Roma’dan taşınmasında hem ekonomik-politik hem de dini iki gerekçenin olduğu rivayet olunur. Bu düşünceye göre, eski Roma çok tanrılı pagan inancını temsil eden bina ve heykellerle donatılarak, kirletilmiştir. Yeni şehirde pagan inancı ve ritüelleri kesinlikle yasaklanmış, tek tanrılı yeni bir din için temiz bir sayfa açılmıştır. İstanbul o günlerde boğazın sunduğu doğal liman konumuyla geleceğin zenginliğini adeta müjdelemekte, Bizans’ın politik ve ekonomik gücü için büyük bir potansiyel taşımaktadır.

İznik Konsili Konstantin’in öncülüğünde toplanıyor

İmparator Konstantin ikinci iş olarak Birinci Ekümenik (Ecumenical) Konsili 325 yılında İznik’te (Nicaea) toplar. Eğer Roma İmparatorluğu Hristiyan bir İmparatorluk olacaksa bunun Ortodoks inancına uygun olarak yapılması gerektiğine inanır. Konsil’e ve üyelerine ağır bir görev yüklenilmiştir. Hristiyanlık inancı o ana kadar yazılmış, değişik anlamlar içeren yüzlerce İncil’den, mevcut dağınıklığından kurtularak daha net ve tartışmasız bir inanç haline dönüştürülmeli, İncil herkesin kabul ettiği tek bir kitap olmalıdır. İmparator’un öncülük ettiği bu girişimin din ve devletin adeta iç içe olduğu bir dönemde gerçekleştirilmesi, planlanan toplantının önemini daha da artırmaktadır.

Günümüzde İsrail sınırları içinde bulunan, o dönemin Suriye bölgesindeki Caesarea Metropoliti Eusebius, Konsil’e Başkanlık edecek olan Konstantin’i “Yüce Tanrının sanki cennetten gönderdiği habercisi gibiydi” diye tanımlar. Toplantılar bittiğinde katılan dini temsilcilerin imparatorla birlikte akşam yemeği yediğini, yemekte adeta bir ziyafet sunulduğunu anlatır. Yaşananları “Tarif edilemeyecek kadar olağanüstü görüntüler” olarak tasvir etmeye çalışır.

Caesarea Metropoliti Eusebius
Eusebius’un Ecclesiastical History kitabı

Korumalar ve muhafızlar kılıçlarını çekerek, toplantının yapıldığı sarayın girişinden itibaren imparatoru selamlayan konumda beklemektedirler. İmparator da muhafızların tam ortasından bir tanrı edasıyla salona girerken, seremoninin baş aktörü olarak katılanları selamlar. Hayran bırakır. İmparatorun yakınındaki saray erkanının bir kısmı masada otururken, diğerleri geniş koltuklara yaslanarak töreni izlemeyi tercih ederler. Tarihçilerin bir kısmı bu görüntüyü İsa’nın son akşam yemeğine de benzetirler. Neron’un, Roma Sarayının bahçelerinde Hristiyanları meşale gibi kullanarak yaktığı acı günler artık geride kalmıştır.

İznik, yapılan toplam yedi Konsil’in ilki olarak tarihe geçer. 313 yılında imzalanan Milano Fermanı, Konstantinopolis’in başkent oluşu ve İznik Konsili arka arkaya sıralanan üç önemli olay olarak dinler tarihindeki yerlerini almışlardır.

İznik Konsili

Yapılan Konsillerin ikili görevleri vardır. Birincisi Kilisenin oluşumunu ve devamlılığını net bir şekilde ortaya koymak, beş büyük Patrikliğin konumunu ve varlığını kabul etmek olarak tanımlanabilir. İkinci görev daha önemlidir. Hedef, dini bir doktrinin oluşturulması ve “Trinity-Üçleme” ve Incarnation-Yeniden Doğuş” gibi dini tanımların açıklığa kavuşturulmasıdır. Sonuçta, bazı belirsizliklere rağmen, Tanrının İsa’ya hayat vererek, onda vücut bulduğu, çarmıha gerildikten sonra tekrar göğe yükseldiği konularında uzlaşma sağlanacaktır.

Yapılan tartışmalar sırasında Arianistler hedef tahtasındadır. İskenderiye’li (Alexandria) bir din adamı olan Arius, İsa’nın üstün bir yaradılış olduğunu kabul etse de O’nu tanrılaştırmaz, Tanrı ile yarattığı insan arasına sınır koymuştur. Konsil bu görüşe şiddetle karşı çıkar. İsa’nın “doğurulmuş ama yaratılmamış” olduğu konusunda karar alır. (Begotten not made, one in essence with the Father. Consubstantial- O Tanrının özünden doğmuş, türemiştir)

Beş patrikhanenin şekillenmesi

318 din adamının katıldığı İznik Konsili toplantıları sırasında Kilisenin coğrafi yapılanmasında kesin kararlar alır. Paskalya ortak dini kutlama günü kabul edilir. Üç büyük merkez belirlenir. Roma, İskenderiye (Alexandria) ve Antakya (Antioch). İsa’nın çarmıha gerildiği Kudüs dini merkezlerden biri olmasına rağmen yine de Caesarea Metropolitliğine bağlanmıştır. Suriye’deki Caesarea Metropoliti onursal olarak sıralamaya dahil edilmekle birlikte, üç Metropolitten sonra gelen daha aşağıda bir konuma yerleştirilmiştir. Konstantinopolis henüz başkent olmadığı için kararlarda dini merkezlerin arasına alınmadığı gibi bugünkü Marmara Ereğlisi (Heraclea) Metropolitine bağlı olarak bir süre daha faaliyet gösterecektir. (4) İznik Konsülünden tam 56 yıl sonra, 381 yılında İkinci Büyük Konsil Konstantinopol’de toplanarak İznik İnancını (Nicaea Creed) genişletilerek kabul edilecektir.

Filioque

Flioque, Hristiyan inancında “Kutsal Ruh’un yalnızca Baba’dan mı, yoksa Baba ve Oğul’dan mı çıktığı” konusuyla ilgili olup, Katolik-Ortodoks inanç farklılığının temel unsurlarından en önemlisidir.

İznik Konsilinde kabul edilen şekline göre “Kutsal Ruh, Baba’dan çıkar” inancı üzerinde anlaşma sağlanmasına rağmen Batı Kilisesi (Katolikler) daha sonra “ve Oğul’dan” eklemesini yaparak farklı bir yorum getireceklerdir. Sonuçta İncil’deki ifade “Kutsal Ruh Baba’dan ve Oğul’dan çıkar” haline dönüştürülmüştür. Bu konu beş yüz yıl sonrasında,1054 yılında Ayasofya’da yaşanan ve Doğu Kilisesini Aforoz etmeye kadar giden tartışmaların en önemli nedenlerinden biri haline gelecektir.  431 ile 589 yılları arasında “İsa Tanrı değildir” düşüncesini savunun Arian inancındakilerle yapılan mücadele sırasında Batı Kiliseleri İnanç Bildirgelerine Filioque’u eklemeye çalışınca, gerilen ortam 589 tarihinde yapılan Toledo Konsilinde resmiyete bürünmüş, ayrılık yavaş yavaş şekillenmeye başlamıştır. Filioque, 1014 yılında Kutsal Roma İmparatoru Heinrich’in talebiyle Roma ayinlerine resmen eklenince, Katolik Kilisesi Doğu ile arasına kırmızı çizgiyi resmen çizmiştir.

Kardinal Humbert’in Ayasofya baskını

 Humbert on birinci yüzyılda yaşamış bir Katolik Kardinali, Papalık Elçisi ve din adamıdır. Resmi adı Silva Candida’lı Humbert’tir. Daha 15 yaşında iken Fransa’da, Vosges dağlarındaki Moyenmoutier Manastırına kapanır. Humbert, Latin ve Yunan dilleri üzerine uzmanlaşıp, doğu-batı ayrımı üzerinde uzun yıllar çalışır. 1050 yılında Papa Leo tarafından Sicilya Archbishop’u olarak görevlendirildikten kısa bir süre sonra Kardinal olarak atanacaktır.

Bizans Patriği Michael Cerularius’un 1053 yılında Latin inancına yaptığı hakaretler üzerine Kardinal Humbert “Adversus Graecorum calumnias- Against the Slanders of the Greeks- Yunan İftiralarına Karşı” başlıklı bir ültimatomla ağır bir cevap verecektir. Sonunda Papa Leo, konunun uzmanı olarak inandığı Humbert’i Bizans İmparatoru Konstantin 9. Monomachus’u da ziyaret ederek son bir kez birlik oluşturma gayreti göstermesi amacıyla Konstantinopol’e gönderme kararı alır.

Görüşmeler sırasında Konstantinopol Patriği Michael Cerularius ile Kardinal Humbert arasında dini ve siyasi ciddi tartışmalar yaşanır. Tartışmaların arasında mayasız ekmek, Filioque, Papalık otoritesinin Bizans tarafından kabul edilmesi ve Bizans’ın Batı Kilisesini sapkınlık olarak suçlaması gibi oldukça gergin konular bulunmaktadır. Yaşanan tartışmaların olumsuz sonuçlanması üzerine, Kardinal Humbert ve heyeti 16 Temmuz 1054 günü Ayasofya’daki sabah ayini sırasında binadan içeri girerek yüksek mihraba doğru yürümüş ve ellerinde bulunan Papa’nın “Aforoz Fermanını (Bull)” açarak belgeyi sunak taşının üzerine bırakmışlardır. Tam çıkarken “Tanrı Şahidimiz olsun, biz görevimizi yaptık” ifadesini de yüksek sesle söyleyince bu dramatik sahne o anda salonda bulunan herkesi şaşırtmış, Ortodoks din adamları bu olaya isyan etmişlerdir. Patrik Cerularius ve Senato bu olaydan hemen sonra toplanarak bırakılan aforoz belgesinin geçersiz olduğunu ilan edeceklerdir. Senato, Humbert ve Elçilik Heyetinin resmen Aforoz edildiğine ilişkin kararı da alarak, karşılıklı olarak Aforoz işlemi tamamlanacaktır.

Aforozların karşılıklı kaldırılması için 1965 yılında yapılan uzlaşıya rağmen, her iki kilise arasında birleşme girişimleri uzun yıllardır somut bir aşamaya gelemedi. Papa Leo’nın geçtiğimiz ay ülkemize yaptığı ziyaretin bu anlamda ciddi bir girişim olarak düşünülmesi gerektiği kanısındayım. Bu ziyaret sırasında Papa Leo 28 Kasım 2025 günü Katolik Kutsal Ruh Bazilika Katedrali Saint Espirit Kilisesinde Piskoposlar, Rahipler, Diyakonlar ve diğer din adamları ile yapılan buluştuktan sonra İznik’e geçerek antik Aziz Neophytos Bazilikasında düzenlenen Ekümeniklik duası ve 1700. Yıl anma töreni ile programına devam etmiştir.  Papa Leo’nun burada ekümenik bir dua törenine katılması Katolik dünyasının köklerine bin yıl sonra sembolik bir dönüşü şeklinde de yorumlanıyor.  Erken Hristiyanlığın kurucu kararlarının alındığı mekânı ve toprakları yeniden uluslararası gündeme getiriyor.

Kanaatimce bu buluşma Katolik ve Ortodoks kiliseleri arasındaki yakınlaşmanın güçlü bir göstergesi gibi yorumlansa da Amerikalı Papa’nın İznik töreni ve Ortodoks Kilisesini ziyaretinin yanında Süryani Ortodoks Mor Efrem Kilisesini ziyareti ile Aziz Andreas Yortusu gününe denk gelen gün Ermeni Apostolik Katedralindeki programa katılması, Orta Doğu’daki yeni gelişmelerin ışığında iki büyük mezhep arasında birleşme çalışmasının ötesinde yaklaşık bin beş yüz yıl önce ayrışmaya başlayan mezhepleri de kapsayan tek bir birlik hareketinin başladığı sinyalini veriyor. Hristiyanlıktaki dini ayrılıkların hepsinin gerçekleştiği aynı topraklarda. Yaşadığımız Türkiye’de.


(1) Süryaniler inanç olarak Doğu ve Batı Ritine bağlıdırlar. Monofizit inancına sahip olanlara Süryani, Nestorius görüşlerini kabul edenlere Nesturi veya Asuri, Nesturi olup, sonradan Roma Katolik Kilisesine bağlananlara da Keldani denilir.

(2) Bir başka söylentiye göre tarafların savaş meydanında karşılaşmalarından bir gece önce Konstantin rüyasında İsa’yı görür. Rüyasında, İsa’yı Latince tanımlayan X ve P (eski Yunanca da Chi ve Rio) harflerinin askerlerin kalkanlarına yazılmasının telkin edilmesi üzerine savaş kalkanlarına haç sembolü işlenerek savaşa gidilmiştir.

Konstantin’in savaştan önce gördüğü rüyayı betimleyen tablo

(3) İmparator Dioclatian döneminden başlayarak Erguvan rengi giysiler sadece İmparator ve İmparatoriçeye has kılınmıştır. O dönemde Erguvan rengi sadece ender bulunan dikenli deniz salyangozundan elde edilebildiğinden en pahalı ve nadir malzemelerden biriydi.

(4) Yıllar önce Marmara Ereğlisi’ndeki restorasyon çalışmaları sırasında ziyaret etme olanağı bulduğum tarihi kilise bakımsızlık ve ilgisizlikten harabe haline gelip, tamamen yok olurken, taşlarının on dokuzuncu yüz yılda bloklar halinde İstanbul’a taşınarak o dönemde yapımı tamamlanan eski Salıpazarı rıhtımında kullanıldığını öğrenmiştim.


Kaynakça

  1. The Orthodox Church-An Introduction to Eastern Christianity, Timothy WARE (Temel Kaynak)
  2. Bazıları Trump’ı neden Pers Kralı Cyrus’a benzetirler? Enver GÜNEY, T24 Pazar Yazıları, 19 Ekim 2025,
  3. https://www.britannica.com/biography/Humbert-of-Silva-Candida
  4. Dört İstanbul, Radi DİKİCİ,
  5. Bizans İmparatorluğu Tarihi (ŞU BİZİM BİZANS-BYZANTIUM 330-1453), Radi DİKİCİ,
  6. Anatoli, Anatolia… Farklı bir Anadolu hikayesi. Enver GÜNEY, T24 Pazar Yazıları, 4 Ekim2020.

İlgili İçerikler