Amerika’ya ilk ayak basan da Grönlandlı, o n’olacak?

Amerika’ya ilk ayak basan da Grönlandlı, o n’olacak?

Trump mutlulukla duyurdu: “Grönland konusunda Danimarka’yla anlaştık. Anlaşmaya göre adada SONSUZA dek kalacağız.” Sonsuzluk kavramını siyasi bir anlaşmanın içine yedirmek size de komik gelmiyor mu? Peki Grönlandlılar da yarın öbür gün “Ya Kuzey Amerika kıtasına ilk biz ayak bastık, verin kıtamızı geri” derse ne olacak?

Amerika’ya ilk ayak basan da Grönlandlı, o n’olacak?

İki gün önce bir açıklama yapıldı ve Amerika Birleşik Devletleri’yle Danimarka’nın Grönland konusunda anlaştıkları duyuruldu.

Tabii Trump bu anlaşmayı da -hemen her benzeri başlıkta olduğu gibi- şimşek hızıyla sosyal medya hesabından kendi olağanüstü başarılı yönetiminin yepyeni bir olağanüstü başarısı olarak duyurmakta gecikmedi.

Oysa henüz anlaşmanın son hali ve maddeleri bile yayımlanmış değil. Elimizde sadece ABD’nin elde ettiği kazanımların “sonsuza dek” süreceğine dair Trump’ın sosyal medya mesajı ve yetkililerin kimi basın kuruluşlarına üstü kapalı biçimde aktardığı bilgiler var.

ABD Başkanı’nın Grönland’ı ilhak etme yahut satın alma planları bu yılın başında gündeme gelmiş, ben de “Ne çektin be Grönland” başlıklı bir yazı yazmıştım.

ABD’nin Grönland’a sahip olma hayalleri Trump’la sınırlı değil. “Neyse parası verelim, alalım, bizim olsun” fikri aşağı yukarı 150 yıl önce bir dışişleri bakanının aklına geliyor.

ABD’nin kuzeyindeki Kanada’yı da topraklarına katmak isteyen Trump arktik bölgesine iyice yerleşmek için bu eski projeyi de raftan indiriyor.

Bu arada ABD zaten 2. Dünya Savaşı’ndan bu yana adada askeri varlığını sürdürüyor. Eski adıyla Thule, yeni adıyla Pituffik Üssü’nde 100 kadar Amerikan askeri bulunuyor.

Peki yeni anlaşma ne anlama geliyor?

Dediğim gibi metnin son hali elimizde değil ama açıklamalara bakarsak ABD süresiz olarak Grönland’a istediği kadar askeri üs kurabilecek. Bunun için de kimseden izin almayacak.

Ayrıca ABD çıkarlarına ters düşen ülkelerin Grönland’daki olası yatırımlarını veto edebilecek. Yani mesela Rusya veya Çin ABD’nin onayı olmadan Grönland’a yatırım yapamayacak.

Buna karşılık Grönland’ın Danimarka Krallığı’na bağlı bir toprak parçası olduğu da altında ABD’nin imzası yer alan bir anlaşmayla kayıt altına alınmış olacak. Bu nedenle Danimarka basını ve hükümet yetkilileri anlaşmayı bir “zafer” olarak yorumlamayı tercih etti.

Keza Grönland’da da “Trump’ın tehditlerinden nihayet kurtulduk” havası hâkim. Grönland’ın ileride Danimarka’dan bağımsızlığını ilan etmesine de anlaşma çerçevesinde açık kapı bırakıldığı anlaşılıyor.

Fakat tabii Grönland bağımsız bir ülke olarak yoluna devam etse dahi ABD’nin ada üzerindeki -yukarıda anlattığım- üs kurma ve ABD düşmanı yatırımlara izin vermeme hakkı saklı olacak.

Anlaşmanın nihai metni ortaya çıkınca farklı bir şey görürsem yine bir yazıyla aktarırım.

Ben size Nordik efsanelerinde ismi geçen birisinden bahsedeyim istiyorum. Kahramanımızın ismi Leif Erikson. Grönlandlı bir gezgin. Efsanelerde anlatılanlara göre azametli ve yakışıklı bir denizci. Erken yaşlarda Grönland’dan Norveç’e Kral Olaf’ın hizmetine girmek için gidiyor. Burada Hristiyanlığa geçiyor ve ardından kâşif ruhuyla denizlere açılıyor.

Efsaneye göre “mitik” bir diyar olan Vinland’ı bulmak için Grönland’ın da kuzeyine seyahat etmeye karar veriyor. Buluyor da.

Önceleri bu bilgi efsanelerde yer alan, gerçekliği sorgulanan bir mitolojik inançtan öteye gidemiyor. Fakat 1960’larda karı-koca iki Norveçli arkeolog, Helge ve Anne Stine Ingstad, Kuzey Amerika’nın Newfoundland Adası’nın kuzey ucunda Nordik yerleşim alanları keşfediyor.

Bugün L’Anse aux Meadows olarak bilinen bu yerleşimin efsanelerdeki meşhur Vinland kıyısı “Straumfjord” olduğu tahmin ediliyor.

Yani Leif Erikson, efsanelerin kahramanı Grönlandlı denizci, Kolomb’dan neredeyse beş yüz yıl önce Amerika kıtasına ulaşmış, yeni kıtaya ayak basan ilk Avrupalı olmuş.

Tabii bu hipoteze karşı çıkan bilim insanları da var. Fakat bilim dünyasının büyük kısmı L’Anse aux Meadows’un Nordik denizcilerin üslerinden biri olduğu konusunda hemfikir görünüyor.

Leif Erikson daha sonra Grönland’a dönüyor ve babasından kalan bu kara parçasını yönetme işini devralıyor.

Devam edelim.

Leif Erikson’dan 700 yıl kadar sonra Lüterci Hristiyan bir din adamı olan Hans Egede kafayı Grönland’a takıyor. Burada misyonerlik yapmaya, adayı Norveç krallığının bir sömürgesine dönüştürmeye karar veriyor.

Krallıktan aldığı yardımlarla adaya yerleşiyor ama maiyetindekiler Grönland’ın o dönemin teknolojisini zorlayan koşullarından yılarak anakaraya geri dönüyor. Egede adadan vazgeçmiyor. Krallık bazen adadan ümidi kesip yardımları göndermez oluyor, bazen tam umutlar biteyazmışken ufuktan çıkan bir kraliyet gemisi sömürge faaliyetlerine hız kazandırıyor.

Nihayet bugün başkent olan Nuuk’ta kör topal merkeze bağlı hareket eden bir yerleşim kuruluyor.

Hans Egede bugün adada Danimarka Krallığı’nı (Norveç Krallığı sonralarda ikiye bölünüyor) yani merkezi otoriteyi temsil eden bir figür. Nuuk’un göbeğinde bir de heykeli var.

Şimdi adanın gerçek sahipleri Inuit halkı pek hazzetmiyor o heykelden. Bağımsızlık istiyorlar. Grönland’ın işsizlik ve alkolizm gibi büyük sorunlarının merkezi otoritenin buranın gelişmesini arzu etmemesinden kaynaklandığını dile getiriyorlar.

Grönland’daki neo-sömürgeci emellerini kamuoyuna duyuran Trump kendi üşümekten imtina etmiş olacak ki, daha “delikanlı” oğlunu bu yıl başında adaya göndermiş, Trump Jr. ilk iş ne tesadüfse merkezdeki Hans Egede heykelinin önünde poz vermişti dünyaya.

“Yeni sömürgeciler bizleriz” diyordu adeta.

Trump Jr. Hans Edege heykelinin önünde

Hans Egede’nin hikayesinin komik anekdotları da var: Egede adada dil çalışmaları da yapıyor, yerli Inuit halkına dini öğretebilmek için Hristiyanlığın kurallarını, metinlerini onların diline çeviriyordu.

Misyonerliği çerçevesinde Inuit diline çevirmesi gereken ilk cümlelerden biri “Tanrım bugünkü ekmeğimizi bağışla” duası olmalıydı. Lakin küçük bir problem vardı: Tarımın -patates dışında- neredeyse imkansız olduğu Grönland’da “ekmek” günlük diyetin bir parçası değildi ve dua bu haliyle onlara hiçbir şey ifade etmiyordu.

Bu nedenle dua “Tanrım bize bugünkü fokumuzu (fok etimizi) bağışla” olarak kullanılmaya başlanmıştı. Hristiyanlığa dönen Inuit’ler Tanrı’dan “fok” istiyordu, ekmek değil.

Sonra sonra Egede Inuit diline hâkim olunca “neqissat” yani “yiyecek” kelimesinin kullanılmasını sağladı. Arada küçük bir hata yapmıştı: Duada yemek anlamına geldiğini sandığı “mamaq” kelimesini kullanıyordu, oysa “mamaq” “ne kadar da leziz!” demekti.

Bitirirken gelin Leif Erikson’a dönelim. Grönland’ın büyük kâşifine.

Peki Erikson’un babası kimdi biliyor musunuz? Kızıl Erik. Yani Grönland’a yerleşen ve orada kendi krallığını ilan eden ilk Kuzey Avrupalı.

Kızıl Erik, işlediği cinayet nedeniyle İzlanda’dan kaçmak zorunda kalmış, bazı Nordik denizcilerin anlattığı kuzeydeki kara parçasına ulaşmak için ölümle sonuçlanması muhtemel bir yolculuğu çıkmış, nihayet o kara parçasına ulaşmıştı. Adaya ilk ayak bastığında karşısına çıkan yemyeşil araziye “Greenland” adını (oysa yeşil arazi adada çok kısıtlı bir alanda ve çok kısıtlı bir mevsim aralığında görülüyor) vermişti.

Düşünsenize. Bugün ABD’nin ele geçirmek için her şeyi yaptığı Grönland’a ilk yerleşen, orayı Kuzey Avrupalıların yaşadığı bir toprak parçasına dönüştüren adamın oğlu Amerika kıtasına ilk ayak basan insan. Nasıl hikaye ama?

Şimdi Norveç’ten, İzlanda’dan, Danimarka’dan birleri çıkıp dese ki, “Yav Kuzey Amerika bizim. İlk bizim atalarımız geldi bu topraklara,” amma mavra konusu olur, değil mi?

Peki olmuyor mu böyle çıkışlar? Olmaz mı? İsrail devleti 2500 yıllık yazıtların peşine düşüyor, Ortadoğu’daki varlığını ispat için. Rusya, “Ukrayna zaten Rusya’dır” diyor.

Kim kimden önce gelmiş ise mesele Amerika kıtasına da ilk Vikingler ayak basmış. Ne yapacağız şimdi?

Yok daha önceye gitmek lazımsa Amerika kıtası Kızılderililerin, Grönland’sa Inuit yerlilerinin. Bizim daha iyi bildiğimiz adıyla Eskimoların.

Haydi şimdi Trump çıksın işin içinden.

İyi haftalar.


T24’ÜN ARKASINDA HİÇBİR GÜÇ YOK; TEK GÜÇ SİZ OLUN, REKLAMSIZ T24’E ABONE OLUN

İlgili İçerikler