Guendouzi’nin haklı öfkesi ve sosyolojik bir şehir hikâyesi

Guendouzi’nin haklı öfkesi ve sosyolojik bir şehir hikâyesi

Göçmen şehri Marsilya ve kuzeyinde Le Pen ırkçılığının giderek güçlendiği yerlerden Lyon. Burada yaşanan sportif bir rekabet, bir derbi düşmanlığı filan değil. Futbolun sadece sahne görevi gördüğü bir yeni dünya kavgası bu… O yüzden yerimiz Guendouzi’nin yanıdır

Guendouzi’nin haklı öfkesi ve sosyolojik bir şehir hikâyesi
Fransız oyuncu Matteo Guendouzi

İki küçük notla başlayayım: Birincisi, bu bir futbol yazısı değil. Bir şehir hikâyesi. Hatta dünyanın geçirdiği küresel cinnetin hikâyesi.

İkincisi, kısa bir özet: Bilmeyenler için, Fenerbahçe geçen hafta Lyon takımını Avrupa’da eledi. Deplasmandaki ikinci maç sonrası Fransız oyuncusu Matteo Guendouzi, Lyon tribünleri önünde öfke dolu olduğu her hâlinden anlaşılan bir kutlama yapmaya başladı. Belli ki bir şeylere dolmuştu ve bir patlama yaşıyordu. Lyon taraftarı bu kutlama sonrası Guendouzi’ye saldırmaya kalktı. Daha sonra Guendouzi maçtan öncesinden başlayan hakaretler karşısında artık dayanamadığını açıkladı.

Spor basınımızın en “aklı başında” isimleri Guendouzi’nin eski bir Marsilya futbolcusu olduğu, Lyon’la Marsilya arasındaki rekabet nedeniyle tribünlerin Guendouzi’ye tepki gösterdiği “analizini” yapıp geçiverdiler konunun üzerinden.

Doğrudur, Marsilya’yla Lyon kulüpleri arasında -her iki takımın da isminde “olimpik” ifadesinin yer almasından ötürü- “Olimpiklerin Çatışması” olarak bilinen ve uzun yıllara dayanan güçlü bir rekabet vardır.

Lakin bu rekabetin bugün geldiği nokta -özellikle de bugünün dünyasının krizleriyle birlikte okunduğunda- bize futbolun dışında bir şeyler anlatıyor.

Önce biraz uzak tarihe gidelim. Bir zamanlar Akdeniz’de liman kenti olmak zordu. İlk çağlardan ta 17. yüzyıla kadar kıyılara yerleşenleri her daim bekleyen büyük bir tehlike vardı: Korsanlar. Denizciliği gelişmiş Cenevizli, Venedikli, Portekizli, İspanyol ve Osmanlı korsanları Akdeniz’in irili ufaklı kıyı kentlerine baskınlar yapar, ganimet toplar, şehirden esirleri köle olarak alırlardı.

Bu nedenle çoğu liman şehrinin merkezi genelde limanda, yani kıyıda değil; kıyıya 10-15 kilometre mesafede içerilerde kurulurdu. İşi deniz olan korsanlar -olağanüstü koşullar dışında- savaş tekniğine hâkim olmadıkları “karada” fazla açılmayı sevmez, ne yapacaksa kıyıda yapar, sonra bir sonraki hedefe doğru yelken açardı. (Olağanüstü koşullar demişken: Barbaros Hayrettin’in İtalya Fondi’de olağanüstü güzelliği dillere destan Giulia Gonzaga’yı ele geçirmek için “derinlere” dalması ayrı bir hikâyedir.)

Bu yüzden limanlar daha çok göçmenlere aitti. Her milletten insanın yolu düşerdi bu limanlara. Doğduğu köyde ölmek istemeyen bir gözükara gezgin mi dersiniz… Bir muharebede yaralanıp o liman kentine canlı ulaşabilen ama daha öteye gidecek canı kalmadığından kapağı oraya atan bir asker mi… Yahut bir tüccar. Ya da bir misyoner.

İşte Marsilya da Akdeniz’in en önemli limanlarından biri olarak eskilerin tabiriyle “yetmiş iki milletten” insanın yaşama tutunduğu karmakarışık kıyılardan biriydi. Çok kültürlü, çok kimlikli, çok kaotik...

Güçlüydü de. Futbola dönersek, Marsilya-Lyon rekabetinden önce, daha eskilerde Marsilya-Paris Saint Germain rekabetinin gelmesi tesadüf değil. Ta 1480’lere kadar Fransa Krallığı’na bağlanmamış, hatta 13. yüzyılda kısa bir bağımsız cumhuriyet tecrübesi bile yaşamıştı Marsilya.

Gelelim bugüne. Bugün Fransa’nın bir parçası, hatta sözlüklere “taşra” olarak girecek olan “Province” bölgesinin en büyük şehri. Fakat şehir bugün de göçmenleriyle, işçi sınıfıyla (liman kentlerinde bu sınıf önemlidir ve bu önemin popüler kültürde de izlerini görürüz: Bakınız Liverpool) ve çok kültürlü yapısıyla kuzeydeki “düşman” Lyon’dan ayrılıyor.

Bir kere “Marsilyalı” olmak burada yaşayanlar için “Fransız” kimliği kadar, hatta ondan daha önemli. Bu yazı için okuduğum makalelerden birinde Romanya’dan göç etmiş inşaat işçisi Olimpik Marsilya taraftarlarından birinin kendi gibi taraftar olan kızı, babasının ağzında geveleyip bir türlü ifade edemediği duyguyu iki kelimede özetliyor: “Paris düşmandır.”

Merkezden özerk değilse de, sakinlerinin hani bizdeki tabirle “Önce Marsilya sonra Fransa” duygusuyla aidiyet hissettiği bir kent burası. Ve bu aidiyetin belki de en önemli parçası Olimpik Marsilya (OM) kulübü.

Düşünsenize, yabancı bir ülkede göçmen olarak yaşamaya başlıyorsunuz. Bir noktadan sonra kendinizi oralı gibi hissetme ihtiyacı içindesiniz. Ve çok basit bir hamleyle bir anda pat diye yüzbinlerce kişiyle aynı kimlikte buluşuyorsunuz: OM tribünlerine bir bilet alıyorsunuz.

Şehirde kadın, erkek, genç, taşlı neredeyse herkes 24 saat futbol takımını konuşuyor. Kadın futbol takımının maçları bile doluyor. Ve siz, bir anda bir biletle bu muhabbete hızla ortak oluyor, Marsilya’nın gerçek anlamda bir parçasına dönüşüyorsunuz.

Futbolun Marsilya’da bu kadar baskın olmasının tarihi de ilginç zira Fransa’nın geri kalanından daha eski. İtalya’dan bir dönem büyük göç alan Marsilya, Fransa’nın geri kalanı henüz 22 adamın bir topun peşinde koşmasının cazibesini keşfedememişken futbolla yatıp futbolla kalkmaya başlıyor.

Fenerbahçeli Geundouzi’nin isminden de anlayacağınız gibi Marsilya’nın göçmenlerinin büyük çoğunluğu eski Fransız sömürgesi Mağriplilerden oluşuyor. Fransa’da yükselen ırkçı sağ hareketin bir numaralı hedefinde Mağrip göçmenlerinin olduğu malum. Marine Le Pen önderliğindeki bu faşist damar uzunca bir süredir Mağriplilerin takımından yani OM’den nefret ediyor.

Marsilya tribünlerini bütüncül olarak “sola yakın” olarak tanımlamak mümkün değil. Ayrıca saçma. Ama sol tribün gruplarının da var olduğunu, tribünlerde Filistin bayraklarının, Che posterlerinin açıldığını söylemeliyim. Buna karşın mesela şehrin sağcı belediye başkan adayını kulübe zamanında çok katkısı olduğu için destekleyebiliyorlar da… Tribün böyle bir yer çünkü. Heterojen.

Kulübü hem büyük başarılara hem de tarihinin en büyük şike utancına taşıyan “efsane” başkan Bernard Tapie döneminde kale arkaları tamamen taraftar gruplarına devredilmiş. Yani kale arkasından kombine almak için taraftar grubuna üye olup, oranın aidatını ödemeniz yeterli. Bu böyle 25 yıl sürmüş. Sonra kulüp kale arkalarını geri almış ama bugün hala Avrupa’nın -bu ölçekte- en ucuz kombine biletleri Marsilya’da.

Gelelim Marsilya’dan nefret edenlere… Fransa geneline bir virüs gibi yayılan faşist damarın iyi örgütlendiği şehirlerden biri de bilin bakalım neresi? Bildiniz, evet, Lyon. Önümde iki yıl öncesinden bir haber var: “Lyon maçı için deplasmana gelen 600 kadar Marsilya taraftarı stadyum çevresinde Nazi selamı ve maymun sesleriyle karşılandı” diyor.  (Kulüp hemen özür dilemiş tabii.)

Aynı haberin bir başka yerinde daha ilginç bir detay yer alıyor: Lyon’da bir zamanlar forma giyen Brezilya efsanesi Juninho aşkıyla Lyon tribünlerine gelmeye başlayan siyahi bir Olimpik Lyon (OL) taraftarı, kendi tribününde artık rahat maç izleyemediğini, üzerindeki nefret dolu bakışlardan rahatsız olduğunu söylüyor. Anlayacağınız OL’nin kendi “Mağriplisine” tahammülü yok ki, Marsilya’nınkine nasıl olsun?

(Özellikle Milli Marş söylenirken bakışların kendine döndüğünü söylemiş bu taraftar. Marsilya maçlarında marş okunurken Marsilya tribünlerine doğru nüfus cüzdanlarını sallıyormuş OL holiganları. Fransız Milli Marşı’nın adının “La Marseillaise” olduğunu düşününce insanın gülesi geliyor. Bir zamanlar Fransız Devrimi’ne katılmaya gelen Marsilyalılar şehre bu marşı söyleyerek giriyorlar ve şarkı herkes tarafından sevilince milli marşa dönüşüyor. Marşın adı da “Marsilyalıların söylediği marş” anlamında “La Marseillaise” olarak kalıyor.) 

İşin bir de ekonomik boyutu var tabii… Bir zamanlar kendine rakip olarak Paris’i gören Marsilya bugün artık öyle bir rekabete girişecek çapta değil. Ekonomisi kırılgan. Değişen ticaret yolları, şehrin sanayileşme hamlesinde kuzeydeki Lyon’dan geride kalması, teknolojiye bağlı işçi ihtiyacındaki azalma kaynaklı işsizlik gibi nedenlerle eski güçlü Marsilya’dan eser yok.

Bitirmeden… Bu yılın şubatında Lyon-Marsilya gerilimine tuz biber eken bir başka gelişme daha yaşandı. Lyon’da çıkan çatışmada 23 yaşında, aşırı sağcı görüşleriyle bilinen Quentin Deranque isimli genç sol gruplarla çıkan çatışmada öldürüldü.

Deranque’nin ardından yürüyenler arasında büyük OL taraftar grupları da vardı. Cinayetin sorumluları Marsilya’dan değildi belki ama “aşırı sol” olarak mimledikleri OM’ya karşı öfkeleri daha bir bilenmiş oldu.

İşte böyle… Guendouzi öfkelenmesin de ne yapsın? Fransa’da doğmuş, Lyon tribünlerinin bir kısmı tarafından Fransız olarak görülmüyor. Yetiştiği şehrin takımına ve taraftarlarına “terörist” diye bakılan bir tribünün karşısına çıkıyor. Maymun sesleri, Nazi selamlarıyla karşılanıyor. “Pis Mağripliler, defolun bu ülkeden” sesleriyle işini yapıyor, doğduğu topraklarda.

Guendouzi’nin öfkesi sadece sahada olanlara da değil. Sokağa, ekonomiye, siyasetçilere, kendilerine dayatılan yaşama öfkeli belli ki… Ve ezilmeyi reddedenlerin maruz kaldığı şiddete.

O yüzden yerimiz Guendouzi’nin haklı öfkesinin yanıdır.

İyi haftalar.

 


T24’ÜN ARKASINDA HİÇBİR GÜÇ YOK; TEK GÜÇ SİZ OLUN, REKLAMSIZ T24’E ABONE OLUN

İlgili İçerikler