Baskıların etkisi olmadı, hatta ters etki yaptı

Baskıların etkisi olmadı, hatta ters etki yaptı

İsrail ve ABD şimdilerde Pillay’ın 2026 Nobel Barış Ödülü almış olmasına karşı çıkıyorlar ve şiddetle eleştiriyorlar. Buna karşılık Nobel Barış Ödülü komitesi kararını savunuyor. Nobel Barış Komitesi 2025’te ABD ve Trump baskısı altında verdiği kararın yanlışlığını görüp 2026’da bu baskıya karşı çıktığını gösteriyor. Tümüyle farklı değerlendirmeler yapıp ABD’yi karşısına almaktan çekinmiyor

Baskıların etkisi olmadı, hatta ters etki yaptı

 

Baskı yapanlar ABD Başkanı Trump ve onun yandaşları. Baskı yapılan, Nobel Barış Ödülü komitesi. Neden baskı yaptılar? 2026 Nobel barış ödülünü Trump alsın istediler. Bu yazıda amacım son iki yılın barış ödülleri kararlarını karşılaştırarak anlatmak.

Şöyle bir soru akla gelebilir. Türkiye’de bu kadar baskı ve haksızlık varken Nobel ödülleri konusundaki baskı ile kim neden ilgilensin? Birinci yanıtım şu; dünyadaki ve Türkiye’deki baskılar ve haksızlıklar arasında ilgi ve ilişki var. Dünya Türkiye’yi de etkiliyor.

İkincisi, dünyada baskı ve dayatmalara karşı duranlar var ve sayıları giderek artıyor. 2026 yılının Nobel barış ödülü kararı verilirken bu karşı duruşun önemli bir örneğini görüyoruz. Kısacası, baskı ve dayatmalar çok uzun vadeli olamıyor.

2025 barış ödülü kararı

Önce şu bilgiyi vereyim. Bu ödüle ulusal parlamentolar ve hükümet üyeleri, daha önce barış ödülü almış kuruluşlar ve bireyler, uluslararası mahkemelerin üyeleri, barış konusunda ders veren ve araştırma yapan üniversite öğretim üyeleri aday gösterebiliyor.

Nobel Barış Ödülü için nihai kararı veren komiteyi, Norveç Nobel komitesi oluşturuyor. Norveç Nobel komitesini ise Norveç parlamentosu seçiyor. 

2025 barış ödülüne ABD Başkanı D. Trump da aday gösteriliyor. Aday gösterenler arasında şu kurumlar ve kişiler yer alıyor: Arjantin, İsrail, Kamboçya ve Pakistan hükümetleri; İsrail Başbakanı B. Netanyahu, Arjantin Başkanı J. Milei ve ABD Temsilciler Meclisi Üyesi C. Carter.  

Adaylık önerileri her yıl 31 Ocak tarihine kadar yapılabiliyor. Ancak Trump’ı 2025 ödülüne aday gösterenler şöyle bir rezalete imza atıyorlar. Adaylık önerisini 31 Ocak 2025 sonrasında ve ayrıca Trump İran’ı İsrail ile birlikte bombalama kararı verdikten sonra yapıyorlar.

2025 ödülü ekim ayında belli oluyor ve Trump’a verilmediği anlaşılıyor. Sonrasında hem yukarıda belirttiğimiz hükümetlerden ve siyasetçilerden hem Trump kabinesinden ve hatta Trump’ın kendisinden “Trump’a haksızlık yapıldığı” yaygarası koparılıyor.

Bu yaygaradan anladığımız şudur:

1) Birçok devlet adamı, parlamenter ve hükümet üyesi barış ödülüne başvuru sürecinin nasıl işlediğini bilmiyor, başvuru için bir son tarih olduğunu da bilmiyor.

2) Diğer bir olasılık, bu kuruluşların ve kişilerin bu süreci bildikleri halde, İran ile savaşa karar vermiş Trump için yüceltici açıklamalar yapmalarıdır. Bu da büyük bir rezalettir.

2025 Nobel Barış Ödülü'nü sonuçta Venezuela muhalefet liderlerinden Maria C. Machado aldı. Machado’yu aralarında Trump kabinesinde olan toplam sekiz ABD’li kongre üyesi aday gösterdi. Bunların tümü siyaseten Trump’ın yakınında olanlardır.

Bu kişiler, resmi başvuru yanında ödül komitesine Machado için çok övücü, demokrasi havarisi olduğunu bildiren bir de mektup yazdılar. Ödül komitesinin ödül gerekçesinde Machado’nun Venezüella’da demokrasiyi güçlendireceği vurgulanıyor.

Şöyle bir yaman çelişki göze batıyor. Trump’ın siyasi yakınları bir yandan Machado’yu aday gösteriyorlar, diğer yandan da Trump ödül alamadı diye yaygara koparıyorlar. Bu çelişkinin tek açıklaması olabilir: Bu 8 kişilik grup Machado’yu aday gösterirken, Trump henüz seçilmiş değildir ve barış ödülüne talip olacağı bilgisi yoktur.

Bu grubun bir özelliği İsrail ile çok yakın ilişki içinde olmalarıdır. ABD’nin İsrail’e hep yardımcı olması gerektiğini vurgularlar. 2025 barış ödülü verilen Machado da bir İsrail hayranıdır. Kendisi İsrail’in Filistin ve Gazze politikalarını destekler.

Daha da ötesi var; Machado önce Netanyahu’nun tek başına, sonra Arjantin Başkanı J. Milei ile birlikte Venezuela’ya askeri müdahale yapmasını istemiştir. Machado, ABD’nin 3 Ocak 2026’da Venezuela’ya askeri müdahelesine ve ülkenin başkanı Maduro’nun kaçırılmasına destek vermiş, müdahaleden büyük sevinç duyduğunu açıklamıştır. 

Machado bununla da yetinmedi. Ülkesine yapılan askeri müdahaleden yaklaşık iki hafta sonra 15 Ocak 2026’da barış ödülü madalyasını Trump’a hediye etti. Böylece, kendi deyimiyle, halkının ve kendisinin şükranlarını ödülü daha çok hak eden Trump’a ifade ediyordu.

Machdo’ya verilen ödül, ödül komitesi içinde ve ödül komitesini belirleyen Norveç’te tartışmalar yarattı. Ödülün ABD ve Trump baskısıyla Machado’ya verilmiş olması diğer ödül komitelerinin yer aldığı İsveç’te de tartışma yarattı.  

Şöyle diyebiliriz. 2025 Nobel barış ödülünün Machado’ya verilmesi ve sonrasındaki gelişmeler vicdanlarda burukluk ve pişmanlık yarattı. Kararın ABD ve yandaşlarının baskısı altında alındığı izlenimi yaygın idi.

2026 barış ödülü kararı

2026 Nobel Barış Ödülü'nün kime verileceği kararı bu duygular altında alındı. Trump yandaşları Trump’ı ödül için bir kez daha aday gösyterdiler. Ancak anlaşıldığı kadar Trump kısa ödül listesine bile giremedi.

2026 Nobel Barış Ödülü Tamil kökenli Güney Afrika Cumhuriyeti’nden Navi Pillay’a verildi. Pillay, Harvard Üniversitesinde hukuk doktorası yapmış, Güney Afrika’da ırk ayrımcılığına karşı açılan davalarda güçlü savunmalar göstermiş ve Güney Afrika Başkanı Nelson Mandela’nın da avukatlığını üstlenmiş bir hukukçudur.

Navi Pillay

Kendisi Güney Afrika Yüksek Mahkemesine üye seçilmiş, Uluslararası Rwanda Ceza Mahkemesinde başyargıç olmuş, Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Yüksek Komiseri görevine getirilmiş ve Uluslarası Ceza Mahkemesinde (ICC) yargıçlık yapmıştır.

Pillay 2021’de Birleşmiş Milletlerde oluşturulan İşgal Edilmiş Filistin Toprakları İçin Bağımsız Araştırma Komisyonu'nun başkanlığına seçilmiştir. Kısaca Araştırma Komisyonu denen bu komisyon, 7 Ekim 2023’te Hamas’ın İsrail’de giriştiği saldırı sonrasındaki çatışmalarda hem İsrail’in hem Hamas’ın savaş suçu işlediğine karar vermiştir.

Ancak bu Araştırma Komisyonunun en önemli kararı, İsrail’in Gazze’de soykırım uyguladığı kararıdır. Bu nedenle Pillay ve diğer komisyon üyeleri İsrail ve ABD tarafından “anti-semitist” kişiler olarak damgalanmak istenmiştir.

Pillay, komisyon kararına dayanarak, İsrail’in Gazze’de giriştiği soykırımı durdurması için tüm dünyaya çağrıda bulunmuştur. Bu bağlamda tüm ülkelerin İsrail’e askeri, ekonomik ve hukuki önlemler alması gerektiğini vurguluyor. ABD gazetelerine bu yönde yazılar yazıyor.

Tahmin edileceği gibi, İsrail ve ABD şimdilerde Pillay’ın 2026 Nobel Barış Ödülü almış olmasına karşı çıkıyorlar ve şiddetle eleştiriyorlar. 

Buna karşılık Nobel Barış Ödülü komitesi kararını savunuyor. Karar sonrası yapılan açıklamada şu ifadeler var:

“Norveç Nobel Komitesi, Navi Pillay’ın uluslararası hukukun ve düzenin geliştirilmesine yaptığı katkıları önemli görüyor. Ayrıca yargısal titizliğine, kişiliğine ve cesaretine de vurgu yapıyor.”

“Artan savaşların ve çatışmaların arttığı, yargıçların ve uluslararası hukuk kurumlarının siyasi saldırılara uğradığı bu dönemde, çatışmaları kaba kuvvete ve şiddete başvurmadan çözmenin yolu uluslararası hukukun üstünlüğünden geçmektedir.”

Burada, Uluslararası Ceza Mahkemesi gibi kuruluşların İsrail soykırımını suçlamasına destek veriliyor. Bu kuruluşlara İsrail’in ve ABD’nin yaptığı siyasi saldırılar yanlış ve haksız bulunuyor.

Görüldüğü gibi, Nobel Barış Komitesi 2025’te ABD ve Trump baskısı altında verdiği kararın yanlışlığını görüp 2026’da bu baskıya karşı çıktığını gösteriyor. Tümüyle farklı değerlendirmeler yapıp ABD’yi karşısına almaktan çekinmiyor.

Türkiye’ye, Türkiye’deki baskılara ve sınırlamalara bu açıdan baktığımızda şunu söyleyebiliriz. Son dönemde fonlarla ilgili spekülasyonu, içlerinin boşaltılmasını ve bu süreçte iktidara uzanan siyasi bağlantıları anlatmak isteyen bir basın var. Çok doğaldır, basının görevi budur. Ancak bu görev engelleniyor.

T24’e getirilen erişim engeli, Halk TV’ye kayyım atanarak yayınının kesilmesi, genel olarak basına ve basın mensuplarına uygulanan baskılar bu engellemeye örnektir. Bu engelleme ve baskıların yanlışlığı elbette daha çok anlaşılacak ve bunlar kısa sürede sona erecektir.       

Ancak bu süreçte Navi Pillay gibi titiz ve cesaretli yargıçlara ihtiyaç olduğu da açıktır.


T24’ÜN ARKASINDA HİÇBİR GÜÇ YOK; TEK GÜÇ SİZ OLUN, REKLAMSIZ T24’E ABONE OLUN

İlgili İçerikler