Arjantinli arkadaşıma / meslektaşıma “İspanya – Arjantin maçı ne olur?” diye sormuştum. Şaşırtıcı bir yanıt verdi: “Sonucu bilemiyorum ama, Arjantin yenilse sevineceğim.” Sordum: “Neden?”
“Çünkü biz yendikçe bize karşı diğer ülkelerin nefreti yükseliyor. Bu durum hiç hoşuma gitmiyor.” Bu açıklamayı kabul etmedim: “İyi ama final maçı oynayacağınıza göre İspanya da hep yeniyor demektir. Onlara da mı nefret yükseliyor?”
“Bilmem, belki başka nedenler de vardır. İstisnalar dışında büyük çoğunluk İspanya’ya sevgiyle bakıyor, onlar yensin istiyor.”
Bu saptama doğru bence. Benim gözlemime göre de İspanya’ya daha fazla sevgi var. Nedenini merak ettim. Konuyu diğer bir Arjantinli meslektaşıma da sordum. Şöyle dedi; “Diğer Latin Amerika ülkeleri bile bize nefret duyarlar. Birçok nedeni var.”
Arkadaşım birkaç tarihsel olay aktardı. Ama bu açıklama ile yetinmedim, biraz araştırdım. Tarihsel olaylar var evet, ama bugünlerde bile yaşanan bazı olaylar Arjantin’e olumsuz bakışlar getiriyor. Nedir bunlar?
Arjantin’i bir kıstas, bir ölçü olarak alırsak Türkiye bu bakımdan nerede duruyor? Bu yazının amacı asıl olarak Arjantin nefretini açıklamaktır. Türkiye ile ilgili de kısa bir açılamam var.
Arjantinliler dışındaki Latin izleyiciler Arjantin’in rakiplerini destekliyor
Arjantin’in 2022 Dünya Kupası'nda ve 2026 Dünya Kupası'nda oynadığı önceki maçlarda da görülmüştü. Ancak Arjantin’in 15 gün önceki Yeşil Burun (Cape Verde) ve 4 gün önce oynadığı İngiltere yarı final maçında olay artık çok dikkat çekti.
Kupadan elenmiş Latin Amerika ülkelerinin taraftarları Arjantin yerine çoğunlukla rakip takımı destekledi. Tarafsız bile kalmadılar. Arjantin’e karşı takınılan bu olumsuz tavrın arkasında ne vardı acaba? Ayrıca konu Latin izleyicilerle sınırlı değildi.
İngiltere-Arjantin maçının oynandığı saatlerde ABD’deki “Seçilmiş Latin Yöneticiler Ulusal Birliği” üyelerinin geleneksel toplantısı/konferansı vardı. Bu konu orada da gündem oldu. Çoğunluğu ulusal ve yerel idarelerde etkili yönetici olan Birlik üyelerine şöyle bir jest yapılmıştı.
İsteyen yöneticiler Dünya Kupası'nda destekledikleri ulusal takımın formasını düşük bir fiyata satın alabiliyor ve hatta toplantıda giyebiliyordu. Forma satışından ve giyilen forma dağılımından şöyle bir sonuç çıkıyordu.
Arjantin forması giyen neredeyse yoktu. Buna karşılık bu Latino üyeler toplantısında İngiltere forması alanlar ve giyenler vardı. Açıkça, Arjantin’e karşıtlık, hatta bir nefret ifadesi görülüyordu.
ABD kaynaklı Politico dergisi bu konuyu bazı birlik üyelerine sordu. California’da orta ölçekli bir şehrin belediye başkanı ve Meksika kökenli bir üye şöyle dedi. “Bu Arjantinliler Latinlere benzemiyor ki. Bunlar hep Avrupalı olma ve görünme özentisi içindeler. Elbette bunları değil İngiltere’yi destekliyorum.”
İngiltere maçında Kolombiya’lı bir izleyici şöyle demişti: “Arjantinliler kendilerini beyaz Avrupalı olarak görüyor ve yerlilerle ve Afrika kökenlilerle karışmış diğer Latin kişilere ve ülkelere tepeden aşağılayıcı biçimde bakıyorlar. Bu nedenle ben, Perulu ve Uruguaylı arkadaşlarımla İngiltere’yi tutuyorum.”
Latin Yöneticiler Birliği konferansındaki bir başka yönetici şöyle diyordu: “Arjantin, 2. Dünya savaşı sonrasında birçok Avrupalı mülteci kabul etti. Bunlar içinde önemli sayıda Nazi kalıntısı da vardı. Nazilerin bazıları sonra İsrail tarafından telef edildi.”
İşin ilginç yanı Arjantin, Avrupalı ve beyaz diye olmalı, Avrupa’dan Yahudi mültecileri de kabul etti. Büyük ve ayrı bir Yahudi mahallesi oluştu.
Bazı Latin kökenlilerin görüşleri için kaynak olarak kullandığım Politico yayını (gazete ve web sitesi) konusunda bilgi vermeliyim. Bu konuda hassas davranıyorum, çünkü basın yayın organları bazı grupların görüşlerini yansıtıyor olabilirler. Elbette bağımsız kalmaya çalışanlar da var.
Nitekim Politico, 2007’de bağımsız bir ABD yayın organı olarak bir yatırımcının finansmanı ile ve Washington Post’tan iki gazetecinin idaresinde kuruluyor. Ancak 2021’de Alman Springer Verlag tarafından 1 milyar dolara satın alınıyor.
Springer Verlag için iki önemli bilgi vereyim. Birincisi Almanya’nın ve Avrupa’nın en büyük basın-yayın kuruluşlarından birisi. Bünyesinde çok etkili Bild ve Die Welt gazeteleri / yayınları var. Başta en çok satan Bild olmak üzere bu yayınlarda çalışanların Avrupa Birliğini, serbest piyasa ekonomisini ve en önemlisi İsrail’i desteklemeleri isteniyor.
Bild’in, Almanya’da ortalama vatandaşın görüşünü ve siyasilerin kararlarını önemli ölçüde etkilediği biliniyor. Der Spiegel dergisi, Bild’in Almanya’yı yanlış yöne sürüklediğini, Netanyahu propagandası yaptığını ve halka İsrail soykırımını destekleyen yanlış haberler verdiğini söylüyor.
Arjantin’de beyaz ve Avrupalı saplantısı ve soykırımlar
Arjantin’de beyaz ve Avrupalı olma saplantısının tarihçesi var. Arjantin hükümetleri, 1816’da bağımsızlık ilanından sonra Avrupalı göçmenlere işlenecek toprak verme kampanyası başlatıyor. Hem de Şili ile yarış halinde.
Arjantin ve Şili, Patagonya gibi güneydeki tarıma açılmamış ve kendilerinin olmayan toprakları işgale başlıyorlar. Ancak o toprakların yerli sahipleri var. Yerliler de topraklarını bırakmayınca, öldürülerek, esir alınıp sürülerek ve hatta aç bırakılarak soykırıma uğratılıyorlar. Bu ilk soykırımlar 1870-1885 arasında oluyor.
Sonra 1920’lerde ikinci bir dalga daha başlıyor. I. Dünya Savaşı sonrasında ülkeye göçen Avrupalılara yeni topraklar vermek için bu kez kuzeydeki eyaletler yerlilerden temizlenmeye başlanıyor. Bu temizleme birçok alanda yapılıyor ve kimine göre katliam, kimine göre soykırımdır. Bu etnik temizlik 2020’de soykırım olarak resmen kabul ediliyor ama herhangi bir tazminat veya gönül alma bile yoktur.
Önemli bir soykırım alanı Chaco eyaletindeki Napalpi’dir. Burada Temmuz 1924’te binlerce yerli öldürülüyor, esir alınıp sürülüyor ve aç bırakılıp ölüme terkediliyor. Böylece üstün beyazlar insan olarak bile görmedikleri yerlileri yok ediyorlar.
Bir soykırım da II. Dünya Savaşı sonrasında Ekim 1947’de tarım alanı dışında yaşanıyor. Çok düşük ücretlerle büyük çiftliklerde çalışan yerliler, bir şeker fabrikasının biraz daha yüksek ücret verme sözünü dikkate alarak burada çalışmaya başlıyor.
Ancak fabrika açıkladığı ücretin yarısını bile vermiyor. Konuşmalar, görüşmeler sonuç getirmiyor ve yerliler çalışmayı bırakıyor. Beklendiği gibi kendilerine başkaları da iş vermiyor. Bunun üzerine binlerle daha büyük bir şehre yürümeye başlıyorlar.
Bu yürüyüş sırasında açlıktan ve salgın hastalıktan çok sayıda yerli ölüyor. Aylar sonra büyük şehre varıyorlar. Ama bu kez de şehir halkı bunlardan şikayetçi oluyor. Bölgeye otomatik silahlı önemli bir jandarma gücü sevkediliyor.
Bir söylenti çıkıyor; “yerliler bir beyaz hristiyanı öldürdü” diye. Bunun üzerine jandarma ve şehrin beyazları yerlilere saldırı başlatıyorlar. Birkaçı dışında büyük bölümü ölüyor. Kucağında bebeği olan kadınlar dahil.
Bu dönemde iktidarda Juan Peron var. Soykırımı yapan jandarma komutanı “silahlı yerliler bize saldırdı” diye rapor veriyor. Bu soykırım için de Arjantin hükümeti herhangi bir tazminat ödemesi yapmamıştır.
Bu noktada çok kişinin sorduğu şu soruyu hatırlatayım: Tüm Latin Amerika ülkeleri futbol takımlarında Afrika kökenli oyuncular var. Neden Arjantin takımında yok? Bu sorunun yanıtı daha acıklı bir soykırım hikayesine götürüyor.
1800’lerin başında Buenos Aires’de nüfusun üçte biri Afrika kökenli kölelerden oluşuyor. Bazı şehirlerde bu oran yüzde 50’yi buluyor. Sonraki yıllarda kölelik kaldırılıyor. Ancak sözde.
Sonra İspanya ve İtalya başta olmak üzere Avrupa’dan göç başlayınca Afrikalı işgücüne ihtiyaç da azalıyor. Diğer yandan 1868-1874 döneminde başkan olan Domingo Sarmiento “Afrikalı siyahlara ihtiyacımız yok” politikası izlemeye başlıyor.
Sarmiento, Afrika kökenli Arjantinlileri eritmek üzere şu önlemleri alıyor: (i) Paraguay ile yapılan savaşlarda bu grubu bilerek en önde savaşa sürüyor ve grup onbinlerce zayiat veriyor. (ii) Bu grup belli alanlarda iskan ediliyor ve salgın hastalıklarda özellikle tedavi edilmiyor. (iii) Bu gruba iş de verilmediği için grup mensupları yoksulluktan ve açlıktan kitleler halinde ölüyor.
20. Yüzyıl başında Arjantin’de artık çok az Afrika kökenli kalıyor. Bunlar da nüfus kayıtlarında gösterilmiyor. Arjantin hükümetleri bu grubun varlığını inkar bile ediyor. Halbuki Arjantin’in çok öğündüğü Tango dansının Kongo’dan gelen Afrikalıların dansı olduğu biliniyor. Ama Kongolular beyaz Avrupalı değil.
İşte bu Arjantin’in parlamentosu, 1993’te “beyaz” Avrupalıların girişimi ve hükümetin önerisiyle, bir soykırım kararı alıyor. Nasıl? Kararda “1915’te Osmanlı hükümeti Ermeni soykırımı yapmıştır” diyor.
Şimdi yerli, Afrika kökenli ve melez nüfusun hemen her Latin ülkesinde yüzde 50’yi aştığını düşünelim. Bu ülkelerden gelen futbol izleyicileri Arjantin’e sevgi duyar mı?
Türkiye Cumhuriyeti’nin (TC) tarihi Ajantin ile karşılaştırıldığında çok masum kalır. Aslında TC, mazlum bir halkın mazlum cumhuriyetidir. Ancak bu mazlumluk yeterince savunulmuş, hatta anlatılmış değildir.
Tersine, “bir gece ansızın gelebiliriz” söylemleri, Mehter Takımı gösterileri ile mazlumluğun bir yana atılması göze batıyor.
Şimdiki zaman ve Trump
Bugüne dönelim. Arjantin’i nefretlik kılan başka önemli nedenler de var.
Arjantin’in 2024 sonunda seçilen Başkanı Javier Milei, bir Donald Trump hayranı olduğunu çok sık ifade ediyor. Karşılığını da alıyor. İktidara geldiğinde Trump’ın da baskısıyla önce IMF’den sonra Dünya Bankasından büyük kaynaklar sağladı.
Milei ayrıca İsrail’e ve yahudiliğe hayran olduğunu söylüyor. Bunun da karşılığını aldı, alıyor. 2025 yazında uyguladığı enflasyonu düşürme programı iflas etmişken, Trump bir kez daha devreye girdi ve ABD hazine kaynaklarından swap işlemi ile 22 milyar dolar sağladı.
Sonuçta Milei kaybedeceği kesin olan ara seçimi kazandı, ama büyük farkla da değil.
Şimdi; soykırımcı İsrail hayranı ve bu İsrail’in destekçisi ABD Başkanı Trump’ın daha da çok hayranı bir başkanın yönettiği Arjantin’e kim sevgi gösterir?
Arjantin’in karşısındaki İspanya, tüm kolonyal geçmişine karşılık, neden sevilmesin?
Türkiye hükümeti ve Cumhurbaşkanı Erdoğan, ABD ve Trump’a Arjantin gibi yaklaşmaya çalışıyorsa, mazlum geçmişine karşılık tepki toplamaz mı?


