Bu yazıda açıklamaya çalıştığım şudur; iktisatta, siyasette ve jeostratejide nüfus hareketleri hiç hafife alınmamalı. Bu hareketler dikkatle izlenmeli, kısa ve uzun vadeli etkileri incelenmelidir.
Şöyle de diyebiliriz. Geçmişte ve bugün Anadolu, Girit, Kıbrıs, Balkanlar ve elbette Filistin’deki gelişmeler nüfus hareketleri konusunda önemli dersler içeriyor. Bu yazıda Girit ve Kıbrıs’ı ele alıyorum.
Bu bağlamda Mustafa Kemal'in Girit’te Türklere-Müslümanlara bir konuşma yapıp ağladığını belirtiyorum. Yunanların Anadolu macerasında büyük bir göç planlaması yaptığını kısaca da olsa açıklıyorum.
20 Temmuz 2026’da Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nde Barış ve Özgürlük Bayramı, 1974 Kıbrıs Barış Harekatı’nın 52. yıldönümünde kutlandı. Bu bayramdan 10 gün önce Avrupa Parlamentosu (AP) 1974 Barış Harekâtı ile ilgili bir karar aldı.
Kararın temelinde “1974 Müdahelesinin Kıbrıslı Kadınlar ve Kız Çocukları Üzerinde Etkileri” başlıklı bir rapor vardı. Türkiye’yi, KKTC’yi ve silahlı Türk güçlerini suçlayıcı bu rapor elbette AP’nin bir Yunan parlamenteri raportörlüğünde hazırlanmıştı.
Zamanında raportörün kimliğini öğrenenler, nasıl bir rapor ve karar çıkacağını hemen anlamıştı. Bizim hükümet ve AP parlamenterlerimiz de anladılar ve itiraz ettiler mi bilmiyorum. Ama itirazlarını ancak rapor çıktıktan sonra duyduk.
AP raporu ve kararı, 250 yıldır ortaya çıkan raporların ve kararların tekrarı gibidir. Bunlar, Yunan hâkim politikasının 250 yıldır vazgeçmediği “Megali İdea” (Büyük Düşünce veya Büyük Yunanistan) hayalleri ile beslenen girişimlerin sonuçlarıdır.
Yunan sağının şekillendirdiği bu Megali İdea politikası, batılı büyük güçlerin desteği ile ilk önemli kazanımını Girit’te sağladı. Bunun da etkisiyle Anadolu’da, İzmir’den başlayarak yine aynı güçlerin ittirmesiyle büyük bir girişimde daha bulundu. Bu çerçevede açıkladığım gibi bir de nüfus hareketi planlaması yaptı.
Anadolu’yu işgal girişimi hüsranla bitti ama, Megali İdea’cılar yılmadı. Bir başka girişim 1950’lerden başlayarak Kıbrıs’ta oldu. Kıbrıs’taki girişim 1974 Barış Harekâtı ile durduruldu ama zaman zaman hamleler yapıyor.
Girit, Balkanlar, Anadolu ve Kıbrıs’ta görüldüğü gibi, nüfus hareketlerini önemli Türk katliamları, soykırımları izledi. Örneğin en son Kıbrıs’ta yüzlerce Kıbrıslı Türk öldürülüp toplu mezarlara atıldı. 1974 harekâtı olmasaydı onbinlerce Türk’e daha soykırım uygulanacaktı. AP bunu dikkate almadı.
Osmanlılar Girit’i nasıl kaybetti?
Girit’in yönetimi 395 yılında Doğu Roma veya Bizans’a, 1204’te Venediklilere geçti. Bu dönemde ada nüfusu, en büyüğü Yunanlar olmak üzere Venedikliler, Cenevizliler gibi Akdeniz topluluklarından oluşuyordu. Türkler ve müslümanlar henüz ortada yoktu.
Osmanlılar Kıbrıs’ı 1571’de aldı. Venedikliler böylece Akdeniz’de önemli bir ticaret adasını kaybetti, Girit’i de kaybetmek üzerelerdi. Osmanlılar, sıradaki Girit’i almak üzere önce 1645’te girişimde bulundu. Adanın bir bölümünü ele geçirdiler.
Ancak başkent Kandiya (Candia) bölgesi yıllarca direndi. Direniş tümüyle 1669’da kırılabildi ve ada Osmanlı idaresine girip vilayet oldu. Böylece Venedikliler devlet olarak hızla eridiler.
Anadolu’dan Girit’e devlet organları öncülüğünde ve onların desteği ile önemli bir nüfus hareketi oldu. Bu arada bazı Ortodoks Yunanlar vergi avantajları ve evlilik gibi nedenlerle Müslüman oldular.
Yapılan tahminlere göre 1700’lerde toplam Girit nüfusunun yüzde 50-60 arasında bir oranı Türk ve Müslümanlardan oluşuyordu. Geri kalan yüzde 50-40 içinde en büyük grup Ortodoks Yunanlardı. Sonra da Katolikler geliyordu.
İngiltere, Fransa, İtalya ve Rusya’nın destek ve cesaretlendirmesi ile 1821’de Yunanistan’ın Mora yarımadasında Osmanlıya karşı isyan başladı. Yıllarca süren bu isyanda silahsız 30-40 bin arasında sivil Türk-Müslüman öldürüldü.
İlginç olan, bu isyan öncesinde ve sırasında Girit’e erkeklerden oluşan önemli bir Yunan göçü organize edildi. Bu göçte yer alan Yunanların örgütlediği terör eylemleri ve Türk-Müslüman katliamı başladı. Çaresiz, Girit Türkleri-Müslümanları yüzbinleri bulan sayılarla önce Anadolu’ya, sonra Lübnan ve Mısır gibi ülkelere de göçtüler.
1881’de yapılan sayıma göre adadaki Türk-Müslüman nüfus oranı toplam nüfus içinde yüzde 24’e düşmüştü. Varılan anlaşma uyarınca Girit’i önce bir süre “Hristiyan Paşalar” yönetti. Sonra adaya özerklik verildi. Sonra da Girit Devleti oluştu.
Mustafa Kemal 1908’de bir Osmanlı subayı olarak Libya’ya savaşa katılmaya gidiyordu. Kendisini taşıyan gemi Girit’te durup mola verdi. Adadaki Türkler ve Müslümanlar bunu duyunca gemiye doğru marşlar söyleyerek yürüdüler.
Bunu gören Mustafa Kemal kalabalığa hitaben moral vermeye çalışan bir konuşma yaptı.
Mustafa Kemal'in de halkın da bu olayda gözyaşı döktüğü söylenir. Sanırım bu konuşma ile bir Osmanlı subayı olarak Mustafa Kemal Osmanlı devletinin çöktüğünü görüyor ve çok üzülüyordu.
Toplanan halk da devletin çöktüğünü anlıyor ve bir subay yoluyla bu devlete veda ediyordu.
1908’de Girit parlamentosu Yunanistan ile birleştiğini açıkladı. Uluslararası tanınma olmadı. Ancak Osmanlının Balkan savaşlarında yenilmesinden sonra adanın Yunanistan ile birleşmesi kabul edildi.
Megali İdea Anadolu’ya ve Kıbrıs’a hamle yapıyor
Girit’te ve Balkan savaşlarında Osmanlıyı yenilgiye uğratan Megali İdea, 1919’da gözünü Anadolu’ya dikmiş ve ordusunu İzmir’e çıkarmıştı. Çok çarpıcı olan ve genellikle belirtilmeyen bir gelişme şuydu: Yunan devleti, İzmir’e çıkmadan ve çıkarken Ege adalarındaki, Anadolu’nun Ege kıyılarındaki ve hatta İç Anadolu’daki Rum nüfusu İzmir ve yakın çevresine toplamaya çalışıyordu.
Bu plandan Osmanlı devleti giderek haberdar olmuştu, ancak etkin önlemler alamıyordu. Yalnızca, Rum nüfusun nerelere toplandığını saptamaya çalışıyordu. Şöyle bir plan olduğu düşünüldü.
Yunan askeri güçleri İzmir ve çevresinde uzun süre kalacak ve nüfus çoğunluğu bizde diyerek bir plebisit ile o bölgenin Yunanistan’a bağlanmasını talep edeceklerdi. Yani Yunan planı, Anadolu’nun bir bölümünü ilhak etmekti. Ama plan tutmadı.
Anadolu’da hüsrana uğrayan Megali İdea, 1950’ler başından itibaren Kıbrıs Türklerine karşı hamle yapmaya başladı. Önce İngilizlerin de göz yumması ile Kıbrıslı Türklerin Rumlara göre giderek yoksullaşmasına izin verdi.
Yoksullaşan Türkler borçlandılar ve daha sonra da topraklarını satmaya başladılar. Hatta bazıları öyle bir noktaya geldi ki, Kıbrıslı öğretmen ve araştırmacı yazar Neriman Cahit’in “Araplara Satılan Kızlarımız” kitabında aktardığı gibi, gencecik kızlarını zengin sandıkları Araplara satmaya başladılar.
Rumlar, Türklere karşı terör eylemlerine başladılar, toplu katliamlar, soykırımlar yaptılar. Katledilen Türklerin cesetleri toplu mezarlarda bulundu. Yoksulluk, toplu katliamlar ve diğer sıkıştırmalarla Kıbrıslı Türkler göçe zorlanıyordu.
İlginç olan gelişme, bu saldırılardan önce ve saldırılar sırasında Yunanistan’dan Kıbrıs’a önemli bir göç dalgasının olmasıydı. Kıbrıslı Türklerin toplam nüfus içindeki payı yüzde 27-28’den yüzde 20 dolayına indi.
Katliamlar 1974 harekâtı ile durdurulabildi. Nüfus dengesizliğini ve bu dengesizliğin daha da bozulacağını farkeden Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, Kıbrıs içinden eleştirlere karşılık, Türkiye’den göç istedi.
Şimdi bir soruya kısa bir yanıt verelim. Kıbrıs Türklerinin devleti olarak kurulan KKTC, sürdürülebilir bir yapıya kavuştu mu? Devlet organlarının oluşması ve işleyişi bakımından büyük ölçüde evet. Ancak ekonomik olarak hala önemli sorunları var.
Prof. Dr. Vedat Yorucu bu konuda şöyle diyor:
“KKTC ekonomisi yıllardır devam eden yapısal sorunlarından kurtulmuş değildir. Enflasyon ve bütçe açığı, artan kamu borç stoğu, kayıt dışı ekonomi KKTC ekonomisinin en temel sorunlarıdır. Buna rağmen KKTC yönetimi yanlış politikalara devam ediyor. T.C. hükümetleri de sessiz kalarak ve mali kaynak aktarmaya devam ederek bu yanlışlara ortak oluyor.
Bir önemli sorun da asgari ücret belirlenmesinde var. Asgari ücret bugün itibarıyle Türkiye’de 550-600 Euro aralığında gerçekleşirken (577 Euro), KKTC’de bu ücret GKRY’nden de daha yüksek ve net 1,130 Euro’nun üzerindedir. Çok daha yüksek ortalama geliri olan Rum kesimi ile KKTC’nin asgari ücretlerinin böyle farklı olması, GKRY’ye kayan talebin temel nedenlerinden biridir.”
T24’ÜN ARKASINDA HİÇBİR GÜÇ YOK; TEK GÜÇ SİZ OLUN, REKLAMSIZ T24’E ABONE OLUN |


