Tarımda arz şokları ve belirsizlikler

Tarımda arz şokları ve belirsizlikler

Bir kısır döngü yaşanıyor: Üretim ithalat ile rekabet etsin ve tarımsal fiyatlar yükselmesin derken, ithalat ile bir arz ve fiyat belirsizliği yaratılıyor. Bu belirsizlikte tarım üreticisi üretimden geri durmaya başlıyor. Üretimdeki bu gerileme bir arz şoku ve fiyat artışı getiriyor. Bu kısır döngüden çıkmak için öncelikle belirsizlikleri azaltmaya ve üretimi arttırmaya yönelik önlemler alınabilmelidir.

Tarımda arz şokları ve belirsizlikler

Geçtiğimiz haftalarda bazı değerli iktisatçılarımızı kaybettik. Kayıplar içinde en kıdemli hocamız İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi’nden emekli Prof. Dr. Gülten Kazgan idi. 20 Ağustos 2026’da vefat eden hocamız tarımdan ekonomik bunalımlara birçok konuda çalışma ve yayın yaptı.

Prof. Dr. Yücel Candemir ise Gülten hocadan hemen önce aramızdan ayrıldı. Hocamız İstanbul Teknik Üniversitesi’nden (İTÜ) emekli idi. Kalkınma, ulaştırma iktisadı, küresel arz zincirleri ve lojistik ağları üzerinde araştırmalar yaptı, uluslararası çalışma gruplarında yer aldı.

Marmara Üniversitesi’den emekli hocamız Prof. Dr. Aysu İnsel’i ise 17 Haziran 2026’da kaybettik. Aysu Hoca ekonometri ve uluslararası iktisat konularında çalışmalar yürüttü, yayınlar yaptı. Görece genç yaşta yitirdiğimiz hocamız, bazı uluslararası komisyonlarda görev almıştı. 

Gülten hocamız doktora tezini ve doçentlik çalışmalarını tarım iktisadı konusunda yapmıştı. Doktora tezi “Tarımsal Gelirin İstikrarsızlığı” üzerine idi. Bu tezden sonra 1957’de Rockefeller Bursu ile ABD’de doktora sonrası çalışmalar için Chicago Üniversitesi’ne gitti.

Bu üniversitede dönemin ünlü tarım iktisatçısı Theodore W. Schultz ile çalıştı. Gülten Hoca bu çalışmaların sonucunda "Türkiye Ziraatında Arz Fonksiyonu" başlıklı doçentlik tezi sundu, 1961’de doçent oldu. Sonra bu çalışmalarını “Tarım ve Gelişme” kitabında biraraya getirdi.

Bu yazıda, Gülten Hoca’nın tarım konusundaki çalışmalarından esinlenerek, Türkiye’de tarımın yerini ve bazı sorunlarını açıklamaya çalışıyorum. Tarımın sorunlarını daha somut olarak ele almak için iki üründeki, muz ve çilekteki arz şoklarını ve fiyat hareketlerini ele alıyorum.

Aşağıda şu sonuca vardım: Tarımdaki fiyat ve üretici geliri istikrarsızlığı bundan 60-70 yıl önce olduğu gibi devam ediyor. Bu durum Türkiye için önemli bir ekonomik ve sosyal istikrarsızlık kaynağıdır. İç ve dış göç dahil bazı gelişmeleri açıklar.

Türkiye’de tarımın yeri ve sorunları

Önce biraz geriye giderek, Türkiye ekonomisinde tarımın yerine bakalım. 1960’ta tarım katma değeri Türkiye Gayri Safi Yurtiçi Hasılasının (GSYH) yüzde 38’ini oluşturuyordu. Tarımdaki istihdam ise toplam istihdamın yüzde 75,9’u idi. Türkiye bir “tarım ülkesi” idi. 

Sanayileşme ve şehirleşme ile birlikte tarımın payı giderek azaldı. 1985’e geldiğimizde Türkiye’de tarım katma değerinin payı yüzde 19,7’ye, toplam istihdamdaki payı yüzde 49,4’e gerilemişti. Bu tarihsel gelişme, daha önce sanayileşen ülkeler için de Tablo 1’de açıkça görülüyor.

Tablo 1’de Türkiye dahil 7 ülkenin 2012, 2022 ve 2025 yılları için toplam üretimde yani GSYH’da ve toplam istihdamda tarım sektörü payları yer alıyor. OECD verilerine dayanan Tablo 1 ve Tablo 2 ile ilgili şu önemli saptamaları yapabiliriz. Belirteyim, tüm veriler OECD ve TÜİK kaynaklıdır.

1). Bir sektörde istihdam oranı katma değer oranından büyükse, o sektörde kişi başına katma değer tüm sektörler ortalamasına göre daha düşük demektir. Tablo 1’e göre bir istisna dışında tüm ülkelerde istihdam başına tarım katma değeri sektörler ortalamasından daha düşüktür.  

Tarımda istihdam oranının katma değer oranından düşük olduğu istisnai durum, 2025 yılı için Hollanda’da görülüyor. Hollanda’da zaten söz konusu oran diğer yıllarda da görece yüksektir.

Tablo 1 Tarım Katma Değerinin ve İstihdamının* % Payı

Kaynak: OECD Employment ve OECD National Accounts (2026); TÜİK (2026).
(*) İstihdam içinde ücretliler+işverenler+kendi hesabına çalışanlar+ücretsiz aile işçileri vardır.
(**) 2025 için 2024 yılı değerleri kullanılmıştır.

Tarımda katma değer oranı (KDO)/istihdam oranı (İO) değerleri Tablo 2’nin ilk üç sütununda yer alıyor. Örneğin, Türkiye için 2025 yılında KDO/İO = (5,2/14,0) = 0,371. Eğer bu oran 1 olsa idi, kişi başına tarım katma değeri diğer sektörlerin ortalamasına eşit olacaktı.

Bu değer 1’den küçük olduğuna göre, istihdam başına tarım katma değeri diğer sektörler ortalamasından oldukça düşüktür. Bu sonuç tarımda kişi başına gelirin ve verimliliğin düşük olduğu anlamına da gelir.

Tablo 2 İstihdam Edilen Kişi Başına Tarım ve Sanayi Katma Değeri

Kaynak: Tablo 1; (*) 2025 için 2024 yılı değerleri kullanılmıştır.

2). Tablo 2’nin ilk üç sütununda görüldüğü gibi, bu oran ABD, Almanya ve özellikle Hollanda’da yüksektir. Daha doğrusu, bu ülkelerin tarım sektöründe istihdam başına katma değer, diğer sektörlerin ortalamasına yaklaşıyor.

3). Burada Hollanda tarımına ayrı bir vurgulama yapmamız gerekir. Hollanda tarımı, orta vadeli planlar ve yeni teknoloji ile üretim yapıyor. Hollanda’da tarım fiyatlarında çok dalgalanma da görülmüyor çünkü devlet arz fazlasına olabildiğince izin vermiyor ve müdahale ediyor.

Diğer bir ifade ile Hollanda tarımda en azından iç kaynaklı arz şoklarına izin vermiyor ve müdahale ediyor. Böylece üreticiler, arz belirsizliği nedeniyle üretimi azaltmıyorlar.

4). Tarımdaki KDO/İO oranı Kore, Meksika ve Türkiye’de ise oldukça düşüktür. Demek ki bu ülkelerde tarımda verimlilik diğer sektörlere göre geride kalmıştır.  

5). Bu noktada Tablo 2’nin sonuncu/dördüncü sütununda yer alan sanayideki KDO/İO oranına da bakmak gerek. Tablodan izlenebildiği gibi 2025 yılında en yüksek KDO/İO oranı Kore’de. Kore sanayi üretimi en son teknoloji ile sanayi üretimi yapıyor ve zaten kendisi teknoloji üretiyor.

Kore’de tarımda istihdam başına göreli katma değerin düşük olması, sanayideki istihdam başına katma değerin yüksek olmasından da kaynaklanıyor. 

Kore, Hollanda ve ABD yüksek teknoloji ürünleri ihracatı yapıyor. Meksika teknoloji üretme aşamasında değil. Ancak katma değeri yüksek ihracat yapabiliyor.

6). Tablo 2’de görüldüğü gibi sanayide KDO/İO oranı İtalya ve Türkiye’de düşük. Bu iki ülkedeki sanayide emek yoğun sektörler ağırlıktadır. Teknoloji yoğun ihracatları sınırlıdır. Demek ki bu iki ülkede KDO/İO oranı hizmet sektörlerinde yüksektir. Son olarak bir uyarı: Tablo 2’deki KDO/İO oranlarını ülkeler arası karşılaştırma yapmak için kullanmak uygun olmaz. Bunlar ülke içi sektörel karşılaştırma için uygundur. 

Arz şokları ve muz ve çilek fiyatları

Arz şoklarına örnek olarak muz ve çilek üretimini kullanmak uygun göründü.

1). Muz ve çilek için üretici fiyatları son yıllarda ve özellkle 2026’da düşük kaldı. Bir kilo birinci kalite muzun üretici fiyatı 2025 Haziran-Ağustos döneminde ortalama 45 TL idi. 2026’nın aynı döneminde ise 20-25 TL arasında kaldı. (Anamur Ziraat Odası Başkanlığından aldığım bilgilerdir.)

Bu fiyatlar maliyetlerin çok altında. Yakıt (mazot), gübre, elektrik, ilaç, sulama maliyetleri çok yükselmiş durumda. Üreticilere göre, bir kilo birinci kalite muzun maliyeti Haziran 2026’da en az 35 TL’dir. Muzda ve çilekte örtüaltı üretimi yaygındır, petrol fiyatları ile birlike örtü maliyetleri de yükselir.

Benzer fiyat hareketleri çilekte de var. Üretici çilek fiyatları geçtiğimiz yıla göre yüzde 35-40 dolayında daha düşük. Muz ve çilek üreticileri de bu yıl zararına üretim yaptıklarını söylüyorlar. 2026-2027 döneminde muz ve çilek üretiminin düşeceği söyleniyor.

2).Fiyat ve üretim düşüşü ile üreticilerin gelirleri azaldı ve azalacak. 2026-2027 dönemi için bu ürünlerin ekim alanı geriledi. Haliyle fiyat dalgalanması gelecekte de devam edecek görünüyor.

Bu ürünlerdeki fiyat dalgalanmalarının arz şoklarından olduğu anlaşılıyor.

3). Arz şokları ise önemli ölçüde bu ürünlerdeki mevsimsel ithalattan ve bir ölçüde iç üretimdeki dalgalanmadan kaynaklanıyor. Bu şokları önleyici politikaların olmadığı anlaşılıyor.

4). Haliyle muz ve çilek üreten sektörlerdeki üretici gelirleri önemli dalgalanmalar gösteriyor. Bu durum Gülten Kazgan’ın 1950’lerde ve sonrasında yaptığı çalışmalardaki saptamalarla aynıdır.

Demek ki, tarım kesimindeki fiyat ve gelir istikrarsızlığı son 70 yıldır değişmedi. İstikrar sağlayacak politikalar geliştirilemedi.

Tarımsal arz şoklarının kaynağı nedir?

Yukarıda fiyat hareketlerinin hem muzda hem çilekte önemli bölümünün arz şoklarından geldiğini söyledik. Arz şoklarını yaratan ise her iki üründe de mevsimlik ithalat şoklarıdır.

Çileği ele alalım. Türkiye’de turfanda çilek üretimi Akdeniz bölgesinde Aralık’ta başlıyor, ertesi yılın Ocak ve şubat aylarında devam ediyor. Bu üç ayda çilek fiyatları oldukça yüksektir. Bu fiyatlarda da tüketici talebi çok azdır.

Ancak son 5 yıldır, 2021 sonrasında fiyatlar bu kadar yüksek iken özellikle Mısır’dan önemli bir çilek ithalatı yapıldığı anlaşılıyor. Üstelik anlatılan odur ki, Mısırla yapılan resmi bir anlaşmaya göre bu ülkeden yapılan ithalatın bir bölümü için gümrük vergisi de yoktur.

Bu durum Tablo 3’te görülüyor. 2020-2021 sonrasında çilek ithalatı turfanda döneminde yükseliyor ve çilek fiyatları düşüyor. Birçok tüketici için bunun bir anlamı yoktur; tüketicilerin büyük çoğunluğu çilek tüketimi için daha sonraki ayları bekler.

Ancak bu durumda üretici için önemli gelir kaybı vardır. Çünkü üretici, sınırlı miktarda yüksek gelir gruplarına sattığı turfanda çilek ile ortalama gelirini yükseltir. Tablo 3’teki çilek ithalatı çok yüksek görünmeyebilir, ama ithalat zaten üretim çok az iken turfanda zamanında yapılıyor.

Tablo 3 Türkiye’de Muz ve Çilek Üretimi, İthalatı ve İhracatı, Bin Ton

Kaynak: Statagri; (*) Tahmin

Çilek ithalatını özendirip, ihracatını caydıran bir başka unsur da döviz kurunun baskılanmasıdır. Tablo 3’teki çilek ihracatı verilerinden görüldüğü gibi, döviz kuru baskılaması nedeniyle son yıllarda çilek ihracatı giderek düşmüştür.

Muz üretimi yaklaşık son 10 yıldır Hatay’dan Çanakkale’ye kadar tüm Akdeniz ve Ege kıyılarına yayılmıştır. Bu yayılma üretimda (arzda) önemli bir artış getirmiştir. Muzdaki arz şokunun bir nedeni üretimdeki bu yayılmadır. Diğer nedeni de ithalatın zaman zaman sıçramasıdır. 

Muz ithalatında sıçrama da yine döviz kurundaki baskılamadan kaynaklanıyor. Bu baskılama, üretim artışına karşılık ihracatı sıfırlamaya götürüyor.

Her iki üründe de fiyat ve arz belirsizliği, diğer bir ifadeyle arz şoku yaratan önemli bir neden ithalatdır. Muzda ithalat Latin Amerika ve Afrika ülkelerinden yapılırken, çilekte ithalat hemen tümüyle Mısır’dan yapılıyor.

Şöyle bir kısır döngü yaşanıyor: Üretim ithalat ile rekabet etsin ve tarımsal fiyatlar yükselmesin derken, ithalat ile bir arz ve fiyat belirsizliği yaratılıyor. Bu belirsizlikte tarım üreticisi üretimden geri durmaya başlıyor. Üretimdeki bu gerileme bir arz şoku ve fiyat artışı getiriyor.

Bu kısır döngüden çıkmak için öncelikle belirsizlikleri azaltmaya ve üretimi arttırmaya yönelik önlemler alınabilmelidir. Belirsizlikler yalnızca fiyatta ve arzda yok. Örneğin girdi fiyatlarındaki büyük belirsizlik de azaltılabilmeli. Bu konuda Hollanda önemli bir örnektir. Hollanda orta vadeli tarım planlaması ile belirsizlikleri azaltabilmiş ve tarımsal üretimi sürekli yükseltmiş bir ülkedir.


T24’ÜN ARKASINDA HİÇBİR GÜÇ YOK; TEK GÜÇ SİZ OLUN, REKLAMSIZ T24’E ABONE OLUN

 

İlgili İçerikler