Kadri Özçaldıran’a veda

Kadri Özçaldıran’a veda

Bir hoca tarafından sevilmenin, sahiplenilmenin, değer görmenin ne demek olduğunu öğrendik. ODTÜ’nün ve Boğaziçi’nin güzel yanlarını kendinde birleştirmişti. 1970’lerin devrimci hareketinden geliyordu, her zaman tutarlı bir anti-faşistti... Yüzlerce öğrencisine ilham verdi, destek oldu, benim gibi birçok insanın hayatını şekillendirdi...

Kadri Özçaldıran’a veda
Kadri Özçaldıran

Annemle babam 2002 yılında Boğaziçi Üniversitesi’ndeki mezuniyet törenimize geldiklerinde, bizim yıllardır “Kadri Baba” diye andığımız hocamızın gerçek adının Kadri Özçaldıran olduğunu duyunca çok şaşırmışlardı. Buna birlikte çok gülmüştük. Çünkü bizim için o, her şeyden önce Kadri Baba’ydı.

Bugün Kadri Özçaldıran’ı, Kadri Babamızı kaybettiğimizi öğrendik. Bu yazıyı yalnızca bir taziye yazısı olsun diye değil. Kadri Hoca’dan söz etmenin, benim için akademisyen-öğrenci ilişkisinin nasıl olması gerektiğine, bir bilim insanının üniversiteyle, meslektaşlarıyla, öğrencileriyle ve üniversitenin çevresindeki mahalleyle nasıl bir bağ kurabileceğine dair çok şey anlatması nedeniyle yazmak istedim.

Kadri Hoca, 1986 yılında Boğaziçi Üniversitesi Elektrik-Elektronik Mühendisliği Bölümü’nde hocalığa başladı. Uzun yıllar sistem ve kontrol teorisi alanında, güçlü matematik bilgisiyle çok önemli dersler verdi, sayısız öğrencinin zihninde iz bıraktı. Yıllar sonra da Boğaziçi Üniversitesi’nin seçimle gelen sondan bir önceki rektörü oldu.

Kadri Hoca’yla tanışmam 1990’ların sonunda, Boğaziçi Üniversitesi’ndeki yemekhane ve Sodexo eylemleri sırasında oldu. Kuzey Kampüs’e çevik kuvvet polisleri girmiş, öğrencileri darp ederek gözaltına almaya başlamıştı. Bunu görünce, üniversite yıllarımın henüz başındaki ben, olayların hemen yakınındaki Elektrik-Elektronik Mühendisliği Bölümü’ne koştum. O sırada bölümde öğrenciydim ama hocaları henüz pek tanımıyordum. Buna rağmen, hocaların ofislerinin bulunduğu koridorda yardım istemek için bağırmaya başladım.

Bu, benim için son derece doğal bir refleksti. Çünkü zihnimde bir akademisyen, bir öğretmen, öğrencilerinin dövülmesine kayıtsız kalamazdı.

Kadri Hoca sesimi duyar duymaz odasından çıktı. Hiç tereddüt etmeden koşa koşa olay yerine gitti. Polis amirleriyle çok sert bir şekilde tartıştı, bağırdı, çağırdı, direndi. Sonunda polisler kampüsten ayrıldı. Sonradan öğrendik ki Kadri Hoca bu olaydan kısa süre önce kalp krizi geçirmişti, olaydan sonra da bir süre yeniden rahatsızlanmıştı. Ama o an, öğrencilerinin yanında durmak dışında bir şeyi düşünmemişti.

Kadri Özçaldıran

Kadri Hoca’yla böylece uzaktan tanıştık. Sonra onun ne kadar özel, ne kadar kendine has bir insan olduğunu yakından öğrendik. Öğrencisine sonuna kadar sahip çıkan, destek olan, kol kanat geren eski kuşak hocalardandı. Bir sıkıntın olduğunda onun yanına giderdin. Hiçbir şey yapamasa bile seni dinlerdi, sonra da büyük ihtimalle rakıya götürürdü.

Babası hastalanan Kadri Hoca’nın ofisine gider ağlardı, sevgilisinden ayrılan bir başka öğrenci öbür köşede ah vah ederdi. O ofis, yalnızca bir akademisyenin çalışma odası değil, öğrenciler çat kapı girip öylesine oturabileceğin bir mekandı. Rektörken, Boğaziçi’nin Rumelihisarüstü’ndeki efsane kebapçısı Hazal Ana’nın sahipleri Adil Abi ve Selahattin Abi rica etmişler, menülerini İngilizce’ye çevirmişti. Mahallenin, Arnavutköy’ün, esnafın Kadri Abi’siydi. Tam bir İzmir Karşıyakalıydı, ama aynı zamanda gerçek bir İstanbul tutkunuydu.

Bugün öğrencisiyle böyle dostane, kapsayıcı, fedakâr bir ilişki kuran akademisyen figürü bize neredeyse uzak bir geçmişten sesleniyor gibi geliyor. Çoğu akademisyenin kontratının uzaması, işini koruyabilmesi ya da akademik sistemde ayakta kalabilmesi için yayın makinesine dönüşmek zorunda bırakıldığı bir dönemde, kaç kişi öğrencilerine bu kadar vakit, emek ve yürek ayırabiliyor?

Biz, özellikle Kadri Hoca’ya yakın olan birkaç arkadaş, lisans yıllarımızdan itibaren onun yanında rakı ve meyhane adabını öğrendik. Bunlara kendi aramızda “staj” derdik. O meşhur küfürlerinden bol bol nasibimizi aldık. Ama daha önemlisi, bir hoca tarafından sevilmenin, sahiplenilmenin, değer görmenin ne demek olduğunu öğrendik. Belki onun ve onun kuşağının bu hali bugün bize de bir ilham verir.

2015 yılında bana, “Bu olay faşizme gidiyor Erdem,” demişti. O zamana kadar durumu bu kadar net ve doğru tespit eden bir cümleyi en azından ben duymamıştım. Çünkü Kadri Hoca’nın tecrübesi vardı, aklı vardı, tarihsel sezgisi vardı. ODTÜ’nün ve Boğaziçi’nin güzel yanlarını kendinde birleştirmişti. 1970’lerin devrimci hareketinden geliyordu. Siyaseten birçok konuda anlaşamadığımız olurdu ama her zaman tutarlı bir anti-faşistti.

Kadri Hoca yüzlerce öğrencisine ilham verdi, destek oldu, halden anladı. Benim gibi birçok insanın hayatını şekillendirdi. Çok erken gitti Kadri Baba. Çok özleyeceğiz. Eksikliğini çok hissedeceğiz.

Allah geride kalan herkese sabır versin.

İlgili İçerikler