Afganistan Taliban yönetiminde beş yılı tamamladı

Afganistan Taliban yönetiminde beş yılı tamamladı

Uluslararası sistemin evriminin yarattığı boşluk Taliban’a fırsat verdi. Afganistan’da insan hakları, insani koşullar ve özellikle kadınların ve kız çocuklarının durumu kötüleşmeye devam ediyor. Buna karşın, Taliban üzerindeki baskı azalıyor. Avrupa Birliği’nin Brüksel’de Taliban ile görüşmesinin sonuçları açıklanmadı!

Afganistan Taliban yönetiminde beş yılı tamamladı
Afgan kadınların direnişi

Ağustos 2021’de Afganistan’ın Taliban’a teslim edilmesinin üzerinden beş yıl geçti. Uluslararası toplum, Afganistan’ın “fiili yöneticisi” durumunda olan Taliban’ın meşruiyet kazanmaya yönelik adım atmasını sağlama yolunda başarılı olamadı. Afganistan’da insan hakları, insani koşullar ve bu bağlamda özellikle kadınların ve kız çocuklarının durumu kötüleşmeye devam ediyor. Barış, güvenlik, istikrar ve insani koşulların iyileşmesi için yakın gelecekte umut görünmüyor.

Taliban yönetiminin birinci yılında, Afganistan’I yöneten Taliban ile temasın gerekli olduğunu, ancak, temasların Taliban’ın Birleşmiş Milletler (BM) standartlarına yakınlaşma ve uluslararası toplum ile bütünleşme yolunda adım atma iradesi göstermesi koşuluna bağlı olması gerektiğini; öte yandan, Taliban’a meşruiyet kazandırmadan Afgan halkına insani yardım sağlanmasının uluslararası toplumun ortak sorumluluğu olduğunu vurgulamıştım.

Afgan kız çocukları

İnsan hakları

Beş yıl boyunca insan hakları normlarına uyuma yönelik bir adım atılmadı. Tersine, insan hakları alanı daralmaya devam ediyor. Bu durumdan en çok etkilenen toplum kesimi, hakları sistematik biçimde kısıtlanan kadınlar ve kız çocukları oldu.

Taliban beş yıl boyunca 200’ün üzerinde kararname yayımlayarak, kadınların siyasi, ekonomik, sosyal ve kültürel haklarını neredeyse tamamen yok etti. Kız çocuklarının orta ve yüksek öğretime devam etmelerini yasaklayarak gelecek için büyük karamsarlık yarattı. Yaklaşık dört milyon kız çocuğu eğitim sisteminin dışında kaldı.

Böylece, nüfusun en az yarısını oluşturan kadınlar ve kız çocukları, kamusal alanın dışında kaldılar, gelecekte ekonomik yaşama katılma imkanlarından yoksun bırakıldılar.

Kadın hastaların yalnız kadın sağlık personeli tarafından tedavi edilebileceği rejimde kadın doktor, hemşire ve ebe yetişmesine imkan verilmemesinin vahim sonuçlarını düşünün. Doğum sırasında anne ve çocuk ölümleri artıyor. Yaşam süresi kısalıyor. Kız çocuk evlilikleri artıyor. Bu durum, ayrıca, akıl sağlığı bakımından da uzun dönemli kaygı verici sonuçlara yol açıyor.

BM, Afganistan’daki durumu “dünyanın en ciddi kadın hakları krizi” olarak tanımladı.

UNESCO, dünyada kadınlara ve kız çocuklarına ilkokul dışında eğitimi yasaklayan tek ülkenin Afganistan olduğunu açıkladı.

Afgan kız çocukları

Nüfusun yarısının toplumsal yaşama katılımının bugün ve gelecek için engellenmesinin, kadınlara karşı ayrımcılığın ve şiddetin yasalaşmasının, istikrarlı kamu düzeni oluşturulmasına, huzur içinde yaşama güvencesi sağlanmasına ve ekonomik refah düzeyinin geliştirilerek adil biçimde paylaşılmasına yol açması mümkün olabilir mi?

İnsan onuruna saygının olmadığı, sosyal adaletin sağlanmasına yönelik zeminin çöktüğü koşullarda kalıcı barış ve güvenliğin oluşması beklenebilir mi?

Londra’da yerleşik saygın düşünce kuruluşu “Chatham House”, 2026 Chatham House Ödülü’nün, Afgan kadınlara verilmesini kararlaştırdı. Açıklamada, toplumsal yaşamdan ve kamusal alandan sistematik biçimde dışlanmalarına karşın, Afgan kadınların saygınlıklarını ve geleceğe yönelik umutlarını koruma yolunda verdikleri cesur mücadele ve gösterdikleri direnç vurgulandı.

Afgan kadın ve çocuklar

İnsani durum

Afganistan’da açlık sorunu derinleşiyor. Beş milyona yakın kişi ciddi gıda güvenliği sorunu ile karşı karşıya. Dört milyona yakın çocuk yetersiz beslenme sorunu yaşamaya devam ediyor.

BM verilerine göre, bu yıl ülke nüfusunun yaklaşık yarısını oluşturan 22 milyon kişi insani yardıma muhtaç.

BM, üye devletlerin aldığı karar uyarınca, Afganistan’a gereken düzeyde insani yardım sağlanabilmesi için 1,7 milyar dolar düzeyinde fon sağlanması çağrısında bulundu.

Ne yazık ki, Afganistan’daki durum konusunda dramatik beyanlar yapan devletler, BM’nin 1,7 milyar dolar tutarındaki çağrısına karşılık sadece 241 milyon dolar (yüzde 14) düzeyinde mali kaynak sağladılar.

BM’yi eleştirmek kolay! İyi de, BM karar vermez, üye devletlerin aldığı kararları uygular. Bu kararları da üye devletlerin sağladığı fonlar ve insan kaynakları ölçüsünde gerçekleştirebilir.

BM’nin üye devletlerin aldığı kararların uygulanabilmesi için ihtiyaç duyduğu kaynakların devletler tarafından karşılanma oranı genelde ortalama yüzde 35 düzeyindedir. Afganistan için bu düzey yüzde 14 düzeyinde kaldı!

İlgili BM kuruluşları - OCHA, WFP, WHO, UNESCO, UNICEF, UN WOMEN, UNFPA - son derece yetersiz kaynaklar ile Afganistan’da ölümcül açlık sınırındaki milyonlarca kişiye insani yardım sağlamak için çabalıyor.

Sorun, BM sistemi ve BM zemininde geliştirilen uluslararası hukuk değil!

Sorun, üye devletlerin siyasi irade eksikliği ya da siyasi hedeflerinde gözlenen sapma!

Afganistan'da insani durum

Uluslararası toplumun Taliban ile ilişkileri

ABD ve müttefikleri Afganistan’ı yirmi yıl boyunca yönettiler. ABD’nin iki trilyon doların üzerinde harcama yaptığı biliniyor. Çatışmalarda 46 bini sivil olmak üzere 176 bin kişi öldü, iki binin üzerinde ABD askeri yaşamını yitirdi.

Afganistan’da ABD ve müttefiklerinin 20 yıl süren varlığı sırasında, sürdürülebilir bir devlet yapısı, hukuk sistemi ve kamu düzeni sağlanamadığı, yolsuzlukların derinleştiği ve “kağıttan kaplan” bir ordu yaratıldığı ortaya çıktı.

Bu tablo da askeri üstünlüğün siyasi zaferin güvencesi olmadığını bir kez daha gösterdi. Bir ülke ya da toplumun iç dinamiklerini dikkate almayan dış dinamiklerin tek başına bir ülkeyi ya da toplumu dönüştürerek istikrarlı bir sisteme kavuşturması, imkansız değilse bile, çok güç. Doğrusu; dış dinamiğin iç dinamiği gerektiğinde yönlendirerek ve onun unsurlarına destek olarak toplumun kendi kurumları ile evrensel değerlere yaklaşma iradesine sahip bir yapıya kavuşması. Kısaca, “yerel sahiplenme” olmadan sonuç alınması güç.

Geçmişte radikal terör örgütü olarak tanımlanmış olan Taliban beş yıl önce uluslararası barış ve güvenlik açısından jeostratejik önem taşıyan bir BM üyesi devletin fiili yöneticisi durumuna geldi. Taliban ile görüşülmesinin yadırganacak bir yanı yok. Ancak bu uluslararası hukuk çerçevesinde ilkeli düzeyde izlenmesi gereken bir yaklaşımdır.

Taliban’a uluslararası alanda meşruiyet kazanmasının koşulları kararlı bir dille anlatılmalıydı. Bu bağlamda, ihtiyacı olan siyasi ve ekonomik desteğin, uluslararası hukuka uyma iradesi ve uygulamasına bağlı olacağı tutarlılıkla vurgulanmalıydı. Bir yandan da Afgan halkının ihtiyacı olan insani yardımın kesintisiz ulaştırılmasının kanalları açık tutulmasına yönelik önlemler alınmalıydı.

Bunlar yapıldı mı? Hayır! Tersine, Afganistan’da her alanda koşulların kötüleşmeye devam etmesine karşın, son beş yıl boyunca üzerinde bir baskı kurulmayan Taliban’ın uluslararası yalnızlığı azaldı!

Taliban ile ortaklıklar oluşturuldu, iletişim yoğunlaştı, işbirliği kanalları geliştirildi.

Uluslararası insan hakları hukukunun yargı organları tarafından dar yorumlanması gerektiği yolunda girişimlerini sürdüren Avrupa ülkeleri, sınır dışı edilecek Afgan göçmen ve mültecileri kabul etmesi karşılığında, Taliban yönetimine çeşitli kolaylıklar sağladılar.

Afgan kadın

Avrupa Birliği Taliban’ı Brüksel’e davet etti

Avrupa Birliği (AB) Komisyonu Haziran 2026’da Taliban’ı Brüksel’e davet etti. Komisyon yetkilileri ve bazı üye devlet temsilcilerinin Taliban heyeti ile AB alanından sınır dışı edilen göçmen ve mültecilerin Afganistan’a dönüşlerini ele aldıkları anlaşılan müzakerelerin yeri gizli tutuldu.

Medyada yer alan bilgilere göre, Taliban heyeti, “AB’de kalma hakkı olmayan Afgan vatandaşlarının durumu” ile ilgili görüşmeler için davet edildi. AB heyeti de Ocak 2026’da Kabil’e gitmişti. AB’nin daveti üzerine Brüksel’e giden Taliban heyeti ile yapılan görüşmeler konusunda başka açıklama yapılmadı.

Taliban Brüksel'de

“İnsan haklarını sistematik biçimde ihlal etmeye devam eden” Taliban yönetimi ile temas, bazı Avrupa Parlamentosu üyeleri ve sivil toplum kuruluşları tarafından sert biçimde eleştirildi. Bir parlamenter bu durumu “Avrupa için utanç verici” olarak tanımladı. Sınır dışı edilen göçmen ve mültecilerin Afganistan’a kabul edilmesi karşılığında Taliban yönetimine mali destek sağlanıp sağlanmadığı sorgulandı.

Bu bağlamda, BM İnsan Hakları Yüksek Komiseri Volker Türk, Afganistan’da kötüleşen durumun dikkate alınarak, göçmen ve mültecilerin zorla geri gönderilmelerinin insan hakları hukukunun ihlali olacağını, bunlardan suç işleyen varsa bulundukları ülkelerde yargılanarak cezalandırılabileceklerini, kimsenin işkence ve kötü muamele riski bulunan bir ülkeye geri gönderilmemesi gerektiğini açıkladı.

Kabil’de yerleşik BM Afganistan Yardım Misyonu (UNAMA: UN Assistance Mission in Afghanistan), Ağustos 2026’da “Afganistan’da güvenlik sektörünün hesap verebilirliği” başlıklı bir rapor hazırladı. Taliban yönetimine bağlı askerlerin, polislerin ve “ahlak memurlarının” görevlerini kötüye kullanmalarına ilişkin “cezasızlık” durumunun devam ediyor olmasının kaygı verici olduğun bildirdi. UNAMA, Taliban yönetimine, bu konuda açıklık sağlanması, kuralların geliştirilmesi, hesap verebilirliğin sağlanarak caydırıcılığın güçlendirilmesi, iddiaların soruşturularak sorumluların cezalandırılması konusunda tavsiyelerini yineledi.

Taliban yönetiminin bu tavsiyeleri dikkate almasını beklemek ne kadar gerçekçi olur!

Stratejik hedefler ve günlük çıkar hesapları

Kurallara dayalı düzen aşındıkça, uluslararası aktörlerin “ikiyüzlü” davranma eğilimleri güçlendi. BM Antlaşması’nda tanımlanan hedefler ve hukuk normları temelinde uzun dönemli kalıcı çözümlere odaklanmak yerine, kısa dönemde iç siyasi dengelere öncelik tanınması eğiliminin güçlenerek devam etmesi, kalıcı barış, güvenlik, istikrar ve sürdürülebilir kalkınma hedeflerini aşındırıyor.

BM zemininde ve onu tamamlayıcı nitelikteki bölgesel kuruluşlar tarafından geliştirilen uluslararası hukuk ve uygulamayı denetleyerek devletlere destek olan mekanizmalar, devletlerin sınırlamaya devam ettiği kaynaklara karşın, işlevlerini sürdürüyorlar.

Öte yandan, asıl kaygı verici olan, ulusal ve uluslararası düzeylerde hukukun üstünlüğünü tanımama ya da seçici olarak uygulama eğiliminde olan yönetimlerin yükselişleri!


T24’ÜN ARKASINDA HİÇBİR GÜÇ YOK; TEK GÜÇ SİZ OLUN, REKLAMSIZ T24’E ABONE OLUN

İlgili İçerikler