Demokratik güvenlik istikrar ve kalkınmanın temelidir

Demokratik güvenlik istikrar ve kalkınmanın temelidir

Siyasi istikrar için hukuk temeli var, sorun siyasetin demokrasi rayından çıkma eğilimi! Askeri harcamalar artarken kalkınma yatırımları azalıyor. BM’ye katkı payları ödenmiyor. Çok taraflı diplomasi aşınıyor!

Demokratik güvenlik istikrar ve kalkınmanın temelidir

Demokratik güvenlik

Siyasi istikrar olmadan ekonomik, sosyal, kültürel kalkınma olmaz.

Siyasi istikrar için demokratik güvenlik gerekir.

Demokratik güvenlik çok boyutlu bir kavram. Beş temel sütun, demokratik güvenliğin kalıcı güvencelerini oluşturur:

  1. İnsan onuruna, temel hak ve özgürlüklere saygı.
  2. Güçler ayrılığı ile denge ve denetim sistemi.
  3. Hukukun üstünlüğü, bağımsız yargı ve adalet.
  4. İfade, toplantı, dernek kurma ve gösteri hakkı, özgür medya.
  5. Çoğulcu, katılımcı ve kapsayıcı laik demokrasi kültürüne sahip kurumlar.

Bu sütunlardan biri ya da bazıları yıpratılır ya da yok edilirse, istikrar ve kalkınma hedefleri ulaşılamaz olur. Tersine, toplumda bölünme derinleşir, gerginlik ve çatışma yükselir, istikrar ve kalkınma hedefleri geri plana itilir.

Temel hak ve özgürlükler sınırsız değildir. Şiddet kırmızı çizgidir. Şiddet düşüncesi ya da eylemi temel hak ve özgürlüklerin kapsamı dışındadır. Ayrıca, uluslararası hukukta tanımlanan çerçevede, olağanüstü durumlarda bazı temel hak ve özgürlüklerin geçici olarak sınırlanmasına ya da askıya alınmasına (derogasyon) izin verilir.

Temel hak ve özgürlüklerin sınırlanması ya da askıya alınması da sınırsız değildir. Sınırlama ya da askıya alma, olağanüstü durumun gerektirdiği ölçüde, yasal, orantılı ve geçici olmalıdır. Öte yandan, yaşam hakkı, işkence yasağı ve kanunsuz ceza yasağı gibi “üstün hukuk” niteliği taşıyan (jus cogens) temel haklar hiçbir koşulda sınırlanamaz ya da askıya alınamaz.

İnsan hakları hukuku

Uluslararası hukukun ana dallarından biri olan insan hakları hukuku esas olarak İkinci Dünya Savaşı sonrası dönemin ürünü. 1945 sonrası uluslararası güvenlik mimarisinin merkezinde yer alan Birleşmiş Milletler (BM) sistemi üç ana hedef belirledi; barış ve güvenlik, insan hakları, sürdürülebilir kalkınma.

1948’de kabul edilen İnsan Hakları Evrensel Bildirisi’nin yol göstericiliğinde temel hak ve özgürlüklere ilişkin sözleşme sistemi kuruldu.

İzleyen dönemde BM sistemini destekleyici nitelikte, Avrupa, Amerikalar, Afrika, Asya dahil,  farklı coğrafyalarda bölgesel kuruluşlar oluşturuldu. Bu bağlamda, biz Avrupa örneğine odaklanacağız.

1949 doğumlu Avrupa Konseyi (AK) Avrupa siyasi coğrafyasında demokratik güvenliğin oluşturulması ve güçlendirilmesini ana hedef olarak benimsedi. 46 üyeli AK bugüne kadar demokratik güvenlik kapsamında 200’ün üzerinde sözleşme geliştirdi.

Böylece, uluslararası ve bölgesel düzeylerde, hukuken bağlayıcı, etkin olarak denetlenen, barış, güvenlik ve kalkınma hedeflerinin temeli niteliği taşıyan güçlü bir normatif yapı yaratıldı. Devletler özgür iradeleri ile bu sözleşmelere taraf olarak geliştirilmesine katkıda bulundukları normatif yapıyı ulusal hukuk sistemlerine de aktardılar.

BM ve AK sözleşmeleri demokratik güvenlik kavramının unsurlarına anlam kazandırdı. BM ve AK bünyesinde oluşturulan hükümetler arası yapılar ve bağımsız denetim organları; ayrıca, BM yapısı içinde yer alan bağımsız yargı organı Uluslararası Adalet Divanı (UAD) ve AK’nın bağımsız yargı kanadı Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), sözleşmelerin yorumlanması ve uygulanmasında yol gösterici rehber niteliğinde zengin bir içtihat oluşturdular.

Devletlerin geliştirdikleri ve taraf oldukları sözleşmelere ekledikleri hükümler uyarınca kurulan bağımsız denetim mekanizmaları, taraf devletlerin sözleşmelere uyumunu denetliyor, eksikliklerin giderilmesine yönelik tavsiyelerinin uygulanmasını izliyor.

Sözleşmeleri yaratan ve sözleşme hükümlerine uymayı taahhüt ederek taraf olan devletlerin, pırıltılı sözlerle süslenmiş beyanlarına karşın, uygulamada hukuku yok saymalarının haklı bir gerekçesi olabilir mi? Hukuku bencil siyasi amaçlarına alet etmeleri ikiyüzlülük değil mi?

Devletlerin uluslararası hukuka ve bu bağlamda insan hakları hukukuna uyuma yönelik ilgilerinin azalması, uluslararası barış, güvenlik ve kalkınma hedefleri için artan risk oluşturmaya devam ediyor.

Günümüzde uluslararası, bölgesel ve ulusal düzeylerde siyasi istikrar için gelişmiş bir hukuk çerçevesi var. Başlıca sorun, demokrasi rayından çıkma eğilimi güçlenen, otoriter popülizmin tehlikeli çekiciliğine kapılmayı seçen siyaset!

BM’nin 193 üye devleti var. Üye devletlerin katkı paylarını ödeme düzeyi 2024’te yüzde 87, 2025’te yüzde 73. BM’nin üç temel hedefi arasında yer alan insan hakları için ayrılan bütçe payı daralıyor, 2025 bütçesinde yüzde 6,6. Hukuktan otoriter popülizme kayma eğiliminin önemli bir göstergesi!

BM Güvenlik Konseyi

Askeri harcamalar ve kalkınma yatırımları dengesi bozuldu

Küresel askeri harcamalar hızla artmaya devam ediyor. Sürdürülebilir kalkınma hedeflerine yönelik ilerleme tehdit altında. Ulusal bütçelerde öncelikler değişiyor. Askeri harcamalar ile kalkınma yatırımları dengesinin yeniden düzenlenmesine ihtiyaç var.

BM Genel Sekreteri’nin bu konuya ilişkin son raporu kapsamlı veriler içeriyor.

Stokholm Uluslararası Barış Araştırma Enstitüsü’nün verilerine göre, 2024’te küresel askeri harcama toplamı 2,7 trilyon dolar. Önceki yıla göre yüzde 9 artış olmuş. Soğuk Savaş’ın sona ermesinden bu yana kaydedilen en yüksek yıllık artış oranı! Bu eğilimin değişmemesi durumunda, küresel askeri harcamaların 2030’da 3,5, 2035’te 6,6 trilyon dolar düzeyine ulaşabileceği hesaplanıyor.

Küresel askeri harcamaların dehşet verici büyüklüğünü görmek için şu sayısal verilere göz atmak yeterli:

  • Dünyada kişi başına düşen yıllık askeri harcama 334 dolar.
  • Tüm Afrika ülkelerinin GSMH toplamı.
  • Tüm Latin Amerika ülkelerinin GSMH toplamının yarısı.
  • BM bütçesinin 750 misli.

Yani, ana hedefleri barış, güvenlik, insan hakları ve sürdürülebilir kalkınma olarak belirlenen BM’nin üye devletlerin katkıları ile oluşan bütçesinin 750 misli, aynı üye devletlerin bir bölümü tarafından silahlanma için harcanıyor.

Barış için 1 dolar, askeri harcamalar için 750 dolar !!!

BM’nin Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri için gerekli fonlardaki açık bu aşamada 4 trilyon dolar düzeyinde.

Yükselen askeri harcamalar barış ve güvenlik sağlamadığı gibi, kalkınma hedeflerine ulaşılması potansiyelini zayıflatıyor. Ulusal bütçelerde savunma harcamaları payı yükselirken, sağlık, eğitim, altyapı, iletişim, çevre koruma ve iklim krizi ile mücadele dahil, ekonomik, sosyal ve kültürel kalkınma hedefleri küçülüyor.

  • Barış ve güvenlik yerine şiddet ve savaş!
  • Savunma bakanlığı yerine savaş bakanlığı!
  • Diyalog ve uzlaşı yerine çatışma ve gücün egemenliği!
  • Ortak çıkarlar yerine bencil kazanımlar hedefi!
  • Hukuk ve kurallara dayalı düzen yerine kaotik ortamda güçlünün yönetimi !

Bundan sonra ne olur?

Uluslararası ve ulusal düzlemlerde hukukun üstünlüğüne dayalı sistemden uzaklaşarak gücün egemenliğine doğru kaymanın, en azından ekonomik ve askeri yetenekleri yüksek bazı devletlerde, demokratik güvenliğin erdemini anlayan rasyonel siyasi kesimlerin seçmeni ikna ederek yönetime egemen olmalarına kadar devam edeceği varsayılabilir.

Kısa ve belki de orta dönemde devam edebilecek bu geçici kaymanın, küresel sistemin çöküşüne yol açacağını düşünmüyorum.

Küresel yönetişim, çok taraflılık, BM’nin başat rolü, geçici kayma sonucunda sarsıntı geçirebilecek, ama çökmeyecektir.

Uluslararası sistemde gözlenen dönüşümü önceki yazımda değerlendirmiştim. Batı’nın sistemi yönlendirici yeteneklerinin yanı sıra, Rusya, Çin ve Küresel Güney dayanışmasının güçlenen belirleyici rolünü vurgulamıştım.

Uluslararası sistemin değişen dinamiklerine bağlı olarak devletler arasında yeni rollerin dağılımı sürecinde çetin bir mücadeleye tanık oluyoruz. Kısa dönemde taşların yerine oturmasını beklemek gerçekçi görünmüyor. Ama, belki 2030’lardan itibaren oluşacak yeni güç dengesine dayalı uluslararası güvenlik mimarisinin istikrarlı bir zeminde ilerlemesini bekleyebiliriz.

BM Genel Kurulu

Öngörülmeyen gelişmelerin bu iyimserliği tersine çevirmemesi umudu ve inancıyla...

Günümüzde tüm devletleri bir araya getirebilen küresel diyalog forumu BM’nin, İkinci Dünya Savaşı sonrası koşullarında tasarlanan yapısı ve işleyişinin günümüz koşullarına uyarlanabilmesi durumunda, uluslararası ilişkilerin geleceğinin belirlenmesindeki etkili rolünü sürdüreceğini varsayabiliriz.

Bu bağlamda, en önemli reform, hukuken bağlayıcı karar alabilen Güvenlik Konseyi’nin yapısının ve işleyişinin güncellenmesi olacaktır. Bunun kolay bir hedef olmadığı kuşkusuz. Daimi beş üyenin konumlarından ve veto yetkisinden kolaylıkla vazgeçmek istemeyecekleri sır değil. Buna karşılık, veto yetkisinin yüksek eşikli koşullara bağlanarak sınırlandırılması düşünülebilir. Daimi üyelik genişleyecekse olası adaylar nasıl belirlenecektir? “Pandora’nın kutusu” örneği akla geliyor!

Diplomasi kariyerimde bir dönemde benim de katıldığım BM reformu çalışmalarında geliştirilmiş çeşitli formüller var. Sorun, uzlaşı sağlanabilecek mi?

Küresel Güney içinde dayanışmanın güçlenmesi ve uzlaşının genişlemesi durumunda, daimi beş üyenin direnci zorlanabilecektir.

İlgili İçerikler