Gazze Planı: İyimserlik ama sorular ve kaygılar

Gazze Planı: İyimserlik ama sorular ve kaygılar

ABD ve İsrail’in geliştirdiği Gazze Planı ateşkes için umut verici görünmekle birlikte kalıcı barışı sağlayabilecek mi?

Gazze Planı: İyimserlik ama sorular ve kaygılar

İsrail Başbakanı Netanyahu’nun ABD ziyareti sırasında 29 Eylül’de Beyaz Saray’da Başkan Trump tarafından açıklanan 20 maddeli Gazze Planı uluslararası gündemin ön sıralarına yerleşti. Siyasî gözlemciler ve hukukçular değerlendirmelerini, iyimser beklentilerini ya da haklı sorulara dayanan kaygılarını paylaştılar.

Ben de uluslararası hukuk açısından bazı gözlemlerimi eklemek istedim.

Planın geliştirilme sürecine Filistin tarafının katılımı olmadı. Olduysa da ben bilmiyorum! Plan açıklandıktan sonra Hamas’a iletildi ve kısa süre içinde onaylamasının beklendiği, aksi halde askerî operasyonların şiddetlenerek devam edeceği belirtildi. Yani bir tür ültimatom!

Hamas ile temas içinde olan bazı devletlerin de araya girmeleri sonucunda, planın ilk aşaması uygulanmaya başlandı. Buna göre, ateşkes sağlanacak, Hamas’ın elinde bulunan yaşayan ya da ölü rehineler İsrail’e verilecek, İsrail de tutuklu ya da mahkûm bir bölüm Filistinli'yi serbest bırakacaktı.

Şimdilik planın ilk aşamasının, bazı zorluklarla karşılaşılsa da uygulanmakta olması ümit verici.

Planın izleyen aşamalarının uygulanabilmesinin, zorlu müzakerelerin sonuçlarına bağlı olacağı anlaşılıyor.

Buraya nasıl geldik?

Hamas 7 Ekim 2023 günü İsrail’de tarihin en kanlı terör saldırılarından birini gerçekleştirdi. Belki ABD’de gerçekleşen 11 Eylül 2001 terör saldırıları ile kıyaslanabilir. Hamas’ın 7 Ekim terör eylemi ile sivilleri öldürmesi ve rehin alması hiçbir koşulda mazur görülemez. Kınanmalı, hesap sorulmalıdır. (İsrail’in 1967’den bu yana devam eden işgalinin etkilerine önceki bir yazımda değinmiştim.)

Buna karşılık, İsrail’in Gazze’de başlattığı ve uluslararası topluma meydan okuyarak sürdürdüğü orantısız askerî operasyonlar, uluslararası hukuk uyarınca insanlığa karşı suç ve savaş suçu boyutlarını da aşarak soykırım eşiğine ulaştı. Çocuk ve kadınların dâhil olduğu siviller vahşice katledildiler. Hastaneler, okullar ve tüm yerleşim yerleri bombalandı. Yüz binlerce Filistinli defalarca farklı “güvenli (!)" alanlara göç etmek zorunda bırakıldı. İnsanî yardımın Gazze’ye girişi sınırlanarak insanlar açlığa mahkûm edildi. İki milyon Filistinli’nin yaşadığı Gazze yerle bir edildi!

İsrail'in 2 yıl devam eden saldırıları sonrası Gazze'de son durum

Tüm bunları televizyon kanallarından izlemek insanlık için travmatik bir deneyim oldu! İsrail ve ABD dâhil, tüm ülkelerde halk katliamın durması için bazı hükûmetlerin caydırıcı şiddetine karşın geniş çaplı gösteriler yaptı.

Bu trajedi iki yıldır uluslararası toplumun büyük çoğunluğu için ciddi endişe konusu oldu, kınandı, kararlar kabul edildi, uluslararası yargıya başvurular yapıldı...

İsrail “soykırım kurbanı olma meşruiyetini kaybetti”, “soykırım suçlusu”na dönüştü, Uluslararası Adalet Divanı’nda (UAD) soykırım suçlaması ile yargılanıyor.

Uluslararası Ceza Mahkemesi (UCM) İsrail Başbakanı ve Savunma Bakanı ile Hamas liderleri için tutuklama kararı çıkardı.

Uluslararası hukuk Gazze’de yaşanan vahşeti tanımlamakta yetersiz kaldı. Yeni bir normatif yapı ihtiyacı bile tartışmaya açılabilir. UAD ve UCM süreçleri yönlendirici olacak. Hukukun üstünlüğü cezasızlığa yer vermez. Bakalım siyaset uluslararası hukukun üstünlüğünü tanıyacak mı?

Gazze Planı’nın yarattığı iyimserlik

Bu koşullarda Gazze Planı ile ateşkes uygulanması, ayrıca rehine ve mahkûm değişimi ile insanî yardımların Gazze’ye girişine imkan verilmesi, en azından şimdilik, geçici olma riski taşısa da rahat bir nefes alınmasını sağladı.

ABD Başkanı Donald Trump ve Mısır Cumhurbaşkanı Abdülfettah el-Sisi,
13 Ekim 2025 tarihinde Mısır'ın Şarm El-Şeyh kentinde
İsrail ile Hamas arasında imzalanan Gazze ateşkesinin
ilk aşamasına ilişkin anlaşmayı ellerinde tutuyor

Bu açıdan Gazze Planı bu aşamada olumlu bir adım atılmasını sağlayabildi.

Uzun bir tünelin sonunda cılız da olsa bir ışık görülmesine yönelik iyimserlik yarattı.

En azından ateşkesin sürmesi, çatışmaların yeniden başlamaması, kısa dönemde insanî yardımların anlamlı bir düzeye ulaşması, uzun dönemde de kapsamlı ve kalıcı barışa yönelik müzakereler için zemin yaratılması önemli.

Tarafların bu iyimserliği boşa harcamamalarını dileyelim...

Ama bu sürecin mayınlı bir arazide ilerleyeceğini de akılda tutmak gerekir!

Gazze Planı’na ilişkin sorular ve kaygılar

Müzakereler sonucunda şekillenecek kapsamlı barış planının sürdürülebilir olması için sorunun ve dolayısıyla çatışmaların ortaya çıkmasına neden olan koşullar dikkate alınmalı, aynı zemine yeniden dönülmesine fırsat verilmemelidir.

Gazze Planı’nın akla getirdiği bazı temel sorular ve kaygılar dikkate alınarak müzakerelerde tarafları tatmin edecek uzlaşılar geliştirilmelidir.

Birleşmiş Milletler (BM) insan hakları mekanizmalarının yaptığı ortak açıklamada dile getirilen unsurları da dikkate alarak akla gelen bazı soruları aşağıda özetliyorum:

-Filistin sorununun çözümü Orta Doğu’da barışın temel unsurudur. Bu bağlamda temel koşul bağımsız ve egemen Filistin Devleti’nin kurulması ve tanınmasıdır. Planın “iki devletli çözüm” formülüne yer vermemesi ciddi bir eksikliktir. UAD “kendi kaderini tayin hakkının (right to self-determination)" müzakere konusu olamayacağını belirlemiştir. İsrail Başbakanı halen Filistin Devleti kurulmasına zor kullanarak karşı çıkacağını beyan etmektedir. Bağımsız ve egemen Filistin Devleti olmadan kalıcı barış nasıl sağlanabilecektir?

-Öngörülen “Geçici Geçiş Hükûmeti (Temporary Transitional Government)" Filistin halkını temsil eden nitelik taşımamaktadır. Bu Filistin halkı için kabul edilebilir bir durum olabilir mi?

-BM ya da bir başka çok taraflı denetime bağlı olmayacak “Barış Kurulu’nun (Board of Peace)" başkanlığının İsrail’i koşulsuz destekleyen ABD Başkanı tarafından yürütülmesi, adil ve kalıcı barış için uygun bir seçenek midir?

İsrail Başbakanı Netanyahu ve ABD Başkanı Trump'ın 29 Eylül’deki Beyaz Saray görüşmesi

-İsrail’in Gazze’de güvenlik bölgesi gerekçesiyle kısmî işgalinin sürmesinin müzakerelere etkisi ne olur?

-“Gazze’nin silahsızlandırılması (demilitarization of Gaza)" için süre sınırı öngörülmemesi, gelecekte savunmasız kalacak Gazze için bir tehdit oluşturmaz mı?

-Plan Gazze’yi Doğu Kudüs dâhil Batı Şeria’dan ayrı olarak ele almakta. Gerçekte bu üç birbirini tamamlayıcı unsurun da Filistin Devleti’nin toprak bütünlüğü içinde sayılmaları gerekmez mi?

-Plan Doğu Kudüs dâhil Batı Şeria’da işgalin sona erdirilmesinden, sınır sorunlarından ve mültecilerin durumundan söz etmemekte. Bu konularda öngörülen hedef nedir?

-Plan’da son iki yıldır gerçekleşen insan hakları ve insanî hukuk ihlalleri ile ilgili hesap verebilirlikten (accountability) söz edilmemesi, cezasızlık hedefinin bir göstergesi sayılabilir mi, adalet olmadan barış kalıcı olabilir mi?

Sonuç

Daha çok soru ve kaygı var. Bana göre müzakerelerde ilerlemeye engel oluşturma riski yüksek temel unsurları seçmeye çalıştım.

Özetle;

-Hukuka, adalete ve insan haklarına saygı olmadan, dayatma ile kapsamlı ve kalıcı barış ve güvenlik sağlanamaz.

-Filistin halkının kendi kaderini tayin etme, dolayısıyla bağımsız ve egemen devletini kurma hakkı tanınmalı; “iki devletli çözüm” formülü, bölgenin geleceğine ilişkin planın temel parametreleri arasında yer almalıdır.

Gazze Planı’nın izleyen aşamalarında müzakerelerde bu unsurlar konusunda uzlaşıya varılacağı ümidiyle...

İlgili İçerikler