Non confidential rapor: Son 3 haftada yan bahçemizde meydana gelen 5 önemli gelişme

Non confidential rapor: Son 3 haftada yan bahçemizde meydana gelen 5 önemli gelişme

Siyasetteki renklilik, çoğulculuk, özgürlük ve temsil tabanının yaygınlığı, Balkan halklarının zihniyet bakımından giderek Avrupa Birliği standartlarına daha çok yaklaştığını gösteriyor. Oysa bir zamanlar Türkiye, Kopenhag Kriterleri’ni kabul ederek Balkanlar’dan 20 yıl önce oraya yaklaşmıştı. Bugün ise ilgi odağımız bu bölgeden Orta Doğu’ya kayıyor. Oysa hepimiz şunu bilmeliyiz. Dış politika Mekke Anlaşması’ndan ibaret değildir.

Non confidential rapor: Son 3 haftada yan bahçemizde meydana gelen 5 önemli gelişme
Mekke İttifakı toplantısı

Gökhan Çinkara, Orta Doğu’daki gelişmeleri çok yakından takip eden bir uzman.

Necmettin Erbakan Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi öğretim üyesi.

İsteyene açık bir WhatsApp paylaşım servisi var.

İlgilenenlere tavsiye ederim.

Dış politika konusunda çok ilginç haberleri ve gelişmeleri 24 saat, gece gündüz anında iletiyor.

Ben çok yararlanıyorum.

Orta Doğu uzmanının üç gün önce geçtiği “non confidential” bilgi notu

Çinkara üç gün önce hepimizin çok dikkatini çeken bir bilgi notu geçti.

Öyle “Confidential”, yani gizli bir bilgi falan da değildi.

Sadece şunu yapmıştı.

Bizim Avrupa’daki yan bahçemiz olan 4 ülkede son 3 hafta içinde meydana gelen 4 olayı alt alta yazmıştı.

Bunları alt alta okuyunca ister istemez “Neler oluyor orada?” diyorsunuz.

Önce bu dört olayı alt alta yazıyorum

Balkanlar’da son 3 haftada şu 4 gelişme olmuş:

(*) BİR: Kosova’da seçim oldu ve tarihinde ilk defa Katolik bir aday Cumhurbaşkanı seçildi.

(*) İKİ: Sırbistan’da Cumhurbaşkanlığı koltuğuna, ilk kez “cinsel tercihi farklı” bir kadın oturdu.

(*) ÜÇ: Bosna Başkanlık Konseyi’nin üç üyesi seçildi. İkisi kadın.

(*) DÖRT: Arnavutluk başkenti Tiran’ın belediye başkanlığını hâlen cezaevinde bulunan sosyal demokrat bir başkan tarafından yönetiliyor.

Evet, bunlar oldu.

Buna ben de dün Atina’da meydana gelen bir gelişmeyi ekleyeceğim.

Şimdi bu gelişmeleri biraz açayım.

Yüzde 93,5’i Müslüman Kosova Katolik bir başkan seçti

Kosova’da Cumhurbaşkanını halk değil, Parlamento seçiyor.

Geçen Salı akşamı Kosova Parlamentosunda seçim yapıldı.

120 sandalyeli Parlamento’da 81 milletvekilinin oyunu alan Justina Shiroka Pula Cumhurbaşkanı seçildi.

73 yaşındaki ekonomist ve akademisyen Pula, Kosova’nın üçüncü kadın başkanı oldu.

Ama asıl önemlisi şuydu.

Pula, Kosova’nın ilk Katolik Cumhurbaşkanı oldu.

Böylece nüfusunun yüzde 93,5’i Müslüman olan bir ülkede, bir Hristiyan Cumhurbaşkanlığı koltuğuna oturdu.

Sırbistan’da “cinsel tercihini” açıklayan ilk kadın başkan

Sırbistan’ın popülist Cumhurbaşkanı Aleksandar Vučić, yolsuzluk iddiaları nedeniyle 27 Eylül 2026’da istifa etti.

28 Eylül günü ise onun koltuğuna vekaleten Meclis Başkanı Ana Brnabić oturdu.

Brnabić kadın ve eşcinsel olduğunu açıkça ifade eden bir siyasetçi; daha önce Sırbistan başbakanıydı.

Böylece Sırbistan tarihinde Cumhurbaşkanlığı koltuğuna ilk defa, (bizde kanunen yasak olmadığı halde fiilen suç haline getirildiği için) cinsel tercihinin ne olduğunu yazamadığım bir kadın oturdu.

Bosna Hersek’in 3 kişilik Başkanlık Konseyi’ne iki kadın

Geçen Pazar günü Bosna Hersek’te genel seçimler yapıldı.

Bu seçimde parlamento, yerel yönetimler ve Devlet Başkanlığı Konseyi’nin üç üyesi seçildi.

Devlet Başkanlığı Konseyi’ne seçilen 3 üyenin ikisi kadındı.

Arnavutluk başkentini hapisteki belediye başkanı yönetiyor

Bir de Arnavutluk’un başkenti Tiran’da süren ilginç durumu anlatayım.

Tiran’da son yapılan belediye başkanlığı seçimini, 14 Mayıs 2023’te Sosyalist Parti adayı Erion Veliaj kazanmıştı.

Rakibi Belind Këlliçi’yi yaklaşık 60 bin oy farkla yenerek üçüncü dönemine seçilmişti.

Ancak seçildikten sonra yolsuzluk ve kara para aklama suçlamalarıyla hapse atıldı.

Anayasa Mahkemesi 3 Kasım 2025’te görevden alma kararını iptal edip Veliaj’ı görevine iade etti…

Veliaj, yolsuzluk ve kara para aklama suçlamalarını reddediyor; Eylül 2026 itibarıyla tutukluluğu sürerken resmen belediye başkanı olmaya devam ediyor.

Dün Atina’dan gelen ortak bildirideki bir kelime

Ve geliyorum sonuncusuna.

Belki de en önemlisine.

Dün, (7 Ekim) ABD ve Yunanistan Dışişleri Bakanları, Atina’da “Stratejik Diyalog” adı altındaki toplantılarının altıncısını tamamladılar.

Bunun sonunda ortak bir bildiri yayımlandı.

Bu bildiride şu cümle özellikle dikkatimi çekti:

“İki taraf, ortak demokratik değerler ve Yunanistan’ın aktif bir NATO müttefiki olarak üstlendiği rol çerçevesinde, köklü, uzun süreli ve güçlü ikili ilişkilerini bir kez daha teyit etti.”

Bu cümledeki “ortak demokratik değerler” vurgulaması herhalde sizin de dikkatinizi çekmiştir.

Bildirideki ikinci çok önemli kelime

Onun arkasından gelen cümle de önemli:

İlişkilerini “Yunanistan ve Amerika Birleşik Devletleri, uzun yıllara dayanan savunma ve güvenlik iş birliklerini daha da güçlendirme konusundaki kararlılıklarını teyit etti.”

Buradaki “iş birliğini daha da güçlendirme” ifadesi herhalde sizin de dikkatinizi çekmiştir.

Nitekim ortak açıklamada bunun ilk somut adımı da atıldı.

ABD, Yunanistan’a 4 milyar dolarlık askeri satış paketini açıkladı.

Son bir hafta içinde: Karadeniz’de sahibi Türk iki gemi vuruldu

Tabii aynı hafta içinde Karadeniz’de sahipleri Türk olan iki geminin vurulduğunu da buna eklemeliyim.

Türkiye’nin en büyük gemicilik şirketinin sahibi Lucien Arkas geçen hafta İzmir’de bana şunu söylemişti:

“Herkes bana Hürmüz’de, Kızıldeniz’de ne olduğunu soruyor. Ama bizim onlar kadar büyük sıkıntımız Karadeniz’de.”

3 hafta önce bir önemli gelişme de Suriye’de: Müslüman Kardeşler siyasete dönüyor

Bu arada üç hafta önce Orta Doğu’da meydana gelen ve bana göre çok önemli bir gelişmeyi de ek not olarak vereyim.

Orta Doğu’da bütün Arap ülkelerinde siyasetten silinmiş olan “Müslüman Kardeşler” hareketi, 3 hafta önce bir bildiri ile Suriye’de yeniden siyasete döndüğünü açıkladı.

Bu gelişme, Suriye Ordusu’na katıldığını ilan etmiş olan Türkiye yanlısı ÖSO ile El Şara arasında bazı sorunlara yol açabilir.

Bu da Suriye’deki istikrarı olumsuz etkileyebilir.

Son bir hafta içinde “Mekke-i Mükerreme ve Medine-i Münevvere vurguları” neden arttı?

Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan dışişleri bakanları geçtiğimiz Pazartesi (5 Ekim) günü Riyad’da bir araya geldi.

Toplantının resmi adı şuydu:

“Mekke Ortak Savunma Anlaşması Stratejik Siyasi ve Savunma Komitesi Toplantısı…”

Ortak bildiride somut bir ifade yoktu.

Ama perde arkasından “asker gönderme” opsiyonunun da konuşulduğu haberleri sızdırıldı.

Ancak Ankara’dan aynı günlerde çeşitli birimler tarafından yapılan açıklamalarda bir şey dikkatimi çekti.

Özellikle İletişim Başkanlığının açıklamalarında sık sık “Mekke-i Mükerreme” ve “Medine-i Münevvere” vurgusu yapılıyor ve dini bir üslup kullanılıyor.

“Kutsal yerler” vurgusu bir gelişmeye hazırlık mı?

Bu da ister istemez insanın kafasında şu soruya yol açıyor:

“Acaba kutsal yerlerin savunması argümanı, askeri angajman derecesinin yükseleceğinin işareti mi?”

Türkiye şimdilik temkinli bir yoldan ayrılmadı.

Umarım bu temkinli ve akılcı yolda devam ederiz.

Balkanlar’daki renkliliğin artışı Avrupa’yla bütünleşmenin işareti

Son 3 haftanın sonucuna gelelim.

Son 3 hafta içinde Balkanlar’da Türkiye’ye çok yakın 4 ülkedeki seçimlerde alınan sonuçlar şunu açıkça gösteriyor:

Siyasetteki renklilik, çoğulculuk, özgürlük ve temsil tabanının yaygınlığı, Balkan halklarının zihniyet bakımından giderek Avrupa Birliği standartlarına daha çok yaklaştığını gösteriyor.

Oysa bir zamanlar Türkiye, Kopenhag Kriterleri’ni kabul ederek Balkanlar’dan 20 yıl önce oraya yaklaşmıştı.

Bugün ise ilgi odağımız bu bölgeden Orta Doğu’ya kayıyor.

Oysa hepimiz şunu bilmeliyiz.

Dış politika Mekke Anlaşması’ndan ibaret değildir.

İlgili İçerikler