Brezilyalılar bugün (4 Ekim 2026) devlet başkanını, eyalet valilerini, Temsilciler Meclisi üyelerini ve Senato’nun üçte birini seçmek için sandık başındalar. Tam da Latin Amerika genelinde “ikinci pembe dalga” olarak anılan sol dalganın ivme kaybettiği ve ABD destekli aşırı sağcıların ardı ardına seçim zaferleri kazandığı bir dönemde gözler şimdi Brezilya’da.
Anketlere göre mevcut solcu Başkan Lula Inácio da Silva, ilk turda en yakın rakibi olan aşırı sağcı Flávio Bolsonaro’nun önünde görünüyor. Ancak çekişmeli olacağı öngörülen ikinci tura dair senaryolar sık sık değişiyor. Sonucu, sağ seçmenin 25 Ekim’deki ikinci turda Flávio Bolsonaro etrafında ne ölçüde konsolide olabileceği belirleyecek.
Lula da Silva (solda) ve Flávio Bolsonaro
“Turuncu dalga” mı?
Latin Amerika siyasetinde 2000’lerin başından bu yana solcu/ilerici hükümetlerin iktidara gelişi, “pembe dalga” (pink tide) kavramıyla karşılanmıştı. Pembelikle komünizmin kızıl renginin daha “yumuşak” bir tonuna gönderme yapılıyordu. Bu dalga, küresel emtia talebinin düştüğü ve ekonomik krizlerin baş gösterdiği 2013-2014 yıllarına kadar devam etti. 2019’daki kitlesel protestolarla birlikte solcular, “ikinci pembe dalga” sürecinde yeniden iktidara döndüler.
Bugün ise yeni bir dalga yükseliyor. The Economist, Donald Trump’ın Ocak 2025’te göreve dönmesinden bu yana Latin Amerika’da yapılan yedi başkanlık seçiminin yedisini de sağın kazandığına dikkat çekerek bölgedeki politik trende“turuncu dalga” (orange wave) adını verdi.
Peki, neden turuncu? Bu renk, Trump’ın yoğun bronzer kullanımıyla oluşan karakteristik turuncu tenine esprili bir gönderme yapıyor.
Buna göre, Nisan 2025’te Ekvador’da yeniden seçilen Daniel Noboa, Ekim 2025’te Bolivya’da yirmi yıllık sol iktidara son veren Rodrigo Paz, Kasım 2025’te Honduras’ta sol iktidarı bitiren Nasry Asfura, Aralık 2025’te Şili’de yine sol dönemi sona erdiren José Antonio Kast, Şubat 2026’da Kosta Rika’da seçilen Laura Fernández, Haziran 2026’da Peru’da kıl payı farkla seçilen Keiko Fujimori ve son olarak Haziran 2026’da Kolombiya’da yine çok dar farkla galip gelerek sol iktidarın yerine geçen Abelardo de Espriella turuncu dalga liderleri arasında yer alıyor.
Turuncu dalgaya elbette Trump’ın müdahale ettiği Arjantin ve Venezuela örnekleri de eklenebilir. Ekim 2025’te Arjantin’de ara dönem yasama seçimlerinde, mevcut Başkan Javier Milei’nin yolsuzluk skandallarına rağmen elde ettiği başarıda, Trump yönetiminin Milei’ye sunduğu 20 milyar dolarlık finansmanın önemli bir payı vardı.
Venezuela’da ise ABD’nin Nicolás Maduro’ya düzenlediği operasyonun ardından onun yerine geçen Delcy Rodríguez, ABD ile petrol dahil olmak üzere birçok alanda iş birliğine gitti. Turuncu dalgayı seçim siyasetiyle sınırlandırırsak, elbette Venezuela’yı buna dahil edemeyiz. Ancak Trump yönetimine yakınlık esas alınırsa, pembe dalganın öncü ülkesi Venezuela’da görünürde rejim değişmemiş olsa bile siyasetin renginin değiştiği aşikâr.
Trump’ın Turuncu Dalgası
Latin Amerika’nın politik haritasına bakılınca “Trump turuncusu”nun Brezilya’yı çevrelediği görülüyor. Sadece bu haritaya bakmak bile Brezilya’daki seçimin ne kadar kritik olduğunu anlamak için yeterli.
Latin Amerika’daki ABD yanlısı sağ dalganın bölgenin en büyük demokrasisine ve en büyük ekonomisine yayılıp yayılmayacağını gösterecek olan bu seçim, Trump açısından stratejik önem taşıyor.
80 yaşındaki Lula’ya karşı millennial Flávio
Lula da Silva, 2000’lerin başlarında kuşkusuz pembe dalganın en karizmatik liderlerinden biriydi. 2009 yılındaki G20 zirvesinde, dönemin ABD Başkanı Barack Obama, Lula da Silva için “dünyanın en popüler politikacısı” ifadesini kullanmıştı.
Brezilya’nın yoksul kuzeydoğusunda işçi sınıfı bir ailede dünyaya gelen ve metal işçiliğinden sendika liderliğine yükselen Lula da Silva, 1980’de kuruluşuna öncülük ettiği İşçi Partisi’nin (PT) lideri olarak 2002’de Brezilya’nın ilk işçi kökenli devlet başkanı oldu.
İki dönemlik başkanlığının ardından yolsuzluk suçlamalarıyla hapse giren, 580 gün cezaevinde kaldıktan sonra mahkûmiyet kararlarının iptal edilmesiyle siyasal haklarını geri kazanan Lula, PT’yi yeniden kitlesel bir çekim merkezine dönüştürmeyi başardı ve 2022’de, son derece kutuplaşmış bir ortamda, aşırı sağcı lider Jair Bolsonaro’yu çok az farkla yenerek üçüncü kez devlet başkanı seçildi.
Trump destekçilerinin 6 Ocak 2021’de ABD Kongre Binası’nı basmasına oldukça benzer şekilde, Lula’nın zaferini kabullenmeyen binlerce Bolsonaro destekçisi 8 Ocak 2023’te Kongre’yi, Federal Yüksek Mahkeme’yi ve Başkanlık Sarayı’nı bastı. Darbe girişimi niteliğindeki bu baskındaki rolü nedeniyle daha sonra mahkûm edilen ve hâlihazırda hapis cezası çeken Jair Bolsonaro’nun yerine, oğlu Flávio Bolsonaro bugün Lula’ya karşı yarışıyor.
Bugün yedinci ve son kez başkanlık yarışına giren 80 yaşındaki Lula, siyasi kariyerinin en zorlu seçim mücadelelerinden biriyle karşı karşıya. Bu zorluğa göğüs gerebileceğini kanıtlamak için de kampanyası boyunca, spor yaparken çekilen fotoğraf ve videolarını sosyal medyada düzenli olarak paylaşarak dinç ve sağlıklı olduğu mesajını vermeye çalıştı.
Lula da Silva’nın sosyal medya paylaşımlarından
Ülkenin en önde gelen kamuoyu araştırma kuruluşu Datafolha’nın son verilerine göre, mevcut Lula hükümetini iyi/çok iyi bulanların oranı yüzde 35 iken Lula’nın başkan olarak yaptığı işi kişisel olarak onaylayanların oranı yüzde 48.
Lula’nın, 2010’da, ilk iki döneminin sonunda, yüzde 80’in üzerinde onay oranıyla görevden ayrıldığı düşünüldüğünde, bu rakamlar görece düşük görünüyor. Yine de Bolsa Família gibi sosyal politikalarla yoksulluğu ve eşitsizliği azaltmayı başaran Lula da Silva, kuşkusuz Brezilya tarihinin en popüler devlet başkanlarından biri ve bugün ABD destekli aşırı sağa karşı koyabilecek en önemli lider olmaya devam ediyor.
ABD baskısı altında seçimler
ABD yönetimi, özellikle geçen yıldan bu yana Brezilya üzerindeki baskısını artırdı. Trump’ın temel stratejisi Brezilya’ya ticari gümrük tarifeleri uygulamaktı. Beyaz Saray, gümrük tarifelerine ilişkin müzakereleri kullanarak Jair Bolsonaro’nun seçimlere katılımının güvence altına alınmasını istedi. Trump yönetimi daha önce Bolsonaro hakkındaki yargı sürecini “cadı avı” olarak nitelendirmişti.
Beyaz Saray’ın bir diğer stratejisi, bazı suç örgütlerini “terörist” olarak nitelendirerek Brezilya’yı bunlarla yeterince mücadele etmemekle suçlamaktı. Washington yönetimi, Primeiro Comando da Capital (PCC) ve Comando Vermelhogibi Brezilyalı suç örgütleriyle bağlantılı olduğu iddia edilen kişilerin yanı sıra bazı yetkililere ve ailelerine de yaptırım uyguladı. Ayrıca Brasília’ya büyükelçi atarken diplomatik teamüllerin dışına çıktı.
Flávio Bolsonaro, Beyaz Saray’da Trump ile (26 Mayıs 2026)
Başka bir strateji de seçimlerin güvenilirliğini sorgulamak. Demokratik süreçleri tehdit eden bu stratejiye daha önce Trump, 2020 başkanlık seçimlerinde Biden’a karşı kaybettiğinde başvurmuş ve sonuçları kabul etmemişti. Benzer şekilde, Bolsonaro taraftarları 2022 seçimlerinde Brezilya’daki elektronik oylama sistemini hedef alan kampanyalarla bunu denediler. Bugün de Bolsonaro ailesi, Brezilya seçim sistemini suçlamak için yabancı diplomatları kullanıyor ve olası bir ABD müdahalesine zemin hazırlamaya çalışıyor.
Brezilya İstihbarat Ajansı (Abin), Ağustos 2026’nın sonunda, hükümete, Adalet Bakanlığı’na ve Yüksek Seçim Mahkemesi’ne (TSE) bir rapor göndererek ABD’nin seçimlere müdahale etme riskinin kritik düzeyde olduğu uyarısında bulundu.
Daha önce Arjantin’de ve başka örneklerde seçimlere son dakikada müdahale eden Trump’ın, Brezilya’da da son anda Flávio Bolsonaro’nun şansını artıracak herhangi bir müdahalede bulunabileceği düşünülüyor. Özellikle de başa baş gitmesi beklenen ikinci tur öncesinde bu yönde bir müdahalenin olabileceği endişesi hâkim.
Burada “müdahale” ile Soğuk Savaş dönemindeki gibi gizli istihbarat operasyonları değil, Trump’ın sosyal medyadaki tehditleriyle gerçekleştirdiği gövde gösterileri kastediliyor. Böyle bir müdahale anında tetikte bekleyen influencerlar devreye giriyor ve aşırı sağ hızla mobilize oluyor.
Buna karşın, Lula da Silva, seçim kampanyasında egemenlik vurgusunu öne çıkardı. Lula, sürekli olarak Washington’a “Brezilya seçimlerine karışmayın” mesajı verdi ve Brezilya’nın kimsenin arka bahçesi olmadığını vurguladı. Organize suçla müdahale konusunda ise Brezilya’nın gerekli adımları attığını ve Trump’ın bu meseleyi “terörle mücadele” çerçevesine taşıyamayacağını belirtti. Nitekim bu çerçeve, meseleyi ABD’nin ulusal güvenliğiyle ilişkilendirerek, Venezuela örneğinde olduğu gibi, dış müdahaleye zemin hazırlıyor.
Siyasal egemenliğin yanı sıra Lula’nın söylemlerinde ekonomik egemenlik teması da öne çıktı. “Biz sömürge değiliz ve kimsenin sömürgesi olmayacağız” diyen Lula, Trump’ın tarifelerine karşı çıkarak “hiçbir yabancı liderin Brezilya’ya kimden mal alıp kime satacağını söyleme hakkı olmadığını” dile getirdi.
Banco Master davasından STF krizine
Seçimlerin bir diğer önemli gündem maddesi ise artık Brezilya siyasetinin ayrılmaz bir parçası hâline gelmiş yolsuzluk skandallarıydı.
Yüksek Seçim Mahkemesi (TSE), ağustos sonunda, Flávio Bolsonaro liderliğindeki Liberal Parti’nin (PL) kamu kaynaklarının kullanımına ilişkin hesaplarını incelemeye aldı. İddialara göre, yaklaşık 31,4 milyon real kamu kaynağı seçim kampanyasına aktarılmıştı. 2024’ten beri benzer aktarımlara ilişkin toplam yaklaşık 114,6 milyon real tutarında iddialar bulunduğu aktarıldı.
1 Ekim’de ise Bolsonaro’nun kampanya finansmanıyla ilgili daha sonra başka bir mesele ortaya çıktı. ABD Başkan Yardımcısı J.D. Vance’ın da kuruluşunda rol aldığı muhafazakâr Rockbridge Network ile bağlantılı kişilerin Flávio Bolsonaro’nun kampanyasına sosyal medya izleme raporları ve danışmanlık sağladığı, ancak bu hizmetlerin TSE’ye sunulan kampanya hesaplarında görünmediği bildirildi. Flávio Bolsonaro ise bunu inkâr ediyor.
Seçim sürecindeki en önemli skandal ise kuşkusuz eylül ayında, Banco Master dosyasındaki gizliliğin kaldırılmasıyla ortaya çıktı. Flávio Bolsonaro hakkında yolsuzluk, kara para aklama ve vergi kaçakçılığı iddialarıyla bağlantılı soruşturma kamuoyuna yansıdı. Buna göre, Jair Bolsonaro’nun hayatını anlatacak “Dark Horse” filminin finansmanına aktarılan yaklaşık 61 milyon real inceleniyordu.
Banco Master, Kasım 2025’te ciddi likidite sorunları ve finansal sistem kurallarına ilişkin ağır ihlaller gerekçesiyle Brezilya Merkez Bankası tarafından kapatılmış; bankanın sahibi Daniel Vorcaro, yolsuzluk iddiasıyla tutuklanmıştı. Vorcaro, üst düzey yargıç ve siyasetçilere milyonlarca dolar rüşvet vermekle suçlanıyordu.
Banco Master davasını büyük bir siyasi krize dönüştüren unsur, Flávio Bolsonaro’ya uzanan bağlantılarla sınırlı değil. Dava aynı zamanda Brezilya’nın en yüksek anayasal yargı organı olan Federal Yüksek Mahkeme’nin (STF) iki yargıcını, Alexandre de Moraes ile André Mendonça’yı karşı karşıya getirmiş durumda.
Alexandre de Moraes (solda) ve André Mendonça
Bir yanda Banco Master davasının raportörü André Mendonça, diğer yanda ise 8 Ocak darbe girişimi nedeniyle Jair Bolsonaro hakkındaki soruşturmayı yürüten Alexandre de Moraes var.
Banco Master skandalı, banka sahibi Daniel Vorcaro’nun hem Alexandre de Moraes hem de davanın raportörü André Mendonça ile doğrudan temas kurduğunun ortaya çıkmasıyla iki STF yargıcını da içine alan bir krize dönüştü.
Mendonça, 2021’de Jair Bolsonaro tarafından STF’ye atanan Evanjelik bir yargıç; Moraes ise Bolsonarismo’nun en büyük düşmanlarından biri. Dolayısıyla birbirini suçlayan iki yargıç arasındaki gerilim büyüdükçe, STF içindeki kriz seçim sürecinin en kutuplaştırıcı başlıklarından biri hâline geldi.
Bu kriz, kuşkusuz 25 Ekim’deki ikinci turda kararsız seçmenin davranışını belirleyen unsurlardan biri olacak.
Bolsonaro’nun anti-seküler mirası
Babasının politik mirasını devralan Flávio Bolsonaro, en büyük desteğini nüfusun yaklaşık yüzde 30’unu oluşturan Evanjelik tabandan alıyor. O da tıpkı babası gibi “İsa’nın adıyla” zafere yürüdüğünü söylüyor.
Ortanca ismi “Mesih” anlamına gelen ve takipçileri tarafından “O Mito” (Efsane/Mucize) olarak anılan Jair Messias Bolsonaro, 2018’deki seçim kampanyasını “Brezilya her şeyin, Tanrı herkesin üstündedir” sloganı üzerine kurmuştu.
O dönemden beri, Brezilya’da dinin siyasetle hiç olmadığı kadar iç içe geçtiğini gözlemlemek mümkün.
Bolsonarismo’nun Brezilya’da laik devleti ve demokrasiyi nasıl tehdit ettiğini merak edenler, Netflix’te yer alan “Tropiklerde Kıyamet” adlı belgeseli izleyebilir.
Bu tehdit elbette seçim süreçlerine de yansıyor. 2022 seçimlerinde Lula ile ilgili yalan yanlış bilgi yayan bir dizi gönderi paylaşılmış, göre Lula seçilirse Hıristiyanlara eziyet edip kiliseleri kapatacağı ileri sürülmüştü. Bugünkü seçimlerde ise ironik bir şekilde Bolsonarismo’nun silahı kendisine çevrilmiş durumda.
Geçtiğimiz günlerde, sosyal medyada, Flávio Bolsonaro seçilirse Aparecida Meryem Ana’nın (Nossa Senhora Aparecida) “Brezilya’nın koruyucu azizesi” statüsünün kaldırılacağı iddiası yayıldı.
Aparecida Meryem Ana, ülkedeki Katolikliğin en güçlü sembollerinden biri. Lula da Silva, bu sembole sahip çıkarak kendisi başkan olduğu sürece Aparecida Meryem Ana’nın Brezilya’nın koruyucu azizesi olmaya devam edeceğini söyledi.
Lula’nın kampanyasında bir anda Meryem Ana imgelerinin görünmeye başlaması elbette ironik. Daha önce dinle siyaseti birbirine karıştırmayı defalarca eleştiren ve her daim laikliği savunan Lula, belli ki bu sefer rakibiyle anladığı dilden konuşmayı tercih ediyor. Sadece bu bile, Jair Bolsonaro’nun anti-seküler mirasının siyaseti nasıl şimdiden dönüştürmeye başladığının göstergesi.

Lula, Belém’de 28 Eylül 2026’da düzenlenen mitingde Pará eyaletinin koruyucu azizesi Nazaré Meryem Ana’nın bir tasviriyle poz veriyor.
Şurası çok açık ki, Flávio Bolsonaro kazanırsa, Brezilya bölgedeki ABD yanlısı muhafazakâr eksene daha sıkı bağlanırken laiklik ve demokratik kurumlar üzerindeki baskı da artacak.
Fakat belki de en ağır bedeli, yağmacı ve sömürgeci politikaların yeniden hedefi hâline gelecek olan Amazonlar ödeyecek.
Zira Jair Bolsonaro’nun dört yıllık döneminde, gezegenin iklim dengesinin korunmasında kritik rol oynayan Amazonlar’daki toplam ormansızlaşma oranı, uzmanların “geri dönülemez” dediği yüzde 20’lik eşiğe yaklaşmıştı.
Bugün Brezilyalılar sandık başına giderken, kuşkusuz, kendi ülkelerinin ve Latin Amerika’nın olduğu kadar hepimizin geleceğini belirleyecekler.
T24’ÜN ARKASINDA HİÇBİR GÜÇ YOK; TEK GÜÇ SİZ OLUN, REKLAMSIZ T24’E ABONE OLUN
|


