Herkes için en iyi versiyonumuz hangisi?

Herkes için en iyi versiyonumuz hangisi?

Yapılan araştırmalar, iş yerlerindeki nezaket eksikliğinin maddi karşılığı olduğunu açıkça ortaya koyuyor. Amerika’da yapılan bir akademik araştırmaya göre çalışanların yüzde 60’ı iş yerinde nezaketsiz tutumlarla karşılaştıklarını ifade ederken bu tavırların neden olduğu üretkenlik kaybının günlük 2 milyar dolara varan bir finansal zarar anlamına geldiği söyleniyor

Herkes için en iyi versiyonumuz hangisi?

Kendinin en iyi versiyonu olmak… Özellikle sosyal medyada sıkça duyduğumuz bir ifade. Sağlıklı beslenmeden estetik görünüme, iş yaşamındaki başarılardan doğru ebeveyn olmaya kadar hayatımızın her alanını kapsayan bir “en iyi versiyon” hedefi söz konusu. Herkesin yaşına, sosyal çevresine, cinsiyetine, mesleğine, karakterine uygun bir “en iyi versiyon” koşusunun maliyeti epey yüksek.

Mesele sadece maddi boyutla da sınırlı değil. “En iyi versiyon” hedefinin -doğal olarak- tutturulamadığı her gün yaşanan psikolojik gerilimler, yıkımlar cabası. Kaygı bozuklukları, sosyal uyumsuzluklar, depresyon… İnsanın kendinden beklediklerine ayırdığı zamanı, parayı ve konsantrasyonu anlatan terminoloji “maxxing” de böylece, sosyal medya diliyle birlikte hayatımıza girdi.  

Bilgisayar oyunlarındaki karakterlerin performansını yükseltmek için 1990’lı yıllarda kullanılmaya başlanan “maxxing” kavramının insanın kendisi için geçerli hale gelmesi 2015’ten sonrasına rastlıyor. Her ne kadar “incel” kültürü ile yaygınlaşmışsa da bugün artık bir sosyal medya jargonu, bir bakış açısı olarak hayatın tam içinde. “Looks-maxxing” ile dış görünüşü maksimize etmek, “skin-maxxing” ile cilt bakımında en iyi versiyona koşmak, “health-maxxing” ile en sağlıklı hali hedeflemek, “solo-maxxing” ile sevgili/partner “derdine” son verip yalnız yaşama odaklanmak ve daha pek çok “en iyi versiyon” hedefi söz konusu.

Oyun kültürü ve “incel” alt kültüründen doğan bir akım olduğu için biraz uç ve maskülen bir yaklaşım olduğunu belirtmeliyiz. Yüzünün kemiklerini biliçli olarak kırıp daha maskülen görünmeye çalışmak bir “maxxing” örneği mesela. Diğerlerinden daha güzel, daha kaslı, daha yüksek performanslı, daha zengin, daha daha olma akımı bunlar sonuçta. İnsanı erişemediği bir havuca doğru sürekli koşturmayı başaran tüketim kültürü tarafından değerlendirdiğimizde de vahşi bir kapitalizm ürünü olarak görebiliriz. Bütün “maxxing”ler için kocaman birer pazar olduğunu söylemeye de gerek yok sanırım.

Elbette beklentinin çok yükseğe koyulup insanı zıplayıp durmaya mahkûm eden “maxxing” akımında da bir antitez oluşuverdi.

Yakın zamanda konuşulmaya başlayan “kindness(nezaket)-maxxing” ise özel olarak dikkat çekiyor. Bireysel olarak kendine odaklı, “en iyi versiyon” hedefli ve üstünlük iddiasıyla yaşanan “maxxing”ler arasında başkalarının memnuniyetini maksimize eden bir akım olarak yüzümüzü güldürmeye aday gibi. Çünkü burada amaç birilerinden daha üstün bir performans göstermek değil, bilinçli bir şekilde nezaketle davranma pratiğini seçmek. Başka bir deyişle, rutinde nazik bir insan olma gayretinizin yanında çok öfkeli olduğunuz zamanları da aynı çizgide yaşamaya çalışma hali “nezaket-maxxing” olarak tanımlanıyor.

İnsanlara selam verme, birinden bir şey talep etme, yardım etme gibi günlük rutinlerin yanında birlikte çalışma ve birlikta yaşama anlarının tamamını nezaket bağlamında kurgulama hedefi veriyor. Kulağa ne hoş geliyor değil mi?

Nezakette hiyerarşi etkisi (!)

İnsan ilişkilerinin şekli, tonu ve mesafesi farklı gruplar içinde değişkenlik gösteriyor. Bir öğrencinin öğretmeniyle kurduğu ilişkideki dili ile arkadaşı ile kurduğu ilişkideki dil farklılığı bir örnektir. Bir gencin annesiyle mesafesinin iş yerindeki arkadaşıyla koruduğu mesafesinden farklı oluşu gibi. Böylesine açık farklılıklarda ilişkilenme biçiminde ya da konumuz olan nezaket halinde pek sapma görmeyiz. Bir çeşit sosyal kabulle belirlenmiş hiyerarşik dil oturmuş durumdadır.

Buradaki (haydi yine sosyal medya jargonuyla yazalım) “red flag” (kırmızı bayrak) meselesi, öğrencinin arkadaşları arasında bir dil farkı gözetiyor olmasında yatıyor. Arkadaşlarının bazılarıyla kurduğu düzeyli iletişim dilini, bir sebeple, diğerleri ile kurmayan bir öğrencinin nezaket sorunu vardır.

Yetişkinlerin dünyasında buna maalesef sıkça rastlarız. Tüm iş arkadaşları ile iletişiminde aynı nezaketi koruyan pek fazla profesyonel ne yazık ki yoktur. Çünkü nezaketi hiyerarşik bir davranış modeline sıkıştırmak gerektiği gibi bir yanılgımız var. Şirket hiyerarşisinde üstü kabul ettiği kişilerle görüşmesine asla geç kalmayan bir çalışan, astı kabul ettiği kişilerle toplantısına düzenli olarak geç katılır. Üstleriyle yaptığı görüşmelerde verdiği değerlendirmelerde nezaketi bozmayanlar, astı kabul ettiklerine karşı kabalığa, hatta saldırganlığa varan bir dil kullanmayı “normal” kabul edebilir.

Daha da kötüsü, aslında var olmayan hiyerarşiler kurmak da insana özgü… Bazı meslekleri doğası gereği hiyerarşide alt seviyede değerlendirenler çoktur mesela. Sokağı temizleyen işçiyi, restorandaki garsonu, oteldeki hizmetliyi… asla eşitler arası bir iletişime değer görmemek epey yaygın.

Doğrudan parasal ilişkilerle etkilenen sözde hiyerarşiler de vardır. Evinde çalışan temizlik görevlisi, aracını kullanan şoför, sitesinin güvenlik görevlisi gibi bireylerle nezaket bir yana “maaşını ben ödüyorum” dili ile konuşmak, onlara sunulan çalışma şartlarını bu anlayışla ve ayrımcılıkla kurgulamak adeta vaka-i adiyedir.

Bir de rasyonellikten çok uzak sözde hiyerarşiler vardır. Evsahibi-kiracı ilişkisinde kiracının ezilmesi gibi. Yaşça küçük birinin yaşça büyük birinin göstereceği nezaketi pek de hak etmediğine olan inanç gibi. Hizmet alan şirketin çalışanlarının, hizmet veren şirket çalışanlarına göre kendilerini hiyerarşide yukarıda görmeleri gibi. Oysa ortada hiyerarşinin oluşabileceği bir bağ bile yoktur.

O kadar çok örneklendirebiliriz ki…

Romantik değil rasyonel bir talep

Nezaket, insan ilişkilerinde, insan olmaktan kaynaklı olarak ilişkinin tüm taraflarının hak ettiği etik muamele biçimi. Kurumsal yapılar da nazik ya da nezaketsiz olabilir. Üstelik yüksek sosyal etki yaratan projeler yürütmenizin bunda hiçbir etkisi de olmaz. Hiyerarşik ya da sözde hiyerarşik bir katmanlandırma ile nezaketin dozunu değiştirmek sizi nazik bir insan ya da nazik bir kurum olmaktan çıkartır. Şirketlerin üst düzey yöneticilerinin sahip olduğu insan haklarını diğer seviyelerdeki çalışanlardan esirgeyemezsiniz. Patronunuzla konuşamayacağınız bir üslupla iş arkadaşınızla konuşamazsınız. Yöneticinize kuramayacağınız öfkeli cümleleri hizmet verenlerinize kuramazsınız. Kişisel öfkelerinizi, işe, sokağa, çocuklarınıza, özetle başkalarına yansıtamazsınız.

Nezaketten sadece konuşma biçimlerimiz etkilenmiyor elbette. İşe alma prosedürlerinden işten çıkarma prosedürlerine, performans kriterleri tanımlamalarından diğer tüm iş süreçlerine yansıyan bir nezaketten söz ediyoruz. Yapılan araştırmalar, iş yerlerindeki nezaket eksikliğinin maddi karşılığı olduğunu açıkça ortaya koyuyor. Amerika’da yapılan ve Mart 2025’te Harvard Business Review tarafından “What It Takes to Fix a ‘Mean’ Workplace” (Acımasız Bir İşyerini Düzeltmenin Yolları) ismiyle yayınlanan bir akademik araştırmaya göre çalışanların yüzde 60’ı iş yerinde nezaketsiz tutumlarla karşılaştıklarını ifade ederken bu tavırların neden olduğu üretkenlik kaybının günlük 2 milyar dolara varan bir finansal zarar anlamına geldiği söyleniyor.

Dolayısıyla nezaket, sizin bir lütfunuz değil, muhataplarınızın hakkıdır. Üstelik romantik ve kozmetik bir mesele de değil. Bir şeyleri “maksimize” edeceksek, nezaketimizden başlamamız yerinde olur. Yine gündelik dilde söyleyelim; “nezaket-maxxing” candır!

İlgili İçerikler