Yarın Belki de, alışageldiğimiz tiyatro anlatısını kırarak seyirciyi hem metnin hem de ânın içinde yeniden düşünmeye davet ediyor. Forced Entertainment’ın Tomorrow’s Parties adlı oyunundan uyarlanan bu yapımda, yönetmen Ayşe Draz ile dramaturg Özlem Hemiş’in yön verdiği yapı, sözcüklerin ritmi ve duygusal akışıyla geçmişle geleceğin kesiştiği bir “bugün” hissi yaratıyor. Sahnedeki yalınlık, kelimelerin gücü ve gündelik dilin içinde saklı felsefi titreşimler, oyunun merkezinde yer alıyor.
Oyunun dramaturgu Özlem Hemiş ile oyuncuları Aslı İçözü ve Şerif Erol, Yarın Belki de’yi, doğaçlama hissiyle kurulan oyunculuk disiplinini ve tiyatronun bugünü yeniden hissettirme gücünü T24’e anlattı.
Özlem Hemiş ve Ayşe Draz
- Yarın Belki de alışageldiğimiz bir tiyatro oyunu değil, siz dramaturg olarak oyunun ritmini ve duygusal akışını nasıl kurdunuz?
Özlem Hemiş: Ben oyunu 2015 sahnede gördüğüm işten çok etkilenmiştim öncelikle bunu söylemeliyim. Ortak bellekteki imgelerle, o imgelerin kast ettiğinden daha derin anlam alanına katmanlar kurarak açılmak üzere örgütlenmiş metin geçmiş ve geleceğe gidip gelerek şimdiye dikkat çekiyordu. Sadece dil düzlemini değil, kurmaca yapısının popüler kültür ürünlerinin alımlanmasındaki uzlaşılmış kavrayışı yabancılaştırarak bir gerçeklik kuran ve bugüne bakışı keskinleştiren mimarisini de etkileyici buldum. Dolayısıyla ekipçe ritmin ve duygusal akışın rengini daha Akdenizli bir tona doğru çekmek dışında olduğu gibi koruma kararı alarak çalıştık.
- Oyunun “açık uçluluğu” sizce bir dramaturjik risk mi yoksa bilinçli bir davet mi?
Özlem Hemiş: Ben olsam metne açık uçlu demezdim. Çağrışım alanı açan bir yapısı var. Ancak bu çağrışımı hangi alanda açmak istediğiyle ilgili verilmiş çok net kararlar var. Metnin aldığı en büyük riskin bu kesinlik içinde seyirciye beyin jimnastiği yaptırmaktaki ısrarı olduğunu söyleyebilirim. Çok yakın bulmadığınız bir imge ya da fikir, biraz sonra karşınıza yeniden bir başka renkte gelebilir. Bu ikinci karşılaşmada daha çok ilgilenebilirsiniz ya da ısrara tepki verebilirsiniz. Bu risktir.
Aslı İçözü ve Şerif Erol, Yarın Belki de oyununda
- Bildiğim kadarıyla bir metne bağlısınız ama sanki doğaçlıyormuşsunuz gibi; sahnedeki o doğaçlama hissi nasıl bir oyunculuk disiplini gerektiriyor ve doğaçlama payı ne kadar?
Aslı İçözü: Öncelikle elbette bu oyunun kuralı, metne bağlıyız. Yani varsayımlar ve sırası elbette değişmiyor ancak her seferinde, her oynanışında unutarak ve dinleyerek sözcüğü yeniden kuruyoruz. Varsayımın hangi bağlamda geldiği, ritmi, ilişkilenme biçimi aslında bizim o anki duygu durumumuz veya fiziki koşullarla değişiyor.
Ben bu oyuna öncelikle noktası virgülü kaçmayan bir dinleme çalışması olarak bakıyorum.
Şerif Erol: Haklısınız, bir metne tabiyiz. Bütün oyunlarda, bütün oyuncular yazarın metnine ya da ortaklaşa oluşturulmuş metne bağlıdırlar. Amaç da zaten bunun yazılmış, kurgulanmış bir metin olduğunu hissettirmemektir; onun gündelik duyulmasını sağlamaya çalışmaktır. Bütün oyunculuk disiplini de temelde, esasında buna yöneliktir.
Bizim oyunumuzda doğaçlamaya, yani oyun sırasında gelen fikirlere, sözlere, esprilere bolca yer bulunduğunu düşünmüştük çalışırken ama zamanla metnin ustalıkla mimarisini fark edince bunlara pek ihtiyaç olmadığını, onun iyi düşünülmüş, iyi işlenmiş, müdahale istemeyen bir metin olduğunu fark ettik.
- Forced Entertainment tarzı metinler, deneysel işler ve genelde “anlaşılmaz” bulunur. Siz bu konuda nasıl düşünüyorsunuz?
Aslı İçözü: Biz beklentimizi mi çok yüksek tutup basit olanda çok mu katman arıyoruz, bilemedim… İzlediğim örnekler çok ilk akla gelen, gündelik bir fikir üzerine derinleşmeler, düşüncelerden kurulmuş oyunlar, bu bana cazip geliyor.
Oynamak, göstermek altını çizmek değil! Oyuncu olarak en gündelik hâle sığınmak onun ihtimallerinin sayısını arttırmak, içindeki renkleri keşfetmek, izleyenle daha organik bağlar kurmak ve bunun gibi kafa yormaları daha çok kapsıyordu. Dediğim gibi bu çalışma önermesi bana cazip ve geliştirici geliyor ama düşüncem çok kişisel.
Tabii zaman zaman kaybolduğumuz, anlaşılmaz işler de olmuyor mu elbette oluyor. Sonuçta onlara da bir çalışma önerisi diyip geçebiliyoruz.
Şerif Erol: Ben bizim oyunumuzu anlaşılmaz bulan kimseyle karşılaşmadım, bunun için de kendimi mutlu hissediyorum. Deneysel olsun olmasın, üzerinde emek harcanmış hiçbir metnin 'anlaşılmaz' bulunacağını zannetmiyorum. Alışılmışın dışında olan, bile demeyeyim, alışılmışın dışında görünen her şeyi anlaşılmaz bulup eleme, kenara kaldırma gibi bir rahatlık oluştu. Bu 'rahatlığın' sebepleri hakkında düşünmemiz gerek bana kalırsa.
Aslı İçözü ve Şerif Erol, Yarın Belki de oyununda
- Minimal bir sahnede anlamı kelimelerle kurmak oyuncu için nasıl bir sınav?
Aslı İçözü: Hiç kolay değil, ciddi kondisyon gerektiriyor. Ve bol imaj bol hayal….
Şerif Erol: Zevkli, heyecan verici bir sınav. Pek çok şeyi anlatmak için aslında nasıl da pek az şeye ihtiyacımız olduğunu öğretmesi, hatırlatması bakımından eşsiz bir deneyim benim için.
- Oyundaki “yarın”larda kendi hayatınızdan yankı bulan cümleler oldu mu?
Şerif Erol: Hepsi diyebilirim rahatlıkla.
Özlem Hemiş: Oyunun özü hayat bir gün, o da bugün gibi bir anlama açılıyor. Bunun sanırım hepimizin hayatına değen bir yanı var. Gelecek anksiyetesi ile paralize olmak yerine bugünü anlamak, anlamlandırma ve tadını çıkarmak; geleceği elimizden alacak şeylere şimdi ve bugün müdahale etmek için bu sarkastik çağrı beni çok ilgilendiriyor. Şöyle duyuyorum biraz “yine sen bilirsin de güzel kardeşim, gelecek bir distopya da olabilir bir ütopya da ama şimdi çok gerçek ve acil.”
Aslı İçözü ve Şerif Erol, Yarın Belki de oyununda
- Oyunun hayali “yarın”larından hangisi size artık bugünü andırıyor?
Aslı İçözü: Birçoğu, işin tuhafı prova zamanından bu güne kimi oldu, kimi zaten olmuştu, kimi de olmaya devam ediyor…
Şerif Erol: Güleyim mi, ağlayayım mı bilmiyorum ama, oyundaki karanlık gelecek tahayyüllerinin büyükçe bir kısmının benim için, bizim için zaten gerçekleşmiş olduğunu görüyorum ne yazık ki.
Özlem Hemiş: Metnin önemli bir kısmı insan merkezli dünyanın aynılığını vurguluyor; metinde yarın diye kodlanan pek çok şey aslında bugün.
- Sizce tiyatro bugün hâlâ “geleceği hayal etme” alanı açabiliyor mu?
Özlem Hemiş: Bizim oyunumuz geleceği hayal etmekten çok şimdiye sahip çıkmayı, sorumlulukları geleceğe ertelemek yerine şimdi aksiyona geçmeyi, bugünü değerlendirmeyi hayal ediyor aslına bakılırsa. Tiyatronun geleceği hayal ettirme görevi var mı, emin değilim. En çok kaçındığımız şey şimdiye bakmak çünkü. Bugün, burada, tiyatro mekanında aynı oyunu seyretmeye gelmiş olmanın, bir aradalığın gücü çok değerli. Bu biraradalığın ve seyir yeri ile oyun yeri arasındaki geçişliliğin tiryakisi olan bir seyirciyi özleyen tiyatronun, önce kendisini açması gerekiyor. Risk almış bir iş olarak Yarın Belki de’nin bu hedefi gerçekleştirme konusunda bir açıklığı oldu seyirci geri bildirimlerinden anladığımız kadarıyla.
KünyeYönetmen: Ayşe Draz |



