Tiyatrocu Ayşe Draz: Platon'un mağarasını cep telefonlarımızda yaşadığımız bu dönemde, duyularımızla bir yerde var olmak çok önemli

Tiyatrocu Ayşe Draz: Platon'un mağarasını cep telefonlarımızda yaşadığımız bu dönemde, duyularımızla bir yerde var olmak çok önemli

"Sanatın dönüştürücü gücüne inanıyorum ama bu gücün illa hemen kendini gösteren, sokağa çıkıp bir şeyleri değiştirip dönüştürme anlamında değil; çok küçük farkındalıklarla da gelebileceğini düşünüyorum"

Tiyatrocu Ayşe Draz: Platon'un mağarasını cep telefonlarımızda yaşadığımız bu dönemde, duyularımızla bir yerde var olmak çok önemli
Ayşe Draz

Sabancı Vakfı'nın desteğiyle Sakıp Sabancı Müzesi'nde (SSM) düzenlenen sahne sanatları etkinliği Müzede Sahne, bu yıl 10. yılını Oyunlarla Dönüşüm temasıyla kutluyor. Sanat yönetmenliğini tiyatro sanatçısı Ayşe Draz'ın üstlendiği Müzede Sahne, 27-30 Ağustos tarihleri arasında izleyiciyle buluşacak. Oyunlarla Dönüşüm temasını merkezine alan etkinlik, müzede devam eden Yoko Ono: İçses ve İçyapı sergisiyle de diyalog kurarak, seyirciyi aktif bir katılımcıya dönüştürmeyi hedefliyor. Atlı Köşk'ün tarihî atmosferinde gerçekleşecek programda; Fıstıklı Teras'ta yer alan ana sahne oyunları, performatif atölyeler, çocuk etkinlikleri ve disiplinler arası çağdaş üretimler yer alıyor.

Müzede Sahne'nin Sanat Yönetmeni Ayşe Draz; 10. yılda neden Oyunlarla Dönüşüm temasının seçildiğini, sanatın dönüştürücü gücünü, Yoko Ono sergisiyle kurulan diyaloğu, Boğaz'a nazır açık sahnede oyun sergilemenin avantaj ve zorlukları ile programın öne çıkan yapıtları ve atölyelerini T24'e anlattı.

Söyleşinin tamamını dinlemek için tıklayın

- Müzede Sahne'nin her yıl farklı bir tema etrafında şekillendiğini biliyoruz. Geçtiğimiz yıl Karşılaşmalar ve Ötesi temasını belirlemiştiniz. Bu yıl ise 10. yaşını Oyunlarla Dönüşüm temasıyla kutluyor. 10. yıl temasını belirlerken hangi ihtiyaçlardan, toplumsal veya sanatsal gözlemlerden yola çıktınız?

Öncelikle sanırım biraz oyun oynama ihtiyacımızı fark ettim. Yetişkinler olunca oyun oynamayı unutuyoruz. Oyunu sadece sahne üzerinde izlediğimiz bir teatral veya dans gösterisi olmanın ötesinde; bir parçası olduğumuz, paydaşı olduğumuz ve farklı bir gerçekliğin olabilme ihtimalini düşünebildiğimiz bir oyun kurma yetisi üzerinden düşündüm.

- Oyunlarla Dönüşüm teması benim aklıma şu soruyu da getiriyor: Dünyanın içinden geçtiği bu karanlık ve zorlu tabloda, sanatın veya sahnede izlediğimiz bir oyunun gerçekten dönüştürücü bir gücü olduğuna inanıyor musunuz?

İnanıyorum ama bu dönüştürücü gücün illa hemen kendini gösteren, sokağa çıkıp bir şeyleri değiştirip dönüştürme anlamında değil; çok küçük farkındalıklarla da gelebileceğini düşünüyorum. Mesela tiyatroda bir başkasının hikâyesini izlediğimizde, aslında bizde mevcut olan empati kasımızın yeniden farkına vararak o hikâyenin içinde, kahramanlarla beraber bir yolculuğa, bir seyre çıkıyoruz. Bunlar çok küçük dönüşümler ama başkalarından haberdar olmak, onlarla empati kurabildiğimizi yeniden bedenimizin hatırlıyor olması veya hikâyeler olmadığında daha soyut işlerde bedensel duyularımızla o işe dâhil olabilmek bence dönüştürücü bir güce sahip. Hele ki dijital dünyanın, teknolojinin ve belki de Platon'un mağarasını cep telefonlarımızın içinde yaşadığımız bir dönemde, duyularımızla birlikte bir yerlerde mevcut olmak çok önemli.

Sakıp Sabancı Müzesi | Atlı Köşk

- Şu anda eş zamanlı olarak Sakıp Sabancı Müzesi'nde Yoko Ono'nun İçses ve İçyapı sergisi devam ediyor. Bu yılki program bu sergiyle nasıl bir diyalog kuruyor?

Yoko Ono'nun sanatsal yaklaşımında, kendi seyircisini bir tamamlayıcı, aslında eseri gerçekleştiren ve performansı taşıyan biri olarak konumlandırmasıyla uyuşan bir program kurguladım. Özellikle çok değerli koreograf Begüm Erciyas'ın Attika'dan Mektuplar işinde, seyirciler gelip bir dans gösterisi izlemekten ziyade, birer katılımcı olarak o oyunsu koreografinin bir parçası olup işi gerçekleştirenler oluyorlar. Yoko Ono'nun sergisine gidenlerin özellikle hatırlayacağı bir şeydir; Yoko Ono bazen yönergeler verir ve sanatsal eylemi gerçekleştirenler olarak seyircinin bizzat sürece dâhil olmasını talep eder, davet eder. Bu yaklaşım kafamda çok ilişkileniyor. Biz sadece ana sahnede, Fıstıklı Teras'taki işleri göstermekle kalmıyoruz, diğer atölyelerde de aslında seyircilerimizi işin içine katıyoruz. Şurada küçük bir parantez açayım: Ben izleyiciden ziyade "seyirci" demeyi tercih ediyorum. Çünkü sadece görme duyusuyla değil, diğer duyularla birlikte kurulan bir seyrin parçası olduğunu düşünüyorum seyircilerin. Biz o seyri beraber kuruyoruz. Dolayısıyla Yoko Ono'nun sergisine göz kırpan birçok atölye ve farklı performanslar da bu seneki programda mevcut.

Attika'dan Mektuplar

- Bu yılki programı biraz anlatır mısınız, seyirciyi neler bekliyor?

Her gün ana sahnedeki oyunlarımızdan önce "Fuayede Karşılaşmalar" gerçekleşiyor. Bu etkinliklerde o oyuna dair deneyimler ve bağlamlar paylaşılıyor. Örneğin Bir Kadının Kavgaları ve Dönüşümleri oyunu için, Edouard Louis'nin Türkçeye çevirmenliğini yapan Ayberk Erkay; yazarın metinleriyle nasıl ilişkilendiğini bizlerle paylaşıyor olacak. Ben bu fuaye karşılaşmalarını önemsiyorum çünkü seyrin sadece o tiyatro veya dans gösterisi süresince kalmasını değil, öncesinde başlayıp sonrasına da sızabilmesini istiyorum. Dolayısıyla her oyundan önce farklı misafirlerle beraber bir karşılaşmamız gerçekleşiyor.

Sonra ana sahnedeki oyunlarımız var. Onlar sadece bu sezondan değil, geçmiş sezonlardan da temayla ilişkilendiğini düşünerek seçtiğimiz işler. Bunlar; Bir Kadının Kavgaları ve Dönüşümleri, Yıldız, Şatonun Altında ve 9/8'lik Kıyamet.

Cuma ve cumartesi günleri çocuklarımız için gösterilerimiz var. Bunlardan biri Anuşka'nın Atölyesi'nden Mitolojik Hikâyeler. Bence kukla tiyatrosunun Türkiye'deki en öne çıkan örneklerinden biri. Bunu düşünerek programlamamıştım ama Odysseus'un da bugünlerde çok konuşulan bir film olmasıyla beraber, aslında çocukların bu mitolojik hikâyelere giriş yapmasını sağlayacak bir iş oldu.

9/8'lik Kıyamet

Cuma akşamı ana sahnedeki oyundan sonra, saat 22.45'te bahçede Şule Ateş'in Mimar Sinan Üniversitesi'nden üç dansçıyla beraber gerçekleştireceği Şâzân Meclisi var. Farklı mekânlarda mapping teknolojisi kullanılarak; zamanında "canavar" olarak sabitlenmiş kadın figürlerin, aslında canavarın ötesinde başka şeylere de kapı açan kuvvetli kadın figürleri olduğunu gösteren bir iş. Prömiyerini de Müzede Sahne'de yapacak.

Cumartesi ve pazar günleri, koreografisini Melih Kıraç'ın yaptığı ve Şiva Canbazoğlu'nun yaratıcı performansçı olarak yer aldığı Yakın Zamanın Kaybı adlı iş var. Saat 16.00 ile 18.00 arası rezervasyonla katılabilecek seyirciler. Müzenin hem içerisini hem dışarısını kullanarak daha soyut bir hareket niteliği araştırması üzerinden; zaman, mekân ve hafıza meselelerini bedensel bir şekilde ele alan ilginç bir deneme. Melih bunu mekâna özgü olmaktan ziyade, müzenin farklı alanlarına sızmak üzere tasarladı.

Yine cumartesi ve pazar, saat 17.00 ile 19.00'da ikişer seans olmak üzere Attika'dan Mektuplar var. Amerika'daki Attika ayaklanmasında yer almış bir mahkûmun, Sam Melville'in yazdığı mektuplardan kesitleri kullanarak Begüm Erciyas'ın katılımcılar için tasarladığı bir koreografi. Bir kulaktan kulağa oyun oynarmışçasına, katılımcı olarak bu koreografiyi sizler gerçekleştiriyorsunuz. Ben de daha önce deneyimlemedim, dolayısıyla "hep beraber gelin deneyimleyelim" diyorum.

Şatonun Altında

Ayrıca cuma akşamı dışında, ana sahnedeki her oyundan sonra kısa söyleşiler gerçekleştireceğiz. Atölyelere de değinmek isterim; dört senedir Oğuz Öner yürütücülüğünde yaptığımız Atlı Köşk'ün Ses Manzaraları atölyesi devam ediyor. Aktif dinleme sürecinden sonra, açık alanlarda duyduğunuz sesler üzerinden bir haritalama çıkarmanızı istiyor ve sonunda küçük bir performans gerçekleştiriyorsunuz. Oğuz'un atölyesi dört senedir müzenin ses manzarasının haritasını çıkarıyor; geriye dönüp bakılabilecek uzun vadeli bir kayıt oluşturduğunu düşünüyorum.

Bunun yanı sıra ilk defa, Sabancı Vakfı'nın Fark Yaratanlar projesinden seçilmiş olan Yaz Güven'in de parçası olduğu Kuş Kolektifi'nin atölyesi var. Müzenin açık alanlarında kuş seslerini dinledikten sonra hep beraber dijital bir beste yapılıyor. Bir de cumartesi ve pazar günleri, kokunun hafızayla olan ilişkisini ve dönüştürücü gücünü deneyimleyeceğimiz, Homemade Aromaterapi'nin hazırladığı iki yeni koku atölyemiz gerçekleşecek.

- Geçen sene bu soruyu sormuştum ama bu yıl podcast olarak da yayımlanacağı için tekrar sormak istiyorum. Efes Antik Tiyatrosu, Bodrum Kalesi Kuzey Hendeği gibi birçok tarihî mekânda temsiller izledim. Tabii ki atmosferi ve duygusu çok başka oluyor ama Boğaz'a nazır bir sahnede oyun izlemenin veya sahnelemenin avantajları ya da zorlukları neler?

Seyirci için çok zorlu olduğunu sanmıyorum. Aksine arka fona İstanbul'u ve İstanbul Boğazı'nı alınca, daha önce izlemiş oldukları bir oyun da olsa eserle farklı bir şekilde ilişkilenebiliyorlar. Ancak bahsettiğin antik tiyatrolardaki işlere kıyasla, sahne üzerindeki oyuncular için çok zorlayıcı koşullar barındırıyor. Seyirci Boğaz'dan gelen sesleri duymuyor; biz bütün ses düzeneğini ona göre kuruyoruz. Fakat sahne üzerindeki oyuncu Boğaz'dan gelen bütün sese ve gürültü kirliliğine doğrudan maruz kalıyor. Dolayısıyla ana sahneye davet ettiğim oyuncuların hepsine önden bu uyarıyı yapıyorum. Ancak çok iyi oyuncuları misafir ettiğimiz için hepsi bir şekilde başa çıkıyor. Yine de sahne ve seyirci tarafı için çok farklı bir deneyim olduğunu söyleyebilirim.

- Senin de içinde olduğun yeni bir proje gelecek mi?

Geçen sene Yarın Belki de oyunu vardı. Onu artık bitirdik; Şerif Erol'la Aslı İçözü sahne alıyorlardı, ikisi birlikte rol aldıkları bir diziye girdiler. Ben şu an 2027 için bir başka proje üzerine çalışıyorum. Bu sezon değil ama 2027 veya en geç 2028'de burada sahnelenmesini istediğim yeni bir proje üstüne çalışıyorum.


FARUK EKİCİ'NİN SÖYLEŞİSİ | Kafese sıkışmış kanatlar: 'Patriyarkanın hâkim olmadığı sektör yok; zamanla kendimi korumayı öğrendiğimi düşünüyorum'

FARUK EKİCİ'NİN SÖYLEŞİSİ | Yaratıcıları anlatıyor, 'Yarın Belki de' oyunu bugüne nasıl yakalandı: Karanlık gelecek bugün gerçekleşti!

FARUK EKİCİ'NİN SÖYLEŞİSİ | Boğaz manzaralı bir sahnede izleyebileceğiniz tiyatro oyunları; Müzede Sahne’nin Sanat Yönetmeni Ayşe Draz anlatıyor


Antre Tiyatro Söyleşileri

1. Bölüm

2. Bölüm

3.Bölüm

4.Bölüm

5. Bölüm

6. Bölüm

7. Bölüm

8. Bölüm

9. Bölüm

10. Bölüm

11. Bölüm

12. Bölüm

13. Bölüm

14. Bölüm

15. Bölüm

16. Bölüm

17. Bölüm

18. Bölüm

19. Bölüm

20. Bölüm

21.Bölüm

 

İlgili İçerikler