AİHM reddi ve ret kararı

AİHM reddi ve ret kararı

AİHM tarafından verilen kararın gerekçesine göre, hükûmet itirazının reddine dair karar önceden verilmiş olmasına rağmen bu kararın aksine; aynı hükûmet itirazı yeniden iç hukukta tekrar kullanılarak, AİHM kararının tanınmamasına dair bir gerekçe yapılmak suretiyle karar vermiş olmak, yargı kültürümüze nasıl bir katkıdır acaba?

AİHM reddi ve ret kararı

Anayasa Mahkemesi iç hukukta “etkili” başvuru yoludur. Ancak bu niteliğini kaybetmek üzeredir. AİHM son kararında Osman Kavala’nın Anayasa Mahkemesi'ne yaptığı bireysel başvurularını değerlendirmiştir.

Osman Kavala’nın  9 Haziran 2022 tarihinde Anayasa Mahkemesi'ne yaptığı başvurunun konusu Kavala’nın İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi'nin 25 Nisan 2022’de mahkûmiyet hükmüyle birlikte verdiği tutuklama kararıdır. Osman Kavala Anayasa Mahkemesi'ne yaptığı bireysel başvuruda; tutukluluğunun devamını haklı kılacak yeterli gerekçelerin bulunmaması, uzun olan tutukluluk süresi nedeniyle Sözleşme’nin 5. maddesinin ihlal edildiğini ve 6. maddenin 1.fıkrası kapsamında hakkında yürütülen yargılamanın adil olmadığından yakınmış ve başvurusunun öncelikli olarak incelenmesini talep etmiştir.

15 Haziran 2022 tarihinde İkinci Bölüme gönderilen bu başvuru 22 Haziran 2022’de yazılı görüşlerini sunması için Adalet Bakanlığı'na göndermiş, Bakanlık 24 Ağustos 2022’de  görüşlerini sunmuştur. İkinci Bölüm, 12 Temmuz 2023’te dosyayı AYM Genel Kurulu'na göndermiş, başvuru 25 Temmuz 2023 tarihinde gündeme alınmış olmasına rağmen erteleme kararı verilmiştir. AYM önünde inceleme sürmektedir.

Osman Kavala 24 Ekim 2023’te AYM’ye yeniden bireysel başvuruda bulunmuştur. Mahkûmiyetinden şikâyetçi olmuş ve İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi'nin tutukluluğunu sürdürdüğünü, Sözleşmenin 5. maddesindeki özgürlük ve güvenlik hakkının ve Sözleşme’nin 6. maddesinin 1. fıkrasının ihlal edildiğini ileri sürmüştür. Yargılamanın adilliği, kararların gerekçelendirilmemiş olmasının, silahların eşitliği ve çekişmeli yargılama ilkelerinin ihlal edilmesi, mahkemenin bağımsız olmaması ve yargılamanın aşırı uzun sürmesi, masumiyet karinesine riayet edilmemesi, savunma haklarının sınırlandırılmasının hak ihlali olduğunu ve 18. maddenin ihlalini ileri sürmüştür. Tecrit koşullarından yakınmıştır. Tutukluluk süresinin aşırı uzun olduğunu ve Sözleşme’nin 3. maddesinin kapsamına girmek için gereken asgari ağırlık eşiğine ulaştığından şikâyetçi olmuştur.

İkinci başvuru, 18 Ocak 2024 tarihinde, AYM Birinci Bölümü'ne gönderilmiş, 1 Şubat 2024 tarihinde, bireysel başvuruya karşı yazılı görüşlerini sunması için Adalet Bakanlığına tebliğ edilmiş, Bakanlık  3 Nisan 2024’te AYM’ye görüşlerini sunmuştur. Anayasa Mahkemesi'nde bu başvurunun incelemesi sürmektedir. 

Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi, 1563. toplantısında (9-11 Haziran 2026) başvuranın tutukluluk halinin devam etmesinden duyduğu derin endişeyi bir kez daha dile getirmiştir. Yargı makamları dâhil olmak üzere Türk makamlarına, başvuranın derhâl serbest bırakılmasını sağlamak için vakit kaybetmeden gerekli tüm tedbirleri alma yönünde yeniden çağrıda bulunmuştur. Bakanlar Komitesi, özellikle, bu davanın ulusal hukuk sistemi çerçevesinde hızlı ve etkili bir şekilde çözülebilmesi amacıyla, Anayasa Mahkemesi tarafından 31 Ağustos 2026 tarihinden önce ivedilikle ve Sözleşme’ ye uygun bir karar verilmesinin zorunlu gereksinim olduğunu kesin bir dille vurgulamıştır (CM/Del/Dec (2026)1563/H46-40).

Anayasa Mahkemesi'ne yapılan başvurular sürerken AİHM’sine yapılmış olan başvuru sürdüğünden, hükûmet, AİHM önündeki inceleme sırasında Kavala’nın bu başvurusuna cevap vermiştir.

Hükûmet; Osman Kavala’nın Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvuruda bulunduğunu, iç hukuk yolları tüketilmeden AİHM’sine başvuru yapılamayacağını, yukarıda açıklaması yapılan iki bireysel başvurunun Anayasa Mahkemesi önünde incelemesinin sürdüğünü, başvurucunun AİHM başvuruşundun önce bu yargılamaların sonucunu beklemek zorunda olduğunu, iç hukuk yollarının tüketilmemiş olması nedeniyle “kabul edilemezlik” itirazında bulunarak başvurunun reddini istemiştir.

AİHM ise iç hukuk yollarının tüketilip tüketilmediği itirazını incelemiştir. Başvurucunun 18 Ekim 2017 tarihinde yakalanmasından itibaren sekiz buçuk yıldan uzun süredir, kesintisiz olarak özgürlüğünden yoksun bırakıldığının altını çizmiştir. Mahkemeye göre, bu süreç boyunca Osman Kavala iç hukukta mevcut olan tüm hukuk yollarını istikrarlı, özenli ve tereddüde yer bırakmayacak şekilde kullanmış ama sonuç alamamıştır. Bu koşullar altında, iç hukuk yollarının tüketilmediği yönündeki Hükümet itirazı şekilcidir. AİHM Kavala’nın iç hukuktaki temel hakları koruma mekanizmalarını (örneğin AYM başvurularını) son derece uzun bir süre boyunca eksiksiz, sürekli ve azimli bir şekilde kullanmış olmasını da dikkate alarak değerlendirme yapmıştır. AİHM ayrıca, başvuranın tutukluluğuna son verilmesi ve derhal serbest bırakılmasına karar verilmiş olmasına rağmen  özgürlüğünden yoksun bırakılmasının kesintisiz olarak devam etmiş olması nedeniyle AİHM kararı “kâğıt üzerinde kalmıştır.” AİHM Hükûmetin Anayasa Mahkemesi'ne bireysel başvuru yolunun  tüketilmediğine ilişkin itirazını reddettiğini hatırlatmıştır. 

Dolayısıyla hükûmetin şikâyetin süresinde yapılmadığına ve Anayasa Mahkemesi'ne yapılan bireysel başvuru sonuçlarının beklenmesine ilişkin itirazlarının reddine karar vermiştir.

AİHM Büyük Daire, 26 Ağustos 2026 tarihinde (2170/26) kararını vermiştir. Osman Kavala’nın 10 Aralık 2019 tarihinden itibaren özgürlüğünden yoksun bırakılmasının Sözleşme’nin 5. maddesinin 1. fıkrasının ihlali olduğu sonucuna varmıştır. Osman Kavala özgürlük ve güvenlik hakkına sahiptir öve yasanın öngördüğü usule uygun olmadıkça hiç kimse özgürlüğünden yoksun bırakılamaz. Aksine verilen kararlarla özgürlüğünden yoksun bırakılan Osman Kavala’nın özgürlük ve güvenlik hakkı ihlal edilmiştir.

AİHM, Osman Kavala hakkında ceza davası açılması, yargılanması, tutukluluğunun devam ettirilmesi, mahkûmiyet kararı verilmesini bir bütün olarak değerlendirmiştir. Ağırlıklı olarak  bir yandan başvuranı Gezi Parkı olaylarındaki rolü ve insan hakları savunucusu olarak dile getirdiği görüşler nedeniyle cezalandırmak, diğer yandan ise susturmak şeklindeki gizli bir amaçtan kaynaklandığını kabul ve tespit etmiştir. Bu nedenle Mahkeme, Sözleşme’nin 5. maddesinin 1. fıkrası, 6.maddesinin 1. fıkrası ile 10 ve 11. maddeleriyle bağlantılı olarak 18. maddenin de ihlal edildiği sonucuna varmıştır.

AİHM; Osman Kavala’nın özgürlük ve güvenlik hakkı, adil yargılanma hakkı, ifade özgürlüğü, toplantı ve dernek kurma özgürlüğü ve bunlarla bağlantılı olarak hakları kötüye kullanma yasağının ihlal edildiği kanaatine varmıştır.    

Osman Kavala hakkında AİHM Büyük Dairesi'nin 25 Ağustos 2026 tarihli kararına göre yargılamanın yenilenmesi ve tahliyesine karar verilmesi talebiyle başvuruda bulunulmuştur. İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi, uluslararası Hukukun genel olarak kabul edilen prensiplerine göre, ancak iç hukuk yollarının tüketilmesinden sonra ve kesin karardan itibaren dört aylık süre içerisinde AİHM başvurusu yapılabileceği gerekçesiyle yapılan başvurunun 2021/178 Esas, 2022/178 Karar,  13.10.2026 tarihli EK kararı ile reddine karar vermiştir.

Yerel mahkeme gerekçesin göre; iç hukuk yollarının tüketilmesi başvurucu için bir yükümlülüktür. O yüzden “ ilk derece Mahkemesi'nin karar vermesinden sonra, süresi içinde İstinaf ve varsa Yargıtay yoluna müracaat edilmesi, son olarak da Anayasa Mahkemesi'ne bireysel başvuru yolunun tüketilmesi gerekir. İşte bu kabul edilebilirlik incelemesinin sonucunun olumlu olması, başvurunun esasının incelenebilmesi için şarttır. Çünkü bu temel usul şartlarından birisidir.” 

Yerel mahkeme, tüm iç hukuk yollarının tüketilmesi şartının, Adalet Divanı ve Medeni ve Siyasi Haklara İlişkin Uluslararası Sözleşmesi'nde var olduğunu, iç hukuk yollarının tüketilmesinin başvuru şartı olduğunun yalnız AİHS’de değil diğer birçok uluslararası sözleşmede bahsedildiğini belirtmiştir. Mahkeme gerekçesine göre “Aksinin kabulü yukarıda açıklandığı üzere uluslararası bir mahkemenin yetkisini aşarak egemen bir devletin yargı yetkisini bağımsızca kullanmasına müdahale teşkil edecektir.”

AİHM'nin pek çok kararında iç hukuk yollarının tüketilmesi meselesinin vurgulandığından bahseden mahkeme; “Ancak mahkememiz dosyasına konu kararda, iç hukuk yollarını tüketme şartının gerçekleştirilmeden karar verildiği görülmektedir. Ayrıca şu hususu da vurgulamak gerekir ki; AİHM'nin pek çok kararında vurgulandığı üzere AİHM bir temyiz mahkemesi değildir. Delillerin kabul edilebilirliği ya da delillerin nasıl değerlendirileceği hususunun ulusal hukukun ve ulusal mahkemelerin yetkisinde olduğu açıktır. Aksinin kabulü durumunda Mahkeme, ilk derece mahkemesi veya temyiz mahkemesi  gibi hareket etmiş ve kendi rolüne getirilen sınırları yok saymış olacaktır.” 

İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi'nin 13.10.2026 tarihli yargılamanın yenilenmesi ve tahliye talebinin reddine dair kararı;  AİHM Büyük Daire  Kavala – Türkiye (Başvuru No: 2170/24) kararında Hükümet itirazıdır ve reddedilmiştir. 

Başka bir anlatımla; İstanbul 13 Ağır Ceza Mahkemesi'nin 13.10.2026 tarihli ret kararı AİHM’de hükûmet tarafından yapılan iç hukuk yollarının tüketilmediği hakkındaki itirazının aynen tekrarıdır.

Bir başka deyişle; İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi'nin 13.10.2026 tarihli yargılamanın yenilenmesi ve tahliye talebinin reddine dair kararı; 25.08.2026 tarihinde  yani 1 ay 18 gün önce ulusalüstü bir mahkeme olan AİHM tarafından karara bağlanarak reddedilmiştir.

Sözün özü; AİHM tarafından verilen kararın gerekçesine göre, hükûmet itirazının reddine dair karar önceden verilmiş olmasına rağmen bu kararın aksine; aynı hükûmet itirazı yeniden iç hukukta tekrar kullanılarak, AİHM kararının tanınmamasına dair bir gerekçe yapılmak suretiyle karar vermiş olmak, yargı kültürümüze nasıl bir katkıdır acaba?


T24’ÜN ARKASINDA HİÇBİR GÜÇ YOK; TEK GÜÇ SİZ OLUN, REKLAMSIZ T24’E ABONE OLUN

İlgili İçerikler