Almanya’nın Saksonya-Anhalt Eyaleti’nde yapılan seçimden, aşırı sağcı parti AfD, tahmini seçim sonuçlarına göre, yüzde 44’lük oy oranı ile birinci parti olarak çıktı. Bu maalesef ilk değil. Geçen yıl aynı tarihlerde Thüringen Eyaleti seçimlerinde de en fazla oyu yüzde 32 ile Almanya için Demokrasi Partisi AfD almıştı. Her iki eyalette de AfD, Anayasayı Koruma Daireleri tarafından “kesinlikle aşırı sağcı” olarak sınıflandırılıyor. Yani AfD Anayasaya göre, insan onurunun güvence altına alınması ya da özgür demokratik düzenin temel ilkelerine karşı bir örgüt. Thüringen ile karşılaştırırsak AfD’nin bir yıl içinde oylarını arttırmış olduğunu söyleyebiliriz. Bu sadece eyaletler için geçerli bir tespit değil, aşırı sağcılar federal düzeyde de yükselişteler ve zirvedeler. Saksonya-Anhalt eyaletindeki seçim, Almanya’da aşırı sağcı, ırkçı bir partinin iktidara yaklaşmasını normalleştiriyor.
Saksonya-Anhalt’de en büyük oy kaybını bugün federal düzeyde iktidar olan muhafazakâr parti CDU yaşadı. Koalisyon ortağı sosyal demokratlar, SPD ise bir önceki seçimde aldığı oy oranını korudu ama bu sözkonusu eyaletteki en kötü sonuç olma niteliğini değiştirmedi. Sol Parti ile Yeşiller barajı rahatlıkla aştılar. Daha önce Sol Parti’den ayrılan, solcu muhafazakâr parti BSW’nin oy oranı yüzde 5’lik barajın sınırında. Alman Birinci Kanalı ARD’nin verdiği tahmini sonuçlar değişmezse BSW kılpayı parlamentoya giriyor. Eyalet seçimlerinde oy oranından çok meclisteki sandalye sayıları iktidarı belirliyor. Örneğin BSW barajı aşamazsa aşırı sağcıların sandalye sayısı artıyor ancak hala tek başına iktidar olmasına yetmiyor. Seçimden önce bütün partiler AfD ile koalisyona gitmeyeceklerini açıkladılar. Eğer bu sözlerinde dururlarsa hükümet kurma sorumluluğu muhafazakârlara geçiyor. CDU, sosyal demokrat ve Yeşiller ile koalisyona sıcak bakıyor ancak bu üç partinin aldığı sandalye sayısı iktidar için yeterli olmuyor. En olası senaryo bu üç partinin Sol Parti’nin desteği ile bir azınlık hükümeti kurması. Seçim öncesinde Sol Parti ile kesinlikle koalisyona gitmeyeceğini beyan eden CDU, Thüringen ve Saksonya eyaletlerinde benzer bir azınlık hükümetini deneyimliyor.
CDU, AfD ve Sol Parti ile işbirliği yapmayacağını yazılı olarak da beyan etmişti. Bu beyana ne kadar sadık kalacağını zaman gösterecek. Parti içinde bazı CDU’lular partinin sola kayacağı, bunun da seçmen kaybına yol açacağını dile getirerek AfD ile çalışmaya yeşil ışık yakmıştı. Bazıları da Saksonya ve Thüringen örneklerinden yola çıkararak Sol Parti ile işbirliğini daha makul gördüklerini açıkladılar. Sol Parti de seçim öncesi CDU’lu bir koalisyon için iç ve eğitim politikalarında söz sahibi olma koşulula pazarlığa açık olacağını belirtti. Solcu muhafazakâr BSW parlamentoya girerse durum biraz daha karışık olabilir. BSW Lideri Sahra Wagenknecht, diğer partilerin AfD’yi reddederek oluşturdukları “Brandmauer – Koruma Duvarı”nın çoktan yıkıldığını savunuyor. CDU liderinin iktidarda kalmasını engelleyeceğini söyleyen Wagenknecht, eyaletin AfD de dahil olmak üzere dönüşümlü çoğunlukla ve partiler üstü bir başbakanla yönetilmesini istiyor. Wagenknecht diğer partiler bu öneriyi desteklemezse başbakanlık oylamasının üçüncü turunda çekimser oy kullanmayı planlıyor. Bu da AfD adayının önünü açıyor. Eyalet başbakanları mecliste üçüncü tura kadar mutlak çoğunlukla seçiliyor, üçüncü turda ise nisbi çoğunluk ilkesi geçerli oluyor. Eyalet Anayasası’na göre hükümet kurulması için belli bir zaman kısıtlaması yok. Bu durumda şimdiki muhafazakâr başbakan yeni bir model bulunana kadar iktidarda kalmaya devam edecek.
Seçim sonuçları elbette AfD parti merkezinde büyük bir sevinçle karşılandı. Bugüne kadar bir eyalette en yüksek oyu alan AfD’nin başbakan adayı Ulrich Sigmund, halkın hükümet kurma görevini kendisine verdiğini ve her türlü koalisyona açık olduklarını söyledi. AfD’de coşku ne kadar büyükse Hristiyan Demokrat Birliği CDU’da o kadar büyük bir hayal kırıklığı vardı. AfD’yi kutlayan muhafazakâr aday Sven Schulze, kayıplarının bir çöküş olduğunu belirtti. Herhangi bir koalisyon sözü vermeyen siyasetçi, seçime katılım oranının yüzde 80’e ulaştığını hatırlatarak bununla seçmenin bir mesaj verdiği yorumunu yaptı. Son Parti başbakan adayı Eva von Angern için bu “kara bir gün”. Von Angern özellikle azınlıklar ve eşcinsellerin güvenliğinin tehlikeye gireceğini, partisinin sonuna kadar onların yanında olacağını vurguladı. Von Angern bu hatırlatmasında son derece haklı, çünkü AfD göçmen karşıtı olduğu gibi eşcinseller ve transların da özgürlüğünü kısıtlamaktan yana. İktidara gelir gelmez sınırdışıları arttıracağı, remigrayon yani tersine göçü sağlayacağını vaad eden AfD, çocuk parası almanın koşulu olarak ebeveynlerden birinin Alman pasaportu taşımasını öngörüyor. AfD, kamu radyo ve televizyon kurumunu iptal etmeyi, eşcinsellerin sembolü olan gökkuşağı bayraklarının okullara asılmasını yasaklamayı, demokrasi için çalışan derneklere yapılan yardımları kesmeyi istiyor. Bunlar isteklerinin sadece birkaçı. AfD, ki en endişe verici kısmı bu, iç güvenlik, kültür ve eğitim politikalarında radikal kararlar almayı hedefliyor.
Saksonya-Anhalt Eyaleti’ndeki seçimin sonucu Federal Hükümet’in icraatinin aynası adeta. Almanya’da nüfusu en yaşlı eyalet Saksonya-Anhalt. 1 milyon 600 bin seçmenin yarısından fazlası emekli ya da emekli olmak üzere. Federal düzeyde tartışılan emeklilik ve sosyal politika reformu, yani emeklilik yaşını yükseltmek, sosyal yardımı azaltmak doğrudan onları ilgilendiriyor. Vatandaşların en büyük derdi artan fiyatlar. AfD’nin eş başkanları Alice Weidel ve Tino Chrupalla’ya duyulan sempati muhafazakâr Başbakan Friedrich Merz’in neredeyse dört katı. Merz’e duyulan güvensizlik o kadar büyüktü ki, seçim propagandalarına katılması bile parti tarafından engellendi. Sosyal demokratlar ise 1945’den bu yana en derin krizini yaşıyor. Doğu eyaletlerinde aldıkları oy oranları tek haneli rakamların üzerine çıkamıyor.
AfD’nin başbakan adayı Ulrich Sigmund bir konuşmasında seçim sonucunun Almanya hatta Avrupa tarihi için bir dönüm noktası olacağını vurgulamıştı. Alman medyası da haftalarca “kader seçimi” başlıkları ile bu olası dönüm noktasına dikkat çekti. En büyük dönüşüm AfD Sachsen-Anhalt’te iktidara gelirse yaşanacak. En kötü sonuç eyalette hükümet kurulamaması olacak. Halk kutuplaştı, Doğu ve Batı Almanya AfD’nin de katkısıyla çoktan birbirinden ayrıldı. Ostalgie yani Doğu Almanya’ya duyulan özlem AfD’ye oy olarak dönüyor. Almanya AfD ile değil belki ama, onsuz da yönetilemiyor.
Alman siyaset bilimci Peter Graf Kielmannsegg’ın tespiti ilginç. “Solcu kültürel kampın ahlaki kibiri, sağcı popülizmi körükledi; diyaloga girmeyi tamamen reddetmek, AfD'nin diğer Avrupa sağcı partilerinin yaptığı gibi normalleşmek yerine radikalleşmesini sağladı” diyen Kielmannsegg, giderek koalisyon kurma yeteneğinden yoksun ve isteksiz hale gelen partiyi "ehlileştirmenin” neredeyse imkânsız olduğunu savunuyor. Saksonya-Anhalt’teki seçim bir kez daha gösterdi ki, ne solcular ne de muhafazakârlar AfD’yi zayıflatmak için gerekli mücadeleyi veriyor. Hem de faşizme dair çok kanlı bir tarihi olan Almanya’da. Alman medyası sanırım haklı, Saksonya Anhalt’taki seçim bir kader seçimi. Önümüzdeki günler çok çalkantılı geçecek.
T24’ÜN ARKASINDA HİÇBİR GÜÇ YOK; TEK GÜÇ SİZ OLUN, REKLAMSIZ T24’E ABONE OLUN
|


