Alman die Tageszeitung TAZ gazetesinde okuduğum bir veda yazısı beni epeydir meşgul ediyor. Sanırım yazarı verdiği karardan dolayı biraz kıskandım. Bangladeş ve İngiliz kökenli aynı zamanda Müslüman olan kadın yazar, bir Alman ile evli ve iki Alman vatandaşı çocuğa sahip olması, bir Alman kurumunda çalışmasına rağmen 15 yıldır yaşadığı Almanya’ya sırtını dönüyor. Yazar bu kararını beyaz Almanlara söylediğinde çoğunun “Neden?” diye sorduğunu, göçmen kökenli ya da beyaz olmayanların ise kendisini tebrik ettiğini anlatıyor. Hem öfkeli hem de kırgın olduğu belli olan yazar açıkça ırkçı olanlardan çok, kendini anti-faşist ve ilerici sayıp Müslümanlara, Araplara ve özellikle de Filistinlilere yönelik ayrımcılığı görmezden gelmesi nedeniyle Almanya’yı terketme kararı aldığını vurguluyor. Yazara göre bu çevreler, AfD’ye karşı gösterilere katılıyor, anti-faşist sloganlar atıyor, kendilerini ahlaken doğru yerde konumlandırıyorlar; fakat sıra Filistinlilere, Müslümanlara veya Araplara yönelik baskıya geldiğinde sessiz kalıyor ya da devlet politikalarını meşrulaştırıyorlar. Yazar bu tavrı “iyi Almanlar”ın ikiyüzlülüğü olarak tanımlıyor.
Aşırı sağcı AfD ile Sol Parti aynı kefeye konuyor
Bunu en çok Berlin Eyalet seçim sonuçları belli olduğunda, seçimden Sol Parti ve başbakan adayı olarak Elif Eralp birinci çıktığında gördük. Sol Parti ve Elif Eralp’e yönelik ilk eleştiri, buna eleştiri demek az gelir, karalama kampanyasının odağında Yahudi düşmanlığı vardı. Eralp, bazı aşırı solcuların avukatlığını yapmasından, PKK destekçisi olmasına, Müslümanlığından, mafyayla ilişkisine kadar didik didik edildi. Sol Parti koalisyon ortağı bulup hükümet kurarsa Berlin eyaletine ödenecek mali yardımların kesilmesini isteyenler, konu Alman iç istihbaratının aşırı sağcı olarak kayda geçip gözlem altında tuttuğu Almanya İçin Alternatif Partisi'nin (AfD) kazandığı eyaletler olunca bu cezayı “saçma” bulmaktan çekinmediler. Aynı liberal çevreler Sol Parti’nin iktidarını aşırı sağcı AfD’nin iktidara gelmesiyle eş tuttular. Bunu ilk yapanlardan birinin Baden-Württemberg Eyalet Başbakanı Yeşiller Parti üyesi Cem Özdemir olması da dikkat çekici, hatta sinir bozucu. Özdemir, ırkçı AfD’ye uygulanan mesafeli ve dışlayıcı siyasi tavrın Sol Parti için de geçerli olması gerektiğini savunuyor. Sosyal Demokrat Parti SPD ve Yeşiller, Sol Parti’nin koalisyon görüşmeleri için yaptığı teklifi kabul edince de sosyalistlerin Yahudi düşmanlığına karşı nasıl tavır alması gerektiğine yönelik tartışmalar ayyuka çıktı.
Muhafazakârlardan aşırı sağa destek
AfD ile Sol Parti’yi başından beri aynı kefeye koyan Hristiyan Demokratlar, hangisine daha yakın olduklarını Saksonya Anhalt Eyalet Meclis başkanı ve başkan yardımcılarını seçerken gösterdi. Seçimde çekimser oy kullanma kararı alan muhafazakârlar fire verdiler. Dört CDU’lu milletvekili oyunu AfD’li Tobias Rausch’a vererek, 1945 yılından bu yana ilk kez bir aşırı sağcıyı Eyalet Meclis Başkanlığına getirdi. Yine muhafazakârların oyuyla başkan yardımcılığına AfD’nin fikir babalarından, aşırı sağında aşırısı olan Hans-Thomas Tillschneider seçildi. Muhafazakârlar öz eleştiri yapmak yerine suçu Sol Parti ile koalisyon görüşmelerine karar veren SPD ve Yeşiller’e attılar. Bunu en net en endişe verici şekilde yapansa yine Türkiye kökenli CDU Milletvekili ve Devlet Başkanı Serap Güler oldu. Saksonya-Anhalt'taki oy kullanma davranışını bir tür “siyasi meşru müdafaa” olarak nitelendiren Güler, Yeşiller ve SPD'nin, Berlin'deki koalisyon görüşmeleriyle CDU'yu adeta AfD'ye oy vermeye zorladığını iddia etti. Güler, “Siz Yeşiller, Berlin'deki seçimlerden beri bu saçmalığı körüklemekle meşgulsünüz. Eğer sizin için aşırılıkçılarla ortak hareket etmek bir sorun teşkil etmiyorsa, bugünkü gibi gelişmeler karşısında da şaşırmamalısınız” ifadelerini kullandı. Merkez sağın, aşırı sağla yan yana gelmenin suçunu sol ittifaklara atması kesinlikle etik değil. Anayasal düzen içinde siyaset yapan Sol Partili Elif Eralp ile iç istihbarat tarafından resmen "aşırı sağcı ve anayasa karşıtı" olarak sınıflandırılan Hans-Thomas Tillschneider’i aynı eşit tutmak ırkçı, yabancı düşmanı, faşist aşırı sağın yarattığı gerçek tehlikeyi önemsizleştirmekten başka bir işe yaramıyor. Hele bunu kendisi de göçmen kökenli olan bir siyasetçinin yapması ise körlüktür, cahilliktir, abestle iştigaldir. Kraldan çok kralcı olmanın hiçbir tutar yeri yok.
“Demokrat, liberal, ilerici Almanlar kendi ırkçılığına kör”
Dönelim Almanya’yı terk eden yazarımıza. Yazara Almanya, önce geçmişten ders çıkarma kültürü yüzünden cazip gelmiş. Fakat zamanla bu yüzleşmenin sınırlı ve seçici olduğunu düşünmeye başlayan yazarımız, kendisini liberal, ilerici, demokrat ve “iyi” olarak gören Alman toplumunun kendi ırkçılığına kör olduğunun farkına varmış. AfD gibi açık bir biçimde ırkçılık yapan bir partiyi destekleyenler, daha çok gelir ve eğitim seviyesi düşük, gelecek kaygısı yaşayanlar. Diğerlerinin ırkçılığı ise siz onlarla aynı göz hizasına geldiğinizde başlıyor. Hele bir de herhangi bir konuda onlardan iyiyseniz zorbalık ile mücadeleye hazır olun. Bence Alman toplumu kendini sorgulama niteliğini çoktan kaybetti. 7 Ekim 2023’ten sonra Almanya’nın İsrail’e verdiği desteğin haddi hesabı yok. Her cümleye İsrail’in var olma hakkı ile başlayan Alman siyaseti, İsrail’den çok İsrailli olmaya devam ediyor. Almanyalı Filistinliler de bundan payını misliyle alıyor; derneklere yapılan yardımlar kesiliyor, protesto gösterilerine izin verilmiyor, izin verilmişse bile Arapça slogan atmak bile yasaklanıyor. Yahudi soykırımını benzersiz ve kıyaslanamaz bir tarihsel kötülük olarak merkezine oturtan Almanya, başka halklara ve azınlıklara yönelen şiddeti kolaylıkla görmezden gelebiliyor. İsrail hükümetini Filistinlilere yaptığı soykırım yüzünden eleştirmeye görün, hatta “Hamas’ı kınıyorum ama…” diye başlayan bir cümle kurmanız bile Yahudi düşmanı olarak damgalanmanıza yetiyor. Alman siyasetinin ikiyüzlülüğü elbette topluma da sirayet ediyor.
Size daha hükümetin zengini daha zengin, yoksulu daha yoksul yapan ve sosyal devletin kökünü kazıyan ekonomi politikasından söz etmedim. Biliyorum Türkiye’de pek çok genç Avrupa’ya, Almanya’ya gitmek istiyor ama biz Almanya’da yaşayan göçmenler ise nereye kaçsak diye düşünüyoruz. Hatta bu kaçma arzusu Almanya’da doğup büyüyen ikinci üçüncü nesil göçmenlerde bile var. Almanya’ya 65 yıl önce giden ilk göçmenlerin dediği gibi “Almanya hâlâ acı vatan.”
T24’ÜN ARKASINDA HİÇBİR GÜÇ YOK; TEK GÜÇ SİZ OLUN, REKLAMSIZ T24’E ABONE OLUN
|


