Almanya’nın iki yüzlü Afganistan politikası ve ihanet

Almanya’nın iki yüzlü Afganistan politikası ve ihanet

Almanya, yirmi yıl boyunca Afganistan’da yabancı sermaye olmadan neredeyse hiç işleyemeyecek bir sistemin inşasına katkıda bulundu. Sonra askerlerini de parasını da çekmekle kalmadı, bir zamanlar birlikte çalıştığı Afganların iltica gibi insan haklarına da darbe vuruyor. Radikal dinci Taliban hükümetini resmi olarak tanımadığını yüksek sesle söylüyor ama konu mülteciler olunca arka kapı diplomasisine gönülden izin veriyor. Bunun adı Afgan halkına ihanet ya da iki yüzlülük değil de nedir?

Almanya’nın iki yüzlü Afganistan politikası ve ihanet

Benim Afganistan ile ilginç bir bağım var… ABD ve Koalisyon Güçleri, 7 Ekim 2001’de “Sürekli Özgürlük Operasyonu” adı altında Afganistan’a müdahale ettiklerinde ben NTV’ye de çalışıyordum. Almanya’yı Gerhard Schröder başkanlığında ilk defa kurulan Sosyal Demokrat Parti SPD ve Yeşiller yönetiyordu. Almanlar Afganistan’a ilk aşamada asker göndermediler ama Amerika’ya “Uneingeschränkte Solidaritaet” yani tam destek verdiler. Savaş karşıtı bir hareketten doğan Yeşiller’in hem de BM Güvenlik Konseyi’nin kararı olmadan operasyona katılması, çetin tartışmalara ve protestolara neden oldu. Yeşiller bu tarihi kırılmadan sonra pasifizme yavaş yavaş veda ettiler.

Afganistan’ın kaderi Bonn’da çizildi

Afganistan Alman medyasında çok uzun bir süre geniş yer kapladı. Bunda 27 Kasım-5 Aralık arasında yapılan Afganistan Konferansı’nın Bonn’da düzenlenmesi, Afganistan’ın geleceğinin burada çizilmesi önemli bir rol oynadı. Konferansa giderken bindiğim taksi şoförünün Afgan olması, bana bazı önemli şahısların telefonunu vermesi, basın bürosunda bana verilen masanın sağında ve solunda Ortadoğu kökenli gazetecilerin olması, hatta çat pat da olsa Türkçe konuşabilmeleri de ayrı bir şanstı. Bana sürekli bilgi aktardıkları gibi, Peştun, Hazara, Özbek gibi grupların temsilcileri ve Afganlı kadınlar ile röportaj yapabilmemi sağladılar. Taliban rejiminin devrilmesinden hemen sonra Birleşmiş Milletler himayesinde düzenlenen bu tarihi konferansta, modern Afganistan devletinin siyasi temellerinin atıldığı iddia edildi. Ülkeyi seçime götürecek geçici yönetimin başına Amerika ile güçlü bağları olan Hamid Karzai seçilmiş ve yeni bir kurumsal yapılanmayı belirleyen "Bonn Anlaşması" imzalanmıştı. O günlerde tanıştığım Afganistan uzmanı Ortadoğulu gazeteciler şüphelerinde haklı çıktılar. Yönetimin halkın sosyo-kültürel yapısı ile bağdaşmayan bir şekilde Batı tarafından tepeden belirlenmesi, yönetici kadroların çoğunun ABD ve Avrupa’da yetişen ya da yaşayan elitlerden oluşması, kadınların sürece yeterince katılmaması endişeleri arttırıyordu.

Afganistan’a gidemedim

Afganistan ile uzaktan kurduğum tesadüfü ilişki bununla da bitmedi. Bu kez Alman haber kanalı n-tv için Afganların İstanbul Zeytinburnu’ndaki yaşamları, sorunları, savaşa dair düşündüklerini aktaran bir haber paketi hazırladım. Haberi hazırlarken Afgan Türk Dostluk Konseyi üyeleri çok yardımcı oldular, onlarla da arkadaşlığım epey sürdü ve beni defalarca Afganistan’a götürmeyi teklif ettiler hatta ısrar ettiler, gitmedim. Birkaç yıl sonra NATO’nun Afganistan’daki Kıdemli Sivil Temsilcisi Hikmet Çetin ile telefon aracılığıyla bir röportaj yaptım, sağ olsun o da davet etti ama icazet etmedim. Böyle fırsatlar gazeteciler için kaçırılmaz biliyorum ama ben bu işi savaş muhabirlerine bırakmayı tercih ettim. Açıkça söyleyeyim hem korktum hem de savaş görmek istemedim. Bu arada ilkinden on yıl sonra, Aralık 2011’de yine Bonn'da ikinci bir konferans düzenlendi. Konferansta yabancı muharip askerlerin 2014 yılında ülkeden çekilmesinden sonraki süreç ele alındı ve Uluslararası Toplum Afganistan'a, "Dönüşüm On Yılı" kapsamında ülkeyi kendi kaderine terk etmeyeceğine dair söz verdi.

Almanya birlikte çalıştığı Afganları resmen unuttu

Biliyorum girizgahı çok uzattım affola, asıl derdim Alman hükümetinin Afganlara karşı hâlâ süren ihanetini ve iki yüzlülüğünü anlatmaktı. Almanya, Taliban’ın hızla ilerlemesi ve Kabil’in düşeceği kesinleşince 2021’de Temmuz ayının başında askerlerini Afganistan’dan çekti. Alman ordusu son bir cesaret gösterip Ağustos ayında Taliban’ın gelmesinin hemen ardından Kabil ile bir hava köprüsü kurarak beşbinden fazla kişiyi tahliye etti. Bunların arasında Afganlar ve 45 ayrı ülke vatandaşı ile Almanlar vardı. Ne yazık ki Almanya, Afganistan’da kendi kurumları için çalışan personelinin neredeyse tamamını, söz verdiği halde  unutmuştu. Bunların Taliban’ın ilk hedeflerinden biri olacağını tahmin etmek zor değil. 20 yıl boyunca Afganistan’da bulunan Almanya, tercümanlardan, şoförlere, teknik personelden güvenliğe kadar onbinlerce yerel personel ile çalışmıştı. 2021 yılında, Kabil düştüğünde Almanların 2 bin 500 kadar Afganlı ile aktif olarak çalıştığı kayıtlara geçmişti. Buna gazeteciler, insan hakları aktivistleri, yargı mensupları, akademisyenler gibi "özel risk altındaki gruplar” ile ailelerini de eklersek bu rakkam neredeyse 40 bini buluyordu. Hava köprüsü ile ülke dışına çıkarılan personel ve ailelerinin sayısı ise 600’ü biraz geçti.

Sebep hantal bürokrasi mi gerçekten?

Bu mesele daha sonra Almanya’da ciddi bir sorumluluk skandalı olarak tartışıldı. Hatta 2022’de bir Federal Meclis Araştırma Komisyonu kuruldu. Komisyonun en başat sorusu Alman hükümetinin Taliban’ın Kabil’e yaklaştığı çok önceden bilinirken, tahliye konusunda neden bu kadar geç kaldığı idi. Almanya Kabil’in Taliban’a direneceği saflığı ile hareket etmişti. İktidarda yine sosyal demokratlar ve Yeşiller, bir de liberaller vardı. En önemli nedenlerden biri neydi biliyor musunuz? Hantal bürokrasi. Bir kere Almanya kimlerin “yerel personel” sayılacağı konusunu aylarca tartıştı. Taliban Kabil’e girerken bile Alman İçişleri ve Dışişleri Bakanlıkları, yerel çalışanların Almanya'ya gelebilmesi için "klasik vize prosedürlerinin" işletilmesinde ısrar etti. Bazı Batılı ülkeler kendi personeline acil durum pasaportu ya da tahliye belgesi verirken, Almanya evrak kontrolü ve ıslak imza süreçlerini uyguladı. Kabil'deki Alman Büyükelçiliği personeli tahliye edilip kapatılınca, binlerce Afgan elinde "kabul sözü" olmasına rağmen vize basacak bir Alman memur bulamadı. Hükümet temsilcileri, yerel personeline Pakistan veya İran gibi ülkeler üzerinden geçiş vaadinde bulununca çok sayıda Afgan illegal yollarla bu ülkelere geçti ve vizelerini beklerken özellikle Pakistan hükümetinin baskıları ile karşı karşıya kaldı. Bugün hâlâ Pakistan’da Alman vizesi bekleyen Afganlı personel var.

Geçen yıl muhafazakar Friedrich Merz hükümeti iktidara gelince işin rengi değişti, ihanetin dozu arttı. Sosyal demokratlar ile kurulan koalisyon hükümeti hemen Afgan yerel çalışanlar ve aktivistler için açtığı iki büyük insani kabul programını durdurma kararı aldı. Bununla kalmayıp başvuru yapmış olanlara, başvurularını çekmesi halinde 2 bin 500 ile 10 bin Euro arasında nakit para teklif etti. Pakistan’da sıkışıp kalan Afganların büyük bir kısmı hayati tehlikeleri sürdüğü için bu teklifi kabul etmedi. Almanya’dan iltica sözü alan Afganlar, yasal yollara başvurmak ve davalarını Anayasa Mahkemesi’ne taşımak zorunda kaldılar. Temmuz ayında sonuçlanan mahkeme, İçişleri Bakanlığı'nın yüzlerce Afgan'a verdiği resmi kabul sözünü "toplu olarak iptal etme" kararını, "keyfi ve hukuka aykırı" bularak durdurdu. Diğer davalar için örnek teşkil edecek bu karara göre, bundan böyle her vize başvurusu bireysel olarak yeniden değerlendirilecek. Anayasa Mahkemesi’nin bu kararıyla 700’e yakın yerel çalışanın hakları korunmuş oluyor. Davaları devam eden ve güvenceye alınanların sayısı ise 2 bin 400 civarında.

Sadece suçlular sürülmüyor

Almanya’nın ihanetinin bir başka boyutu da sınır dışı prosedürü. Afgan ve Suriyelilerin Almanya’dan sınır dışı edilmesini Federal Hükümet, koalisyon sözleşmesine not düşerek garantiledi. Şimdiye kadar suç işlemiş olan ya da tehlikeli olarak sınıflandırılmış olan Afganların sınır dışı edileceği düşünülüyordu ancak, Ağustos ayında Afganistan’a sürülenler arasında bir kişinin bu sınıflandırmalara uymadığı gözlendi. Nitekim Federal İçişleri Bakanı Alexander Dobrindt de, Almanya’da kalmalarınını sağlayan hukuki gerekçeleri ortadan kalkmış kişilerin de sınır dışı edileceğini resmen açıkladı. Elbette Afganistan’daki insani krize rağmen. Almanya, kendine sığınan insanları, çocukların yarısı açlıkla karşı karşıya kalan, kadınları toplumsal hayattan silen, gazetecileri, insan hakları savunucularını tutuklayan, eski askerlere işkence eden ya da öldüren radikal İslamcı bir ülkeye geri gönderiyor. Afganistan'a ilk toplu sınır dışı operasyonunu Almanya iki yıl önce Katar'ın desteğiyle gerçekleştirilmişti, artık bu işi direkt Taliban ile organize ediyor. Tabii ki Taliban bunun karşılığını alıyor. Nasıl mı?  Arka kapı diplomasisi ile…

Taliban’ın diplomatları Almanya’da

Geçen yaz Almanya, iki Taliban temsicisine kapılarını açtı ve Berlin ile Bonn’daki diplomatik merkezlerde çalışmasına, sınır dışıları organize edebilmeleri için izin verdi. Daha fazla Afganı sınır dışı edebilmek için daha fazla Afgan diplomat Almanya’ya gelirse hiç şaşırmamak gerek. Diğer Avrupa ülkeleri Almanya’yı örnek almakta gecikmedi. Taliban Oslo’ya da bir diplomat gönderdi. Haziran ayında ilk kez bir Taliban heyeti resmi görüşmeler için Brüksel’e geldi. Sınır dışıların organizasyonu için gelen heyete, resmi olarak tanınmış gibi görünmesin diye, çok kısa vizeler verildi, toplantılar AB resmi binalarında yapılmadı ama Taliban bunu diplomatik bir başarı olarak sunmaktan imtina etmedi.

Sonuç olarak Almanya, yirmi yıl boyunca Afganistan’da yabancı sermaye olmadan neredeyse hiç işleyemeyecek bir sistemin inşasına katkıda bulundu. Sonra askerlerini de parasını da çekmekle kalmadı, bir zamanlar birlikte çalıştığı Afganların iltica gibi insan haklarına da darbe vuruyor. Radikal dinci Taliban hükümetini resmi olarak tanımadığını yüksek sesle söylüyor ama konu mülteciler olunca arka kapı diplomasisine gönülden izin veriyor. Bunun adı Afgan halkına ihanet ya da iki yüzlülük değil de nedir? Benim Afganlarla bağım yıllar içinde azaldı ama merakım hiç azalmıyor.


T24’ÜN ARKASINDA HİÇBİR GÜÇ YOK; TEK GÜÇ SİZ OLUN, REKLAMSIZ T24’E ABONE OLUN

 

İlgili İçerikler