Berlin: Kimden korkuyorsunuz; kadınlardan, göçmenlerden, Sol'dan mı?

Berlin: Kimden korkuyorsunuz; kadınlardan, göçmenlerden, Sol'dan mı?

Sol Parti’nin kapitalizme, militarizme ve faşizme karşı olması mı başta muhafazakârlar olmak üzere merkez partileri rahatsız ediyor? Elif Eralp’in Türkiye kökenli olması mı problem? Cem Özdemir’i ayrıcalıklı kılan ne o zaman, erkek olması mı? Yoksa Elif Eralp’in halka inen seçim kampanyası mı merkeze ne yapmadığını, yapamadığını hatırlattı? Alman medyası sık sık Elif Eralp ile New York Belediye Başkanı Zohran Mamdani arasındaki benzerliğe dikkat çekti. Bu son derece haklı bir tespit. Evet, Elif Eralp Berlin’in Mamdanisi olmaya aday, olmalı da...

Berlin: Kimden korkuyorsunuz; kadınlardan, göçmenlerden, Sol'dan mı?

Berlin eyaletinde yapılan seçim sonuçları açıklandığından beri süren tartışmaları açıkçası şaşırarak takip ediyorum. Seçimden birinci çıkan Sol Parti başbakan adayı Elif Eralp, adeta Almanya’nın en korkulan siyasetçisi ilan edildi. Şansölye Friedrich Merz, seçimden sonra yaptığı ilk basın toplantısında Sol Parti ve aşırı sağcı ırkçı parti AfD’yi aynı kefeye koyarak her iki partinin de Almanya siyasetini kökünden değiştirecek “yıkıcı güç” olarak nitelendirdi. Yahudi düşmanlığı ve radikalleşmeye dikkat çeken Merz, Sol Parti’nin olası koalisyon ortakları Sosyal Demokrat Parti SPD ve Yeşiller’den iş birliği yapmaması çağrısında bulundu. SPD ve Yeşillerden de sert açıklamalar geldi. Aralarında Berlin eski eyalet başkanlarının da bulunduğu kıdemli SPD'liler ortak bir bildiri imzalayarak, "Antisemitlerle ve teröristlerle ortak cephe oluşturmamak sosyal demokrat değerlerin kırmızı çizgisidir. Bu nedenle Sol Parti ile şu an koalisyon görüşmeleri için bir zemin görmüyoruz" dediler. Yeşillerden en büyük tepkiyi, Almanya’nın ilk Türkiye kökenli Eyalet Başbakanı Cem Özdemir gösterdi. Yahudi düşmanlığı konusunda net tavır koymayanların iktidara getirilmemesini isteyen Özdemir, AfD’ye yönelik dışlamanın Sol Parti için geçerli olması gerektiğini savundu.

"Sol Parti, Müslümanlar ile birlikte hukuk devletini bitirecek" iddiası

Elbette bu eleştirilerin başını aşırı sağcı AfD’li siyasetçiler çekti. AfD’nin Genel Başkanı Alice Weidel, Sol Parti’nin kira üst sınırı koyarak ya da kamulaştırarak, zenginleri öldüreceği, kapitalistleri ülkeden kovacağını iddia etti. Sanki AfD içinde Yahudi düşmanı yokmuş gibi aşırı sağcılar, Sol Parti’yi Müslümanlar ile el ele verip demokrasi ve hukuk devletini ortadan kaldırmak için bilinçli bir biçimde antisemitizmi yaymakla suçladı. Liberal siyasetçi Karoline Preisler biraz daha ileriye giderek, kendisini yeni sosyalizmin kurbanı ilan etti. Sol Parti yandaşlarının eski Doğu Almanya’da arkadaşlarını öldürdüğünü ifade eden Preisler, sosyalist diktatörlüğü çok iyi bildiğini, bugün yine bu kanlı siyasete maruz kalmanın katlanılamaz olduğunu dile getirdi. Özetle Federal Meclis’te bulunan bütün partilerin temsilcileri, Sol Parti liderliğindeki bir hükümetin iç güvenlik ve Yahudiler açısından bir tehlike oluşturacağı konusunda büyük ölçüde hemfikirler.

Nazilerden çok sosyalistlerden korkuyorlar

Sol Parti’ye yönelik Yahudi düşmanlığı eleştirileri epeydir var. Özellikle seçim propagandaları sırasında sıkça gündeme getirildi. Sol Parti’nin seçim kutlamasına Berlin'de adı büyük soygunlar ve organize suçlarla anılan ünlü Arap kökenli "Remmo klanı" liderinin oğlu Issa Remmo’nun yanı sıra, Filistin'e verdiği radikal destekle ve İsrail karşıtı söylemleriyle tanınan Filistin Halk Kurtuluş Cephesi aktivisti İbrahim İbrahim'in de katılması ve Sol Parti Federal Milletvekili Ferat Koçak'ın bu isimlerle fotoğraf çektirmesi eleştirileri daha sertleştirdi ve yaygınlaştırdı. Söz konusu kişilerin fark edilip dışarıya çıkarılması ve Koçak’ın hata yaptığını kabul edip özür dilemesi de bunu değiştirmedi. Siyasetçilerin saldırılarına medya da eşlik etti. Haftalık haber dergisi der Spiegel’den Felix Dachsel, seçim analizinin başlığını “Berlin’in sonu” olarak attı. Berlinli seçmenlerden küçümseyerek “tamamen kaçık insanlar” olarak bahseden bir başka köşe yazarı Benedikt Brechtken, seçim sonucunu “yaklaşmakta olan sosyalist zorbalık rejimin kehaneti” sözleriyle yorumladı. Eski bir gazeteci Thorsten Alsleben’in hedefinde ise genç kadın seçmenler vardı. Alsleben, “Berlinli genç kadınlar Halife seçtiler. Göbek açık gezmek yerine burka” dedi. Almanya’nın en güçlü yayınevi Axel Springer’den Ulrich Poschardt, herkesin Adolf Hitler’in şansölye olarak seçildiği 1933’ten korktuğunu, asıl tehlikenin 1949’da olduğu gibi Alman Demokratik Cumhriyeti’nin yeniden kurulması olduğu değerlendirmesini yaptı ve ekledi; “hem de bünyesinde Arap İslam faşistlerin olduğu bir DDR”

Bazıları için yeni Naziler solcular

Medya saldırılarının en dikkat çekici olanı ise kamu yayınlarından RBB çalışanı Jörg Thadeusz’un yorumu oldu. Ana haber bülteninde yayınlanan bu yorumda Thadeusz, Sol Parti’yi Auschwitz toplama kampı ile ilişkilendirdi. Thadeutz, Sosyal Demokrat Parti ve Yeşiller liderlerine doğrudan seslenerek ,Sol Parti ile ittifak kuracak olurlarsa Auschwitz toplama kampının anma törenine yüzleri kızarmadan nasıl katılacaklarını sordu. Seçim sürecinde Sol Partili bazı yerel siyasetçilerin İsrailli devlet görevlilerine yönelik söylemlerini ve partinin radikal gruplarla yan yana gelmesini hatırlatan Thadeusz, SPD ve Yeşiller'i başkentte koltuk uğruna "Yahudi düşmanlarına tolerans göstermek ve onları salon siyasetine kabul etmekle" suçladı. Thadeusz, Elif Eralp liderliğinde bir hükümet kurulmasına karşı uyarıda bulunarak, tehlikenin daha başındayken durdurulmasını istedi. Görünen o ki, Thadeusz ve makul burjuvazinin diğer kesimleri için yeni Naziler solcular. Oysa Almanya tarihinde soykırım sırasında sessiz kalan, göz yuman hatta birlikte hareket edenler Thadeusz’un temsil ettiği burjuvazi olmuş,  çok sayıda solcu, sosyalist ve komunist öldürülmüştü.

Yahudi lobisi aktif

Sol Parti’de bazı antisemitik örgütler ile ilişkisi bulunan Yahudi karşıtları olduğu biliniyor. Pek çok siyaset bilimci, bunların sayısının diğer partilerdekilerden daha fazla olmadığına dikkat çekiyorlar. Antisemitizm araştırmacısı Stefanie Schüler-Springorum örneğin, “Yahudi düşmanlığı bütün partilerde var” derken, Sol Parti’ye yönelik karalama kampanyasının asıl amacının bu partiye hükümet kurdurmamak olduğunu söylüyor.

Sol Parti’nin Netanyahu Hükümeti’ni sert bir dille eleştirdiği ve Gazze’de yaşananları soykırım olarak nitelendirdiği de bir gerçek. Ancak parti iki devletli bir çözümden yana olduğunu İsrail’in yaşam hakkını sık sık dile getiriyor. Elbette Yahudi düşmanlığını eleştirmek de tartışmak da normal. Ancak asıl ürkütücü olan, Sol Parti’ye yönelik karalama kampanyasının Almanya’da aşırı sağcı, ırkçı bir parti, AfD’nin elde ettiği seçim zaferini görmezden gelmek. Ayrıca belgelenmiş bir gerçek var, AfD’de Alman iç istihbarat kurumu Anayasayı Koruma Dairesi tarafından tescillenmiş bir aşırı sağcı parti ve gözetim altında. Sol Parti için böyle bir durum söz konusu bile değil. Merkezdeki partilerin Sol Parti’yi Yahudi Cemaati ile aynı tonda eleştirmesi aslında çok şeyi anlatıyor. Yahudi lobisi o kadar güçlü ki, Berlin’de İsrail Hükümeti’ni eleştirmek İsrail’de eleştirmekten daha tehlikeli.

Muhafazakârların sağındaki duvar yıkıldı

Geçen yıl yapılan Monitor Berlin adlı araştırma aslında siyasi görüş sağa kaydıkça antisemitizin de arttığını belgeledi. Öte yandan aralarında ünlü isimlerin de olduğu 150 kadar Berlinli Yahudi bir açık mektup iie Sol Parti’ye yönelik bu suçlamaları kınadı. Göçmenleri geri göndermeyi, kamu yayıncılığını ortadan kaldırmayı planlayan, tarih ve hatırlama kültürü ile eğitimi etnik ve milliyetçi saiklerle yeniden inşa etmek isteyen, kadrolaşmaya çoktan başlamış olan, Müslüman düşmanı AfD mi tehlikeli, içinde diğer partilerde de olduğu gibi İsrail karşıtları bulunduran Sol Parti mi? Berlin’de seçim sonuçları açıklanır açıklanmaz, Elif Eralp liderliğinde bir hükümet kurulursa bu eyalete para aktarılmasının engellenmesini isteyen Hristiyan Sosyal Birlik CSU lideri ve Bavyera Eyalet Başbakanı Markus Söder, AfD Saksonya Anhalt’de 1945’ten bu yana ilk kez iktidara bu kadar yaklaştığında neredeydi? Söder AfD için de dillendiren benzer bir öneriyi “saçma” bulduğunu dahi söyledi. Berlin eyaletindeki bu seçimler zaten bilinen bir gerçeği bir kez daha hatırlattı: “CDU/CSU'nun sağında demokratik olarak meşrulaşmış hiçbir parti olamaz, olmamalıdır” diyen Bavyera’nın eski efsanevi Başbakanı Franz Josef Strauß'un bu tezi çoktan çöktü.  Alman muhafazakârlar giderek sağa kayıyorlar ama yine de sağcı AfD’yi engelleyemiyor.

Yahudiler kadar göçmenler de tehlike altında değil mi?

Bütün bu gelişmeler bazı soruları da beraberinde getiriyor. Almanya’da solculara yönelik eleştiriler yüksek sesle dillendirilirken aşırı sağın tarihsel başarısına göz mü yumuluyor? Berlin’de Sol Parti kazanırken aynı gün seçim yapılan Mecklenburg-Vorpommern’de AfD hem de Sol Parti’den çok daha fazla oy alarak birinci parti oldu. Bu aşırı sağın lider olduğu üçüncü eyalet. AfD hedeflerinin pek çoğunu parlamentoda yasa çıkaracak bir çoğunluğa ihtiyaç duymadan, idari tasarruf yoluyla bir azınlık hükümeti olarak da hayata geçirebilir. Sol Parti yönetiminde Yahudiler ne kadar tehlike altındaysa AfD’nin güçlü olduğu eyaletlerde yaşayan göçmenlerin de hayatı da o kadar tehlike altında. Daha dün AfD’nin nasıl yasaklanacağı tartışılırken Berlin’de sol kazandı diye bundan vaz mı geçilecek? AfD kazanınca halkın taleplerine kulak vermek, endişeleri ciddiye almak ve göç politikalarını sertleştirme yoluna gidiliyor da Sol Parti kazanınca üzerine çullanmak mı gerekiyor? Sol Parti 30 yıldır pek çok eyalette hükümet ortağı oldu. Thüringen’i farklı dönemlerde de olsa Sol Partili Bodo Ramelow 10 yıl yönetti, zenginlerin malına mı el kondu? Koalisyon ortağı olduğu Bremen Eyaleti’nde Sol Parti sosyalizmi mi getirdi? Ya da Mecklemburg-Vorpommern’de İslam faşizmi mi var? Sol Parti’nin kapitalizme, militarizme ve faşizme karşı olması mı başta muhafazakârlar olmak üzere merkez partileri rahatsız ediyor? Elif Eralp’in Türkiye kökenli olması mı problem? Cem Özdemir’i ayrıcalıklı kılan ne o zaman, erkek olması mı? Yoksa Elif Eralp’in halka inen seçim kampanyası mı merkeze ne yapmadığını, yapamadığını hatırlattı?

Halka inmek kazandırdı

Sol Parti, Berlin’deki başarısını sosyal hizmetler, ucuz yemek, ulaşım, kira ve konut gibi seçmenlerin cebine dokunan konuları ön plana çıkarmasına borçlu. Sol Partililer ve Elif Eralp son aylarda neredeyse çeyrek milyon evin kapısını çaldı. Eralp, vatandaşların ayağına gitmekle kalmadı sosyal medyayı çok iyi ve yerinde kullandı. Sol Partililer ayrıca Berlin’in mahallelerinin haritasını çıkardılar ve her buluşmayı veri bankalarına kaydettiler. Hemen her bölgede, danışmanlık hizmeti sundukları büroları var. Parti vatandaşların ödediği kira ve ek giderlerin yasalara aykırı olup olmadığını gösteren bir uygulama bile geliştirdi. Sol Parti Berlin’de kazanması zor seçmenlerden oy almanın yanısıra yeterince ele alınmayan barınma konusunu da politize etmeyi başardı. Seçim kampanyasının ana konusunu konut sorunu oluşturdu. Kiralara bir üst sınır getirilmesini savunan Elif Eralp, büyük gayrimenkul şirketlerinin kamulaştırılmasını da öneriyor. İşte bütün diğer partilerin Sol Parti!ye yönelik saldırılarının temelinde de bu yatıyor. Belli ki büyük şirketlerin lobisi en az Yahudi lobisi kadar iyi çalışıyor. Başbakan Merz’in seçimin ardından ilk yaptığı şey bu kamulaştırmayı engelleyecek yasa tasarısını gündeme getirmek oldu. Ne tesadüf…

Berlin’in Mamdanisi Elif Eralp

Alman medyası sık sık Elif Eralp ile New York Belediye Başkanı Zohran Mamdani arasındaki benzerliğe dikkat çekti. Bu son derece haklı bir tespit, Mamdani de Eralp de solcu bir ailede yetişti. İkisi de yeni solu temsil ediyor, görüşleri radikal ve ütopik bulunuyor. İkisi de Yahudi düşmanlığı ile suçlanıyor. İletişimini daha etkili kılmak için Eralp, Mamdani’nin danışmanı Morris Katz’dan ders aldı. 27 yaşındaki New Yorklu Katz, yeni solun harika çocuğu olarak görülüyor. Eralp, ABD solunun yükselen yıldızı Alexandria Ocasio-Cortez ile de ilişki içinde. Ocasio-Cortez ile Berlin’e geldiğinde onunla biraraya geldi. Ayrıca Sol Parti’nin Berlin eyalet örgütü ile hem Mamdani hem de Ocasio-Cortez’in aktif olduğu Amerika Demokratik Sosyalistleri arasında bir dostluk var. Konferanslarda biraraya geliyor, fikir alışverişinde bulunuyorlar. Mamdani gibi Eralp’in başarısının ardında da azim ve dökülen çok ter var. İkisi de genç ve gelecek vaat ediyor. Eralp’in Mandani’den farkı, maalesef Berlin’e hükümet edebilmek için koalisyon partnerlerine ihtiyacı olması. Şimdilik SPD de Yeşiller de Sol Parti’nin koalisyon pazarlıkları için yaptığı daveti kabul ettiler. Bu pazarlıkların sonu nereye varır bilmiyorum ama evet, Elif Eralp Berlin’in Mamdanisi olmaya aday, olmalı da. O zaman Berlin benim yaşadığım yıllardaki gibi hala çok sesli, çok renkli ve çok kültürlü ispat eder.

İlgili İçerikler