"Saçının bir telinin rüzgarda dalgalanması,
Cihandaki binlerce aşığın ömrünü altüst etmeye yeter."
Bu sözler İranlı şair Hafız-i Şirazi’ye ait. Beş yıl önceki İran ziyaretim sırasında karşılaştığım kadınlar, Hafız’ın ne kadar haklı olduğunu bana defalarca hatırlattılar. İranlı mollalar savaştan korkmuyorlar kadınların bir telinin rüzgârda dalgalanmasından korktukları kadar. Çünkü kadının gösterdiği her tel saç, rejime karşı atılmış bir adım gibi geliyor onlara.
İran'da Aralık 2017'de başlayan başörtüsü protestosunda, Vida Movahed'in Tahran'da bir elektrik dağıtım kutusuna çıkıp beyaz başörtüsünü elinde salladığı gün, tek kişilik eylemler de farklı kentlere de yayıldı
Huzurun sembolüydü Hürmüz
İran’ı İranlı arkadaşım Neda ile gezme şansına nail olmuştum. Böylece hem gideceğimiz yerleri seçmek hem de özellikle kadınların hikayelerini dinlemek kolay oldu. Tahran’dan güneye doğru inerken Keşan, Yazd ve Şiraz’da uzun molalar verdik. Yazd’a bayıldım. Mardin dedim, yanında halt etsin. 1500 yıldır hiç sönmeyen ateşi ile Zerdüştleri barındıran bu toprak kentte neredeyse bütün butik otellere kadın eli değmişti. Şiraz Yazd’den daha muhafazakardı ama Hafız’ın mezarındaki kalabalık beni oldukça şaşırttı. Şairlerin mezarlarını yıkan bir ülkenin vatandaşıysanız, İslam ile yönetilen bir ülkede, aşktan şaraptan bahseden şairlerine bile ailece sahip çıkılması hiç hesaba katmadığım bir durumdu. Persapolis’e de çocuklarını getirmişti kadınlar. Şiraz’a gidilir de şarap içilmez mi, gizli de olsa buluşulan bir üzüm bağında ateşin etrafında topluca yudumladık kırmızı şaraplarımızı. Kadınların milyonlarca teli dalgalanıyordu rüzgârda. Güneye yaklaştıkça başörtülerin yerini bereler şapkalar alıyordu. Qeshem adasında açık saçık omuzlarında salınıyordu saçları kadınların. Bandar Abbas’dan Hürmüz adasına geçerken neyle karşılaşacağımı hiç bilmiyordum. Henüz inşası tamamlanmamış tek bir otel olduğundan yerlilerin evlerinde kalınıyordu. Yine başrolde kadınlar vardı. Hürmüz’ü tek kelimeyle anlat deseler HUZUR derdim. Sükûnet, yavaşlık, sadelik… Şimdi bütün dünyanın gözü kulağı Hürmüz’de.

Kadınlar zorunlu başörtüsüne karşı direnmeye devam ediyor
İran’da tanıştığım kadınların hemen hepsi üniversite mezunuydu. “Mollalar eğitime fazla dokunmadılar” dedi Neda. Çok hikâye dinledim, her hikâyeden sonra, eve dönünce bu halk için bağıra bağıra ağlamak geliyordu içimden. Ağladım da… Acıma duygusuyla değil, bu kadar kıymetli bir halkın hak ettiği ve sahip olduğu değer arasındaki boşluk oturmuştu göğsüme. Kızgınlık, kırgınlıktı beni ağlatan. Özellikle genç İranlıların çoğu bütün zorluklara rağmen ülkesini terk etmek istemiyordu. Biz sahip çıkmazsak kim sahip çıkacak bu topraklara diyorlardı. Bir isyan havası esiyordu sanki. Birkaç seneye kalmaz başörtülerini atar İranlı kadınlar diye düşündüğümü anımsıyorum. Öyle de oldu.
2022’de 22 yaşındaki Kürt kökenli Mahsa Jina Amini’nin gözaltındayken öldürülmesi büyük bir protesto dalgasını başlattı. “Kadın, Yaşam, Özgürlük” adı verilen protestolar, kısa sürede bütün ülkeye yayıldı ve sadece kadın hakları değil, başörtü zorunluluğuna, devlet baskısı ve siyasi düzene karşı bir harekete dönüştü. Hareketin gücü arttıkça devlet şiddeti de arttırdı. Beş yüzden fazla kişinin hayatını kaybettiği tahmin ediliyor. İlk üç aydan sonra protestolar, grevler ve toplumsal direniş farklı biçimlerde sürdü. Sokak gösterilerinin yoğunluğu azalsa da kadınların zorunlu başörtüsüne karşı direnişi devam etti, devam ediyor.
Mahsa Jina Amini'nin Eylül 2022'de İran'da ahlak polisi tarafından gözaltına alındıktan sonra hayatını kaybetmesinin ardından İran'da başlayan "Jin, Jiyan, Azadî" protestolarından bir kare
Başörtü taviz mi, taktik mi?
Gerçi başörtüsü zorunluluğu kâğıt üzerinde hala geçerli ama yaz aylarında Tahran sokaklarında kolsuz elbiseler içinde saçları rüzgârda dalgalanan ya da havuz başında bikinili partiler düzenleyen kadınları görmek mümkündü. Özellikle sosyal medyada başörtü zorunluğuna provokatif olarak karşı çıkan kadınların sayısı da az değildi. Belli ki ahlak polisi eskisi kadar titizlenmiyordu. Ancak bugün sertlik yanlıları, bu özgürlüğe artık bir son verilmesini istiyorlar. ABD merkezli insan hakları örgütü HRNA’ya göre, ağustos ayı içerisinde çok sayıda online satış sitesi, açık saçık elbiseler satan mağazalar, kafeler ve sosyal medya hesapları, örtünme zorunluluğunun ihlal edilmesi gerekçe gösterilerek kapatıldı. Daha dün 23 yaşındaki üniversite öğrencisi Najmeh Amini, sosyal medyadaki bir paylaşımı nedeniyle 'peygambere hakaret' suçundan idam cezasına çarptırıldı. İnsan hakları örgütleri, ülkede idam cezalarının muhalifleri susturmak için giderek daha fazla kullanıldığı uyarısında bulunuyorlar. Uzmanlar savaş sona erdiğinde, Tahran’daki güç dengesine bağlı olarak İran toplumunun yeni bir baskı dalgası ile karşı karşıya kalabileceğine dikkat çekiyorlar. Çünkü bu tavizler, halkın öfkesi karşısında tam bir teslimiyet değil, taktiksel bir geri çekilme olarak yorumlanıyor.

İran halkı siyasi baskı ve yoksullukla mücadele ediyor
Sosyal medyada kadınlar Tahran semalarında dronların uçtuğu, Çin’den alınan yüz tanıma teknikleri ile başörtüsü taşımayanların tesbit edilip cezalandırıldığını anlatıyorlar. Köln Üniversitesi İslam Araştırmaları Profesörü Katajun Amirpur, Yeni Zürih Gazetesi NZZ’ye verdiği röportajda, zorunlu başörtüsüne karşı çıkan kadınlar selinden, güvenlik güçlerinin şimdilik buna yetişemediğinden söz ediyor ama savaş bittikten, önceki protestocular ile ajan olduğundan şüphelendiklerini hapse attıktan ya da idam ettikten sonra rejimin kadınlara yönelik baskıyı daha da arttıracağına kesin gözüyle bakıyor. Bu yılın başında başlayan protestolardan bu yana rejim muhaliflere karşı uyguladığı şiddeti arttırdı. İnsan hakları örgütü Abdorrahman Boroumand Center’in verdiği bilgilere göre, ocak ayından beri en az 916 kişi idam edildi. Halk bu baskıyla birlikte sofrasına getireceği ekmeğin de derdinde. Çünkü İran ekonomisi, yine ekonomik sıkıntılar yüzünden sene başında başlayan protestolardan bu yana daha da zayıfladı.

Benzin fiyatı yangının ilk kıvılcımı olabilir
İran İstatistik Enstitüsü’nün verdiği rakamlara göre, temmuz ayında enflasyon %130 arttı. Paranın değeri düşmeye devam ediyor. İran Merkez Bankası devletin petrol ticaretinden kazandığı paranın sıfıra düştüğünü açıkladı. Üstelik Amerikan Başkanı Donald Trump yeni yaptırımlar ilan etti. İran’da yaşayan bir emekli ayda sadece 130 Dolar maaş alıyor, bunun 52’si kiraya gidiyor. Çalışanların durumu da çok farklı değil. Buz dolaplarını doldurmakta güçlük çeken İranlılar artık otomobillerinin deposunu dolduramamaktan da endişe duyuyor. Amerika’nın deniz ablukası sadece ihracat gelirini düşürmedi, ithalatı da kısıtladı. Cumhurbaşkanı yardımcısı Saghafi Esfahani, ülkenin günlük benzin açığının 20 Milyon litre olduğunu açıkladı. Bu durum benzin fiyatlarının artacağının da habercisi. İranlı yöneticiler benzin fiyatındaki artışın yangını başlatan bir kıvılcım olabileceğini çok iyi biliyor. 2019’da benzin fiyatlarının bir anda yüzde 300’e kadar arttırılması halkı sokağa dökmüştü. Tahran’da başlayıp bütün ülkeye yayılan protestolar İran yakın tarihinin en büyük ve en kanlı eylemlerinden biri olarak anılıyor. Peki Amerika ile savaş sürer, ekonomi başaşağı giderken rejimin içerde de bir cephe açması ne kadar mantıklı?

Başörtüsü rejimin yönünü belirliyor
Yine NZZ’e demeç veren İran asıllı Amerikalı yazar Arash Azizi, “sertlik yanlıları için başörtü baskısının arttırılması özellikle şimdi mantıklı” diyor. Uğruna mücadele ettikleri İslami toplum yapısının yavaş yavaş kaybolmasından endişe duyduklarını söyleyen Azizi, İran yönetimi içindeki bu sertlik yanlılarının küçük bir azınlık oluşturduğuna ve özellikle Devrim Muhafızları’nın başörtüsü zorunluluğunda ısrarcı olmak istemediğine de dikkat çekiyor. Yani İran’da gelmekte olan iktidar kavgasını kim kazanırsa başörtü zorunluluğu hakkındaki kararı da o verecek. İran rejimi ya İslami karakterini koruyacak ya da İslam sadece ülkenin adında bırakılıp askeri bir diktatörlüğe dönüşecek. İslambilimci Katajun Amirpur’a göre, eğer Mücteba Hameney gerçekten hayattaysa ve ideolojiden çok iktidarda kalmakla ilgilenen Devrim Muhafızları’na karşı verdiği mücadeleyi kazanırsa, başörtüsü baskısı artarak devam edecek. Özetle bugün başörtüsü, rüzgarda salınan her tel saç, İran’da toplumsal bir meselenin ötesinde, rejimin nereye evrileceğinin de göstergesi.
80'li yıllarda Irak savaşı sürerken İran’ın ilk Ruhani Lideri Ayetullah Humeyni “Savaş bir lütuftur” demişti. Rejim karşıtlarının sokağa çıkmasını engelleyen bir lütuf… Bugün de rejim toplumsal ayaklanmadansa savaşı tercih ediyor. İran’da rejimi devireceğim yalanı ile yola çıkan ABD, İranlı mollalara lütuf sunmaktan başka bir işe yaramıyor. Hem de dünya ekonomisini altüst etme pahasına...
T24’ÜN ARKASINDA HİÇBİR GÜÇ YOK; TEK GÜÇ SİZ OLUN, REKLAMSIZ T24’E ABONE OLUN
|


