Türkiye’de bana Almanya Başbakanı Friedrich Merz’i sorduklarında genellikle şu kısa yanıtı veriyorum: Trump’ın edeplisi… Sonuçta ikisi de sermayeye sınırsız hizmet ediyorlar. Merz, Trump kadar zengin olmasa da iş dünyasından geliyor. İkisi de ülkelerini şirket gibi yönetmeye çalışıyorlar. Merz’in bu yönetim biçimi yaz aylarından beri sık sık eleştirilere konu oluyor. Sadece yönetim biçimi değil, karar alma yönteminden, verdiği demeçlere kadar pek çok konu masaya yatırılıyor. Saksonya-Anhalt’taki seçim sonucu da Merz’e yönelik eleştirilere yeni bir boyut kazandırdı. Merz artık aşırı sağcılara seçim kazandıran başbakan olarak da anılacak. Seçimden birinci parti olarak çıkan aşırı sağcı Almanya için Alternatif, AfD’nin eyalet başbakan adayı Ulrich Sigmund tahmini sonuçlar açıklandıktan birkaç dakika sonra ARD’nin kameraları karşısına geçip, seçim propagandalarına en çok yardım eden kişiye Başbakan Merz’e teşekkür etti. “Merkel gitmeli” sloganı ile büyüyen AfD, Merkel’den daha iyi bir düşman bulmuş oldu.
Merz Almanya’nın popülaritesi en düşük başbakanı
Saksonya Anhalt eyalet seçiminde Merz’in önemli ve olumsuz bir rol oynadığı Hristiyan Demokrat Birlik, CDU içinde de kabul görüyor. Nitekim parti yönetimi Merz’i seçim propagandalarından bilerek uzak tuttu. Yapılan bir ankette “Federal Hükümet daha iyi bir politika gütseydi, AfD Saksonya Anhalt’ta bu kadar başarılı olmazdı” tesbitine CDU’lu vatandaşların %86’sı “evet” demiş. Muhafazakar seçmenler hükümetin pek çok söz verdiği ama bunların çok azını yerine getirdiğini düşünüyor. Merz’in çok entelektüelmiş gibi duruşu, mesafeli ve soğuk tavrı ile doğrudan bir dil kullanması halk arasındaki sempatisini düşürüyor. Saksonya Anhalt’teki seçimden sonra Merz’e duyulan sempati %9’lara kadar düştü. Böylece Merz, Almanya tarihinde popülaritesi en düşük şansölye ünvanını aldı. İktidara gelirken AfD’nin oylarını yarıya düşürme sözü veren Merz, kendi partisinin oylarını yarıya düşürdü. Frankfurter Rundschau gazetesinin şu yorumu ilginç: “Ne bakanlık ne de herhangi bir eyalette başbakanlık yapmadığı için Merz, satranç tahtasında taşların yeri değiştiğinde ya da bazı taşları feda etmek gerektiğinde hemen harekete geçemiyor. Çünkü alarm zilleri çalmıyor”.
Ülke yönetmek şirket yönetmekten daha zormuş meğer
Friedrich Merz hakkındaki eleştiriler aslında yeni değil. Adaylığı sırasında da, şirket yöneticisi yani teknokrat olduğu, sosyal duyarlılıktan uzak göründüğü dillendirilmişti. En önemli eleştiri ise Merz’in merkezi güçlendirmek yerine aşırı sağın söylemine yaklaşması, dolayısıyla toplumu kutuplaştırma riski idi. Belli ki, Saksonya Anhalt’deki seçmen kopyasına değil, aşırı sağın kendisine oy verdi. Merz’in “yukarıdakiler emir verir, aşağıdakiler yapar” tavrı da sempatisine zarar veriyor. Oysa bir başbakan öylece talimat veremez; asıl liderlik becerisi, farklı taleplerde bulunan, koalisyon ortakları, kendi meclis grubu, eyalet yönetimleri gibi aktörler arasında ortak hareket etme kapasitesi oluşturmaktır. Merz, ölçüsüz özgüveni ve empati eksikliği yüzünden kendisini öyle bir duruma sürükledi ki, artık parti içinde de onun Başbakanlık makamı için yanlış kişi olup olmadığı sorusu daha yüksek sesle dillendiriliyor. Oysa Merz, selefi sosyal demokrat Başbakan Olaf Scholz’u “Böyle bir performans herhangi bir şirkette gösterilseydi, yönetici en geç altı ay içinde denetim kurulu tarafından değiştirilirdi” sözleriyle eleştirmişti. Sanırım Merz, siyasi liderliğin şirket yönetiminden daha karmaşık olduğunu ancak şimdi ve acı bir biçimde anladı.
Çalışana yük, sermayeye avantaj
Friedrich Merz, seçim propagandaları sırasında oldukça iddialıydı. Almanya’nın tekrar yönetilebilir olması için, net kararlara, ekonomik olgunluğa ve kendini adres göstererek, hangi yöne doğru gidileceğini söyleyen bir lidere ihtiyaç duyduğunu sık sık dile getirmişti. Seçmenler nihayet sadece siyasetten değil, ekonomiden de anlayan bir lider bulduklarına sevindiler. Kısa bir süre önce Merz’in, ‘yeni bir başlangıç’ olarak tasarladığı fraksiyon ve kabine değişikliği adeta zincirleme bir kazaya dönüştü; kimseye danışmadığı gibi işe yarayan bakanları saf dışı bırakıp, fosil enerji şirketlerine gizliden lobi çalışması yapan ekonomi bakanı ya da sağcı, farklı kültürlere toleransı olmayan kültürden sorumlu devlet bakanını görevde bırakması tepkilere neden oldu.Toplumu sosyal açıdan daha adil hâle getirmek, dijital devleri ve aşırı servet sahiplerini nihayet sorumluluk almaya zorlamak yerine, şirketlerin vergilerini düşürmeye, sosyal yardımları ve yaşlı bakım desteklerini kısmaya, sağlık ve emeklilik alanında çalışanlara ek yükler getirip iş güvencesini aşındırmaya başladı. Piyasa radikalizmine dayalı bir ideoloji ile AfD’yle, onun seçmenlerine sürekli daha fazla taviz vererek mücadele edilebileceğine dair duyduğu inanç, partisini daha çok sağa kaydırdı. İsteyerek değil ama görev bilinci ile koalisyon ortağı olan sosyal demokratlar çoğu zaman kendilerini aldatılmış hissettiler. Onların seçmenleri de öyle.
Partiyi giderek sağa kaydırdı
Şu an öyle görünüyor ki, federal hükümeti kurtaracak tek şey bir ekonomik mucize yaratmak olacak. Ancak bu pek de yakın görünmüyor. Ekonomi durgunluk yaşıyor, vergileri düşmesine rağmen sermayedarlar yatırım yapmıyor hatta var olan fabrikalarını kapatıyorlar. Yenilenebilir enerji frenlenerek, eski teknolojilere yer veriliyor. Yüzmilyarlarca Euro alt yapı ve silahlanmaya harcanıyor ve bunun için daha çok borçlanılıyor. 12 binden fazla vatandaş aşırı sıcaklardan hayatını kaybetti. Ren ve Tuna nehirlerindeki su seviyesi ticareti olumsuz etkileyecek kadar düştü. Pek çok bölge yangınla mücadele etti. Tatilde olduğu için Merz bu konularda tek laf etmedi. Dış politikada da durum hiç parlak değil. Amerikan başkanı karşısında dik duramadığı gibi İran’a saldıran İsrail’in Avrupa’nın pis işlerini gördüğünü ifade etti. İspanya’daki Ceta krizi sırasında mülteci düşmanı aşırı sağcı mevkidaşı Meloni’nin yanında yer aldı. İlk kez Alman toplumunun devlete olan güveni yüzde 17'ye düştü. Her iki kişiden biri Şansölye Merz’in görevini 2029'daki seçimlere kadar sürdüremeyeceğini düşünüyor.
Merkel’in 16 yılda geldiği yere Merz 16 ayda geldi
Saksonya Anhalt eyaletinde düzenlenen seçim ülke genelinde popülaritesi dibe vuran Başbakan Friedrich Merz için önemli bir sınav niteliğindeydi, kaybetti. Bu pazar Berlin ve Mecklenburg-Vorpommern eyaletlerinde seçim var. Berlin’de Sol Parti, Mecklenburg-Vorpommern’de aşırı sağcı AfD önde görünüyor. Berlin’de Sol Parti’nin adayı Türkiye kökenli Elif Eralp. Merz’in partisi Berlin’de ikinci, Mecklenburg-Vorpommern’de dördüncü parti konumunda. Bu iki eyaletteki seçim de Başbakan Merz için hezimetle sonuçlanabilir. Olur da “dört yıl için seçildim, iktidarda dört yıl kalacağım” diyen Friedrich Merz iktidarda kalmayı başarırsa, kendisini önümüzdeki yıl dört eyalet seçimi daha bekliyor. “Dünyadaki bütün problemleri ben çözerim” kibri ile siyaset sahnesine çıkan ve Almanya tarihinde popülaritesi en düşük başbakan ünvanını alan Friedrich Merz, böyle devam ederse ülkeyi erken seçime götürebilir. Angela Merkel’in 16 yılda geldiği noktaya Merz, 16 ayda geldi. “Muhafazakârların Parıltısı ve Sefaleti” adlı kitabın yazarı İsviçreli Roger de Weck, “başbakanlıktaki iktidar teknisyeni” olarak tanımladığı Angela Merkel’i başarılı bir anlatısı olmamakla eleştirmişti. Şimdi maalesef CDU’nun elinde ne Merkel var ne de bir anlatı. Merkez partileri güç kaybederken aşırı sol ve sağın yükselişte olduğu Almanya’yı pek de iyi günler beklemiyor. En büyük korkum tarihin tekerrür etmesi…
T24’ÜN ARKASINDA HİÇBİR GÜÇ YOK; TEK GÜÇ SİZ OLUN, REKLAMSIZ T24’E ABONE OLUN
|


