27 yıldır sürdürülen Mısır Çarşısı patlaması yalanları ve Alp Selek

27 yıldır sürdürülen Mısır Çarşısı patlaması yalanları ve Alp Selek

Çok az insan bu hayattan, hayata güzellikler katarak ayrılır… Hemen herkes için söylendiğine bakmayın, çok az insan, sürekli kendi benliğini aşarak, başkalarına karşı üstünlük çabasına girmeden ama sürekli kendini aşmaya çalışarak bu hayata değer bıkarak dünyaya veda eder…

27 yıldır sürdürülen Mısır Çarşısı patlaması yalanları ve Alp Selek
Fotoğraf: Müjgan Arpat

Bir “haber” başlığı: 

“Hakkında yakalama kararı bulunan Pınar Selek’in babası vefat etti.” 

Neresinden bakarsanız dökülüyor elbette başlık. Ancak elbette bilinçli olarak atılmış ve bir amaca hizmet ediyor. 

Gazetecinin tarafsız olduğu iddiası büyük bir yalandır. 

Elbette taraftır gazeteci. Bir dünya görüşü vardır, inandıkları, inanmadıkları vardır. 

Asıl mesele taraf olmasına rağmen haberde hiçbir olguyu gizlememesi, haberi çarpıtmaması, bütün unsurları yerli yerine koymasıdır. 

Aksi takdirde bir haber metninden değil bir bültenden söz ediyor hale geliriz. 

* * * 

Bu ülkede tam 70 yıl boyunca adalet mücadelesi veren, işçilerin, sendikacıların, sadece sosyalist oldukları için zulme uğrayanların avukatlığını yapan, 12 Eylül cuntasına karşı mücadele eden, cunta döneminde cezaevine konulan, avukatlığı sonlandırılmak istenen, yaşamının son 27 yılı boyunca kızı Pınar Selek için adalet arayan Alp Selek yaşamını kaybetti. 

Bu cümle de taraf gibi duruyor değil mi? 

Ancak olgular gizlenmiyor, yaşamı boyunca adalet için çabalayan bir insanın emeği yok sayılmıyor. Bu ülkenin en güzel insanlarından biri, 27 yıldır süren adaletsiz bir dava üzerinden, “suçlu” gibi gösterilmiyor. 

Üstelik bir haber metni değil bu, bir köşe yazısı… 

* * * 

Hatta “köşe yazısı” sınırlarına güvenip, bunca çürümüşlüğün içerisinde bu kadar güzel insanlar gittiğinde, bir ülkenin ne kadar eksildiğini de sorgulamak gerekiyor. 

Bu insan kuraklığında, bu kadar çorak kalmışken her yer, ne yapacağız diye kara kara düşünmek… 

Evet, Alp Selek, yaşamını adalet mücadelesine adadı.  

Kavel direnişinden 12 Eylül cuntasına, işkenceye karşı mücadeleden bir işkence mahsulü olan, kızı Pınar Selek’in yargılandığı Mısır Çarşısı davasına kadar… 

* * * 

Ama köşe yazısı sınırlarından da çıkabiliriz. 

Alp Selek gibi bir ismi “kriminalize” etmeye çalışan başlığa neden olan Mısır Çarşısı davasını anımsayabiliriz, olguları eksiksiz kullanarak: 

9 Temmuz 1998 günü İstanbul’da, tarihi Mısır Çarşısı’nın girişindeki bir yiyecek büfesinde meydana gelen patlamada 7 kişi hayatını kaybetti 100’ü aşkın kişi yaralandı. Olayın ardından başlatılan soruşturmada, iki hafta boyunca altı ayrı tutanak hazırlandı, rapor düzenlendi. Bu tutanak ve raporların tamamında, “Bomba bulgusuna, buna ilişkin bir parça, madde veya malzemeye rastlanmamıştır” yorumu yapıldı. 

Patlamanın yaşandığı iş yeri, daha önce usulsüz ve normal sayıdan fazla tüp bulundurduğu için uyarılmıştı. Uzmanlar da tüplerdeki gaz kaçağının tabana yayılmasından kaynaklı olarak patlamanın meydana gelmiş olabileceği görüşünü savcılığa iletti. 

* * *  

Ancak Sosyolog Pınar Selek, patlamadan iki gün sonra, 11 Temmuz’da terörle mücadele şubesi ekipleri tarafından gözaltına alındı. Ancak bu gözaltının patlamayla herhangi bir ilgisi yoktu. Selek, bir süredir alanıyla ilgili bir çalışma yürütüyordu ve bu çalışmalar nedense “göze batmıştı.” 

“PKK terör örgütüne üye olmakla” suçlanıyordu. DGM Başsavcılığı talimatıyla yedi gün gözaltında tutulan Selek, bu süreçte avukatları ve yakınları ile görüştürülmedi. Adli tıp raporlarına göre Filistin askısı, elektrik gibi işkence yöntemleri ile ifadesi alındı. Kolunun çıkması nedeniyle emniyette düştüğü ve kolunun çıktığı yönünde tutanak düzenlendi. Yedi gün sonra savcılığa çıkartıldı. Savcılık ve hakimlik, işkence altında ifade verdiğini söylemesine rağmen tutuklamaya hükmetti. Bütün bu süreçlerde avukat yardımı alamadı. 

* * *  

Selek, cezaevindeyken televizyondan Mısır Çarşısı patlamasından da sorumlu tutulduğunu öğrendi. Oysa ne emniyette ne savcılıkta kendisine bu konu soruldu. Bir suçlama bile yöneltilmemişti. 

28 Temmuz 1998’de, Selek hakkında DGM Savcısı iddianame hazırladı ve örgüt üyeliği suçundan 15 yıla kadar hapsini talep etti. 

Bu dava açıldıktan 15 gün sonra Yunanistan’daki PKK kamplarına katılmak üzere sınırı geçmeye çalıştığı iddiasıyla gözaltına alınan Baran Öztürk sorgulandı. Öztürk’ün ifadeleri doğrultusunda 21 kişi hakkında yakalama kararı çıkartıldı. Yakalananlardan bazıları ifadelerinde karıştıkları eylemlerin talimatını Selek’ten aldıklarını öne sürdü. Yakalananlar arasında yer alan Abdülmecit Öztürk de Mısır Çarşısı’na bomba koyduklarını, bombalı eylemi Selek’le birlikte planladıklarını söyledi. 

* * *  

Öztürk, ilk ifadesinde bombayı halasının evinde Selek’le birlikte yaptıklarını söylemiş, halası da aynı yönde ifade vermişti. Ancak savcılık aşamasında Öztürk, Mısır çarşısı olayını bilmediğini, Pınar Selek’i tanımadığını, bunların tümünün uydurmaca ve komplo olduğunu, işkence altında kendisine polis tarafından zorla ifade imzalattırıldığını söyledi. 

Öztürk, savcıya ifade verdikten sonra polisler tarafından bir başka odada bekletildi. Burada yaptığı görüşmeden sonra ek ifade vermek istediğini belirterek, bir dilekçe kaleme aldı. Buradaki ifadesinde emniyetteki ifadesini tekrarladı. Ancak savcı bu ifadeye imza koymadı. Aynı savcı, bu tutanağa 2,5 yıl sonra yargılama aşamasında imza attı. 

* * *  

Öztürk’ün halası, bombanın evinde imal edildiğini söylemiş, Selek’i de fotoğrafından teşhis etmişti. Mahkeme aşamasında ise Türkçe bilmediği, ifadesinin yazılı olduğu kâğıda sadece parmak bastığını anlattı. Hala, duruşmada Selek’i tanımadığını da kaydetti. Aynı duruşmalarda, Öztürk de Selek’i tanımadığını ve Mısır Çarşısı olayını bilmediğini vurguladı. 

İşkence altında alındığı ortaya çıkan bu ifadeler doğrultusunda Selek hakkında yeni bir dava açıldı. Mısır Çarşısı patlamasından sorumlu tutulan Selek hakkındaki iki dava 1999’da birleştirildi. 

* * *  

Yargılama aşamasında, İstanbul Üniversitesi ve Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Adli Tıp Anabilim Dalı’ndan gelen iki ayrı raporda, patlamanın bombadan kaynaklandığının söylenemeyeceği belirtildi. 2000 yılında bu raporlar dosyaya girdi. 

19 Nisan 2001’de İstanbul Emniyet Müdürlüğü savcılığa bir yazı göndererek yeni bir bilirkişi incelemesi yapılmasını talep etti. Yazının ekinde İçişleri Bakanlığı’nın hazırlattığı, tarihsiz ve imzasız, patlamanın bombadan kaynaklandığına dair rapora yer verildi. Bunun üzerine mahkeme, talep edilmeden gönderilen bu yazı ve raporu esas alarak yeni rapor istedi. 

İki ay sonra Adli Tıp Kurumu’ndan gelen raporda, patlamanın nedeninin tespit edilemediği belirtildi. Adli Tıp Genel Kurulu da altı ay sonra aynı yönde rapor hazırladı. Mahkemenin bunlara rağmen rapor istediği Jandarma Kriminal Laboratuvarı ise patlamanın bombadan meydana geldiği yönünde rapor hazırladı. Aynı heyette yer alan bir akademisyen rapora şerh koydu. 

İstanbul 12. Ağır Ceza Mahkemesi, 2006 yılında çelişkili bilirkişi raporları ve kuşkulu ifadeler nedeniyle iddiaların şüpheden arınmış olarak kanıtlanamadığını belirterek davada karar verilmesine yer olmadığına hükmetti. Yargıtay 9. Ceza Dairesi de mahkemenin davayı ya mahkûmiyet ya da beraat şeklinde karara bağlaması gerektiğini belirterek, kararı bozdu. 

* * *  

Bunun üzerine mahkeme yeniden yargılama yaptı ve 2008’de beraat kararı verdi. Savcılık bu kararı da temyiz etti. Ancak savcı Abdülmecit Öztürk hakkındaki beraat kararına itiraz etmedi. Selek’i, Öztürk’ün ifadesine dayanarak suçlayan savcılık, bu ifadeyi veren Öztürk’ün beraatini ise normal karşıladı. 

Yargıtay da Öztürk’ün beraat hükmünün kesinleşmiş olmasına ve dosyadaki farklı bilirkişi raporlarına rağmen, patlamanın bombadan kaynaklandığının kanıtlandığını, bunun ifadelerle de desteklendiğini belirterek Selek hakkındaki beraat kararını bozdu. Yargıtay, Selek’in, Türk Ceza Kanunu’nun 125. Maddesi uyarınca ağırlaştırılmış müebbet hapse mahkûm edilmesi gerektiğini de belirtti. 

Bu kararı çelişkili bulan Yargıtay Başsavcılığı, itiraz yetkisini kullanarak davayı Yargıtay Ceza Genel Kurulu’na taşıdı. Genel Kurul, oy çokluğuyla başsavcılığın itirazını reddetti ve dairenin kararını yerinde buldu. Böylece Selek, ağırlaştırılmış müebbet hapis istemiyle yargılanmaya başladı. 

Yargıtay kararı uyarınca yeniden yargılamaya başlayan mahkeme, 9 Şubat 2011’deki ilk duruşmada yeniden beraat kararı verdi. Mahkeme, dosyadaki farklı sanıklar yönünden ise Yargıtay kararına uydu ve davayı sürdürdü.  

* * * 

Mahkeme bu kez Yargıtay’ın “mahkûmiyet” görüşüne uymayı kararlaştırdı. Bu karar mahkeme başkanının izinli olduğu, yerine başkasının geçici olarak baktığı duruşmada verildi. 15 yıl boyunca davaya bakan mahkemenin asıl başkanı yerine, geçici görevle davaya bakan başkanın baktığı duruşmada dosya hükme bağlandı. 

Yargıtay 9. Ceza Dairesi, 2014 yılında verdiği kararla bu hükmü usul yönünden bozdu ve davanın yeniden görülmesini kararlaştırdı. Davaya kapatılan İstanbul 12. Ağır Ceza Mahkemesi yerine İstanbul 15. Ağır Ceza Mahkemesi baktı. Mahkeme, Selek ve Öztürk hakkında yeterli kanıt olmadığını belirterek beraat kararı verdi. 

Yargıtay, 19 Aralık 2014’te verilen beraat kararlarını 2022’de bozdu. İlk kararını tekrarlayan Yargıtay Ceza Genel Kurulu, Selek’in devletin birliğine karşı suç işlediği gerekçesiyle ağırlaştırılmış müebbet hapisle cezalandırılmasına karar verdi. 

* * *  

Mahkeme, bu karar doğrultusunda Selek hakkında kırmızı bülten çıkartılmasını kararlaştırdı.  

Tam dört kez beraatine karar verilen bir bilim insanı hakkında, defalarca “bomba izi yoktur” diye rapor verilmesine rağmen aksi yöndeki nadir raporlara itimat edilen, ısrarla cezalandırmak için hareket edilen garip bir yargılama… 

Bu yargılama halen devam ediyor. 

* * * 

27 yıl boyunca bu davada da adalet mücadelesi verdi Alp Selek. 

Kanıtları gün ışığına çıkardı, işkenceyi deşifre etti. 

Ve öyle bir dava ki 27 yıldır bitirilemedi. 

Şimdi Alp Selek de gitti. 

Kızları Seyda ve Pınar Selek, şöyle veda ettiler babalarına: 

“Hoşça kal babamız, hoşça kal arkadaşımız. Canımızda, bedenimizde hoş kal. Adalet mücadelemizde hoş kal. Sahiciliğimizde hoş kal. Ciddiyetimizde, yaratıcılığımızda, mütevaziliğimizde… Hayata kattığın güzellikler silinmeyecek…” 

Çok az insan bu hayattan, hayata güzellikler katarak ayrılır… Hemen herkes için söylendiğine bakmayın, çok az insan, sürekli kendi benliğini aşarak, başkalarına karşı üstünlük çabasına girmeden ama sürekli kendini aşmaya çalışarak bu hayata değer bıkarak dünyaya veda eder… 

Bu ülkede de o liste aslında çok dardır… 

Ve o dar listenin içerisinde, tepelerde bir yerlerde Alp Selek mutlaka vardır… 

T24’ÜN ARKASINDA HİÇBİR GÜÇ YOK; TEK GÜÇ SİZ OLUN, REKLAMSIZ T24’E ABONE OLUN

 

İlgili İçerikler