Adalet Bakanlığı, faili belli cinayetleri de inceleyecek mi?

Adalet Bakanlığı, faili belli cinayetleri de inceleyecek mi?

Türkiye’de 1990’lı yıllarda işlenen cinayetlerin failleri, bu cinayetlerin emrini kimin verdiği gayet iyi biliniyor. Düşünün ki Türkiye, Susurluk çetesinin varlığını kabul ederek bu çetenin üyelerini cezalandırdı ancak çete üyelerinin eylemleri cezasız kaldı. Sadece çete kurdukları için komik cezalar aldılar. Üstelik diğer dosyalar gibi kanıtların bulunması da zor değil. Silah numaralarından parmak izlerine tanık anlatımlarından itirafçılara kadar hemen her unsur var bu dosyalarda. Geriye sadece Türkiye’nin hakikatle yüzleşme niyetinde olup olmadığı kalıyor...

Adalet Bakanlığı, faili belli cinayetleri de inceleyecek mi?

Yıllar önceydi.

Aynı mahalle sınırları içerisinde kalan iki ayrı sokakta, bir ay arayla iki ayrı kadın evlerinde bıçaklanarak öldürüldü.

Cinayetlerden birinin failleri kısa süre sonra bulundu zira o kadının öldürüldüğü evde ayrıntılı parmak izi incelemesi yapılmış, rutin sürelerin dışına çıkılarak yapılan ayrıntılı incelemenin sonunda katillerin kimliği tespit edilmişti.

Öldürülen diğer kadının katilleri ise bulunamadı.

Oysa cinayetlerin yakın zamanda, birbirine yakın yerlerde ve benzer yöntemlerle işlenmesi nedeniyle ikinci cinayeti işlediği tespit edilen katillerle ilgili inceleme yapılmış, ilk cinayeti işleme ihtimalleri değerlendirilmişti. Ancak o cinayetin işlendiği dönemde o bölgede bulunduklarını gösteren en ufak bir kanıt yoktu.

* * *

Yıllar sonra faili meçhul kalan dosyaların aşırı biriktiği eleştirilerinin yapıldığı bir dönemde savcılıklara, emniyet ve jandarma teşkilatlarına talimat verildi.

Dosyalar yeniden ele alınacak ve dönemin teknolojik olanaklarıyla yeniden incelenecekti.

Bu talimattan kısa süre sonra hızla birçok dosyada failler bulundu, savcılıklar iddianameler hazırladı.

Faili bulunan dosyalardan biri de faili meçhul kalan o kadın cinayeti dosyasıydı.

Ancak garip biçimde katillerin ikinci kadın cinayeti dosyasında suçlu bulunan, o dönemde de bağlantıları araştırılan kişiler olduğu iddia ediliyordu.

İddianameye göre, o dönem bulunamayan kimi tanıklara ulaşılmış, emniyette teşhis işlemi yapılmış ve tanıklar katilleri kadının öldürüldüğü sokakta gördüklerini anımsamışlardı.

Ancak yargılama başladığında tanıklar aniden gördüklerini unutuverdi!

İddialarına göre emniyetten çağrılmışlardı, emniyette bu kişileri gördüklerini söylemeleri istenmiş ve bunun üzerine teşhis ettiklerini söylemişlerdi. Konunun ayrıntısını da bilmiyorlardı.

Dosya, beraatle sonuçlandı, cinayet faili meçhul kaldı.

* * *

Tek bir örnek, faili meçhul dosyaları aydınlatmak üzere verilen çabaları boşa düşürmez elbette. Belki yetkinin yerel makamlara bırakılmayıp, uzman bir daire başkanlığı üzerinden çalışmaların yürütülmesinin nedeni de benzer kaygılardır…

Her şeyden önce Adalet Bakanı Akın Gürlek’in bakanlık koltuğuna oturduktan hemen sonra ilk iş olarak bu dosyaları ele alması tek başına mühim… Bu konuya özel bir daire başkanlığı kurulması da…

Gürlek, kısa aralıklarla faili meçhul kalmış bazı dosyaların aydınlatıldığı müjdesini de veriyor.

Üstelik birçoğu kamuoyunun bilmediği, muhtemelen çoğu sahipsiz, ne yapacağını bilemeyen, adalet arayan, isteyen ailelerin dosyaları.

Umalım ki gerçekten bu cinayetler aydınlatılmış olsun…

* * *

Ancak bu konuda bazı başlıklarda sessiz kalınması da dikkati çekiyor.

Bu faili meçhul dosyaların yanında, sonuca bağlanmamış, cezasız bırakılmış, aslında faili belli dosyalar da var.

Yıllar boyunca sonuna kadar gidilmesi halinde istenmeyen adreslere çıkacağı için sürüncemede bırakılmış, zamanaşımına girmesi için beklenmiş dosyalar bunlar.

Bir bölümü gerçekten zamanaşımına da girdi.

Türk Ceza Kanunu’ndaki bazı suçlar için öngörülen “zamanaşımı yoktur” hükmü bu dosyalarda uygulanmadı.

Bazı cinayetlerde ise zamanaşımı süresinin dolmasına az bir süre var. Hemen harekete geçilmezse bu dosyalar da zamanaşımına girecek.

Türkiye’de 1990’lı yıllarda işlenen cinayetlerin failleri, bu cinayetlerin emrini kimin verdiği gayet iyi biliniyor.

Düşünün ki Türkiye, Susurluk çetesinin varlığını kabul ederek bu çetenin üyelerini cezalandırdı ancak çete üyelerinin eylemleri cezasız kaldı. Sadece çete kurdukları için komik cezalar aldılar.

Musa Anter’den Savaş Buldan’a Mehmet Sincar’dan kayıplara kadar uzanan devasa bir liste var. Bu isimlerden bazılarının yakınları Adalet Bakanlığı’na da başvuru yaptı.

Üstelik diğer dosyalar gibi kanıtların bulunması da zor değil. Silah numaralarından parmak izlerine tanık anlatımlarından itirafçılara kadar hemen her unsur var bu dosyalarda.

Geriye sadece niyet kalıyor.

Türkiye’nin hakikatle yüzleşme niyetinde olup olmadığı.

Dokunulmaz kılınan bazı isimlere dokunmak niyetinin olup olmadığı.

Geçtiğimiz günlerde Susurluk çetesinin liderlerinden Abdullah Çatlı’nın sağ kolu olarak nitelendirilebilecek Oral Çeliköldü.

Oral Çelik’in, Abdi İpekçi suikasti, Mehmet Ali Ağca’nın kaçırılması, Papa suikasti gibi eylemler nedeniyle sadece 4 ay cezaevinde kaldığı ortaya çıktı.

Türkiye, bu mu?

Önüne gelenin istediğini öldürdüğü ve sonra “kahraman” ilan edilerek suçlarının ört bas edildiği bir ülke mi Türkiye?

Bakanlık, belki bu soruların da yanıtı olabilecek adımları atar ve bazı dokunulmazlara dokunulmasının yolunu açar.

O zaman gerçekten başka bir iklim üzerine konuşmanın da kapısı aralanabilir.


T24’ÜN ARKASINDA HİÇBİR GÜÇ YOK; TEK GÜÇ SİZ OLUN, REKLAMSIZ T24’E ABONE OLUN

İlgili İçerikler