Böyle açıklamaları sık duyarsınız:
“84 yıl içerisindeki en yoğun yağış miktarı, bir anda barajlardaki seviye bile yüzde 7 arttı.”
İnsan, ne yaparsa yapsın felaketlere karşı belli bir noktada çaresiz elbette!
Ama o çaresizlik doğanın eşsiz gücünden kaynaklı, yaptıklarından, yapmadıklarından değil.
Doğanın talan edilmesi, rant merakı, kentlerin betona boğulması, gerisinin çok da umursanmaması o çaresizliğin nedenleri değil…
Ne ekerseniz onu biçiyorsunuz özetle bazen.
Bu nedenle demokrasiler denge-denetleme mekanizmaları kuruyor.
Demokrasinin sandıktan ibaret kalmaması, kurumların insanların başta yaşam ve özgürlük hakkı olmak üzere haklarını koruması, iktidarın gücü karşısında insanların çıplak ve savunmasız bırakılmaması için…
O kurumlar çalışmadığında demokrasinden söz etmek de mümkün olamıyor zaten.
Misal, Anayasa Mahkemesi…
* * *
2004’te, İstanbul’un orta yerinde bir çocuk, donarak yaşamını yitirdi.
22 Ocak 2004’te İstanbul’da şiddetli bir kar fırtınası vardı. Dönemin Milli Eğitim Bakanı, İstanbul’daki okulların yarı yıl tatiline planlanandan önce başlaması talimatı verdi.
8 yaşındaki Atalay’ın ailesi yoksuldu. Servise yazdıramamışlardı çocuklarını.
Atalay, belediyenin okullar arasında ulaşımı sağlaması için tahsis ettiği otobüsle gidip geliyordu.
Okul yönetimi, okuldan erken çıkış saatini bildirmediğinden o gün otobüs gelmedi.
Karnesini alan Atalay da dört kilometre mesafedeki evine yürüyerek gitmeye çalıştı.
Ancak evine hiç gidemedi.
Cansız bedeni, ertesi gün, donmuş halde bir dere yatağında bulundu.
Şimdilerde “vadi” adı verilen projelerden birinin yükseldiği bir dere yatağında.
* * *
Atalay Kemaloğlu’nun ailesi hangi yargı yoluna başvursa, sonuç alamadı. Çocuklarının İstanbul’un orta yerinde donarak ölmesinin hesabını sormak istiyorlardı.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne gitmeyi kararlaştırdılar. Avukatları, ücretsiz biçimde destek oluyordu aileye.
Ancak AİHM harçları pahalı.
Meteorolojinin bildirmediği, valilik ve belediyenin önlem almadığı kar yağışında bir çocuğun donarak ölmesinin olağan olup olmadığının karara bağlanmasını istiyorlardı.
İstanbul İdare Mahkemesi’ne, “adli yardım” talebinde bulundu aile.
Yoksul ailelerin de hak arayabilmeleri için böyle bir yol vardı. Dava harçlarını devlet karşılayabiliyordu.
Ancak reddedildi talepleri.
Yine de AİHM’ye gittiler. AİHM de küçük Atalay’ın yaşam hakkının ihlal edildiğine hükmetti. Sadece gerekli önlemlerin alınmaması nedeniyle değil.
Adli yardım talebinin reddedilmesi, etkili soruşturma yürütülmemesi de ihlal nedeni sayıldı.

* * *
Aradan 22 sene geçti.
O gün devlet yetkilileri kar fırtınasının bilmem kaç yıldır örneğine rastlanmayan bir yoğunlukta olduğunu açıklamışlardı.
Bugün de 84 yıldır böyle yağmur yağış görülmediğini söylüyorlar.
Dört insan İstanbul’un orta yerinde yaşamını yitirdi. Kayıp başka insanlar aranıyor.
Sosyal medyadan babasının eve dönmediğini, izini bulamadıklarını söyleyip, ertesi gün adalet arayacağını, babasının hayatını kaybettiğini açıklayanlar…
Bütün gece sevdiklerine ulaşamayıp, ertesi gün cenazesiyle karşılaşanlar.
Bu insanların belki yaşamları boyu sürecek bir adalet mücadelesi vermek zorunda kalacaklarına kuşku yok.
* * *
Tüm bunlar olurken, altyapıya, kentleşmeye, çevreye ayrılması gereken bütçelerin nasıl talan edildiğini anlatan gazeteciler tutuklanıyor, gözaltına alınıyor, medya kurumlarına el konuyor, erişimleri engelleniyor.
Siyasete sorsanız hak arama yolları açık!
Kanun çıkartılırken gazetecilerin tutuklanacağı uyarılarına kulaklarını kapatanlar hala yeni düzenlemeler, kanunlar peşinde.
Sorsanız gazetecilerin hakları için!
Elbette böyle değil, böyle olmadığını da göreceğiz.
Ama peki nedir bu ülkenin denge ve denetim sistemindeki sigortalar. Bunu nasıl ve ne zaman göreceğiz?
* * *
Bu nedenle kar fırtınası, sel, afet gibi kavramların yanına Anayasa Mahkemesi’nin isminin de yazılması.
Yargıtay’ın, Danıştay’ın, özetle yüksek mahkemelerin.
Zira gazetecilerin özgürce mesleklerini yapabilmeleri de insanların gerekli önlemlerin alınarak, canlarından olmayacakları bir yaşama kavuşabilmeleri de adaletin sağlanması ile mümkün.
Kar, yağmur yağdığında korkmayacakları…
Gerekli tedbirlerin alınıp alınmadığını medyadan okuyabilecekleri, alınmamışsa kendileri adına gazetecilerin bunun takipçisi olabileceğini bildikleri basit bir sistemden söz ediyoruz.
Bu nedenle Anayasa Mahkemesi başta olmak üzere yüksek mahkemelere hiç olmadığı kadar büyük bir görev düşüyor.
Madem yargı bütün gündemin her zaman ilk maddesi, madem siyaset de yargı kararları üzerinden şekilleniyor, o zaman yargıçlık gibi güç bir mesleği yapmaya karar verip, bu meslekte en üst kariyer basamağına çıkmış olan isimlerin de ülke adına hareket etmeleri, sigorta görevi görmeleri zorunlu…
Demokrasinin sandıktan ibaret sayılmadığı sistemlerde güvence her zaman kurumlardır.
Kurumları temsil edenlerin de bu cesareti ve kararlılığı göstermeleri gerekiyor.
T24’ÜN ARKASINDA HİÇBİR GÜÇ YOK; TEK GÜÇ SİZ OLUN, REKLAMSIZ T24’E ABONE OLUN
|


