Çığlık atan papalar: İktidarın alaycı, kaba ve çirkin görünümü

Çığlık atan papalar: İktidarın alaycı, kaba ve çirkin görünümü

Velázquez’in Papa’sı Bacon’ın elinde tek bir kişiye ait olmaktan çıkar. O bedene başka insanların çığlıkları, başka şiddetlerin izleri, başka travmaların hafızası sızar. Bacon’ın Çığlık Atan Papaları bir kez daha iktidar karşısında sıkışmış, şiddete maruz kalmış, bedeni ve kimliği üzerinde baskı hisseden herkesin çığlığına dönüşür. LGBTİ+’ların gözaltı ve tutuklamalarla kuşatıldığı günümüzde, bu sıkışmışlığı bedenimizde yeniden duyumsuyoruz.

Çığlık atan papalar: İktidarın alaycı, kaba ve çirkin görünümü
Henrı Cartıer-Bresson, Francıs Bacon atölyesinde, Francıs Bacon atölye malzemesi

“Resimlerimin, aralarından bir insan geçmiş gibi görünmesini isterdim, tıpkı bir salyangoz gibi, geride insan varlığının ve geçmiş olayların hafıza izini bırakarak. Tıpkı salyangozun geride kendi salgısını bırakması gibi.”

Francis Bacon

İspanyol ressam Diego Velázquez 1650’de dönemin Papası Innocent X’i o kadar gerçekçi resmetmiş ki, portre Papa’nın dış görüntüsü kadar karakterine, kurnaz mizacına da ayna tutuyormuş. Öyle ki bazı kaynaklar Papa’nın tabloyu ilk gördüğünde “Fazla gerçek!” diyerek irkildiğini yazar.

Diego Velázquez Innocent X

İdealize edilmiş yüceltilmiş bir otorite figürü yerine tekinsiz, zaaflarıyla çıplak bir gerçeklik sunan papa portresi alışılagelmiş iktidar temsillerinden çok uzaktır. Ressamın ustalığı hayranlık uyandırsa da Papa Giovanni Battista Pamphilj’in portresi tamamlandıktan sonra aile koleksiyonuna alınarak iki asır boyunca gözlerden uzak tutulmuş.

Bazı kaynaklara göre 17. ve 18. yüzyıllar boyunca aile sarayında muhafaza edilen bu tablo sadece ailenin yakın çevresi ile az sayıdaki sanat uzmanı tarafından biliniyormuş. Onların arasında Fransız tarihçi Hippolyte Taine da var. Portreyi "tüm portreler arasında başyapıt" olarak değerlendirmiş ve "bir kez görüldükten sonra unutulmasının imkânsız olduğunu" söylemiş.

Velázquez’in eseri Doria Pamphilj Galerisi adıyla bilinen aile sarayında şu tanıtım notuyla sergileniyor:

“Eser, 1644'ten 1655'e kadar Papa olan Giovanni Battista Pamphilj'yi, çağdaşlarının ve bilhassa düşmanlarının onun dik başlı bir ruha sahip olduğundan şüphelenmelerine neden olan o alaycı, kasvetli (satürniyen), kaba ve çirkin görünümünü, diğer bir deyişle çirkinliğini gizlemeye çalışmadan resmeder.”

Çığlık atan Papalar

Yaklaşık üç asır sonra, İrlandalı ressam Francis Bacon, bu ikonik portreyi dönüştürerek modern insanın gerçekliğiyle yüzleştirir. "Sanat tarihinin en etkileyici portresi" olarak nitelendirdiği bu resmin 45’ten fazla farklı varyasyonunu üretir.

Diego Velázquez Innocent X- Francis Bacon Velázquez'in Papa X. Innocent Portresi Üzerine Çalışma

Bacon; sanat tarihinde birçok eserden ilham almıştır. Ama bunlardan en önemlisi Velázquez’in İnnocent X adlı portresidir. Vatikan müzesi kayıtlarında Bacon’ın aslında bu portrenin orjinalini hiç görmediği, replikalarından yararlandığı belirtilir.

İktidar ve kurban

Velázquez’in portresindeki bütünlüklü form, Bacon’ın resminde çözülür. Bacon’ın tuvallerinde beden akışkandır. Bu akışkanlık ve parçalanmışlık, insanın bütünlüklü öznelliğinin modern çağda nasıl paramparça olduğunun görsel karşılığıdır.

 Francis Bacon Velázquez'in Papa X. Innocent Portresi Üzerine Çalışma,1953

Figür bir yanda Papa’dır, yani mutlak otoritenin, tanrısalın, eril gücün, Baba’nın temsilidir. Ancak aynı anda çaresiz bir kurbandır.

Resimde Papa’nın tahtı içinde hapsolduğu bir kafese dönüşürken kimliğin göstergesi olan yüz silinir. Velázquez’in portresindeki kendinden emin kurnaz ifadenin yerini, duyulmayan bir çığlık alır. Çığlık Bacon’un resminde görünmez duvarlarla izole edilmiştir.

Francis Bacon Papa serisinden

Velázquez’in Papa'sı iktidar temsilidir. Ancak Bacon’ın Papa'sında kendi parçalanmışlığımızla yüzleşiriz. İktidar ve kurban aynı bedendedir. Kurban çığlığını duyuramaz. Aynı anda otoritenin baskın sesini susturmak ister. Bu eşzamanlı zıtlık, izleyiciyi sıkışmışlığın içine çeker.

Bacon burada muğlaklığı kullanır. Anlamı sabitlemez. Kafes bir taht mı, bir cam fanus mu, yoksa hapishane mi? Boşlukta asılı bırakır. Resimlerindeki kafes, Bacon’ın varoluşsal sıkışma ve hapsolmuşluk hissini mekânsallaştırır.

Bu parçalanma halini, Bacon’ın kendi kişisel travmalarından bağımsız düşünmek elbette imkânsızdır. Otoriter ve şiddet eğilimli babası tarafından cinsel kimliği nedeniyle evden kovulan, çocukluğu reddedilişlerle geçen, ardından İkinci Dünya Savaşı Londra’sının yıkıntılarına, dehşetine tanık olan Bacon, iktidarın ve şiddetin bedende bıraktığı kalıcı hasarı tuvaline taşır.

Bacon’ın resimlerinde; trajedisini duyuramadığı sesi, susturmaya çalıştığı iktidarın baskın sesiyle üst üste biner. Ancak portreleri eşcinsel kimliği üzerine kurulu tekil bir anlam üretmez. Bacon çığlık imgesini, hayatının, döneminin ve estetiğinin kesiştiği katmanlarda Velázquez'in otorite figürüyle buluşturarak duyumsamanın evrensel metaforunu inşa eder.

Bacon’ın portreleri izleyici için ilgi çekicidir ama aynı anda dehşet de uyandırır. Travmanın ve sarsıntının dışavurumu izleyicide iğrenç (abject) olana dair tekinsiz bir aşinalık yaratır.

Gilles Deleuze, Francis Bacon: Duyumsamanın Mantığı adlı kitabında, Velázquez’den Bacon’a uzanan Papa imgelerindeki dönüşümün yalnızca bir yeniden yorumlama ya da otorite parodisi olarak okunamayacağını söyler. Bacon bize dünyanın ne kadar korkunç olduğunu anlatmaya çalışmaz; şiddetin ve acının bedende yarattığı sarsıntıyı, spazmı resme aktarır. Bu nedenle onun amacı çığlığa neden olan olayı göstermek değildir. Çünkü olay resme girdiği anda bir hikâye anlatmaya başlar. Bacon ise nedeni resmin dışına atarak çığlığın kendisini, ona eşlik eden görünmeyen kuvveti ve bedenin bu kuvvet karşısındaki duyumsamasını resmeder.

Bacon’ın “Dehşetten çok çığlığı resmetmek istedim” sözü Deleuze’ün okumasının merkezindedir. Buradaki çığlık belirli bir kişiye ya da tek bir olaya ait olmaktan çıkar; acının, şiddetin ve sıkışmışlığın bedensel hafızasına dönüşür. Böylece Bacon, anlamı belirli bir hikâyeye sabitlemeyi reddederek, geriye doğrudan hissedilen bir duyumsama bırakır. Sanatçı için önemli olan çığlığın kime ait olduğu ya da nereden geldiği değil, onun bedende bıraktığı izdir.

Bacon, Velázquez’in temsil ettiği estetiği değil modernitenin gerçeğini sunar: İnsan, sınırları ihlal edilen, yaralı ve akışkan bir organizmadır.

Potemkin Zırhlısı filminden alınan bir fotoğraf

Bacon "Çığlık Atan Papalar" serisinin bazı varyasyonlarında Sovyet yönetmen Sergey Ayzenştayn'ın 1925 yapımı sessiz sinema klasiği Potemkin Zırhlısı filminden alınan bir fotoğraf karesinden esinlenir. Filmi izledikten sonra "derinden etkilendiğini" söylediği bu görseli stüdyosunun duvarına asar. Çarlık askerleri tarafından vurulan, gözlüğünün camı parçalanmış ve yüzü kanlar içinde çığlık atan bir kadının yakın plan fotoğrafıdır. Hatta bazı portrelere parçalanmış gözlük detayını doğrudan ekler.

Bacon stüdyo materyali, Sergei Eisenstein'ın " Potemkin Zırhlısı " filminden "Çığlık Atan Kadın" 1925, bilinmeyen bir kaynaktan film karesi illüstrasyonu. Koleksiyon: Dublin Şehir Galerisi, Hugh Lane, Francis Bacon'ın Mirası

Bacon üç yüz yıl önce yapılmış bir iktidar portresinin içine kendi zamanının şiddetini, savaşın dehşetini, bireysel travmalarını ve başka bedenlerin hafızasını taşır. Potemkin Zırhlısı’ndaki çığlık atan kadınla Papa’nın yüzünün aynı görsel hafızada buluşması da bunun bir örneğidir. Farklı zamanlara ve farklı hikâyelere ait görüntüler tek bir bedende üst üste biner.

Velázquez’in Papa’sı Bacon’ın elinde tek bir kişiye ait olmaktan çıkar. O bedene başka insanların çığlıkları, başka şiddetlerin izleri, başka travmaların hafızası sızar. Bacon’ın Çığlık Atan Papaları bir kez daha iktidar karşısında sıkışmış, şiddete maruz kalmış, bedeni ve kimliği üzerinde baskı hisseden herkesin çığlığına dönüşür. LGBTİ+’ların gözaltı ve tutuklamalarla kuşatıldığı günümüzde, bu sıkışmışlığı bedenimizde yeniden duyumsuyoruz.

İlgili İçerikler