Nilbar Güreş’ten Batı’ya nüktedan selam: Gözlerinizden öperim

Nilbar Güreş’ten Batı’ya nüktedan selam: Gözlerinizden öperim

Küratör Başak Doğa Temür anlattı: Bu bakmayı bilmeyenlere karşı bir söz, Nilbar Güreş beyaz maskülen, kolonlar görüyor. Biraz sinir oluyor yani. Çünkü çok böyle erkek erkek, diyor ki ben bunlara etek giydireceğim. Üretiminin özü hem çok politik hem de çok esprili

Nilbar Güreş’ten Batı’ya nüktedan selam: Gözlerinizden öperim
Başak Doğa Temür

Dünyanın en köklü uluslararası sanat etkinliği olan Venedik Bienali, bu yıl 9 Mayıs’ta Minör Tonlarda başlığıyla kapılarını açtı. 61. Edisyonun teması büyük, baskın anlatılar yerine sessiz, derinden ve içeriden yükselen bir dirence, dönüşüme işaret ediyor ve ne yazık ki geçtiğimiz yıl mayıs ayında hayatını kaybeden küratör Koyo Kouoh’un imzasını taşıyor. 

Koyo Kouoh

Serginin kavramsal çerçevesi küresel Güney’in, diasporanın, mülteciliğin ve göz ardı edilen minör ekosistemlerin estetiğine odaklanırken toplumsal cinsiyet rollerini, kadın mücadelesini ve kuir(queer) kimliklerin var olma savaşını tam merkeze koyuyor. 

Bienal teması kapsamında ağırlanan 110 sanatçı ve kolektifin yanı sıra, yüze yakın ülkenin temsil edildiği bu yılki edisyon, çağdaş sanatın tüm disiplinlerini melezleyen görsel bir çeşitlilik sunuyor. Enstalasyonlar, ses yerleştirmeleri, performanslar, fotoğraf ve videoların yanı sıra, tuval resmin çağdaş sanatta eski gücünü yeniden kazandığını görüyoruz.  Son yıllarda çağdaş sanatın en yaygın medyumu haline gelen tekstil ise, bu edisyonda da hafıza ve el emeğini pavyonlara taşıyan ana malzemelerden biri.

Sanat tarihsel bir perspektifle bakıldığında sergi, kadim kültürlere, köklere ve yeryüzü mitlerine bir dönüş niteliğinde. Sanatçılar; bitkisel motiflere, özellikle de yaşamın ve direnişin simgesi ağaç formuna, antik toprak figürlerine ve arketiplere yöneliyor. 

Hayvanların Anne Ruhları Konseyi, Célia Vasquez Yui

Sergi mekânın sınırlarını zorlayan anıtsal ölçekteki işlere de ev sahipliği yapıyor. 

61. Edisyon, sadece sergilenen eserlerle değil, bienal tarihindeki en büyük politik krizlerden biriyle de hafızalara kazınacak gibi.

Rusya ve İsrail’in katılımına yönelik küresel tepkiler, açılış haftasında benzeri görülmemiş protestolara sahne oldu. 

61. Uluslararası Sanat Sergisinin jürisi, aldığı bir kararla İsrail ve Rusya'yı bienalin en prestijli ödülleri olan Altın ve Gümüş Aslan değerlendirmelerinin dışında bıraktığını açıkladı.

Bu karar bienal yönetimi tarafından kabul görmeyince jüri üyeleri topluca istifa etti. İran pavyonu bienalden çekildi. Ödüller’in oylamayla yapılmasına karar verildi ancak bazı bağımsız sanatçılar ve ülke pavyonları jürinin istifasıyla dayanışma içinde ödüle aday olmayacaklarını açıkladılar.

Uluslararası jürinin toplu istifasıyla büyüyen kriz, 'Art Not Genocide Alliance (Soykırım Değil Sanat İttifakı) öncülüğünde tarihi bir kültür işçileri grevine dönüştü. 

Bienal yönetiminin tavrına karşı aralarında Türkiye’nin de bulunduğu 20’ye yakın ülke pavyonu, İsrail’in varlığını protesto etmek amacıyla kapılarını geçici olarak kapatarak bu boykota destek verdi.

İsrail protestolarından bir kare

İşte böylesine yoğun ve politik bir atmosferin ortasında Arsenale’de yer alan Türkiye pavyonu bu yıl toplumsal normları, göç ve kimlik meselelerini nüktedan ve şiirsel bir dille ele alan Nilbar Güreş’in Gözlerinizden Öperim başlıklı sergisine ev sahipliği yapıyor. 

Bu vesileyle serginin küratörü Başak Doğa Temür ile yaptığımız söyleşide; serginin hazırlık sürecini, kavramsal dünyasını ve bienalin bu tarihi atmosferini konuştuk.

 

- Nilbar Güreş'in Gözlerinizden Öperim sergisi Venedik Bienali’nin güncel temasıyla nasıl bir ilişki kuruyor? 

Nilbar Güreş'i İKSV'nin davet ettiği bir danışma kurulu; Doktor Ceren Özpınar, küratörler Öykü Özsoy Sağnak, Ulya Soley ve Chus Martínez'den oluşan bir dörtlü kadın jüri seçti.

Chus Martínez aynı zamanda buradaki Danimarka pavyonunun da küratörü ve aslında seçkiyi yani Nilbar Güreş’i seçtiklerinde daha Venedik'in teması bu kadar detaylı açıklanmamıştı. Küratörü açıklanmıştı yani Koyo Kouoh’un 61. Venedik Sanat Sergisi'nin küratörü olacağı açıklanmıştı ama tema belirlenmemişti. Nilbar Güreş sanırım Eylül ayında seçiliyor ve bildiriliyor sanatçıya.

- Kısa bir süreç değil mi?

Çok kısa bir süreç çok. Maalesef bu Venedik'in dinamiği. Ben küratör olarak bu görevi yapmak üzere davet edildim ve şunu fark ettim çalışmaya başladığımda. Tema da o arada açıklandı daha derinlikli bir şekilde. Ve nasıl dedim yani bilerek mi acaba hani falan böyle seçtiler Nilbar Güreş’i.

Yani Nilbar Güreş’in duyarlılığı ve işlerini yapış biçimi aslında bence Minör Tonlarda’nın fikriyle çok örtüşüyor. Aslında çok ciddi, çok sert, çok önemli konulardan bahsediyor Nilbar Güreş işlerinde. Ama bunu hani böyle slogan atarak böyle kocaman kocaman şeylerle yapmıyor. Yani işte göreceksiniz. Hani bir sürü de tekstilden, kumaştan, makremeden hep böyle daha sıcak sıcak, yumuşak yumuşak, değil mi? Bizi korkutmayan malzemelerden faydalanıyor yapıtlarında. Ben çok uyumlu olduğunu düşünüyorum.

Başak Doğa Temür

- Minör tonların bazı motifleri var; Anıtlar, kolektif yürüyüş gibi. Bunlardan en çok hangi motif ile bağ kurdu? Onarım mı mesela tefekkür var. Sizce hangisi? 

Bence şu saydıklarınızdan hepsi çok net. Mesela bir tanesini örnekleyip anlatacağım ama bir şeyi de belirtmeden geçemeyeceğim. Ülke pavyonları ana serginin temasına göre şekillenmiyor. Yani biz şimdi Türkiye pavyonundayız. O hiçbir zaman öyle olmuyor. Yani olmadı da olmuyor da. Herkes kendi hani hangi sanatçı seçildiyse ve o sırada o sanatçı hangi konuyu önemsiyorsa ve buraya taşımak istiyorsa onu yapıyor. Biz de hiç şeyi düşünmedik. Hani öyle bir sergi yapalım da işte ana sergiye uyumlu olsun. Fakat işte yani hani neyin işi bilmiyorum bu. Bu kadar böyle bir hem tefekkür dediniz hem işte anıt. Mesela burada bir tane iş göreceksiniz. Adı Amazon Tapınağı. Böyle eteklerden oluşan bir yüksek kolon. Böyle 5 metreye yakın bir kolon. Ondan sonra üst üste böyle kadınlara ait etekler var bu şeyin üstünde. Bu yapıtın adı Amazon Tapınağı ve Nilbar Güreş'in aslında 2014'te yaptığı başka bir yapıtın devamı gibi düşünülebilir. 2014'te Nilbar Güreş Sao Paulo Bienali’ne davet ediliyor. Bu da böyle dünyadaki çok önemli bienallerden biri. Yani belki Vendik Bienali’nden bile daha önemli olabilir. Orada bu bienal sergisinin yapıldığı mekâna gidiyor. Orada böyle beyaz beyaz kolonlar görüyor. Ondan sonra onlara böyle biraz şey yapıyor. Biraz sinir oluyor yani. Çünkü çok böyle erkek erkek, maskülen, beyaz beyaz. Diyor ki ben bunlara etek giydireceğim ve böyle farklı etekleri üst üste giydirerek o kolonu kaplıyor. Tıpkı buradaki Amazon tapınaklarında olduğu gibi yani. Aslında bu örneği anlatıyorum. Bir yandan Nilbar Güreş'in üretiminin özünü de özetliyor. Yani hem çok politik hem de çok esprili, çok nüktedan bir şekilde politik. Yani bu da bir tercih aslında. 

Amazon Tapınağı

- Serginin temasına gelelim. Gözlerinizden öperim. İzleyicinin dikkatini bir duyguya; Uzaktakine hasret kalma, kavuşma arzusuna çekiyor. İlk akla gelen şey bu olabilir. Belki artık kullanılmıyor, daha çok mektuplarda kaldı. Bir nostalji içeriyor. Peki bu geçmişe bir özlem mi yoksa daha çok geleceğe mi? Yoksa bir ironi mi bu? 

Bu hem bir ironi hem de samimiyetle söylenen bir şey. İkisi de var. Bu nostaljik meselesinden başlayalım. Biraz endişeliydim. Böyle bir başlık koyduk ama… bu arada başlığı Nilbar Güreş koydu.  Acaba insanlar anlar mı? Gençler falan. Neyse burada birlikte çalıştığımız arkadaşlarımız işte 20'lerinde genç arkadaşlarımız var, 30'larında var. Onlara sordum hep ben. Hep söylenmiş onlara da anneanneleri, babaanneleri tarafından. Ama asıl mektuptadır sizin dediğiniz gibi. Ondan sonra birazcık da Türkiye'den bir şeydir. Birazcık da belki Akdeniz'den yani Güney’den belki değil mi Batı’ya konuşan bir şey. 

- Biz havaalanında uçağa binmek için Faruk'la (Ekici) beklerken ‘gözlerinden öperim’ sözünün hala kullanılıp kullanılmadığı, kime söylendiği, üzerine sohbet ediyorduk. Sonradan edebiyat öğretmeni olduğunu öğrendiğimiz bir kadın yanımıza yaklaşıp “Bu çocuklara söylenen bir sözdür. Hani büyüklerin ellerinden, küçüklerin gözlerinden öpülür ya…”  Dedi. O zaman ‘Gözlerinizden öperim’ acaba geleceğe doğru bir söz mü, hani daha iyi bir gelecek. Oraya doğru bir hasret mi? Fakat daha sonra duyduk ki aslında bu biraz da beyaz Avrupalılara karşı hani ötekileştirilenler tarafından… Nasıl bir kavram diyelim? orayı siz açıklayın? 

Nilbar Güreş'in biyografisiyle de bağlantılı. Ben önce öbürünü anlatayım. Bu tabii ki küçüklere söylenen bir söz. Ama oradaki o şey güzelliği. Yani şimdi küçük bir çocuğa bir büyük gözlerinden öperim diyor. Burada acayip bir sevgi var ama çok saygılı bir söz. Bunu alıyor aslında hani o duyguyu alıyor. Yani sizden küçük birine de sevgi ile beraber aynı zamanda saygı da gösterebiliyorsunuz. O bunu alıp böyle bir göstermek istiyor başlık evet. Yani hani ondan sonra diğer konuya gelelim. Nilbar Güreş Marmara Üniversitesi'nde resim okuyor, mezun oluyor. Sonra ben de bilmiyordum belki siz biliyorsunuzdur.

Vakti zamanında Bülent Ecevit Avusturya'yla bir anlaşma imzalamış ve Türkiye'den öğrenciler orada ücretsiz ya da daha düşük bir ücretle okuyabiliyorlarmış. İşte bunu da biliyormuş Nilbar. Bir şekilde o yüzden Viyana'ya gidiyor yüksek lisans yapmaya. Önce resim alanında resim ve grafik alanında yüksek lisans yapıyor. Sonra bir yüksek lisans daha yapıyor. Sanat ve tekstil pedagojisi alanında. Sonra da orada kalıyor, çalışmaya başlıyor. Yani önce tabii ki hani böyle kimse ona “gel sana sergiler açalım” falan demiyor. Bir sürü hani emek yoğun işlerde de çalışıyor. Ama bir şekilde hani bütün çalışkanlığıyla, emeğiyle orada bir hayat, bir kariyer kuruyor. Ondan sonra ilerlemeye başlıyor. İşte Avrupa'dan; Almanya'dan, başka ülkelerden, oradan, buradan davetler alıyor falan. İki yıl Amerika'ya gidiyor, tekrar geliyor. Uluslararası kariyeri olan bir kadın sanatçı.

Fakat Avrupa'da çok karşılaşıyor ayrımcılıkla. Yani hani işte abuk subuk sorular. Yani siz de bilirsiniz hani bunu. Ve bundan artık çok sıkılmış durumda. Yani kendini açıklamaktan, işte renk niye bu renk, niye o yani o oryantalist bakış var ya aslında. Hani açık seçik konuşalım hani sakınmadan şimdi. Birazcık ona karşı bir şey yani bu. Çok kızgın ona Nilbar Güreş ve çok haklı olarak kızgın yani. Çünkü bu şeye o maruz kalmış.

O yüzden de artık diyor ben bakmayı bilmeyenlerle yani işte o gözlerden öpmek aynı zamanda hani bakmayı bilen gözden de öpmek belki, değil mi? Belki kalbiyle görebilen, belki sevgi ve saygıyı böyle hiyerarşik bir şekilde dağıtmayan, değil mi? Aman saygı yok aman vermeyeyim ben size. Size saygı, benim için bitti. Bitmesin. Yani böyle olur mu? Böyle böyle ne olacak? Dünya böyle nereye gidecek? Neyse. Dolayısıyla biraz onları irkiltmek için de söylüyor. Şimdi burada biraz önce Endonezya'dan bir heyet vardı. Onları gezdiriyorduk. Mesela onlar başlığı hiç garipsemediler. Çok beğendiler. "Aa tabii ya biz anladık." Ama bunu belki daha kuzeybatılı birine söylediğinizde böyle bir irkilir: “Göz mü, öpmek mi? O ne ya!” Falan. Hani onlara çok böyle şey gelebilir bu. Hani vıcık vıcık ve anlamsız. Biraz onu da yapmak istiyor.

Land

- Sanatçı-küratör diyaloğuna gelelim biraz. İkiniz arasındaki ilişkinin bu sergiye en büyük katkısı sizce ne oldu? Birlikte çalışmanızın?

Benim için çok büyük katkıları oldu. Yani böyle bir sanatçıyla ve üstelik de Nilbar Güreş yani. Nilbar Güreş bence çok bonkör davrandı. Yani hani bu sanatçı her zaman dünyasını ve bütün üretimini bu kadar hızlı ve bu kadar kısa bir süre, çünkü çok kısa bir süremiz vardı biz bu sergiyi yani hazırlamak için. Biz tanışmıyorduk. Daha önce birlikte çalışmadık.Tanışacaksın, alışacaksın, ısınacaksın, sonra bir de bunu yapacaksın. Yani bu çok kolay bir şey değil. Ama tabii birincisi çok profesyonel birisi Nilbar Güreş bence. İkincisi de böyle yani çok gönlü zengin birisi ve böyle açtı yani hani ve benim için çok verimli oldu. Bir sanatçıyı, bütün üretimini aslında bu kadar kısa sürede çalışıp özümseyip anlamak kolay bir şey değil. Hani o oldu benim için ve tabii ki çok dürüst olayım size yani bir küratörün de bir sanatçının da kariyerinde çok önemli. Bu bir lütuf hani büyük bir şans. 

- Peki eksik kaldığını düşündüğünüz şeyler oldu mu? Bu kadar zaman aralığında her şey tam istediğimiz gibi oldu diyebiliyor musunuz?

Hiçbir zaman öyle bir şey diyemezsiniz. Hele sanatta hiç diyemezsiniz. Sonsuz olasılıklar dünyası çünkü. Ama bence hani bilmiyorum. Belki siz de gezdiniz Bienal’i, gördünüz diğer şeyleri. Yani bence Nilbar Güreş bu kadar zamanda bu işin altından çok muazzam kalktı. Evet, daha çok zaman olsaydı daha iyi olur muydu? Dürüstçe cevap vereyim. Evet. Ama yine de bence bayağı iyi bir iş çıkardığını düşünüyorum. 

- Mekanla ilişki kurarken ne yaşadınız?

Burası çok zor bir mekân. Yani bakın işte iç içe geçilen dev bir mekân. Bir dikdörtgen prizmadayız. İşte kısa kenarı 11 m, uzun kenarı 80 m falan. Yani diğer yanımızda da bunun aynısı var. Mesela yandakini iki ülke paylaşıyor. Hani onlar o iki parçayı hani doldurmakla sorumlular. Biz burada bu kocaman mekânda hani bir de Nilbar Güreş sonuçta biraz ondan da bahsedeyim. Aslında ressam Nilbar Güreş.  Yani daha çok ağırlıklı olarak iki boyutta işleri var. Fakat bir noktada bu üçüncü boyuta çıkıyor 2019'da. Belki Arter'deki İstanbul'daki sergisini görmüşsünüzdür. Orada da birçok yerleştirme ve heykel işleri var. Yani o üçüncü boyuta geçmiş bir sanatçı. Ben burada bu mekân yüzünden iyi bir şey olduğunu düşünüyorum. Bence burada iyice artık o üçüncü boyuta geçişin doygun bir anını görüyoruz Nilbar Güreş'in kariyerinde.Yani belki 10 yıl sonra hani dönülüp bakıldığında bu sergi onun kariyerinde çok önemli bir noktaya sahip olacak. Dolayısıyla o mekânın kocamanlığı ve zorluğu bence iyi şeylere vesile oldu.

Takılı Kalmış

- Bienalde yaşanan son krizlere gelelim. Sizi nasıl etkilediğine. Siz jüri üyelerinin istifasına nasıl bakıyorsunuz? Sizce küratörün sessiz direniş ve içeriden dönüşüm çağrısıyla paralellik mi gösteriyor? Yani Koyo’nun mirasına uygun mu hareket ettiler. Yoksa serginin başlığıyla Bienal’in politik gerilimi nasıl bir tezat oluşturuyor?

Bence Koyo'nun mirasına uygun hareket ediliyor. Şöyle bir şey olmuş orada. Bilmiyorum. Şimdi ben ve Nilbar bir mektuba imza attık. Şu yakamda belki gördüğünüz şeyde de üstünde de onun logosu var ANGA: Art Not Genocide Alliance). Bu İsrail pavyonunun Venedik Bienali'ne dahil edilmemesi için 2024'te başlayan bir sanatçı küratör ve sanat emekçilerinden oluşan bir grup. 2024'te de bu eylemleri ve çağrıları gerçekleştirdiler. Bienal yönetimine bir çağrıda bulundular. Lütfen soykırım yapan bir ülkenin burada pavyonu olmasın diye yani ve o sene 2024'te bir noktadan sonra İsrail pavyonu kapatıldı. Geldik 2026'ya. Her iki yılda bir oluyor biliyorsunuz. Bir sene sanat bienali yapılıyor, bir sene mimarlık bienali yapılıyor. Şimdi geldik yine sanat bienali yılına. Normalde İsrail'in pavyonu Giardini'de. Yani diğer ülkeler gibi işte büyük Amerika, Fransa filan onların yakınında kalıcı bir binası var. Türkiye'nin böyle bir binası yok. Burası bizim destekçilerimiz sayesinde 20 yıllığına İKSV'nin şu anda hani elinde olan bir imkân. Her neyse. İsrail Pavyonu bu sefer bizim de olduğumuz mekâna taşındı. Arsenale’deyiz biz. İşte aşağı katta İsrail pavyonu, karşısında Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri pavyonu. İsrail'in Giardini'deki pavyonunda tadilat varmış. Bitirilememiş. O yüzden buraya gelmişler. Bilmiyorum. Bana pozisyon çok tuhaf geldi yani. Hani İsrail pavyonu kapısının karşısındaki pavyonun girişindeki ilk sanatçı, yani işi olan ilk sanatçı Filistinli bir sanatçı. Biz bir mektuba imza attık dolayısıyla. Bienal’in genel yönetimine çağrıda bulunduk. Soykırım işleyen bir ülkenin pavyonu lütfen burada olmasın diye. Bunun için de Türkiye pavyonunun bağımsız küratörü ve bağımsız sanatçısı olarak imza attık. Neyse bir noktada bu mektup gönderildi açılmadan önce Bienal genel yönetimine. Bizler de hangi ülkelerden hangi sanatçılar imzaladı gördük. Liste ilk geldiğinde E harfinden başlıyordu. Yani bu ne demek biliyor musunuz? Alfabetik dizilmiş. Yani E'ye kadar ülke yok. Avusturya yok. Avustralya yok. Yani hani neyse sayın siz işte Belçika, coğrafyası iyi olanlar düşünsünler, hayal etsinler orasını yani. Böyle bir durum. Neyse şimdi sonra bazı ülkeler daha eklendi, böyle bir çağrı var. Yani Anga işte bu bizim bahsettiğimiz platform. Dün burada bir eylem gerçekleştirildi. Yarın da şöyle: Yarınki aslında bir yürüyüş ve yarın bir grev çağrısı var. Bu hem İsrail'i boykot etmek için yapılan bir şey. Ama yanı sıra burada Venedik'te çok büyük bir endüstri var aslında bu Bienal endüstrisi. Ve burada bir sürü insan çalışıyor. Yani kitapçıdaki görevliden işte gelip şuradaki ışığı tamir eden elektrikçiye ya da işte kısa işleri kuran teknisyenlere kadar bu sergilerde. Bu uzun bir bienal bir de Kasım’a kadar sürecek. Burada duran görevliler, misafir ağırlayanlar, rehber arkadaşlar bir sürü insan çalışıyor. Burada bir sendika da varmış Venedik'te bu emekçilerin üye oldukları. Ondan sonra o sendikanın hak mücadelesinde de bazı meseleleri varmış bu bienal yönetimiyle. Yani bu iki şey için yürüyeceğiz yarın. İkisini birleştirerek yürüyeceğiz. Saat 4.30'da Via Garibaldi'de buluşacağız. 

- Peki küratör olarak devlet veya kurum desteği ile uluslararası arenada eleştirel bir söz söylemek sizce mümkün mü? 

Mümkün, sanatçısına bağlı. 

- Bir sanatçının veya küratörün hareket alanı ne kadar geniş olabilir? 

Yani bu aslında bir müzakere. Bu işler de öyle aslında. Müzakere ediyor bu işler. Yani ya böyle ya şöyle yapıyorsunuz. Ben bunu söyleyeceğim diyorsunuz. Öbürü de diyor ki söyleyemezsin. Ne oluyor? Saniyelik bir şey zaten. Hiçbir iletişim, hiçbir ilişki olmuyor. Herkes sırtını dönüyor, gidiyor. Ben buna inanmıyorum. Ben bir şeyleri böyle çözebileceğimize ve elde edebileceğimize inanmıyorum. Şöyle bir klişeden de bahsetmiyorum yani. Aa yapının içinden devrim yapmak, çözmek lazım öyle bir şey değil benim dediğim. Bu sergi de öyle. Bir birbirimize bir hani merhaba diyebilir miyiz? Bir böyle hani ben üstte sen altta, hani kurum işte bağımsız böyle bu şeyleri bir bıraksak, bir konuşmaya başlasak.

İlgili İçerikler