Yaratım ve yıkım: Tarihin kadrajı dışında kalanlar, tuvalde birikenler

Yaratım ve yıkım: Tarihin kadrajı dışında kalanlar, tuvalde birikenler

Geçmiş, kusurlu fotoğraflarla gün yüzüne çıkıyor; hafıza, boya tortularındaki gerilimle birlikte taşınıyor. Pera Müzesi'ndeki iki sergi, geçmişin kayıtları ile sanatın yaratım süreçleri arasında bir düşünce alanı kuruyor.

Yaratım ve yıkım: Tarihin kadrajı dışında kalanlar, tuvalde birikenler

Pera Müzesi geçtiğimiz haftalarda sezonu iki yeni sergiyle birden açtı. Hava muhalefetine rağmen açılışa ilgi büyüktü. Ancak Pera’daki açılışlar hiçbir zaman yalnızca sanatın konuşulduğu etkinlikler olarak kalamıyor. Ülkenin yoğun siyasi ve toplumsal gündemi bir şekilde sanatın alanına da sızıyor. Nitekim aynı gün Deniz Göktaş’ın tahliye haberiyle sevindik. Açılıştan iki gün sonra, 30 Eylül’de ise T24’e erişim engeli getirildi.

Bu nedenle erişim engelinin 20. gününde yayımlanacak bu yazı da binlerce haber ve köşe yazısıyla birlikte Türkiye’deki okurun erişimine “kapalı” olacak. Ancak bir yolunu bulup okuyanlar hariç.

Kavramlar tersyüz. Dilin kendi anlamından koparıldığı bir yapı bozum sürecine tanıklık ediyoruz. Sözcüklerin içleri boşaltılarak yeniden tanımlanıyor. Güvenlik adı altında güvensizlik, adalet söylemi altında hukuksuzluk, özgürlük vaatleri altında yasaklar üretiliyor.

İronisi güçlü bir hukuksuzluk anıtı inşa ediliyor.

Cumhuriyetin Kamera Arkası Pera’da

Böyle bir dönemde, geçmişin nasıl kaydedildiğine bakmak ayrıca anlam kazanıyor.

Cumhuriyetin Kamera Arkası sergisi, erken Cumhuriyet İstanbul’unun gündelik yaşamını ve foto muhabirliğinin perde arkasını ele alıyor.

 

Suna ve İnan Kıraç Vakfı Fotoğraf Koleksiyonu Basın Fotoğrafları Arşivi’nden seçilen ve 1920-1950 tarihleri arası çekilen 20 bini aşkın fotoğraf İdil Çetin ve Ahmet Ersoy küratörlüğünde gün yüzüne çıkıyor. Büyük bölümü ya hasarlı/kusurlu ya da çekildiği dönemin estetik ve ideolojik kalıplarının dışında kalan görüntülerden oluşan sergi, geçmişin göz ardı edilen yönlerini yine dönemin göz ardı edilen fotoğraflarıyla sorguluyor.

Döneme nostaljik ya da resmi tarih anlatısıyla yaklaşmayan sergi, çelişkileri, belirsizlikleri ve toplumsal gerilimleriyle Cumhuriyet’in erken döneminin farklı biçimlerde nasıl hatırlanabileceğini gösteriyor. 

İstanbul Araştırmaları Enstitüsü’nün 20. yıl sergisinde, binlerce imge görsel bir kaosa kurban edilmeden berrak bir hikâyeye dönüştürülmüş; gücünü de buradan alıyor. Küratörler kendi yorumlarını dikte eden baskın bir tasarım yerine, dönemin çok sesli ve katmanlı yapısına alan açmayı tercih etmiş. Tereddütsüz, son yıllarda gezdiğim en iyi arşiv sergilerinden biri.

Yaratım ve Yıkım

Pera Müzesi’ndeki Frank Bowling: Yaratım ve Yıkım sergisinde Bowling’in eserleri, Francis Bacon ve Victor Willing’in yapıtlarıyla bir arada sunuluyor. 


Frank Bowling Tate Müzesi’nde 2019. Foto: Matt Greenwood,

İtiraf etmeliyim ki bu sergi özellikle Francis Bacon’ın eserlerini görebilecek olmam nedeniyle ilgimi çekiyordu. Yakınlarda yayımlanan bir yazımda da Bacon’ı ve sanatını ele almıştım.

Basın toplantısının ardından soru-cevap bölümüne geçildiğinde sessizce davetlilerin arasından sıyrılarak salondan çıktım ve üst kattaki sergi alanına geçtim. Kalabalık artmadan çıkıp Bowling, Bacon ve Willing’in eserlerini görmek istiyordum. Basın davetlileri, toplantı sonrası küratör eşliğinde alt kattaki fotoğraf sergisini gezerken sergiyi uzun uzun inceleme fırsatım oldu.

Pera Müzesi basın toplantısı soldan sağa: Alistair Hicks, Begüm Akkoyunlu Ersöz, M. Özalp Birol, Gülru Tanman, İdil Çetin, Ahmet Ersoy

Sergi, bugün 92 yaşında olan ve 60 yılı aşkın süredir sanat üretimini sürdüren Frank Bowling’in pratiğini, İngiliz sanatçılar Francis Bacon ve Victor Willing ekseninde ele alıyor.

Alistair Hicks küratöryel kurgusunda; Bacon ve Willing’in sergideki varlığı, izleyicinin Bowling’in sanatsal evrenine girişinde bir pusula işlevi görüyor.

Bu bağlamda küratör, sanatçının Bacon ve Willing ile kesiştiği ve ayrıştığı alanları, Bowling’in hayatına ve eserlerine yapılan biçimlendirici birer müdahale olarak tanımlanıyor.

Robert Sainsbury’nin portresi. 1955 FRANCİS BACON

Bowling’in hem hayatına hem de pratiğine etki eden bu iki sanatçı, Bowling’in işlerine daha yakından bakabilmemiz için rehberlik ediyor.

Küratör Hicks, Bowling’in soyutlamalarındaki durağan gibi görünen hareketi; zamanın, ilişkilerin ve temasların yarattığı bir “sürtünme" ve bu sürtünmenin bıraktığı "kalıntılar" üzerinden çerçeveliyor.

Bu kurgu üzerinden izleyici Bacon ve Willing’in Bowling üzerindeki etkilerini daha açık bir şekilde yakalayabilir. 

1950’lerin sonlarında Bacon ve Willing ile yolları kesişen sanatçının erken dönem eserlerinde Bacon etkisi oldukça belirgindir.

 BIRTHDAY-1961 Frank Bowling

Bowling’in sanat yaşamı üç ayrı dönem üzerinden değerlendirilebilir. Guyana’da doğan ve Güney Amerika’da New Amsterdam şehrinde büyüyen Bowling 1953 yılında 19 yaşındayken Londra’ya gider.

Kraliyet Sanat Akademi’sinden 1962 yılında mezun olduktan sonra 1966 yılında New York’a taşınan Bowling giderek soyut resme yönelir. Ancak miras aldığı deneysel yaklaşımından hiçbir zaman vazgeçmez.

Bowling, Bacon ve Willing’in üretim pratikleri, tıpkı bir yapboz gibi sürekli bir yıkım ve yeniden yaratım döngüsü içerir.

Küratör Alistair Hicks’in basın toplantısında da belirttiği üzere, bu üç sanatçının en çarpıcı ortak noktalarından biri çocukluklarında babalarından gördükleri şiddet ve baskının ağır izlerini taşımaları. Biyografilerindeki bu sarsıcı travma, malzemeyle kurdukları fiziksel ilişkiyi de şekillendirmiş olabilir.

Bu üç ressamın yollarının kesiştiği ve ayrıştığı noktalar, sanat tarihindeki figürasyon-soyutlama tartışmalarının da bir izdüşümü gibi. Gerilimi her zaman insan bedeni üzerine yığan Bacon, Bowling’in giderek artan bir ivmeyle soyut resme yönelmesini bir tür "ihanet" olarak tanımlar.

Ancak sergiye Hicks'in sunduğu kavramsal çerçeveden yaklaştığımızda, Bowling’in resimlerindeki dingin ve giderek daha yumuşak hale gelen renk alanlarının, başka türden bir maddesel ağırlık barındırdığını görürüz.

Kitty (Fermuar serisinden) 2009Frank Bowling 

Bowling’in eserlerinde seyreltilmiş pigmentlerle yaratılan suluboya etkisi ilk bakışta bir hafiflik hissi uyandırıyor ancak dikkatli baktığımızda tuval yüzeyinde biriken boya tortularını fark ediyoruz. Sanatçı asıl gerilimi bu alanlara yığıyor.

Sanatçının üretim sürecindeki sabrı; izleyiciden de talep ettiği anlaşılıyor.  Boya tortusu rastlantısal değil, sanatçının malzemeyle kurduğu fiziksel bir ilişki ve bu tortular aslında hayatındaki kesişmelerin ve yaratım sürecinde yaşanan sürtünmelerin izi.

Bacon’ın insana odaklanan figüratif geriliminden uzaklaşıp soyutlamaya yönelen Bowling, Amerikan soyut sanat anlayışından da belirgin biçimde ayrışır. Amerikalı soyut sanatçılar resmi her türlü dış referanstan arındırmaya çalışırken Bowling soyutlamalarını doğduğu coğrafyanın, dostlukların ve sanatsal karşılaşmaların izlerine dönüştürür.

Bowling serginin küratöryel metninde de ifade edildiği gibi “Budist bir keşiş gibi yalnızca zihninin içinde yaşama lüksüne sahip olmadığını, hatta bunu istemediğini bilen, ayakları yere basan bir soyutlamacıdır.”

Sanatçı Barnett Newman’ın eserlerine gönderme yaptığı Fermuar serisinde Newman'ın kozmik hatttıyla diyalog kurar fakat Bowling için fermuar, birleşme ve ayrılma hattıdır yani dünyaya ilişkindir. Kilometrelerce bir sahil hattında karayla denizin buluşmasının, tekrarlarla sürdürülen hayattaki sürtünmelerin, aşınmaların, kopuşların ve yeniden buluşmaların bir imgesidir.

Barnett Newman. Vir Heroicus Sublimis. 1950–51.

Kitty; Francis Bacon’ın soyutlamaya dönük "figürden uzaklaşma" eleştirilerine verilmiş bir cevap olarak düşünülebilir. Bacon gerilimi insan bedeninde ararken, Bowling Kitty gibi eserlerinde gerilimi ve duyguyu boyanın kendi yapısında, katmanlar arasındaki sürtünmede ve tuvali yaran fermuar çizgisinde yakalar.

Bowling'in soyut yüzeylerindeki rastlantısallık ve kontrol arasındaki gerilim ise Willing'in figüratif dünyasındaki kaos ve düzen arayışıyla kesişir.

Gezgin Şövalye 1978 Victor Willing

Sanatçı Tate ile yaptığı bir röportajda, sanat pratiğini şöyle açıklar:

"Gençliğimde insan davranışının trajik yönüne bakmaya ve bunu çalışmalarıma yansıtmaya meyilliydim, ancak resim yapımına daha çok dahil oldukça, resim yapmanın en önemli unsurlarından birinin renk ve geometri olduğunu fark ettim." — Frank Bowling

Frank Bowling'in eserleri; yaşam deneyimlerinin, sanatsal karşılaşmaların ve kişisel kopuşların soyutlama içinde nasıl yeniden biçimlendiğini gösteriyor.

Sergi, üç sanatçı arasındaki benzerlik ve ayrışmalardan hareketle yaratımın beslendiği ilişkileri ve sanatçının özgün soyutlama anlayışını ortaya koyuyor.

Sergi  31 Ocak 2027 tarihine kadar görülebilir.


T24’ÜN ARKASINDA HİÇBİR GÜÇ YOK; TEK GÜÇ SİZ OLUN, REKLAMSIZ T24’E ABONE OLUN

İlgili İçerikler