Partilerin peşinden koşmayalım, lider saplantısında kaybolmayalım.
Liderlerle taraflaştık, onlar sövdükçe, birbirlerini tehdit ettikçe bölünerek kabileleştik. Siyasi rakiplerin olumsuzluk bombardımanıyla toplum olarak dibe doğru yarıştayız.
Oyun böyle oynanıyor.
Her yerde böyle.
Avrupa Üniversitesi Enstitüsü’nde Ela S. Evliyaoğlu siyaset ve psikolojinin kesiştiği duygusal kutuplaşma kavramına dikkatimizi çekerken, Dünya Ekonomik Forumu’nun kutuplaşmayı en büyük 10 küresel riskten biri olarak gösterdiğinin altını çiziyor.
İnandığımız liderlerin karanlık yüzlerinin açığa çıkması, yalanlarının kanıtlanması, onlara inancımızı azaltacağına güçlendiriyor.
Başkan değil yeni demokrasi anlayışına ihtiyacımız var.
Türkiye’de pırıltılarını Gezi’nin ilk günlerinde görmüştük.
Bugün de İmamoğlu’nun hapse atılmasının bardağı taşıran damlasıyla ülke çapında 40 küsur üniversiteden gençlerin 19 Mart manifestosunda, YÖK’ün de vurgulandığı, ülkenin gidişatına ilişkin endişelerini görüyoruz.
Ve görüyoruz ki onları can siperane yola koyan, kimin başkan olacağı değil nasıl bir Türkiye’de yaşamak istedikleri.
Buna aracı olacak siyasi partilerin hiyerarşik yapısının demokratik ilkelerle çelişkisiyse ortada. Yetmiyormuş gibi muhalefet, bir zaman dilinden düşürmediği parlamenter sistemden söz etmez oldu; kısacık zamanda bizim de belleğimizden siliniverdi.
İmamoğlu’nun ne zaman sona ereceği belirsiz mağdur konumu ve seçim beklentisi, yeni bir demokrasi anlayışını dile getirmemizi engellememeli.
Cumhuriyet tarihi boyunca nice badireyle şerbetlenen Türkiye’de sivil toplum, geleceğini siyasi partilerin iktidar hırsı ve hesaplarına teslim etmeyecek kadar olgunlaştı. Gün, siyasetin rüzgarında savrulmadan toplumun çeşitli katmanlarının siyasi partilere yol göstermelerinin zamanı.
Tarihimizde buna muhtaç oldukları kaç kez kanıtlandı.
Sonuçlar hazin dolu.
Üniversite gençlerinin duyarlılığı, sendikaların, meslek örgütlerinin, STK’ların, TÜSİAD gibi kuruluşların “Nasıl bir Türkiye İstiyoruz” bildirgesi hazırlamalarına göz kırpıyor.
Edilgenliğimiz pişman olacağımız ayıba dönüşmemeli.
Bu yaklaşımı son başkanlık seçimleri öncesi muhalefet partileri gündemlerine almış, iktidar olduklarında programlarını, ilkelerini ayrıntılarıyla çalışmış, lakin başkan adaylığı git gelleri birlikteliklerini bulandırmıştı. Hata tekrarlanmasın. Gündem bu sefer sivil toplum önderliğinde siyasi partilerin görüşlerinin alınacağı yeni Anayasa. Ardından ülke çapında güçlü bir kamuoyuyla, seçim çağrısında siyasi partilerin parlamenter sistem vaadinde buluşması.
Çerçeve anayasaya mutabakatında söz vermeleri.
Yoksa başkanlık öyle bir şey ki gücü tadan çabuk alışıyor.
Abartıyoruz önemini. Venedik İmparatorluğu 600 yıl sürdü. Hangi Doge’nin adını duyduk ki?
Hepsi çeşitli kurulların sıkı denetimi altında.
Bu arada:
Muhalefetin, siyasi mirasını masaya yatırarak, topluma öz eleştiri yapma borcunu ödemesi onu güçlendirmez mi?
İktidardan kurtulmaya odaklı içeriksiz söylemler tarihte hep geri tepmedi mi?
27 Mayıs öncesi, 15 Mayıs’ta Demokrat Parti’nin seçime gideceğini ilan etmiş olmasına rağmen Menderes hükümetine karşı eylemleri fiştekleyen ana muhalefet sonunda askeri darbeye kucak açmıştı. Başbakan ve arkadaşlarının asılmasına seyirci kalmış, yandaş anayasa profesörleri “zinde güçler” deyimiyle 27 Mayıs darbecilerine meşruiyet tanımış, CHP, Milli Güvenlik Konseyi sultasının altında iktidar olmayı benimsemişti.
Anadolu unutmadı. Hala ona göre de oy veriyor.
İktidarsa, öz eleştirisi yapılmayan o dönemi, günümüz siyasetine malzeme yaparak seçmeni yönlendirme çabasında. Lakin günden güne gücünü yitirir, özgürlükleri kısıtlarken, sertleşip toplumu geriyor.
Ömrüm boyunca tanığı olduğum benzer durumlar herkesi pişman eden sıkı yönetimlerle sonuçlandı. Hükumete nasihat bana düşmez. Lakin Demokrat Parti ilk seçildiğinde Milli Şef dönemi boyunca hapiste yatan Nazım Hikmet’i de kapsayan af çıkarmıştı. Şimdi de benzer nedenlerle hapiste yatan nice insanın özgürlüğü hükümete de iyi gelmez mi? Yükselen beklentilere rağmen savsaklanmasından endişelendiğim barışla el ele gitmez mi?
Başka bir dünya mümkün.
Elbet göreceğiz.


