Kayısı üreticileri tepkili; “Fiyatlar maliyeti kurtarmıyor…”
İncir hasat edenler dertli; “Ağaçta kalsın, bu fiyat masrafımızı karşılamıyor...”
Fındık üreticileri de TMO'nun açıkladığı alım fiyatının artırılması için hemen her gün açıklama yapıyor.
Buna karşın İstanbul'daki bir kuruyemişçiden birer kilo kuru kayısı, kuru incir ve kabuklu fındık almaya kalksanız, en az 2 bin lirayı gözden çıkarmanız gerekiyor.
Yani üretici de mutsuz, tüketici de... Türkiye tarımının fotoğrafı bu maalesef. Ve bu tablo hiç değişmeden hemen her yıl tekrarlanıyor.
Mesela fındık! Türkiye'nin neredeyse endemik tarım ürünü. Dünyanın fındık deposuyuz ve fındık, çikolata ve şekerleme endüstrisi için vazgeçilmez bir hammadde. Yüzü aşkın ülkeye satıyoruz, milyarlarca dolar ihracat geliri elde ediyoruz.
Ama buna rağmen bu zenginliği, katma değerli ve sürdürülebilir bir geleceğe dönüştüremedik. Varsa yoksa her yıl aynı tartışma: Fındık kaç lira olacak?
Çiftçi ve ziraat odalarının talebi şu; “250 lira az, 300 lira olsun”, “50 lira daha fazla verilsin, üretici biraz nefes alsın”.
Elbette üreticinin maliyetini karşılayan, emeğinin karşılığını veren bir fiyat son derece önemli. Ama fındıkta öncelikli sorunumuz fiyat mı?
Aynı fındık, aynı fiyat; 47 bin 500 lira fark
Gelin iki fındık üreticisi düşünelim. İkisi de ürününü kilogramı 250 liradan satsın. Birinin bahçesi dönümden 60 kilogram ürün versin. Diğerinin iyi bakılmış, verimli bahçesinden 250 kilogram fındık çıksın.
Hesap basit: 60 kg × 250 TL = 15 bin TL.
250 kg × 250 TL = 62 bin 500 TL.
Aynı fındık. Aynı fiyat. Aynı büyüklükte arazi. Ama dönüm başına 47 bin 500 lira brüt gelir farkı.
Elbette 250 kilogram ürün alınan bahçenin bakım ve girdi maliyeti de farklı olacaktır. Dolayısıyla bu bir net kazanç hesabı değil.
Ama bize çok önemli bir şey söylüyor: Fındığın fiyatı kadar, o fındıktan dönüm başına kaç kilo aldığımızı da konuşmak zorundayız.
Verimin dünya ortalamasından 4-5 kat düşük olduğu bahçeler var
Çünkü Türkiye dünyanın en büyük fındık üreticisi olmasına rağmen verimlilik konusunda aynı başarıyı gösteremiyor.
Tarım ve Orman Bakanlığı verilerine göre 2025 yılında Türkiye'de ortalama fındık verimi dekarda 59 kiloya kadar düştü.
Tek bir yıl yanıltıcı olabilir.
Ama uzun dönemli akademik veriler de sorunun yapısal olduğuna işaret ediyor. 2016-2020 ortalamasında Türkiye'de dekardan yaklaşık 84 kilogram fındık alınırken ABD'de bu rakam 221, Fransa'da 205, Gürcistan'da 180, İtalya'da 157 kilogram civarında.
Burada çok önemli bir ayrım yapmak gerekiyor. Türkiye'nin fındıkta verim sorunu var ama verim potansiyeli sorunu yok. Aynı toprakta 250-300 kilo alınabiliyor. Bunu nereden biliyoruz?
Bir süredir Ankara Üniversitesi Ziraat Fakültesi'nin Giresun'da yürüttüğü oldukça ilginç bir çalışmayı takip ediyorum. Projeyi yürüten Prof. Dr. Hatice Dumanoğlu ile konuştum. Dumanoğlu'na göre Türkiye'deki düşük verimin arkasında dört temel etken var: Çeşit, arazi yapısı, bahçelerin yaşı ve bakım. Özellikle Doğu Karadeniz'deki yaşlı fındık plantasyonlarının verimi aşağı çektiğini söylüyor.
Ama daha önemlisi şu: Geleneksel ocak sisteminde bile iyi bakılan bahçelerde dekardan 250-300 kilogram ürün alınabildiğini belirtiyor.
Trabzon Ticaret Borsası'nın çalışmaları da benzer bir tablo ortaya koyuyor. Geleneksel üretim alanlarında 50-100 kilogramlara kadar düşen verim, yenilenmiş ve iyi yönetilen bahçelerde birkaç katına çıkabiliyor.
Demek ki sorun fındık ağacının daha fazla ürün verememesi değil. Bahçeyi nasıl kurduğumuz ve nasıl yönettiğimiz.
Hedef 500 kilo
Ankara Üniversitesi'nin çalışması tam da burada ilginçleşiyor. Prof. Dr. Dumanoğlu ve ekibi Giresun'da iki dekarlık bir deneme bahçesi kurdu. Geleneksel ocak sisteminden farklı olarak yoğun dikim ve yeni bir terbiye sistemi üzerinde çalışıyorlar. Amaç, fındığı ocaklar arasında geniş boşluklar bırakarak yetiştirmek yerine alanı daha etkin kullanan farklı bir üretim modeli oluşturmak. Hedef ise; dekarda en az 500 kilogram verim elde etmek.
Başarılı olur mu, ne ölçüde uygulanabilir olur, maliyeti ne çıkar; bunları sonuçlar açıklandığında göreceğiz. Ama böyle bir araştırmanın yapılıyor olması bile bize başka bir şey söylüyor.
Biz hâlâ fındığın kilosuna 50 lira daha ekleyip üreticiyi nasıl rahatlatacağımızı tartışırken, bilim insanları aynı topraktan birkaç kat daha fazla ürün almanın yollarını arıyor.
Hem bahçe yaşlanıyor hem çiftçi
Fındıkta işin bir başka düşündürücü tarafı da yaşlanma. Sadece üretici yaşlanmıyor. Bahçeler de yaşlanıyor.
Doğu Karadeniz'de ekonomik ömrünü tamamlamış, 50-60 yılı aşmış, hatta çok daha yaşlı fındık bahçeleri bulunuyor.
Üstelik miras yoluyla bölüne bölüne küçülen araziler ekonomik işletme olma özelliğini kaybediyor. Bahçenin sahibi İstanbul'da, Ankara'da, başka bir şehirde yaşıyor. Yılda birkaç kez geliyor. Fındık artık ailenin temel geçim kaynağı değil, ek gelir. Bahçe gerektiği gibi budanmıyor. Toprak analizi yapılmıyor. Gübreleme, hastalık ve zararlılarla mücadele aksıyor. Verim düşüyor. Verim düştükçe kilogram başına maliyet yükseliyor. Kazanç düşünce bahçeye daha az yatırım yapılıyor. Sonra verim biraz daha düşüyor.
Tam bir kısır döngü.
Nitekim sektör araştırmalarında yüz binlerce fındık üreticisinin önemli bölümünün artık üretim bölgesinde sürekli yaşamayan “devamsız üretici” haline geldiğine dikkat çekiliyor.
Bazı bahçelerde iş, fındığın toplanmasının ekonomik olup olmadığını hesaplamaya kadar geliyor.
Gençler neden fındık üretmiyor?
Sonra dönüp başka bir sorundan yakınıyoruz: Çiftçi yaşlanıyor, gençler tarım yapmıyor!
Ama genç bir insanın önüne dönümden 50-60 kilogram veren, mirasla parçalanmış, eğimli, mekanizasyonun zor olduğu ve yoğun işçilik isteyen bir bahçe koyup; “Gençler neden fındık üretmiyor?” diye sormanın pek anlamı yok.
Önce o bahçeyi genç bir insan için ekonomik bir işletme haline getirmemiz gerekiyor. Yaşlı bahçeleri yenilemek gerekiyor. Ama çiftçiye “Bahçeni sök, yeniden dik” demek de yetmez.
Yeni dikilen bahçe ekonomik ürüne yatana kadar geçecek yıllarda üreticinin gelir kaybını karşılayacak bir sistem gerekiyor.
Küçük ve parçalı bahçelerde mülkiyeti değiştirmeden ortak işletme modelleri geliştirilebilir. Şehirde yaşayan bahçe sahiplerinin arazileri, profesyonel ekipler veya üretici örgütleri tarafından ücret karşılığı yönetilebilir.
Karadeniz'in eğimli arazisine uygun mekanizasyon çözümleri yaygınlaştırılabilir. Ve belki de destek sisteminde sadece “kaç dönüm fındık bahçen var?” sorusu yerine; “O bahçeyi ne kadar iyi işletiyorsun?” sorusu da sorulmalı.
Fındıkta dünya liderliği garanti değil
Çünkü dünya bizi beklemiyor. Türkiye hâlâ açık ara dünyanın en önemli fındık üreticisi. Ama yeni üretici ülkeler bahçe kuruyor, verimlerini artırıyor ve dünya pazarından pay almaya çalışıyor.
Türkiye'nin dünya üretimindeki tarihsel ağırlığı da geçmiş yıllardaki seviyelerinden gerilemiş durumda.
2025 yılında fındık ve mamulleri ihracatımız miktar bazında bir önceki yıla göre yüzde 26'nın üzerinde düştü. Karadeniz Fındık ve Mamulleri İhracatçıları Birliği de mevcut politikalarla sektörün sürdürülebilirliğinin güçleştiği uyarısında bulunuyor.
Elbette bir yıllık ihracat düşüşünü doğrudan verim sorununa bağlamak doğru olmaz. Ama dünyanın fındık deposu olmak geçmişten bize verilmiş sonsuz bir imtiyaz da değil. Rakipler yeni bahçeler kurarken bizim yaşlanan bahçelerle yolumuza devam etmemiz mümkün değil.
O nedenle TMO'nun açıkladığı fiyatı tartışalım, üreticinin maliyetini konuşalım. Ve umalım ki fiyat artırılsın.
Ama fındık politikasını bundan ibaret görmeyelim.
Çünkü fiyat bir sezonu kurtarabilir.
Verimli ve ekonomik olarak işletilebilir bir bahçe ise fındığın geleceğini kurtarır.
Üstelik elimizde önemli bir avantaj var.
Sorunun çözülebilir olduğunu gösteren bahçeler zaten Türkiye'de mevcut.
Belki de artık her ağustos ayında; “Fındık kaç lira olmalı?” sorusunun yanına bir soru daha eklemeliyiz: “Bu bahçe neden hâlâ 60 kilo veriyor?”
T24’ÜN ARKASINDA HİÇBİR GÜÇ YOK; TEK GÜÇ SİZ OLUN, REKLAMSIZ T24’E ABONE OLUN
|


